تخطٍ إلى المحتوى

Resfeber

الفصل 2 · قراءة 19 دقيقة

Resfeber

الفصل 2

Chapter 2

Alessia

Sabahın ilk ışıkları ile kafamı kaydırağın içinden çıkarıp çevrede birini göremeyince tamamen çıkıp sağa sola bakınarak yürümeye başladım. Ortalığın sakin olduğu bir saatken hemen şehir merkezine inmeliydim, yoksa bacağında kuru kan lekeleri, saten geceliği ve yüzünde akmış bir düğün makyajıyla dolanan biri olarak başım belaya girecekti.Silah hala elimdeydi, bırakmak istemiyordum ama nasıl saklayacaktım ki? Etrafta kimsenin olmamasına güvenerek geceliğimin eteğini kaldırdım ve tangamın sıkı iplerine namlu kısmını geçirerek sabitledim. Eteğimi indirip sabahlığın kuşağını da dikkatle bağladığımda artık silah aşırı belli olmuyordu. Zaten birinin dikkatini çekse bile bunun silah olduğunu düşüneceğini hiç sanmıyordum. Çok rahat olduğunu söyleyemezdim, ama yanımda olması iyi hissettiriyordu.Hızlanmak istesem de güçsüz düşen bacaklarım koşmaya hazır değildi. 15 dakikalık bir yürüyüşün sonunda şehir merkezine vardığımda, ilk iş olarak açık gördüğüm tek kuyumcuya girdim. Daha uykusunu henüz açamamış olan adam beni görünce tamamen ayılarak şüpheyle süzerken,"Yüzüğümü bozdurmak istiyorum," dedim.Açıklama yapmak ya da yalanlar uydurarak onu rahatlatmak hiç içimden gelmiyordu.Parmağımdaki elmas yüzüğü cam tezgaha koyduğumda bu kez üzerimdeki şaşkın bakışlarını tezgaha çevirdi. Belki de hala uyanmadığını zannediyordu. Altınlarla uğraşan çoğu insanda olduğu gibi hemhal olmaktan, yüzünde bir açgözlülük vardı. Bana bunun karşılığından daha azını verecek ve ses çıkarmazsam ses çıkarmayacaktı. Şimdilik polis tehlikesini savmış sayılabilirdim.Adam birkaç aletle elması inceleyip gerçekliğini teyit ettikten sonra bana birkaç demet dolar uzattı. Küçük siyah bir poşete bunları doldurup kuyumcudan çıkarken sokağa dökülmeye başlayan tek tük insanların dönüp defalarca bakmasına aldırmadan en yakındaki giyim mağazasına girdim. Ormandan sonra çıplak ayaklarla gezdiğim en rahat yer bu mağazanın zemini olmuştu. Pürüzsüz ve tertemizdi. Rengi kirden ve topraktan koyulaşan ayaklarımın tırnaklarında hala beyaz ojeler vardı.Bakışlarımı ayaklarımdan kaldırdığımda kasiyer kadının dehşet dolu ifadesiyle karşılaştım. Muhtemelen ilk gelen ve mağazayı açan çalışandı. Kadına doğru yaklaştığımda gerilediğini fark ederek daha fazla yaklaşmadan,"Kıyafete ihtiyacım var," dedim. "Acil."Telefonuna kayan bakışlarına bakılırsa bu kadın da polisi aramayı düşünüyordu, istemesem de bunu yapmak zorundaydım."Konsept gereği böyleyim, dün akşam kostüm partisindeydim de."Ben olsam bu bahaneye asla inanmazdım, kadının da ikna olduğunu sanmıyordum. Ama amacım onun içini rahatlatmak değil, alacaklarımı alıp Fabio'nun açık hedefi haline gelmekten kurtulmaktı.Elimi siyah poşete atıp demetlerden alacağım kıyafetlerin tutarından daha fazla olacağına emin olduğum bir para çıkarıp önüne koydum. Onaylayan bir şey söylemese de itiraz etmediğini görünce hızla reyonların arasına daldım. Birkaç saten elbise, siyah bir şapka, deri bir ceket, düz taban deri botlar aldım.