Skip to content

Kaien Protocol

Chapter 1 · 9 min read

Kaien Protocol

Chapter 1

Bölüm 1 — Dünyanın En Kötü Kahramanı

Kaien öldüğünü fark ettiğinde ilk düşündüğü şey ölümün beklediğinden çok daha sıkıcı olduğuydu.

Ne hayatı gözlerinin önünden geçmişti.

Ne uzaktan gelen bir ışık vardı.

Ne de onu karşılayan kanatlı melekler.

Sadece karanlık.

Sonsuz, sessiz ve rahatsız edici bir karanlık.

Bir süre bekledi.

En azından ona öyle geldi.

Burada zamanın geçtiğini gösterecek hiçbir şey yoktu. Kalbinin attığını hissetmiyor, nefes almıyor, vücudunun ağırlığını bile algılayamıyordu.

Ama düşünebiliyordu.

Bu da işleri biraz garipleştiriyordu.

Demek ölüm böyle bir şey.

Son hatırladığı görüntüyü zihninde canlandırmaya çalıştı.

Yağmur.

Gece.

Marketin önündeki kırmızı ışık.

Bir araba kornası.

Sonra—

Kaien'in düşünceleri durdu.

Hayır.

Bir kamyon değildi.

Bu nedense önemli hissettirmişti.

Bir araba ona çarpmamıştı. Birini kurtarmaya çalışırken de ölmemişti. Bir soyguncunun önüne atlamamış, yanan binaya girmemiş veya dünyayı kurtaracak kadar kahramanca herhangi bir şey yapmamıştı.

Merdivenlerden düşmüştü.

Kendi apartmanının merdivenlerinden.

Elinde iki poşet hazır noodle varken.

Kaien birkaç saniye sessiz kaldı.

"Harika."

Ses çıkmadı.

Konuşacak ağzı olmadığını yeni fark etmişti.

Yirmi dört yıl yaşa. Üniversiteyi bitir. İş bul. Hayatta kalmaya çalış. Sonra ayağın poşete takılsın ve merdivenden düşerek öl.

Eğer bir ölüm tanrısı gerçekten varsa şu anda kesinlikle gülüyordu.

Tam bunu düşündüğü anda karanlığın içerisinde bir şey belirdi.

Küçük, beyaz bir nokta.

Kaien bütün dikkatini ona verdi.

Nokta büyüdü.

Önce bir yıldız kadar küçüktü. Sonra madeni para büyüklüğüne ulaştı. Ardından karanlığın içerisinde asılı duran beyaz bir küreye dönüştü.

Kürenin yüzeyinde siyah çatlaklar oluştu.

Kaien istemsizce gerildi.

Çatlakların arasından altın renkli ışık sızdı.

Ve bir ses duyuldu.

[Uygun ruh tespit edildi.]

Kaien'in düşünceleri dondu.

Ne?

[Ruh bütünlüğü: %97.]

[Hafıza bütünlüğü: %91.]

[Zihinsel direnç: Kabul edilebilir.]

[Dünya bağlantısı: Kesildi.]

Bir an sessizlik oldu.

Ardından yeni bir satır belirdi.

[Transfer mümkün.]

Kaien'in bütün şaşkınlığının yerini tek bir düşünce aldı.

Dalga geçiyorsunuz.

Eğer son yirmi yılında internet denen yerde yeterince zaman geçirmiş olmasının ona öğrettiği bir şey varsa, bu kelimelerin arkasından ne geleceğini tahmin edebilirdi.

Yok artık.

Beyaz küre genişledi.

[Aday: Kaien.]

[Başka bir dünyada yeniden yaşamayı kabul ediyor musunuz?]

Altında iki kelime belirdi.

[EVET]

[HAYIR]

Kaien seçeneklere baktı.

Sonra düşündü.

Hayır dersem ne olacak?

Sistem cevap vermedi.

Ölü mü kalacağım?

Sessizlik.

Bir açıklama kitapçığınız falan yok mu?

Yine cevap yoktu.

Kaien'in var olmayan yüzünde var olmayan bir kaş seğirdi.

Bu kesinlikle dolandırıcılıktı.

Ama teknik olarak kaybedecek bir şeyi de kalmamıştı.

Yirmi dört yaşındaydı.

Ölüydü.

Üstelik noodle yüzünden ölmüştü.

Bundan daha aşağısı ne kadar kötü olabilirdi?

