Skip to content

PROJECT: ECLIPSE

Chapter 10 · 4 min read

PROJECT: ECLIPSE

Chapter 10

Çöküş

Bölüm 10 — ÇÖKÜŞ

Buz, üstlerinde bir cam gibi çatladı ve devasa parçalar halinde aşağı düşmeye başladı. Kael, refleksle Sable'ı kendine çekti, ikisi de bir sütunun arkasına sığındı, üzerlerine yağan buz ve toz bulutunun içinde.

"Dominion!" diye bağırdı Ysolde, sesi gürültüye karşı zar zor duyuluyordu. "Tavanı patlattılar — direkt içeri giriyorlar!"

Tepedeki delikten, halatlarla sarkan Dominion askerleri süzülmeye başladı, zırhlarının üzerindeki ışıklar karanlığı kesiyordu. Önlerinde, Komutan Draven, yüzünde otuz yıllık bir sabrın sonunda beliren acımasız bir kararlılıkla ilerliyordu.

"Eclipse Mark'ı alın," diye emretti Draven, sesi zırhının hoparlöründen metalik çıkıyordu. "Diğerlerini öldürün."

Sable, silahını kaldırdı ve ateş etmeye başladı, hareketleri akışkan ve ölümcül bir dansa dönüşmüştü. Ama askerlerin sayısı fazlaydı, ve kapsülün etrafındaki dar alan, manevra yapmalarını neredeyse imkânsız kılıyordu.

Veyne, kapsülün kontrol paneline koştu, titreyen elleriyle eski tuşlara bastı. "Eğer bu kapsülü açarsam," diye bağırdı Kael'e, "materyal seninle doğrudan temas edecek. Bu, seni öldürebilir. Ya da—"

"Ya da beni tamamlayabilir," dedi Kael, gerçeği anlayarak. "Değil mi?"

Veyne, ona baktı, gözlerinde hem korku hem de bir tür umut vardı. "Karar senin, İlk Doğan. Ama vaktimiz kalmadı."

Bir enerji mermisi, sütunun kenarına çarptı, üzerlerine kıvılcım yağdırdı. Kael, dışarı baktı — Draven, doğrudan onlara doğru ilerliyordu, silahı hazır.

"Teslim ol, Survivor," diye bağırdı Draven. "Ve belki halkını kurtarırsın."

"Hangi halkımı?" diye bağırdı geri Kael, ayağa kalkarak. "Ben hiçbir tarafa ait değilim, Komutan. Hiçbir zaman olmadım."

O anda, tesisin derinliklerinden, yeni bir ses geldi — bir kükreme, insan olmayan ama tanıdık bir öfkeyle dolu. Duvarlar titredi, ve karanlığın içinden, Feral Alfa'sı ve sürüsü, tavandaki başka bir çatlaktan içeri daldı.

"Üçünüz de," diye kükredi Alfa, gözleri sarı bir ateşle parlayarak, "İlk Doğan'a dokunmayacaksınız!"

Oda, bir anda üç yönlü bir kaosa dönüştü — Dominion askerleri, Feral sürüsü ve Sable'ın Noctis becerileri birbirine karışırken, Kael, kapsülün önünde, fırtınanın gözünde duruyordu.

Veyne, ona doğru bağırdı: "Kael! Karar vermen gerek! ŞİMDİ!"

Kael, kapsüle baktı — içindeki materyalin, artık şiddetle parladığını, sanki savaşın enerjisinden besleniyormuş gibi. Sonra, etrafındaki kaosa baktı — üç tarafın da, aynı şey için birbirini yok etmeye hazır olduğunu.

İnsan olmak bir tür müdür, yoksa bir seçim midir?

Kael, elini kapsüle uzattı.

"Hayır!" diye bağırdı Draven, ona doğru koşarak. Ama Sable, kendini onun önüne attı, ikisi yere yuvarlandı, silahları birbirine kilitlendi.

Kael'in parmakları kapsülün soğuk yüzeyine değdiğinde, her şey durdu.

Işık, kör edici bir parlaklıkla patladı — kırmızı, yeşil, mavi, ve dördüncü bir renk, hiçbirinin tanımlayamayacağı bir renk, hepsini yutarak.

Ve Kael'in zihninde, o eski, sabırlı ses, bu sefer çok daha yakından, çok daha net konuştu:

"Sonunda," dedi ses, "tamamlandım."

Kael'in gözünden dünya kayboldu.

Bir an, hiçlik vardı — ne acı, ne ses, ne zaman. Sonra, yavaşça, bilinç geri döndü, ama artık eskisi gibi değildi. Sanki zihni genişlemişti, milyonlarca yıllık bir hafızanın, sayısız dünyanın, sayısız evrimin izlerini taşıyan bir bilgiye açılmıştı.

Ben Eclipse'im, diye düşündü, kendi düşüncesi mi yoksa başka bir şeyin düşüncesi mi olduğundan emin olamadan. Ben kapıyım. Ve ben, aynı zamanda, kapıyı tutan elim.

Gözlerini açtığında, oda değişmişti. Savaş durmuştu — Dominion askerleri, Feral sürüsü, Sable, Ysolde, Draven, Alfa, hepsi geri çekilmiş, ona dehşet ve hayranlıkla bakıyorlardı.

Kael'in gözleri artık insan gözü değildi — üç rengin karışımıyla parlıyordu, ve etrafında, görünmez bir enerji, havayı titretiyordu.

"Kael?" Sable'ın sesi titriyordu, silahını yavaşça indirdi. "Sen... hâlâ sen misin?"

Kael, kendi ellerine baktı — güçlüydüler artık, farklıydılar, ama hâlâ tanıdıktı.

"Sanırım," dedi, sesi kendi sesi gibi çıkıyordu ama derinlerde bir yankı vardı, "artık sadece Kael değilim. Ama hâlâ... buradayım."

Draven, yerden zorlukla doğruldu, yüzünde bir karışıklık vardı — korku ve hesaplaşma arasında. "Ne oldu sana?"

Kael, ona döndü, ve o anda, herkes — Dominion, Feral, Noctis — onun içinde, kendi türlerinin bir parçasını gördüklerini fark ettiler. Sanki üçü de, aniden, aynaya bakıyormuş gibi hissettiler.

"Size bir şey söylemem gerek," dedi Kael, sesi tüm odaya yayılan bir ağırlıkla. "Otuz yıldır birbirinize savaştınız çünkü farklı olduğunuza inandınız. Ama hepiniz—" durakladı, gözleri her birinin üzerinde tek tek durdu, "—hepiniz aynı kaynaktan geliyorsunuz. Ve gerçek düşman, hiçbirimiz değiliz."

Tesisin derinliklerinden, uzak bir yerden, toprağın altından gelen devasa bir titreşim hissedildi — sanki dünyanın kendisi, uzun bir uykudan uyanıyormuş gibi.

Veyne, dehşet içinde fısıldadı: "Tanrım. O geliyor. Asıl kaynak geliyor."

Ve Kael, artık sadece bir insan değil, üç türün ve dördüncü, bilinmeyen bir gücün buluşma noktası olarak, ufka baktı — orada, uzak bir yerde, gökyüzü ikinci kez kararmaya başlamıştı.

Sezon 1 sona eriyordu.

Ama Kael biliyordu ki, gerçek hikâye — ECLIPSE'in gerçek amacının ortaya çıkışı — daha yeni başlıyordu.

SEZON 1 SONU

THE AWAKENING tamamlandı. THE TRUTH başlıyor...

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.