Bölüm 8 — BUZUN ALTINDA
Sessiz Yas, buzların altından geçerken, gövdesi düşük bir uğultuyla titriyordu — sanki gemi de, yaklaşmakta olan şeyden tedirginlik duyuyordu.
Kael, kontrol odasının camından yukarı baktı. Buzun kalınlığı, üzerlerinde donmuş bir gökyüzü gibi uzanıyordu, ara sıra çatlaklardan sızan soluk bir ışıkla aydınlanıyordu.
"Neredeyse geldik," dedi Sable, ekranlardaki koordinatları kontrol ederek. "Eski araştırma tesisi, yüzeyin üç yüz metre altında. Buz onu on yıllardır gömüyor."
"Nasıl gireceğiz?" diye sordu Kael.
"Bir giriş tüneli var," dedi Ysolde, eski bir kroki üzerinde parmağını gezdirerek. "Eclipse öncesi mühendisler, tesisi doğrudan buzun içine inşa etmiş — gizlilik için. Eğer hâlâ açıksa..."
"Eğer değilse?"
Ysolde, ona ciddi bir bakış attı. "O zaman kendi yolumuzu açarız."
Gemi, buzun altındaki bir yarıkta durdu, ve hidrolik bir sesle dış kapı açıldı. Soğuk, keskin bir hava içeri doldu — Kael'in ciğerlerini yakan, ama tuhaf bir şekilde canlandıran bir soğukluk.
Dışarısı, hayal ettiğinden çok daha büyüktü: devasa buz mağaraları, milyonlarca yıllık katmanlarla örülmüş, ve onların ortasında — imkânsız bir şekilde hâlâ ayakta duran — eski, paslı bir tesisin girişi.
"Burası," dedi Ysolde, sesi neredeyse fısıltıya dönüşerek, "her şeyin başladığı yer."
Tesisin içi, dışarıdan çok daha kötü durumdaydı. Koridorlar buzla kaplıydı, ışıklar çoktan sönmüştü, ve her adımda metal, gerilim altındaki bir inilti çıkarıyordu.
"Dikkatli olun," dedi Sable, önden yürürken, el fenerini karanlığa tutarak. "Bu yapı otuz yıldır bakım görmedi. Her an çökebilir."
Derinlere indikçe, hava değişti — daha soğuk değil, tersine, tuhaf bir şekilde daha sıcak. Kael, bunun neden olduğunu anlayamadı, ta ki büyük bir kapıya ulaşana kadar; kapının üzerinde, hâlâ zayıfça yanan bir güç göstergesi vardı.
"Bu hâlâ çalışıyor," dedi Kael, şaşkınlıkla.
"Otuz yıldır mı?" Sable, inanamayan bir sesle sordu.
"Belki de," dedi Ysolde yavaşça, "beslendiği güç kaynağı, normal bir jeneratör değil."
Kapı, Kael yaklaştığında, aniden titredi — ve kendiliğinden açılmaya başladı, sanki onu tanımış gibi.
İçerideki oda, tesisin geri kalanından tamamen farklıydı. Işıklar hâlâ yanıyordu, yumuşak mavi bir parıltıyla. Duvarlar, tuhaf, organik desenlerle kaplıydı — insan yapımı değil gibi görünen desenler. Ve odanın ortasında, Kael'in Elias Veyne'in kaydında gördüğü kapsüle benzeyen, ama çok daha büyük bir yapı vardı.
"Bu..." Sable'ın sesi kesildi.
"Bu, ilk kapsül olmalı," dedi Ysolde, yaklaşarak. "Orijinal örneğin saklandığı yer."
Kael, yapıya doğru yürüdü, kalbi göğsünde deli gibi atıyordu. Yaklaştıkça, içindeki ışık daha da parlaklaştı — sanki onun varlığına tepki veriyormuş gibi.
Ve o zaman, arkalarından bir ses geldi — insan bir ses, ama yıllarca yalnızlıktan çatlamış bir ses.
"Sonunda," dedi ses. "Sonunda geldin."
Üçü birden döndü. Gölgelerin arasından, eski, yıpranmış bir laboratuvar önlüğü giymiş bir adam çıktı — yaşlı, çok yaşlı, ama gözleri hâlâ keskin, hâlâ canlıydı.
"Kimsin sen?" diye sordu Sable, silahını kaldırarak.
Yaşlı adam, gülümsedi — acı, yorgun bir gülümsemeydi bu.
"Adım," dedi, "Dr. Elias Veyne. Ve otuz yıldır, tam olarak bu anı bekliyordum."
Kael, şok içinde geriledi. "Ama sen... kayıttaki sen otuz yıl önceydi. Nasıl hâlâ hayattasın?"
Veyne, kapsüle doğru baktı, gözlerinde derin bir üzüntü vardı. "Çünkü ben de değiştim, İlk Doğan. Eclipse Gecesi'nde, ben de deneye maruz kaldım — kendi isteğimle. Bir günah çıkarma gibiydi. Ve materyal... beni de değiştirdi. Ama farklı bir şekilde. Beni yaşlandırmadı. Beni bekletti."
"Bekletti mi?"
"O şey," dedi Veyne, kapsüle bakarak, "bir bekçi istiyordu. Birinin, doğru zaman gelene kadar burayı korumasını istiyordu. Ve ben..." Sesi kırıldı. "Ben, yaptığım şeyin bedelini ödemem gerektiğini biliyordum."
Ysolde, öne çıktı, sesi sert ama meraklıydı. "Bize gerçeği anlat, Doktor. Hepsini. Kayıtta yarım kalan kısmı."
Veyne, uzun bir süre sessiz kaldı, sonra başını salladı. "Otur o zaman, İlk Doğan. Çünkü anlatacaklarım, dünyanın bildiği her şeyi değiştirecek."
Kael, yavaşça, kapsülün önündeki soğuk zemine oturdu, gözleri hem korku hem de merakla parlıyordu.
Dışarıda, buzun üzerinde, fark edilmeyen bir titreşim başladı — Dominion filosunun yaklaşan motorlarının sesi, ve onunla birlikte, çok daha uzaktan, Feral sürüsünün ulumaları.
Zaman tükeniyordu.
Ama Veyne, sanki dünyanın geri kalanı önemli değilmiş gibi, konuşmaya başladı.
Devam edecek — Bölüm 9: Gerçek