Düşüncesini EVET seçeneğine yöneltti.

Seçenek altın rengine döndü.

[Onay alındı.]

[Dünya seçiliyor.]

Birbiri ardına yüzlerce görüntü karanlığın içerisinde parladı.

Devasa şehirler.

Gökyüzünde uçan adalar.

Ejderhalar.

Savaş alanları.

Ormanların üzerinde yükselen kuleler.

Zırhlı şövalyeler.

Denizin ortasında yürüyen devasa yaratıklar.

Kaien'in heyecanı yükselmeye başlamıştı.

Tamam.

Bu fena değil.

Eğer ikinci bir hayat yaşayacaksa en azından ilginç bir yerde yaşayabilirdi.

Sonunda görüntüler durdu.

[Dünya belirlendi.]

Aetheris

Kaien ismi zihninde tekrarladı.

Aetheris.

Fena değildi.

Hatta fantastik bir dünya için oldukça uygun geliyordu.

Ardından yeni yazılar belirdi.

[Ruh için uygun beden aranıyor.]

[Aranıyor...]

[Aranıyor...]

Bir süre hiçbir şey olmadı.

Sonra—

[Uyumlu beden bulundu.]

Kaien rahatladı.

Fakat hemen ardından kırmızı bir yazı belirdi.

[UYARI.]

Tabii ki.

[Seçilen beden ölüm sürecinde.]

Kaien'in rahatlığı yok oldu.

Bir dakika.

[Ruh aktarımı başlatılıyor.]

DUR.

[3]

O BEDEN ÖLÜYOR DEDİN.

[2]

BAŞKA BEDEN BUL!

[1]

LAN—

Dünya patladı.

İlk hissettiği şey acıydı.

Öyle hafif bir baş ağrısı veya kas sızısı değildi.

Saf, yakıcı, insanın düşünmesini engelleyen bir acı.

Kaien gözlerini açtı.

Ciğerlerine hava doldu.

Öksürdü.

Ağzından sıcak bir şey aktı.

Kan.

Kan mı?!

Ayağa kalkmaya çalıştı.

Vücudu cevap vermedi.

Bir taş zeminin üzerinde yüzüstü yatıyordu. Burnuna çamur, kan ve yanmış odun kokusu doldu.

Çevresinde bağırışlar vardı.

Metal çarpışmaları.

Çığlıklar.

At kişnemeleri.

Kaien başını güçlükle kaldırdı.

Ve birkaç saniye boyunca ne gördüğünü anlayamadı.

Bir köy yanıyordu.

Ahşap evlerin çatıları alevler içindeydi. Siyah duman gökyüzünü kaplamıştı. İnsanlar sokaklarda koşuyor, bazıları çocuklarını taşıyor, bazıları ise ellerinde ne buldularsa onunla kendilerini savunmaya çalışıyordu.

Karşılarında insanlar vardı.

En azından Kaien ilk bakışta öyle sanmıştı.

Sonra yaratıklardan biri döndü.

Yeşilimsi deri.

Uzun kulaklar.

Yassı bir burun.

Paslı bir balta.

Kaien gözlerini kırpıştırdı.

Goblin.

Yaratık bir adamın bacağına baltasını indirdi.

Adamın çığlığı Kaien'in düşüncesini doğruladı.

Goblin.

Gerçek bir goblin.

"Şaka yapıyor olmalısınız..."

Bu sefer ses çıkmıştı.

Ama kendi sesi değildi.

Daha gençti.

Çok daha genç.

Kaien ellerine baktı.

İnce parmaklar.

Kanlı avuçlar.

Sol elinin üzerinde daha önce hiç görmediği küçük bir yara izi vardı.

Vücudu da kendisininkinden daha küçüktü.

Kaç yaşındayım?

Başının içinde aniden keskin bir ağrı patladı.

Görüntüler geldi.

Bir kadın.

Buğday tarlaları.

Küçük bir ev.

Gülümseyen yaşlı bir adam.

Sonra bir isim.

Aren.

Kaien nefesini tuttu.

Hayır.

Bu onun ismi değildi.

Ama aynı zamanda onun ismiydi.

Düşünceler birbirine girdi.

On dört yaşında.

Ravelyn Köyü.

Annesi Elira.

Babası üç yıl önce ölmüş.

Hasat mevsimi.

Vergiler.