Önce tuvalete girip üzerimdeki kan lekelerini ve yüzümdeki makyaj kalıntılarını temizledikten sonra saçımdaki dağılmış topuzu da çözdüm. Tuvaletten çıkınca kabinlerden birine girip saten elbiseyi giydim ve artık temiz olan ayaklarıma botları geçirdim. Silah ise hala üzerimdeydi.Kabinden çıkıp kirli geceliği çöpe attıktan sonra diğer alacağım kıyafetlerle birlikte kasaya geçtim. Aldıklarımla beraber birkaç yüzlük daha uzatırken,"Kasadan geçirecek misin?" diye sordum. Başını sallayarak kıyafetleri geçirmeye başladığında üzerimdekilerin de etiketlerini koparıp okutması için ona verdim. Kasanın diğer tarafında biriken kıyafetleri görünce çevreme bakınıp en yakındaki siyah deri çantayı reyonundan alıp onu da kasadan geçirebilmesi için kadına uzattım. Elimdeki para poşeti de dahil diğer şeyleri de çantaya doldurup şapkayı elime aldım ve göz ucuyla kasiyerin paranın fazlasını cebine atmasını izleyip şapkayı başıma geçirdim.Mağazadan çıkarken ayağımın çıplak bir şekilde zemine basmaması, yüzümde o yapışkan ve kirli makyaj tabakasının olmaması ve en önemlisi de parmağımda o yüzüğün olmaması bana çok iyi hissettiriyordu. Belki yarın sabahı bile görmeyecektim, ama onun elinde uzun yıllar hapis yaşamaktansa birkaç gün özgür yaşamayı tercih ederdim. Bunca yıl içimde gizlediğim ve karşı çıkmak istediğim her şeyi ortaya dökebilme fırsatı yaşamıştım. O evin içi ve o evin dışı benim için bambaşka dünyalardı. Cehennemde bir gece geçirdikten sonra cennete kaçmayı başarabilmiş gibi hissediyordum.Yoldan geçen bir taksiyi durdurarak Ostia'ya sürmesini istedim.***Ostia'ya geldiğimizde şapkamın önünü yüzüme iyice siper ederek ara sokakları ve işlek olmayan yerleri dolaşmaya başladım. Yanımda kimliğim olmadığı için otel ve kimlik kontrolü olan yerlere hem giremez, hem de çok kolay bulunurdum. Yarım saatlik bir araba yolculuğu mesafesinde bir yerdeydim ve Fabio'nun Roma'daki bütün hastane ve otelleri çoktan takibe aldığından emindim.Beni sevmeyip önemsemese bile bunu yaptığından emindim, çünkü onu rezil etmiştim. Bir Capo'nun karısı olarak düğün gecesinde evinden kaçmış, üstelik adamlarından birkaçını da yaralayıp öldürmüştüm. Alnına sürülen bu lekeyi temizlemek için beni bulması ve öldürmesi lazımdı.Kimliğimin olmasını sorun etmeyecek ya da takip edilecek kadar sistemli olmayan bir otel veya eski bir pansiyon arıyordum.Ostia'da biraz dolaştığımda güneş daha anca tepeye gelmişti. Erken başladığım günün ve önceki gecenin uzunluğundan ve stresinden yemek yemeyi unuttuğumu fark edince bir restorana girip karnımı doyurmuş ve tekrar sokakları dolaşmaya başlamıştım.Birkaç otelin önünde durup gözlemlemiş ve vazgeçmiştim. Artık yorgunluktan sokağın ortasına uzanmak istiyordum. Uzun zamandır bu kadar çok yürümemiştim.Ben yürürken doğan güneşin batmak üzere olması yorulmakta ne kadar haklı olduğumu hatırlatınca daha da yorgun hissediyordum. Akşam üstünün her an dakikalar içinde kararacak o loş vaktinde artık evlerin pencerelerinden ışıklar görünmeye başlamıştı.Tülü aralanmış bir pencereden akşam yemeğine oturmuş bir aileyi görünce, istemsizce normal bir ailede doğmuş olmayı diledim.Taş kaldırımlar, mutlu aileler, ışıkları yanmış pencereler, normal insanlar ve ben...Bir önceki akşam düğün gecesinde kocası korumasının ona tecavüz etmesini emrettiği için birkaç adam öldürüp evden kaçmış, ve şimdi de sanki bir iki güne