Skip to content

Kaien Protocol

Chapter 2 · 11 min read

Kaien Protocol

Chapter 2

Bölüm 2 — Yüzde Sıfır Virgül Sıfır Üç

"Koş."

Elira birkaç saniye oğluna baktı.

Kaien onun gözlerindeki ifadeyi gördü.

Korku.

Şaşkınlık.

Ve hepsinden önemlisi, oğlunun aklını kaçırdığını düşünen bir annenin bakışı.

"Aren, ne düşünüyorsun?"

"Şu anda açıklayacak zamanımız yok."

Kaien gözlerini Hobgoblin Şefi'nden ayırmadı.

Yaratık köy meydanına doğru ilerliyordu.

Her adımında goblinler önünden çekiliyor, ardından tekrar saldırıya geçiyordu. Şef yalnızca güçlü değildi. Diğerlerini kontrol ediyordu.

Bu önemliydi.

Kaien'in aklında bir plan vardı.

Daha doğrusu, bir planın başlangıcı.

Geri kalanı ise...

Umarım çalışır.

Elira kolunu yakaladı.

"Ben seni burada bırakmıyorum."

"Ben de burada kalmıyorum."

"Az önce—"

"Onu öldüreceğimi söylemedim."

Kaien mızrağı yere dayayıp yaralı bacağının üzerine mümkün olduğunca az yük bindirmeye çalıştı.

Acı hâlâ oradaydı.

Hatta hareket ettikçe kötüleşiyordu.

Kas Gücü +1 ona mucizevi şekilde yeni bir beden vermemişti.

Yaraları iyileşmemişti.

Sadece biraz daha güçlüydü.

Bu ayrımı unutmaması gerekiyordu.

"Batı yoluna gideceğiz."

"Öyleyse neden hâlâ buradayız?"

"Çünkü diğerleri güneye kaçıyor."

Elira köy meydanına baktı.

Kaien haklıydı.

Panik içindeki köylülerin büyük kısmı tarlalara doğru koşuyordu. Orası köyün en geniş çıkışıydı ve ilk bakışta en güvenli kaçış yolu gibi görünüyordu.

Fakat hiçbir koruma yoktu.

Açık arazi.

Goblinler insanlardan daha küçüktü ama hızlıydılar.

Üstelik—

Kaien gözlerini kıstı.

Ormanın güney kenarında hareket eden gölgeleri gördü.

Goblinler.

En az on tane.

Tarlalara paralel ilerliyorlardı.

Çevreliyorlar.

Bu saldırı düşündüğünden daha organizeydi.

"Onları durdurmamız lazım."

"Nasıl?"

Kaien köy meydanına baktı.

Bir şey arıyordu.

Eren'in—

Hayır.

Aren'in.

Bu bedene ait hatıralar hâlâ garipti. Sanki başkasının hayatını yıllar önce izlemiş ve şimdi hatırlamaya çalışıyormuş gibiydi.

Bazı şeyler netti.

Bazıları bulanık.

Bazılarıysa ancak ihtiyaç duyduğunda ortaya çıkıyordu.

Köyün merkezinde küçük bir taş yapı vardı.

Çan kulesi.

"Oraya."

Elira bakışlarını takip etti.

"Çan kulesine mi?"

"İnsanların dikkatini çekmemiz gerekiyor."

"Aren, goblinlerin de dikkatini çekersin."

"Zaten bütün köyü öldürmeye çalışıyorlar. Biraz daha dikkatlerini çekmem sorun olmaz."

Elira'nın yüzündeki ifade hiç değişmedi.

Kaien içinden geçirdi.

Tamam. Şaka zamanı değilmiş.

İkisi hareket etti.

Kaien koşamıyordu.

Mızrağı baston gibi kullanarak ilerliyor, Elira da ağırlığının bir kısmını taşıyordu.

Yanan bir evin yanından geçtiler.

İçeriden bir çatı kirişi çöktü.

Kıvılcımlar sokağa saçıldı.

Kaien yüzünü çevirdi.

Bir ceset gördü.

Sonra bir tane daha.

Bakmamaya çalıştı.

Bilgisayar ekranında değildi.

Bir oyun değildi.

Kan kokuyordu.

İnsanlar gerçekten çığlık atıyordu.

Az önce öldürdüğü goblinin mızrağa saplandığında çıkardığı ses hâlâ kulaklarındaydı.

