13 numaralı odanın kapısı tamamen açılmıştı.
İçeriden yükselen siyah sis, yavaş yavaş koridora yayılıyordu. Sis, yere değdiği anda tahta döşemeler çürümeye başlıyor, duvarlardaki boyalar dökülüyordu.
Yaşlı adam korkuyla bağırdı:
— Geri çekilin! O sise dokunmayın!
Ama çok geçti.
Can'ın ayağı yanlışlıkla siyah sisin içine girdi.
Bir anda acıyla yere düştü.
— Ayağım! Ayağım yanıyor!
Mert ve Ege onu hızla geri çektiler.
Can'ın ayakkabısı tamamen erimişti. Ayağında ise siyah damarlar oluşmaya başlamıştı.
Yaşlı adam cebinden küçük, gümüş bir haç çıkardı ve Can'ın ayağına dokundurdu.
Siyah damarlar yavaşça kayboldu.
— Bu sadece başlangıç... dedi yaşlı adam.
Tam o sırada sisin içinden bir siluet belirdi.
Uzun boylu, siyah pelerinli bir adam...
Yüzü görünmüyordu.
Sadece karanlığın içinden parlayan iki kırmızı göz seçiliyordu.
Siluet ağır bir sesle konuştu:
— Kapıyı açacak kişi hanginiz?
Kimse cevap vermedi.
Bir anda bütün koridor buz gibi oldu.
Siluet elini kaldırdı.
Duvarlardaki eski fotoğraflar birer birer yere düşmeye başladı.
Fotoğrafların arkasında tek bir isim yazıyordu:
"MERT."
Mert'in kalbi hızla atmaya başladı.
— Neden benim adım?
Yaşlı adamın yüzü soldu.
— Çünkü... yıllardır beklenen kişi sensin.
Mert şaşkınlıkla ona baktı.
— Ne demek istiyorsun?
Yaşlı adam cevap vermeden dizlerinin üzerine çöktü.
Gözlerinden yaşlar akıyordu.
— Senden bunu yıllarca sakladım... Çünkü sen bu motelde doğdun.
Koridorda derin bir sessizlik oluştu.
Mert'in nefesi kesildi.
— Bu... imkânsız...
Yaşlı adam titreyen sesiyle devam etti:
— Sen buradan yıllar önce kaçırılan tek bebektin. Ve 13 numaralı oda... seni geri istiyor.
Tam o anda siyah sisin içinden onlarca el uzanmaya başladı.
Hepsi aynı anda Mert'e doğru uzanıyordu.
Ve karanlığın içinden tek bir cümle yankılandı:
"Eve hoş geldin..."
7. Bölüm Sonu...