ölmeyecekmiş gibi sokaklarda kalacak bir yer arayan Alessia...Sokağın köşesini dönmek için atacağım birkaç adım kalmışken duyduğum boğuşma ve yumruk sesleriyle duraksadım. Sırt çantamı elime alıp diğer elimle içeriden silahın kabzasını kavrayarak kulak kabartırken bu seslerin Fabio ve adamlarına ait olma ihtimali canımı sıktı. Daha tıka basa tatlı yiyip sarhoş bile olamamıştım. Silahı çantadan çıkarmadan hafifçe başımı uzatarak ne olduğuna bakarken, iki adam arasında yaşanan bir boğuşma gördüm. Çöp kutusunun yakınında üst üste boğuşurlarken adamlardan biri diğerini üstünden yere düşürmeyi başarıp hunharca yumruklamaya başladı. Acımasızca savurduğu her yumruğundan kemik çatırtısı gibi mide bulandırıcı bir ses yükseliyordu. Aralıksız yumruklamaya devam ederken, altındaki adam kan revan içinde bayıldı.Adam yumruklarından kan damlayarak ayağa kalktığında bulaşmak istemediğim için arkamı dönüp kaçacaktım ki, arkasında bir hareketlenme gördüm. O zamana kadar fark etmediğim bir adam yerde sessizce sürünüyordu, parçalanmış yüzünden onun da bu kavgada olup dayak yediğini görebiliyordum. Adamın neden süründüğünü elini uzatmaya çalıştığı yerdeki silahı görünce anladım. Ayaktaki adama karşı iki kişi olmalarına rağmen yenilmişlerdi ve şimdi onu arkasından vuracaktı.Kim olduklarını bilmiyordum, bu kavgada hangi taraf haklıydı hiçbir fikrim yoktu ama silahı ayaktaki adamın sırtına doğru kaldırdığında kendimi tutamayarak atıldım, ve saçma bir dürtüyle,"Eğil!" diye bağırdım.Adam hızlı bir refleksle eğilince kurşun duvara, benden bir buçuk metre ileriye isabet etti. O benim olduğum tarafa hiç bakmadan yerdeki adamın elindeki silahı bir kurşun daha sıkmasına izin vermeden alırken, ben bir beyin patlamasına daha şahit olmak üzere olduğum için kendime sövmekle meşguldüm.Kurşunu alnından yiyen adamın can bile çekişemeden ölüşünü sanki ilgisini çekmiyormuş gibi izlemeden benim olduğum tarafa dönünce, hala elim çantanın içinde orada dikildiğimi fark ettim. Elimi içinden çektiğim çantayı omzuma atarken arkamı döndüm ve var gücümle koşmaya başladım.Bu gidişle Fabio'ya kalmadan kendimi öldürtecektim.Botlarımın sert tabanından çıkan seslerden yerimin anlaşıldığı için onları ayağımdan çıkarıp biri bir elimde diğeri diğer elimde çıplak ayakla koşmaya devam ettim. Ayakkabıları bir yandan koşmaya çalışırken çıkardığım için dengemi kaybedecek gibi olsam da son anda toparladım ve düşmekten kurtuldum. Bir kere daha sokak değiştirip takip ediyor mu diye arkama baktığımda kimseyi göremedim. Tam rahatlayıp önüme dönecektim ki birine çarptım.Son hızda koştuğum için çarpmanın etkisiyle savruldum ve ayakkabılarım elimden fırlarken sertçe kıçımın üstüne düştüm. Zaten o kadar yorgun ve uykusuzdum ki, içinde bulunduğum duruma rağmen ve canımın yanmasına rağmen oturduğu yerden kalkmak istemiyordum. Kime çarptığımı görmek için kafamı kaldırdım ama boyu çok uzundu ve yüzümü örtsün diye indirdiğim şapkanın gölgeliğinden başımı ne kadar geriye eğsem de yüzünü göremiyordum. Yüzünü göremesem de ellerini görmekle kim olduğunu anlamıştım ne yazık ki. Aynı kanlı eller, sadece yumruk şeklinde sıkılı değildi.