Elleri titremeye başladı.

Sonra.

Korkabilirdi.

Kusabilirdi.

Hatta köşeye oturup hayatının nasıl bu hale geldiğini sorgulayabilirdi.

Ama sonra.

Şu anda değil.

Bir gölge sağındaki ara sokaktan çıktı.

Kaien durdu.

Goblin.

Yaratık da onları gördü.

Elinde kısa bir kılıç vardı.

"Elira."

Kadın dondu.

Kaien ne dediğini bir saniye sonra fark etti.

Anne demedim.

Elira da fark etmişti.

Ama sorgulayacak zamanları yoktu.

Goblin üzerlerine koştu.

Kaien mızrağı kaldırdı.

Bacağı yüzünden düzgün pozisyon alamıyordu.

Yaratık bunu fark etmiş gibi doğrudan sağ tarafına yöneldi.

Bunlar aptal değil.

Bu düşünce Kaien'in hoşuna gitmedi.

Goblin kılıcını savurdu.

Kaien mızrağın sapıyla karşıladı.

Tak!

Darbe ellerini uyuşturdu.

Kas Gücü +1 olmasa silahı muhtemelen elinden düşerdi.

Goblin tekrar saldırdı.

Kaien geri çekildi.

Ayağı kaydı.

Dizinin üzerine düştü.

Acı bacağından yukarı fırladı.

"Ah!"

Goblin sırıtıp kılıcını kaldırdı.

Bir taş kafasına çarptı.

Tak!

Yaratık sendeledi.

Kaien şaşkınlıkla Elira'ya baktı.

Kadının elinde ikinci bir taş vardı.

"Çocuğumdan uzak dur!"

Goblin hırlayarak ona döndü.

"HAYIR!"

Kaien mızrağı ileri itti.

Uç yaratığın yan tarafına girdi.

Goblin çığlık attı.

Ama ölmedi.

Kılıcı Kaien'e doğru savurdu.

Kaien başını geri çekti.

Bıçak yanağını sıyırdı.

Sıcaklık.

Ardından yanma.

Kaien düşünmeden mızrağı çevirdi.

Goblin dengesini kaybetti.

Elira elindeki taşı bütün gücüyle yaratığın yüzüne vurdu.

Bir kez.

İki kez.

Goblin yere düştü.

Kaien mızrağı çekti.

Sonra göğsüne sapladı.

Yaratık hareketsiz kaldı.

Sessizlik.

Kaien nefes nefeseydi.

Elira taşı hâlâ iki eliyle tutuyordu.

Ellerine kan bulaşmıştı.

Kaien ona baktı.

Elira da Kaien'e.

"İyi misin?"

Kaien yanağındaki kanı sildi.

"Bunu benim sormam gerekmiyor mu?"

Elira taşı bıraktı.

Parmakları titriyordu.

"Ben iyiyim."

Yalan söylüyordu.

Kaien bunu görebiliyordu.

Ama üzerine gitmedi.

Önünde bir yazı belirdi.

[Goblin Avcısı öldürüldü.]

[Öldürme katkınız: %64]

Kaien'in kaşları kalktı.

Avcı?

Öncekiler yağmacıydı.

Demek goblinlerin de farklı türleri veya sınıfları vardı.

Yeni yazı geldi.

[Miras elde etme ihtimali hesaplanıyor...]

[Başarılı.]

Üç seçenek açıldı.

[Çeviklik +1 — Sıradan]

[Koku Hassasiyeti — Sıradan]

[İz Sürme — Yaygın]

Kaien durdu.

İlk öldürmede bütün seçenekler sıradandı.

Şimdi bir tanesi farklıydı.

[İz Sürme — Yaygın]

Demek özelliklerin nadirlikleri de var.

Mantıklı seçim hangisiydi?

Çeviklik şu an işine yarardı.

Yaralı bacağı nedeniyle hareket etmekte zorlanıyordu ama çeviklik yarayı ortadan kaldırmayacaktı.

Koku hassasiyeti...

Hayır.

İz sürme ise şu anda gereksiz görünüyordu.

Fakat gelecekte?

Kaien birkaç saniye düşündü.

Bu sistem bana her şeyi tekrar sunacak mı?

Cevap yok.

"Tabii."

Sistemin açıklama yapmama konusunda oldukça tutarlı olduğunu kabul etmek zorundaydı.