Açlık.

Kuzey ormanı.

Goblinler.

Ve—

Anne.

Kaien'in kalbi sıkıştı.

Bu düşünce ona ait değildi.

Fakat his gerçekti.

Başını çevirdi.

"AREN!"

Bir kadın sesi.

Kaien dondu.

Yanan evlerin arasından kahverengi saçlı bir kadın ona doğru koşuyordu.

Üzerindeki açık renk elbise kan içindeydi.

"Aren!"

Kadın yanına çöktü.

Kaien'i kollarından tuttu.

"Tanrılara şükür... Tanrılara şükür yaşıyorsun."

Kaien kadına baktı.

Onu hayatında hiç görmemişti.

Ama bedeninin bir parçası onu tanıyordu.

Elira.

Annesi.

Hayır.

Aren'in annesi.

Kadının gözlerinden yaşlar akıyordu.

"Anne..."

Kelime düşünmeden ağzından çıktı.

Elira onu kucakladı.

Kaien'in zihni tamamen karışmıştı.

Birkaç dakika önce ölmüştü.

Sonra başka bir dünyaya gönderilmişti.

Şimdi on dört yaşındaki bir çocuğun bedenindeydi.

Ve köy goblinler tarafından saldırıya uğruyordu.

İsekai paketinin başlangıç hediyesi bu mu?

Bir çığlık duyuldu.

Elira aniden başını kaldırdı.

Üç goblin sokağın karşısında belirdi.

Biri onları gördü.

Sarı gözleri büyüdü.

Dişlerini gösterdi.

"KRAA!"

Elira'nın yüzü bembeyaz oldu.

"Aren, kalk!"

Kaien ayağa kalkmaya çalıştı.

Sağ bacağına bastığı anda yere çöktü.

Acı gözlerinin önünü kararttı.

"Yapamıyorum."

Elira kolunu omzuna aldı.

"Denemek zorundasın."

Goblinler koşmaya başladı.

Otuz metre.

Kaien etrafına baktı.

Silah.

Bir şey.

Herhangi bir şey.

Yakındaki cesedin yanında kısa bir mızrak gördü.

"Anne."

Elira da fark etmişti.

"Hayır."

"Başka seçeneğimiz yok."

"Aren—"

"Anne!"

Bu kelime yine doğal çıkmıştı.

Kaien sürünerek mızrağa ulaştı.

Sapını kavradı.

Ağırdı.

Beklediğinden çok daha ağır.

Harika. Yeni bedenim hayatında spor da yapmamış.

İlk goblin yaklaşıyordu.

Yirmi metre.

On beş.

Kaien mızrağı kaldırdı.

Ellerinin titremesini durduramıyordu.

Daha önce hiç kimseyi öldürmemişti.

Kavga bile etmemişti.

Ama karşısındaki şey onu öldürmek için geliyordu.

On metre.

Goblin baltasını kaldırdı.

Kaien mızrağın ucunu ona çevirdi.

Gel.

Goblin sıçradı.

Kaien gözlerini kapatmadı.

Mızrağı ileri itti.

Bir direnç hissetti.

Ardından sıcak kan ellerine sıçradı.

Goblinin gözleri büyüdü.

Mızrak göğsüne girmişti.

Fakat ölmemişti.

Yaratık çığlık atarak sapı yakaladı.

"Öl artık!"

Kaien bütün ağırlığını mızrağa verdi.

Goblin geriye düştü.

Mızrağın ucu sırtından çıktı.

Yaratık birkaç kez seğirdi.

Sonra hareketsiz kaldı.

Kaien ona baktı.

Ben...

Midesi bulandı.

Kusacak zamanı olmadı.

Diğer ikisi geliyordu.

Mızrağı çekmeye çalıştı.

Sıkışmıştı.

"Çık!"

Çekti.

Olmadı.

Goblinlerden biri beş metre uzaktaydı.

Kaien mızrağı bıraktı.

Bitti.

Tam o anda görüşünün ortasında altın renkli bir yazı belirdi.

[Bir canlı öldürdünüz.]

Kaien dondu.

Şimdi sırası mı?!

Yeni bir yazı geldi.

[Koşul sağlandı.]

[Miras Sistemi etkinleştiriliyor.]

[İlk öldürme kaydedildi.]

Goblin baltasını kaldırdı.

Kaien kendisini yana attı.