İncelediğim eller uzanıp başımdaki şapkayı alırken kendimce olumlu bir fikre tutunma ihtiyacı hissettim. Sonuçta ona yardım etmiştim, hayatını kurtarmışken bana bir şey yapmazdı. Şapkanın görüş alanımdan çekilmesiyle sokak lambalarının sarımsı ışığı yüzüme vurdu. Hava aşırı karanlık değildi, ama adamın yüzü gölgedeydi. Keskin yüz hatlarını seçsem de, detaylı bir görünüm vermiyordu.Öylece oturmuş yüzünü seçmeye çalıştığımı fark ettiğimde içimden kendime bir küfür savurarak ayağa kalktım, ve elbisemin arkasına baktım.Çamur içindeydi. Ben batırsam neyse ama başka birisi yüzünden elbisemin mahvolmasından nefret ederdim. Öfkeyle gözlerimi adamın rengi belli olmayan gözlerine diktiğimde, en azından beni öldürecekse bile elbisemden dolayı pişmanlık duymasını istiyordum.Adamın gözleri siyah mıydı? Göz rengine neden bu kadar takılmıştım?"Deli misin sen?" dedim mantıksız bir cesaretle. "Neden peşimden koşuyorsun?""Asıl sen niye kaçıyorsun?""Çünkü az önce birini öldürdüğünü gördüm ve bir şeylere bulaşmak istemiyorum.""Onu senin sayende öldürdüm. Bir şeylere bulaşmak istemediğine emin misin?"Çoktan bulaştığımı bildiğim için susarken, deminden beri düşünmeyi reddettiğim şeyi yüzüme vuran bir soru sordu,"Niye beni uyardın?"Duraksadım, gerçekten niye uyardığımı bilmiyordum, ama susmak istemedim."Dürtü diyelim," dedim.Bir süre bana baktı,"Diyelim," dedi.Sesi derindi ve çok güzeldi, ama sadece elleri bile ben belayım diye bağırıyordu. Ve benim en azından bu gece için daha fazla bela toplamaya hiç niyetim yoktu."Bak," dedim sahici bir tonda. "Kimseye tek kelime etmeyeceğim, günlük bela kotamı da fazlasıyla doldurdum. O yüzden şimdi gideceğim, ve sen de peşimden gelmeyeceksin. Tamam mı?"Tepki vermiyordu. Gerçekten çok yorgundum ve tahammül kotamı fazlasıyla doldurmuştum. Daha fazla uğraşmak istemediğim için yanından yürüyüp geçtim. Beni durdurursa silahıma kolayca erişebilmek için çantamı hafifçe kolumdan düşürüp dikkatle yürüdüm. Ama durdurmadı.Arkama dönmeden artık hızlanmayan adımlarla yürüdüm, sokaktan sapmadan önce başımı arkaya çevirdiğimde hala aynı yerde durmuş bana bakıyordu. Şapkamı elinde görünce geri almayı unuttuğumu fark ettim ama geri dönmeyecektim. Yan sokağa sapıp onun görüş alanından çıktım.Her ne kadar zihnimi farklı şeylerle meşgul etmeye çalışsam da aslında içimi kemiren bir şey vardı.Ben neden o adama yardım etmeyi seçmiştim ki. Belki çok kötü bir insandı, belki öldürülmeyi hak eden yerdeki değil de oydu. Azılı bir pisliğe yardım etmiş olabilirdim. Neden hiç sorgulamamıştım ki. Bu soruların cevaplanamayacağının bilincinde iç çektim ve sokağın sonunda gözüme çarpan eski mi tarihi mi olduğuna karar veremediğim pansiyon binasında şansımı denemeye karar verdim. Turistler harici çok da işlek olmayan ve kimlik kontrolü de az olan bir pansiyon olduğunu öğrendiğimde burada kalmaya karar vermiştim. Kimliğimi kaybettiğimi ve yeni kimlik çıkartmaya çalıştığımı resepsiyondaki görevliyi kimlik numaramı vererek giriş yapmaya ikna ettim.Pansiyon lüks olmamakla beraber temiz ve büyük camları sayesinde oldukça ferah duruyordu. Tek kişilik yatağa kendimi atmadan önce çamurlu giysimi çıkarıp banyoya atarken yemek bile yiyemeyecek kadar yorgun olduğum için uyumaya karar verdim. Daha önce hiç yemek yiyemeyecek kadar yorgun hissettiğimi hatırlamıyordum.Yatağa uzandığımda uyumak için sadece göz kapaklarımı kapatmam yeterli olmuştu.