Bir karar verdi.

[İz Sürme seçildi.]

Başının arkasında hafif bir karıncalanma hissetti.

Dünya değişmedi.

Herhangi bir bilgi yağmuru da olmadı.

Kaien kaşlarını çattı.

Bu kadar mı?

Sonra yere baktı.

Goblinin ayak izleri.

Çamurun üzerindeydiler.

Normalde önemsemeyeceği birkaç ezik ot ve küçük iz.

Ama şimdi...

Görebiliyordu.

Hayır.

Görmek doğru kelime değildi.

Anlıyordu.

Goblin bu sokağa kuzeyden gelmişti.

Koşuyordu.

Tek başınaydı.

Sol ayağı sağdan biraz daha derine basmıştı.

Yaralı olabilir miydi?

Kaien'in gözleri büyüdü.

İlginç.

"Aren?"

"Geliyorum."

Yeniden yürüdüler.

Çan kulesine ulaştıklarında kapının açık olduğunu gördüler.

İçeride yaşlı bir adam vardı.

Duvara yaslanmıştı.

Karnında kanlı bir yara bulunuyordu.

"Arel!"

Elira adamın yanına koştu.

Kaien ismi hatırladı.

Arel.

Köyün çancısı.

Yaşlı adam başını kaldırdı.

"Elira..."

"Ne oldu?"

"Onlar..."

Arel öksürdü.

"Çok fazlalar."

Kaien kulenin merdivenlerine baktı.

"Çan hâlâ çalışıyor mu?"

Arel ona döndü.

"Aren?"

"Çan."

"Evet..."

Kaien yukarı çıkmaya yöneldi.

Elira kolunu tuttu.

"Nereye gidiyorsun?"

"İnsanları batıya yönlendireceğim."

"Nasıl?"

Kaien Arel'e baktı.

"Köyde yangın veya saldırı için farklı çan işaretleri var mı?"

Yaşlı adam birkaç saniye ona baktı.

"Üç kısa... saldırı."

"Toplanma?"

"İki uzun."

"Batı için?"

Arel kaşlarını çattı.

"Batı kapısının çanı farklıdır. Bu kuleden—"

"İnsanların bize bakması yeterli."

Kaien merdivenleri çıkmaya başladı.

Her basamak bacağına işkence ediyordu.

Ama çıktı.

Kulenin üst kısmına ulaştığında bütün köyü görebiliyordu.

Ve gördüğü manzara midesini sıktı.

Ravelyn kaybediyordu.

Goblinler sokaklara yayılmıştı.

Köylülerin oluşturduğu küçük savunma hattı parçalanmıştı.

Güneyde kaçmaya çalışan insanların önünü başka bir grup kesmeye başlamıştı.

Şef ise meydanın ortasında duruyordu.

Emir veriyordu.

Kaien çanın ipini yakaladı.

Çekti.

GONG!

Ses bütün köyde yankılandı.

Bir daha.

GONG!

İnsanlar başlarını kaldırdı.

Goblinler de.

Kaien kulenin kenarına çıktı.

"BATIYA!"

Sesi yangın ve çığlıkların arasında kayboldu.

Tekrar bağırdı.

"BATI YOLUNA GİDİN!"

Bazıları duydu.

Kaien kolunu batıya uzattı.

"TAŞ OCAĞINA! GÜNEYDE GOBLİNLER VAR!"

Bir adam ona baktı.

Sonra güneydeki tarlalara.

Tam o sırada goblinlerin çevirmeye çalıştığını gördü.

Adam bağırdı.

"BATIYA!"

Başka biri tekrarladı.

"BATIYA GİDİN!"

Bilgi yayılmaya başladı.

Kaien rahat bir nefes aldı.

Sonra Hobgoblin Şefi ona baktı.

Uzaktan bile yaratığın kırmızı gözlerini görebiliyordu.

Kaien'in rahatlığı anında kayboldu.

Evet.

Bu kısmı düşünmemiştim.

Şef başını hafifçe yana eğdi.

Sonra bir şey söyledi.

Kaien duyamadı.

Ama üç goblin birden kuleye döndü.

"Harika."

Kaien merdivenlere koştu.

Daha doğrusu koşmayı denedi.

Bacağı izin vermedi.

Neredeyse yuvarlanarak aşağı indi.

"Geliyorlar!"