Balta omzunun hemen yanındaki taşa çarptı.

Elira çığlık attı.

Goblin tekrar kaldırdı.

Kaien yerde süründü.

[Hedef: Goblin Yağmacı]

[Seviye: 3]

[Öldürme katkısı hesaplanıyor...]

"ŞİMDİ BUNUN ZAMANI DEĞİL!"

Goblin baltayı indirdi.

Kaien kolunu yüzünün önüne kaldırdı.

Bir anda—

[Miras kazanıldı.]

Dünya sessizleşti.

Goblinin baltası birkaç santimetre yukarıda durmuş gibi görünüyordu.

Hayır.

Durmamıştı.

Hareket ediyordu.

Sadece çok yavaş.

Kaien gözlerini büyüttü.

[Goblin Yağmacı'dan bir özellik seçebilirsiniz.]

Üç seçenek belirdi.

[Gece Görüşü — Sıradan]

[Hafif Hastalık Direnci — Sıradan]

[Kas Gücü +1 — Sıradan]

Kaien seçeneklere baktı.

Kas gücü.

[Seçim onaylandı.]

Bir sıcaklık göğsünden başlayarak bütün vücuduna yayıldı.

Kasları gerildi.

Kalbi sertçe attı.

Zaman yeniden normal hızına döndü.

Balta indi.

Kaien yana yuvarlandı.

Taş parçaları yüzüne sıçradı.

Goblin şaşkınlıkla homurdandı.

Kaien yerdeki taşlardan birini yakaladı.

Ayağa kalkamadığı için bütün gücüyle yaratığın dizine vurdu.

Çat!

Goblin çığlık atarak çöktü.

Kaien mızrağa uzandı.

Bu kez sapı tuttuğunda farklı hissetti.

Çekti.

Mızrak cesetten çıktı.

Bir puan bu kadar fark mı ettiriyor?

Düşünmeye vakti yoktu.

Diz çökmüş gobline döndü.

Mızrağı iki eliyle kavradı.

Ve sapladı.

Yaratık hareketsiz kaldı.

[Goblin Yağmacı öldürüldü.]

[Miras elde etme ihtimali hesaplanıyor...]

[Başarısız.]

"Her seferinde vermiyor demek."

"Aren?"

Elira ona korkuyla bakıyordu.

Kaien cevap vermeden üçüncü gobline döndü.

Ama yaratık saldırmadı.

Ölen arkadaşlarına baktı.

Sonra Kaien'e.

Bir adım geri çekildi.

Kaien mızrağı ona doğrulttu.

Aslında bacakları titriyordu.

Omzu yanıyordu.

Nefes almakta zorlanıyordu.

Ama goblin bunu bilmiyordu.

"Gel."

Yaratık hırladı.

Sonra kaçtı.

Kaien şaşkınlıkla arkasından baktı.

Gerçekten kaçtı.

"Aren!"

Elira yanına geldi.

"İyi misin?"

"Sanırım."

"Buradan gitmeliyiz."

Kaien etrafına baktı.

Köyün merkezinde savaş devam ediyordu.

Ama saldırı sandığından çok daha büyüktü.

Ormanın kenarından onlarca goblin çıkıyordu.

Aralarında daha büyük yaratıklar da vardı.

Bazılarının üzerinde deri zırh bulunuyordu.

Bir tanesi diğerlerinden neredeyse iki kat büyüktü.

Burası düşecek.

Aren'in anıları ona köyün düzenini gösteriyordu.

Kuzeyde orman.

Doğuda nehir.

Güneyde tarlalar.

Batıda ise eski taş ocağına giden yol.

"Batıya gitmeliyiz."

Elira başını salladı.

"Taş ocağı yolu mu?"

"Evet."

"Diğerleri?"

Kaien köy meydanına baktı.

İnsanlar direnmeye çalışıyordu.

Bir kısmı kaçıyordu.

Bir kısmı ailelerini arıyordu.

Mantıklı olan kaçmaktı.

Bu insanların hiçbirini tanımıyordu.

En azından Kaien tanımıyordu.

Ama Aren tanıyordu.

Fırıncı Deren.

Yaşlı Maelis.

Her sabah kuyunun başında kavga eden ikizler.

Onlara bakınca içinde yabancı bir acı hissediyordu.

Başkasının hatıraları.

Başkasının bağları.

Ama artık onun zihnindeydiler.