***Sabah kesintisiz bir uykunun dinlendiriciliğinde gözlerimi açtığımda pansiyonun kahvaltısındaki seçenekleri gözden geçirdim. Belki de son kahvaltımdı, daha sevdiğim şeyleri yemek istiyordum, o yüzden yakınlardaki restoranları sokakta karşılaştığım insanlara sorarak bir tanesine girdim. Tatlı çöreklerin yoğunluklu olduğu güzel bir kahvaltının ardından sakin bir kahve içmeyi ihmal etmeden şapkamın gölgeliğini yüzüme örterek restorandan çıktım.Babam neler olduğunu öğrenince yüreğine inecekti muhtemelen, ama eve asla gidemezdim. Fabio daha eve giremeden bulurdu beni. En yakındaki şubeye uğrayıp kayıp ihbarıyla yeni kimlik çıkartmalarını isteyecektim ki, şubenin girişinden geri döndüm. Adımın yanında onun çirkin soyadını görmek için yakalanmayı göze almaktansa, kimlik kullanmadan işlerimi halletmenin bir yolunu bulurdum.Bankaya uğrayıp kart çıkarttıktan sonra telefon almak için bir mağazaya uğradığımda düşünceliydim. Öleceği çok net olan ve çok az belki de hiç zamanı kalmayan bir insan olarak, hayatımı tekrar kurmaya çalışmam ne kadar da saçmaydı. Mesela aldığım bu telefonu kaç gün kullanabilecektim ki, bir, iki. Fazla düşünmemeye çalışarak orta kalite bir telefon alıp ardından büyük bir alışveriş mağazasına girdim. Akşama kadar birbirinden farklı mağazaları dolanarak birkaç saten elbise, şortlu saten pijama takımları, siyah deri bir ceket, iç çamaşırı, kırmızı bir ruj ve tarak, şampuan gibi ihtiyaçlarımı aldım.Sıfırdan bütün malzemeleri almak çok ilginç bir şeydi, tarağa ihtiyacım olduğunu sabah duştan çıkınca fark etmesem tarağım olmadığı ve almam gerektiği aklıma gelmezdi. Yine de bence gayet iyi adapte olmuştum.Şapkamı hafifçe başımda oynatarak gülümsedim.Mağazanın kabininde koyu yeşil ince askılı ve kısa olan saten elbiseyi giydiğimde biraz daha kendime gelmiş gibiydim. Elbiseyi giyinmek için çıkardığım deri ceketi de üzerime geçirip yeni aldığım tarakla saçlarımı düzelttim. Botlarım kombinime uyduğu için başka bir ayakkabı almadan kasaya geçerken kenarda gördüğüm küçük bir valizi de alıp aldığım diğer şeylerin yanına koydum. Kasadan geçenleri valize doldurduktan sonra ödemeyi yaparak mağazadan çıktım. Ayrı ayrı çanta taşımaktansa daha kolay oluyordu.Yol üzerinde sabah kahvaltı yaptığım restoranı görünce uğrayıp akşam yemeği yemeye karar verdim, ve restoranın içini ve sokağı en güzel gören masalardan birine geçip valizimi kenara bıraktım.İnsanları izlemekten kendimi alamıyordum. Ölüm çok farklı bir şeydi, içimde bir burukluk olsa da daha çok açlık hissediyordum. Yapamadığım şeylerin hepsini yapma ve sevdiğim şeyleri de tekrar tekrar yapma açlığı. Bir yandan da gözüme farklı gözlükler takılmış gibiydi. Gördüğüm her şeyi son kez görme düşüncesiyle bakıyor ve yaptığım her şeyden zevk alıyordum. Tam sonlara doğru yaşamımın bu kadar tatlı olması öleceğim gerçeğine doğru düzgün üzülmeme bile izin vermiyordu.Aileleri, çiftleri ve yalnızları izleyip güzel bir akşam yemeği yedikten sonra birkaç çeşit tatlı yedim. Tatlının son lokmasını da çataldan sıyırıp tadını daha iyi hissetmek için gözlerimi yumarken her şeye rağmen kendimde olumsuz hiçbir düşünce