Elira ayağa kalktı.

"Kim?"

"Misafirlerimiz."

Kaien dışarı çıktı.

Üç goblin yaklaşık elli metre uzaktaydı.

"Batı."

Elira Arel'e baktı.

"Onu bırakamayız."

Kaien yaşlı adama baktı.

Arel güçlükle ayağa kalkmaya çalıştı.

"Ben yürürüm."

Yürüyemeyeceği belliydi.

Kaien dişlerini sıktı.

Onu burada bırakmak mantıklıydı.

Bir kişiyi kurtarmaya çalışırken üçü de ölebilirdi.

Ama...

Lanet olsun.

Mızrağı Elira'ya uzattı.

"Bunu tut."

Sonra Arel'in yanına geçti.

Yaşlı adamın kolunu omzuna aldı.

Yaralı bacağı protesto etti.

"Çocuk..."

"Konuşma."

"Ben yüzünden—"

"Konuşma dedim. Daha ağır oluyorsun."

Arel şaşkınlıkla sustu.

Üçü batıya ilerlemeye başladı.

Arkalarındaki goblinler yaklaşıyordu.

Kaien'in zihni hızla çalışıyordu.

Onlardan kaçamazlardı.

Savaşamazlardı.

En azından doğrudan.

Dar bir sokağa girdiler.

Kaien çevreye baktı.

Bir araba.

İki ev.

Kırılmış çit.

Yağ fıçısı.

Durdu.

Yağ.

Birinci planı tekrar hatırladı.

Şefi.

Kuyuyu.

Sulama kanalını.

Tahıl ambarını.

Belki...

"Arel."

"Hm?"

"Köyün sulama kanalının kapakları nereden açılıyor?"

Yaşlı adam şaşırdı.

"Değirmenin arkasında."

"Kaç tane?"

"İki ana kapak."

"Su hâlâ akıyor mu?"

"Elbette."

Kaien gülümsedi.

Plan artık yalnızca bir fikir değildi.

Parçalar birleşmeye başlamıştı.

"Elira."

Kadın ona baktı.

"Önce Arel'i batı yoluna götür."

"Ya sen?"

"Bir şey hazırlayacağım."

"Hayır."

"Yine mi?"

"Bu sefer gerçekten hayır."

Arkalarından goblin çığlığı duyuldu.

Yaklaşıyorlardı.

Kaien yağ fıçısına baktı.

"Tamam. O zaman beraber yapacağız."

Fıçıyı işaret etti.

"Onu devir."

Elira anlamadı ama mızrağı bıraktı.

Fıçıyı itti.

Kaien de yardım etti.

Fıçı devrildi.

Kapağı açıldı.

Yoğun yağ sokağa akmaya başladı.

"Şimdi?"

Kaien yanan eve baktı.

Yerde küçük bir odun parçası alev almıştı.

Onu aldı.

Elira'nın gözleri büyüdü.

"Aren..."

"Koş."

Alevi yağa attı.

FWOOM!

Ateş sokağın zemininde ilerledi.

Goblinler köşeyi döndüğü anda önlerinde alevden bir duvar yükseldi.

İlk yaratık duramadı.

Alevlerin içine girdi.

Çığlığı bütün sokağı doldurdu.

Diğer ikisi geri çekildi.

Kaien arkasını döndü.

"Şimdi gerçekten koşuyoruz."

Batı yoluna ulaşmaları birkaç dakika sürdü.

Kaien'e ise yarım saat gibi gelmişti.

Köylüler yavaş yavaş burada toplanıyordu.

Bazıları yaralıydı.

Bazıları ağlıyordu.

Bazıları aile üyelerini kaybetmişti.

Yaklaşık yüz kişi vardı.

Belki daha fazla.

Ravelyn'in tamamı değildi.

Kaien bunu biliyordu.

Ama yaşayabilecek insanlar vardı.

Arel'i iki adam devraldı.

Elira sonunda Kaien'in yanından ayrıldı.

Sadece birkaç adım.

Ama bu yeterliydi.

Kaien taş ocağı yolundan köye baktı.

Şef hâlâ oradaydı.

Uzakta.

Ama sistem oku hâlâ onu gösteriyordu.

[Potansiyel Miras: ???]

[Sınıf: Eşsiz]

Kaien pencereyi kapatmaya çalıştı.

Gitmedi.

