Tavana basarak yürüyen yaratık yavaşça merdivenlerden aşağı inmeye başladı.
Hiç ses çıkarmıyordu.
Sadece uzun siyah saçları yere doğru sarkıyordu.
Yaşlı adam tüfeğini doğrulttu.
— Kaçın! Arkaya bile bakmayın!
Tam o anda tetiği çekti.
BANG!
Silah sesi motelin içinde yankılandı.
Yaratık bir anlığına durdu.
Sonra başını yavaşça çevirdi.
Yüzü görünmüyordu.
Saçlarının arasından yalnızca iki parlak göz seçiliyordu.
Bir sonraki saniye...
Ortadan kayboldu.
Sanki hiç orada olmamıştı.
Herkes derin bir nefes aldı.
Ama bu rahatlama sadece birkaç saniye sürdü.
Koridorun sonunda duran eski asansör, yıllardır çalışmıyormuş gibi görünmesine rağmen kendi kendine hareket etmeye başladı.
DING...
Kapılar ağır ağır açıldı.
İçerisi zifiri karanlıktı.
Asansörün tabanından yavaş yavaş koyu renkli bir sıvı akıyordu.
Mert el fenerini tuttu.
Bu sıvı...
Kandı.
Tam o sırada asansörün içinden bir telefon sesi duyuldu.
Tring... Tring...
Can dikkatlice içeri uzandı.
Yerde Nihat'ın telefonu duruyordu.
Telefon çalmaya devam ediyordu.
Ekranda tek bir yazı vardı:
"Gelen Arama: Nihat"
Herkes birbirine baktı.
Ama Nihat'ın telefonu zaten Mert'in cebindeydi.
Can titreyen eliyle aramayı cevapladı.
Hoparlörden boğuk bir nefes sesi geldi.
Sonra fısıltıyla tek bir cümle duyuldu:
— Arkanıza bakmayın...
Can istemsizce arkasını döndü.
Koridorun sonunda...
Az önce kaybolan siyah saçlı yaratık yeniden belirmişti.
Bu kez yalnız değildi.
Yanında, yüzü solgun ve gözleri tamamen siyahlaşmış bir kişi duruyordu.
O...
Nihat'tı.
Ama artık arkadaşları gibi görünmüyordu.
Yavaşça gülümsedi ve tek bir cümle söyledi:
"13 numaralı oda... Hepinizi bekliyor."
Tam o anda motelin tüm kapıları aynı anda büyük bir gürültüyle kapandı.
Artık kaçacak hiçbir yer kalmamıştı.
5. Bölüm Sonu...