bulamıyordum.Pansiyona gidince valizlerimi bırakıp yatağa uzanarak telefonumun kurulumu ile uğraşmaya başladım. Kurulumu halledikten sonra dinlenmiş hissederek tekrar kalktım ve dışarı çıkmaya karar verdim. Mağazada giyindiğim yeşil elbiseyi değiştirmeye gerek duymadan saçlarımı biraz düzelterek kırmızı rujumu sürdüm ve şapkamı taktım. Sırt çantamı elime alıp dışarı çıkacaktım ki anlık bir merakla içinden silahı alıp şarjöründe kaç kurşun kaldığını kontrol ettim.Beş kurşun vardı...Pansiyondan çıktığımda saat çoktan gece yarısı olmuştu. Bir gece kulübüne gitmeye karar verip taksiye bindiğimde oldukça heyecanlıydım. Daha önce hiç sarhoş olmamış, bir kere bile alkol içmemiştim.Cosa Nostra'da namus ve bekaret oldukça önemli bir yere sahipti. Dışarıdan birini buna ikna etmek zor olabilir ama insan bu algıyla ve bu çevrede büyüdüğünde oldukça normalmiş gibi geliyor. Ben düğündeki öpücüğümden önce kimseyi öpmemiştim mesela. Gerçi onda da öpmüş sayılmam, Fabio zorla öpmüştü.Çoğu aileler Cosa Nostra içindeki düğünlerin sabahlarında kanlı çarşaf istiyor, ve ne kadar içinde olursam olayım bu bana da inanılmaz iğrenç ve aşağılayıcı geliyor. Üstelik bu erkekler için diğer çoğu şeyde olduğu gibi bir güç göstergesi olduğu için aşırı sert davranarak ertesi sabah sergilenecek çarşaf için daha büyük bir kan lekesi oluşturmaya çalışıyorlar. Bunun ise ne taraftan bakılırsa bakılsın savunulacak bir tarafı olmadığına eminim.Düşünüyordum da acaba dün gece o korumadan kaçamasaydım sabah Fabio gerçekten o çarşafı sergiler miydi? O derece bir şerefsiz çıkmıştı ki, şu an ne tür bir rezillik yapacağını seçemiyordum.Eğer bakire olmadığım anlaşılsaydı bu benim, babamın ve ailemin alnından çıkmayacak bir kara leke, onursuzluk olacaktı. Zaten birkaç gün içinde öleceğime göre bu lekeyi sürmeli ve yaşamadığım şeyleri yaşamalıydım. Bu gece mutlaka o bekaretten kurtulmalıydım. Bunu bir takıntı haline getirmemin sebebini çok fazla kurcalamak istemiyordum, ama yapmamam gerektiği için inadına yapıyor olma ihtimalim yüksekti.Kulübe girdiğimde ilk başta ses çok fazla geldi, karmaşık curcuna ortamı birkaç dakika garipsesem de sonrasında çok hoşuma gitti.Bar tezgahının önündeki yüksek taburelere oturdum ve çantamı yanıma bırakıp ceketimi de üstüne attım. Sarhoş olma ihtimalimi göz önünde bulundurarak silahın çevresine kıyafet dolayıp çantanın açılması durumunda fark edilmesini engellemiştim.Bir içki sipariş etmeden önce bar tezgahının arkasında diğer siparişleri hazırlayan kızı seyretmeye başladım. Boynunda gerçekçi bir örümcek dövmesi göze çarpan barmen izlenmeye değer bir ustalıkla karıştırdığı kokteyli döküp yanımdaki kıza uzattı. Çok uzun olmayan siyah saçlarını bağlayarak açığa çıkardığı kulağından dudağının kenarına kadar uzanan zincirli bir piercingi vardı. Tüm bunlara tezat oluştursa da tatlı bir bütünlük sağladığı hoş bir gülümsemesi ve yumuşak bir sesi vardı.Kokteyl yapabilmeyi ya da içkilerden anlamayı istediğimi fark ettim. Ama içmekten daha fazlasını yapabileceğim bir vaktim yoktu.Tezgaha doğru eğildim ve dirseklerimi yasladım. Barmenin arkasındaki raflardan bir içkiye karar vermeye çalışıyordum ama hiçbirinin tadını bilmediğim için karar veremiyordum.Kırmızı şarap istediğimde birkaç kişinin odak noktası olduğumun farkındaydım. Bana ilgi duyanların hiçbirine şuanlık ilgi duymasam da ilgi duyulmaktan hoşlanmadığımı söyleyemezdim. Ortamın tadını çıkararak ilk kadehimi bitirdiğimde bir kadeh daha istedim.