"Baştan çıkarıcı olduğunu düşünüyorsan yanılıyorsun."

Pencere cevap vermedi.

Kaien gözlerini devirdi.

Sonra başka bir şey fark etti.

İzler.

Toprağın üzerinde yüzlerce ayak izi vardı.

Köylüler.

Goblinler.

Normalde anlamsız bir karmaşa.

Ama İz Sürme farklı ayrıntıları ayırmasına yardımcı oluyordu.

Goblinlerin büyük kısmı köye kuzeydoğudan girmişti.

Bir grup güneye gönderilmişti.

Bir diğer grup batıya yaklaşıyordu.

Fakat şef...

Kaien gözlerini kıstı.

Şefin çevresindeki goblinler belirli bir mesafeyi koruyordu.

Kimse çok yaklaşmıyordu.

Niye?

Korkuyor olabilirlerdi.

Ama başka bir şey vardı.

Şef emir verdiğinde alnındaki kristal parlıyordu.

Kaien bunu daha önce de görmüştü.

Kristal.

Eşsiz miras.

Goblinlerin organize hareket etmesi.

Bir bağlantı olabilir miydi?

[Hedef: Hobgoblin Şefi]

[Seviye: 17]

[Ek bilgi için analiz seviyesi yetersiz.]

"Elbette yetersiz."

Kaien çevresine baktı.

Köylüler taş ocağına doğru kaçmaya hazırlanıyordu.

Gidebilirdi.

Hatta gitmeliydi.

Yeni bir dünyaya gelmişti.

Daha birkaç saat bile olmamıştı.

Bu insanların çoğunu tanımıyordu.

Şefle savaşmak delilikti.

%0,03.

Sistem açıkça söylemişti.

Ama Kaien'in aklında başka bir soru vardı.

Bu ihtimal neye göre hesaplanıyor?

Bire bir dövüşe göre mi?

Mevcut durumuna göre mi?

Çevreyi hesaba katıyor muydu?

Tuzakları?

Başka insanları?

Yangını?

Suyu?

Kaien yavaşça köye baktı.

Ravelyn'in sokakları eğimliydi.

Sulama kanalı kuzeydeki küçük nehirden geliyor, değirmenin arkasından iki kola ayrılıyor ve tarlalara ulaşıyordu.

Tahıl ambarının yanında eski bir drenaj hendeği vardı.

Aren çocukken orada oynamıştı.

Bir keresinde kanal kapağını yanlışlıkla açmış ve meydanın yarısını çamura çevirmişti.

Elira onu bir hafta evden çıkarmamıştı.

Kaien'in gözleri büyüdü.

Bekle.

Meydan.

Şef tam olarak meydandaydı.

"Aren."

Elira arkasındaydı.

Kaien döndü.

Kadının yüzünde yorgunluk vardı.

"Gitmeliyiz."

Kaien sustu.

Elira onun nereye baktığını gördü.

"Hayır."

"Hiçbir şey söylemedim."

"Yüzünden belli."

"Yüzümü daha bugün aldım. Nasıl bu kadar iyi okuyabiliyorsun?"

Elira kaşlarını çattı.

Kaien sustu.

Evet. Bunu da daha sonra açıklamam gerekecek.

Elira kolundan tuttu.

"Köy bitti."

Kaien ona baktı.

Kadının gözleri dolmuştu.

"Evimizi kaybettik. İnsanları kaybettik. Ama sen yaşıyorsun."

Sesi titredi.

"Benim için bu yeterli."

Kaien cevap veremedi.

Çünkü Elira ona değil, Aren'e söylüyordu.

Gerçek oğluna.

Bu bedenin sahibine.

Kaien ilk kez rahatsız edici gerçeği tam anlamıyla düşündü.

Aren öldü.

O gelmeden önce bu çocuk ölüyordu.

Belki zaten ölmüştü.

Kaien onun bedenini almıştı.

Anılarını.

Annesini.

Hayatını.

Elira ise bunu bilmiyordu.

Göğsünde garip bir ağırlık oluştu.

"Anne..."

Bu sefer kelimeyi bilinçli söyledi.

Elira ona baktı.

"Ben köyü kurtarmaya çalışmıyorum."

"Öyleyse?"

Kaien Hobgoblin Şefi'ni gösterdi.

"Onu öldürmezsek bizi takip edecek."

Elira sustu.

