Bölüm 9 — GERÇEK
Veyne, kapsülün etrafında yavaşça dolaşırken, sesi hem yorgun hem de tuhaf bir rahatlamayla doluydu — sanki otuz yıldır taşıdığı bir yükü, sonunda bırakmanın eşiğindeydi.
"On iki yıl önce," diye başladı, "Antarktika'nın buzulları beklenmedik bir hızla erimeye başladığında, bir uluslararası araştırma ekibi buraya gönderildi. Ben de aralarındaydım — genç, hırslı, ve dünyayı kurtaracağıma inanan bir genetikçi."
Elini kapsüle dayadı, gözleri anıların arasında kayboldu.
"Buzun üç kilometre altında, bir yapı bulduk. İnsan yapımı değildi — bundan emindik. Ama aynı zamanda doğal da değildi. Sanki... inşa edilmiş bir tohum gibiydi. İçinde bir materyal vardı, hücresel yapısı bizimkine hem çok benzer hem de çok farklıydı."
"Nereden geldi?" diye sordu Ysolde.
Veyne, omuz silkti — bu, otuz yıldır sorduğu bir soruydu belli ki. "Bilmiyoruz. Belki bir göktaşıyla geldi, milyonlarca yıl önce. Belki çok daha eski bir şey, dünyanın kendisi kadar eski. Testlerimiz hiçbir zaman kesin bir cevap veremedi. Ama bir şeyi kesin olarak biliyorduk: canlıydı. Uykuda, ama canlı."
Kael, öne eğildi. "Ve siz onu uyandırdınız."
"Uyandırmadık," dedi Veyne, sesi keskinleşerek. "O, uyanmak istemedi. Onu incelerken, onunla — bir şekilde — iletişime geçtik. Ya da o bizimle iletişime geçti, tam olarak emin değilim. Ve anladık ki, bu materyal, kendi türünü devam ettirmenin bir yolunu arıyordu. Bir konak arıyordu. Milyonlarca konak."
"İnsanlık," dedi Sable, sesi buz gibi.
"İnsanlık," diye onayladı Veyne. "Dünya zaten ölüyordu — okyanuslar, savaşlar, salgınlar. Konsey bize dedi ki, eğer bu materyali insan DNA'sıyla birleştirebilirsek, belki insanlığı yeni dünyaya adapte edebilirdik. Ölümden kaçış. Ben de inandım buna. Gerçekten inandım."
Veyne'in sesi kırıldı, ellerini yüzüne kapadı bir an için.
"Ama materyal bize uymadı. Biz ona uyduk. Ve tam olarak anlamadığımız bir şekilde, insanlığı kendi hayatta kalma stratejisinin bir parçası haline getirdi. Üç farklı yol denedi — üç farklı evrim — çünkü hangisinin en iyi çalışacağını görmek istiyordu."
"Bir deney," dedi Kael, sesi boğuktu. "Biz onun deneğiyiz."
"Evet," dedi Veyne, ona dönerek, gözlerinde derin bir acı vardı. "Ve sen, İlk Doğan — sen, üç yolun da başarılı olduğunun kanıtısın. Materyal, insan DNA'sıyla üç farklı şekilde birleşmeyi denedi ve üçü de hayatta kaldı, üçü de evrimleşti. Ama sende — belki bir kaza, belki bir tasarım, hâlâ bilmiyorum — üçü de aynı anda aktif oldu."
"Bu ne anlama geliyor?" diye sordu Sable.
Veyne, derin bir nefes aldı. "Bu, İlk Doğan'ın materyal için mükemmel bir konak olduğu anlamına geliyor. Tam, bölünmemiş bir konak. Ve eğer materyalin geri kalanı — asıl kaynak, hâlâ bir yerlerde uykuda olan asıl varlık — onun varlığını hissederse..."
"Gelecek," dedi Ysolde, sesi titriyordu.
"Gelecek," diye onayladı Veyne. "Ve Kael'i kendi bedeni için mükemmel bir kapı olarak kullanacak. Ya da..." Duraksadı.
"Ya da ne?" diye sordu Kael, sesi zorlukla çıkıyordu.
"Ya da Kael, onu durdurabilecek tek kişi olacak. Çünkü eğer üç yolu da bünyesinde taşıyorsa, belki de materyalin ona ihtiyacı olduğu kadar, o da materyale karşı bir silah taşıyordur. Denge. Kontrol. Otuz yıldır bunu araştırıyorum ve hâlâ kesin bir cevabım yok."
Odada uzun bir sessizlik oldu, sadece kapsülün içindeki hafif uğultu duyuluyordu.
Kael, ayağa kalktı, kapsüle yaklaştı. İçindeki materyal — hâlâ mavi bir sıvının içinde asılı, insan formuna benzeyen ama olmayan bir şekil — onun varlığına tepki verir gibi hafifçe parladı.
"Peki şimdi ne yapmalıyım?" diye sordu, sesi kararlıydı ama içindeki korku gizlenemiyordu.
Veyne, ona baktı, sonra kapsüle. "Seçmen gereken bir şey var, İlk Doğan. Materyalin geri dönüşünü hızlandırabilir, kendi gücünü tam olarak kucaklayabilir ve belki dünyayı yeni bir çağa taşıyabilirsin — Dominion'ın, Feral'in, Noctis'in ötesinde bir birleşme. Ya da—"
"Ya da?"
"Ya da onu tamamen yok edebilirsin. Kapsülü, materyali, belki de kendi içindeki Eclipse Mark'ı bile. Evrimi durdurabilirsin. İnsanlığı, olduğu haliyle, ne kadar kırık olursa olsun, koruyabilirsin."
Sable, öne çıktı, sesi sert. "Bunun bir bedeli olmalı."
Veyne, başını salladı, yüzünde acı bir kabullenme vardı. "Materyali yok etmek... İlk Doğan'ı da yok edebilir. Çünkü artık ayrılmaz bir şekilde bağlılar."
Kael, elini kapsüle dayadı, soğuk yüzeyin altında nabız gibi atan bir enerji hissetti.
Dışarıda, uzaktan, patlama sesleri gelmeye başladı — Dominion filosu, buzun üzerinde bir giriş açmaya çalışıyordu.
"Vaktimiz azalıyor," dedi Ysolde. "Karar vermen gerek, Kael. Ve yakında."
Kael, gözlerini kapattı, içindeki üç rengin — kırmızı, yeşil, mavi — hâlâ orada, hâlâ bekliyor olduğunu hissetti. Ve derinlerde, çok daha derinde, dördüncü bir şeyin, sabırla, onun kararını beklediğini.
"Bana zaman lazım," dedi, gözlerini açarak. "Ama sanırım... sanırım artık ne yapmam gerektiğini biliyorum."
O anda, tesisin tavanı gürledi — ve buz, üstlerinde çatlamaya başladı.
Devam edecek — Bölüm 10: Çöküş