İkinci kadeh beni çakırkeyif etmeye yetse de sarhoş değildim. Beni kollayacak kimsem olmadığını ve bu geceki planlarımı göz önünde bulundurduğumda daha fazla içmemeliydim. Hatırlamadığım saçma sapan bir gece olmasını istemiyordum, umarım sabah hatırladığıma pişman olmazdım.Yine de, o gece yaşadıklarımdan sonra midemin bunu alacağından ve sarhoş olmadan katlanabileceğimden emin değildim içten içe.Sırt çantamla ceketimi yerden aldım ve barmene döndüm."Çıkana kadar bunları sana bırakabilir miyim?" Başını sallayarak kabul ettiğinde hafifçe gülümseyerek eşyalarımı ona bıraktım ve dans edenlerin arasına karıştım. Sadece iki kadeh ve artık kendimi normalde olduğumdan çok daha uçlarda hissediyordum. Sarhoşluğu hala keşfetmemiş olsam da çakırkeyiflik oldukça hoşuma gitmişti.Ritme göre gelişigüzel bedenimi kıvırırken yakınımdaki erkeklerin kasıtlı olarak sürtündüklerini fark ettim. İlk başta irkilip kaçmak istesem de yapmadım, izin verdim.Ve işte midemde yine o his. Rahatsızlık, iğrenme.Yine de buna rağmen kendimi zorladım. Kaçınmak, nazlanmak istemiyordum şuan, kalan birkaç günümde bunu bir kez olsun yaşamak istiyordum.Zihnimde beni sık sık ziyaret eden o tiksinmiş bakışlardan kurtulmak istiyordum. Bir erkeğin gözlerinde hayranlık görmek ve onun bakışlarını aklımdan silmek istiyordum.Ölmeden önce bir kez olsun arzulanmak ve sevilmek istiyordum.Alkolün de verdiği rahatlıkla ben de arkamda ki sarışına sürtündüm. Sarışınlardan pek hoşlanmazdım ve neye dayanarak bu karara verdiğimi bilmesem de, tipim değildi. Bunların yanında vücudu fena değildi ve bu akşam için çok da farketmezdi.Benden aldığı cesaretle adam artık neredeyse bedenlerimiz tamamen birleşecek kadar yakınımdaydı ve aç bakışlarla vücudumu süzüyordu.Bense onun bakışlarını süzüyordum.Bakışlarında iğrenme olmadığı kesindi, ama benim aradığım bakışlar olmadığı da ortadaydı. Vücuduma ilgi duyuyordu, belki yüzüme de. Ama benim hayalimdeki arzu veya hayranlık bu bakışlarda yoktu.Elini belimle kalçalarım arasında bir yere attığında onları tutup sertçe bedenimden uzaklaştırmak dürtüsünü zorla bastırdım. Amacım düşünüldüğünde bundan rahatsız olmamam gerekirdi, ama hiç zevk almamıştım.Genelde bir şeyi kafama taktığımda ondan başka çok az şey düşünür ve onu mutlaka bir an önce yapardım. Basit bir ayakkabı bile olsa onu alana kadar rüyalarıma girerdi. Para sıkıntım olmamıştı ama olsaydı bile garsonluk, ek iş yapıp o ayakkabıyı alana kadar çalışırdım.Bunun biraz sıkıntılı bir durum olduğunu inkar edemem ama neyse ki bir şeyi çok sık kafama takmazdım. Ama bu durumu takmıştım, o yüzden kendimi buna zorluyordum.O anda bir şey oldu, biri beni kolumdan yakalayıp kalabalığın içinde sürüklemeye başladı. Kendimi kalabalığın dışında bulduğumda sarhoş olmaya çok yakındım ve bu hareketle başım dönmüştü. Başımın dönmesi geçip kolumu tutan kişinin kim olduğunu görmem biraz zaman aldı.Merakla adama baktığımda çok şaşırdım, çünkü bu gün hayatını kurtardığım adamın bana öfkeyle bakan