🖤🤍
Bazı dosyalar açıldıkça netleşmez. Tam tersine, bulanıklaşır.
Benim önümdeki dosya da öyleydi.
Her yeni sayfa, gerçeğe yaklaşmıyordu. Sanki gerçeğin etrafına yeni duvarlar örüyordu.
Ve bu durum beni sinirlendiriyordu.
Çünkü ben belirsizliği sevmem.
Belirsizlik, kontrolün kaybolduğu yerdir.
O gün tekrar binaya girdiğimde koridor aynıydı ama insanlar biraz daha dikkatli yürüyordu. Sanki bir şey olmuştu da kimse ne olduğunu tam bilmiyordu.
Ben biliyordum.
Bir şey olmamıştı.
Bir şey başlamıştı.
Odaya girdiğimde Karan yine oradaydı.
Bu sefer farklı bir şey yoktu. Ne daha gergin görünüyordu ne daha rahat. Sanki ben her geldiğimde aynı sahne yeniden kuruluyordu.
Ama bu kez ben aynı kişi değildim.
Dosya elimdeydi.
Açıktı.
Ve ilk kez konuşmaya hazırlıklıydım.
O bana baktı.
“Tekrar geldin,” dedi.
Bu bir soru değildi.
Bir tespitti.
Ben oturdum.
“Bu dosya kapanmadı,” dedim.
“Henüz.”
O kelimeyi yine söylediğimde gözleri hafif daraldı.
Sanki bu kelime onu rahatsız ediyordu.
“Henüz,” dedi o da. “Savcılar genelde bu kelimeyi sever.”
Ben dosyayı masaya bıraktım.
“Ama askerler genelde sonuçları sever.”
Bu cümle ilk kez onu susturdu.
Kısa bir sessizlik oldu.
Ve bu sessizlik bana bir şey öğretti:
Onu susturmak kolay değildi.
Dosyayı açtım.
Sayfaları çevirdim.
“Koordinat hatası,” yazıyordu.
“İstihbarat doğrulandı.”
“Operasyon tamamlandı.”
Ama hiçbir yerde “neden” yazmıyordu.
Hiçbir yerde “kim yanlış verdi” yazmıyordu.
Ben sayfayı kapatmadım.
“Bu koordinatlar kimden geldi?” dedim.
Karan hemen cevap vermedi.
Bu sefer sessizlik farklıydı.
Hesap sessizliği değildi.
Düşünme sessizliğiydi.
“İstihbarat,” dedi en sonunda.
“Kim istihbaratı doğruladı?”
“Üst birim.”
Ben başımı hafif eğdim.
“Çok hızlı doğrulanmış.”
“Operasyonlar hızlı olur.”
Ben ona baktım.
“Yanlışlar da öyle.”
Bu cümle odada sert bir yere çarptı.
Karan gözlerini kısmadı ama çenesinde küçük bir kas gerildi.
Bu bile yeterliydi.
Ben öne eğildim.
“Bir şey saklanıyor,” dedim.
O an ilk kez doğrudan bana baktı.
Gerçekten baktı.
“Ne saklanıyor?” dedi.
Ben dosyayı kapatmadım.
“Sana verilen şey ile sana söylenen şey aynı değil.”
Bu cümle oda içinde daha ağır kaldı.
Karan sandalyede hafifçe geriye yaslandı.
“Bu bir varsayım,” dedi.
“Hayır,” dedim. “Bu bir örüntü.”
Bir an sustuk.
Ama bu sessizlik artık boş değildi.
İlk kez birbirimizi sadece duymuyorduk.
İzliyorduk.
O anda kapı çalındı.
İçeri bir görevli girdi.
“Savcı Yalçın, üst birim çağırıyor.”
Başımı hafif çevirdim.
“Şimdi mi?”
“Evet.”
Karan’a baktım.
O hiçbir tepki vermedi.
Ama gözlerinde küçük bir şey vardı.
Bekleme.
Sanki bu çağrıyı önceden biliyordu.
Bu farkındalık beni rahatsız etti.
Ayağa kalktım.
Kapıya yöneldim ama çıkmadan önce durdum.
Ona döndüm.
“Bu dosya seni de içine çekiyor,” dedim.
Karan ilk kez hafifçe başını eğdi.
“Ben zaten içindeyim,” dedi.
Bu cümle basitti.
Ama tehdit gibiydi.
Koridora çıktım.
Görevli beni götürüyordu ama ben yürürken arkamda kalan odanın boşluğunu hissediyordum.
Ve aklımda tek bir şey vardı:
Karan hiçbir şey söylemiyordu.
Ama hiçbir şey söylememesi, en tehlikeli şey olabilirdi.
Çünkü bazı insanlar konuşarak yalan söyler.
Bazıları ise sessizlikle gerçeği saklar.
Ve ben henüz hangisiyle karşı karşıya olduğumu bilmiyordum
🖤🤍
Çok uzatmicam asklarrr
Görüşürüz seviliyorsunzzzzz
🖤🤍