"Bak."

Kaien tarlalara doğru işaret etti.

"Goblinler rastgele saldırmıyor. Bizi çevirmeye çalıştılar. Şef onları yönetiyor. Taş ocağı güvenli görünür ama tek çıkışı var."

Elira'nın yüzündeki ifade yavaşça değişti.

"Oraya kadar gelirlerse..."

"Kapana kısılırız."

Kaien başını salladı.

"Kaçmak yetmez."

Şefe baktı.

"Takip edemeyeceklerinden emin olmamız gerekiyor."

Elira uzun süre konuşmadı.

Sonunda:

"Planın var mı?"

Kaien köye baktı.

Yanan binalara.

Su kanalına.

Meydana.

Yağ fıçılarına.

Sonra gülümsedi.

"Bir tane değil."

Elira'nın yüzünde kısa süreli bir rahatlama oluştu.

Kaien devam etti.

"Yaklaşık dörtte bir tane."

Rahatlama kayboldu.

"Aren!"

"Şaka yapıyorum."

Tamamen şaka değildi.

Kaien mızrağı düzeltti.

"Önce değirmene gitmemiz gerekiyor."

"Sonra?"

"Su kapaklarını açacağız."

"Sonra?"

"Şefi meydana çekeceğiz."

"Nasıl?"

Kaien sustu.

Bu kısım gerçekten eksikti.

Tam o anda sistem yeniden belirdi.

[Hobgoblin Şefi'nin davranış modeli kısmen analiz edildi.]

Kaien kaşlarını kaldırdı.

[Hakimiyet eğilimi: Yüksek.]

[Saldırganlık: Yüksek.]

[Tehditlere tepki: Çok yüksek.]

Ardından son satır açıldı.

[Özellikle otoritesine meydan okuyan hedeflere karşı.]

Kaien birkaç saniye yazıya baktı.

Sonra yavaşça gülümsedi.

Elira bunu gördü.

Ve nedense daha da endişelendi.

"Ne oldu?"

"Onu meydana nasıl çekeceğimizi buldum."

"Nasıl?"

Kaien mızrağı omzuna koydu.

"Sanırım ona hakaret edeceğim."

Elira boş boş baktı.

"Planın bu mu?"

"Planın küçük bir parçası."

"Üç metre boyundaki bir canavara hakaret edeceksin."

"Evet."

"Sonra seni kovalamasını umacaksın."

"Evet."

"Yaralı bacağınla."

Kaien aşağı baktı.

Bacağını unutmuş değildi.

Keşke unutabilseydi.

"Bu kısım biraz sorun."

Elira iki elini yüzüne kapattı.

Kaien tekrar şefe baktı.

[Hobgoblin Şefi — Seviye 17]

[Zafer ihtimali: %0,03]

Kaien pencereye baktı.

"Bu arada..."

Yazı değişti.

[?]

Kaien ilk kez sistemin doğrudan tepki verdiğini gördü.

Gülümsedi.

"Planımı hesaba kattığında yüzde kaç?"

Birkaç saniye hiçbir şey olmadı.

Sonra sayı titredi.

[%0,03]

[%0,11]

Kaien'in gülümsemesi büyüdü.

Elira onun neye baktığını anlayamıyordu.

"Ne oldu?"

"Hiç."

Kaien köye doğru ilk adımını attı.

"Şansımızı neredeyse dört katına çıkardım."

Elira birkaç saniye sustu.

"Bu söylediğin hiç güven verici değildi."

Kaien de bunun farkındaydı.

Ama başka bir şeyi daha fark etmişti.

Sistem planını hesaba katabiliyordu.

Demek ki zafer ihtimali sabit değildi.

Koşullar değiştikçe...

O da değişiyordu.

Kaien'in gözleri Hobgoblin Şefi'nin alnındaki kırmızı kristale kaydı.

[Potansiyel Miras: ???]

[Sınıf: Eşsiz]

Yüzde sıfır virgül on bir.

Hâlâ korkunç bir ihtimaldi.

Ama Kaien'in öğrenmesi gereken ilk şey güçlenmek değildi.

Bu dünyanın kurallarını öğrenmekti.

Ve görünüşe göre ilk ders oldukça basitti.

Eğer oyun adil değilse—

Kurallara göre oynamanın hiçbir anlamı yoktu.

[Bölüm Sonu]

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.