Bir çocuk yere düştü.

Goblin ona doğru koştu.

Bir adam yaratığın önüne atıldı.

Kaien dişlerini sıktı.

Kahretsin.

"Anne."

"Ne?"

"Sen batı yoluna git."

Elira'nın yüzü değişti.

"Sen de geliyorsun."

"Birazdan."

"Aren."

"İnsanlara yolu söylememiz lazım. Herkes güneye kaçıyor. Orası açık arazi. Goblinler yetişir."

"Sen on dört yaşındasın!"

Teknik olarak yirmi dört.

Bunu söylemek muhtemelen işleri kolaylaştırmazdı.

"Anne, lütfen."

Elira başını iki yana salladı.

"Seni bırakmayacağım."

Kaien cevap verecekken bir ses duyuldu.

Boynuz.

Derin ve güçlü bir ses köyün tamamında yankılandı.

Goblinler durdu.

İnsanlar da.

İkinci kez çaldı.

Ormanın içinden ağır adımlar duyuldu.

Ağaçların arasından bir şey çıktı.

Kaien'in ağzı açık kaldı.

Bu bir goblin değildi.

En az üç metre boyundaydı.

Koyu yeşil derisinin üzerinde metal parçalarından yapılmış bir zırh vardı. Sağ elinde bir insanın tek başına kaldıramayacağı büyüklükte bir balta taşıyordu.

Boynunda kemiklerden yapılmış bir kolye asılıydı.

Ama Kaien'in dikkatini çeken bunlar değildi.

Yaratığın alnındaki kırmızı kristaldi.

Kristal hafifçe parlıyordu.

Etrafındaki goblinler başlarını eğdi.

Kaien'in önünde yazılar belirdi.

[Hedef analiz ediliyor.]

[Hobgoblin Şefi]

[Seviye: 17]

[Tehlike değerlendirmesi...]

[Mevcut durumda zafer ihtimaliniz: %0,03]

Kaien birkaç saniye yazıya baktı.

"Yüzde sıfır virgül sıfır üç mü?"

Elira ona baktı.

"Ne?"

"Hiç."

Şef baltasını kaldırdı.

Goblinler çığlık attı.

Ve saldırı yeniden başladı.

Bu sefer düzensiz değillerdi.

Şef onları yönetiyordu.

Kaçmamız gerekiyor.

Kaien Elira'nın elini tuttu.

"Şimdi gidiyoruz."

İkisi batıya yöneldi.

Tam o sırada sistem tekrar belirdi.

[Yeni özellik algılandı.]

Kaien koşmaya çalışırken yazıya baktı.

[Miras Sistemi yalnızca öldürdüğünüz canlıların fiziksel özelliklerini devralmaz.]

Bir başka satır açıldı.

[Yeterli katkı sağladığınız hedeflerden yetenek, direnç, özellik ve nadir durumlarda benzersiz nitelikler miras alınabilir.]

"Tamam. Güzel. Bunu sonra konuşuruz."

Yeni satır geldi.

[Yakınlarda yüksek değerli miras tespit edildi.]

Kaien'in adımları yavaşladı.

Bir ok belirdi.

Doğrudan Hobgoblin Şefi'ni gösteriyordu.

[Potansiyel Miras: ???]

[Sınıf: Eşsiz]

Kaien şefe baktı.

Ardından zafer ihtimaline.

[%0,03]

Sonra tekrar mirasa.

[Eşsiz]

Elira kolunu çekti.

"Aren!"

"Geliyorum."

Kaien arkasını döndü.

Üç adım attı.

Durdu.

Bir daha şefe baktı.

Sistem sanki onun düşüncesini okumuş gibi yeni bir pencere açtı.

[Uyarı: Hedef sizin mevcut gücünüzün çok üzerindedir.]

Kaien'in dudaklarının kenarı hafifçe kalktı.

"Merak etme."

Mızrağı omzuna aldı.

"Onunla dövüşecek kadar aptal değilim."

Sonra gözleri köy meydanına kaydı.

Devrilmiş arabalar.

Yanan evler.

Kuyunun yanındaki yağ fıçıları.

Dar sokaklar.

Tahıl ambarı.

Ve Aren'in anılarında bildiği eski sulama kanalı.

Kaien'in gülümsemesi biraz daha büyüdü.

"En azından adil bir şekilde."

[Bölüm Sonu]

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.