gözleriyle karşılaştım.Durumun garipliğiyle ağzımdan ufak bir hayret nidası çıktı.Kulübün aydınlatmasıyla gözlerinin siyah zannedilecek kadar koyu bir mavi olduğunu farkettim.Ve o kadar kızgın görünüyordu ki acaba bir şey yaptım da alkol yüzünden unuttum mu diye düşündüm. Ama aklıma hiçbir şey gelmiyordu."Kimseye bir şey söylemedim," dedim aklıma gelen ilk ihtimale karşı savunma yaparak."Biliyorum."Hâlâ kolumu bırakmamıştı ve çekmeye çalıştığımda bu kez diğer kolunu da belime sardı. Bu adam ne yapmaya çalışıyordu hiçbir fikrim yoktu ama bu gece için olabilecek en mükemmel seçenekti, onu çok iyi biliyordum.O kadar yakın temasa geçmeme rağmen kimse ile saatlerdir bir şey hissetmezken bu adamın belimi tutuşu bile beni heyecanlandırıyordu.Bugün birini öldürdüğünü ve birini de yumruklarıyla bayılttığını görmüştüm, üstelik sebeplerini bilmiyordum. Sebebi var mı onu bile bilmiyordum, o yüzden normal şartlarda bu hiç normal bir seçim olmazdı.Ama şartlar hiç normal değildi ve zaten ben de çoktan birkaç insan öldürmüştüm. Üstelik birkaç gün içinde de ölecektim. İyi ve mantıklı bir kız olmak için hiç vaktim yoktu.Ona karşı koyma hissinden çok uzak duygularla ve filtresiz gözlerle baktım. Benim kendimce sebeplerim vardı ama o bunu tam olarak istiyor muydu anlayamıyordum. Bu konularda aptal bir insan değildim normalde ama son koca seçimim bildiğim tüm doğruları altüst etmiş gibiydi."Ne yapmaya çalışıyorsun?" diye sordum bir cevap alabilmek için."Bilmiyorum," dedi. Kaşları hala çatıktı ve gözlerinde aradığım arzuyu görebiliyordum. Şuan bunu sorgulamayı ise hiç istemiyordum. Onun bir şeyleri çözümlemesini bekleyemezdim."Beni evine götürecek misin?" diye sorarken bedenlerimiz arasındaki ufak boşluğu da kapattığımda bir an için belimde ki tutuşu sıkılaştı ve sonra bir küfür savurup elini geri çekti.Vazgeçtiğini zannederken bileğimden tutup beni dışarı yönlendirmeye çalıştığını fark ettiğimde birden durdum ve geri dönmeye çalıştım. Bileğimi bırakmadan arkasını döndü ve bana öfkeyle baktı, sanki tahammül edemiyor gibiydi."Ne oldu?""Barmende eşyalarım var."Ben barmene giderken bileğimi bırakmadı ve peşimden geldi, çantamı ve ceketimi aldığımda hızlı adımlarla bizi kulüpten çıkardı. O kadar hızlı yürüyordu ki bileğimdeki eli yüzünden arkasında sürükleniyor gibiydim. Birkaç saat öncesinde yumruk atmaktan zedelenen ellerinin eklem yerleri üstünkörü bandajlanmıştı.Arabasının önünde durduğumuzda kilidini açtı ve ben yan koltuğa oturana kadar bileğimi bırakmadı."Kaçmamdan mı korkuyorsun?" diye sordum."Her an basıp gidecekmiş gibi duruyorsun.""Her an basıp gidebilirim."Yanımdaki koltuğa oturup arabayı çalıştırırken bu arabayı sürmenin ne kadar keyifli olduğunu düşünmekten kendimi alamadım. Hiç bu tarz bir araba kullanmamıştım ya da binmemiştim ama şuan çok hoşuma gitmişti. Eğer bu gece için daha iyi bir seçeneğim olsa belki de onu camdan atıp ölmeden önce bu arabayla biraz vakit geçirebilirdim.Arabayı incelemeyi bırakıp camı indirdim ve dışarıyı seyretmeye başladım.Arabayı çok hızlı sürdü ve yol boyunca konuşmadık. Sonunda arabayı lüks bir sitenin girişinde durduğunda kendi tarafındaki camı indirdi ve kulübedeki görevli onu hemen tanıyıp aracın geçmesini engelleyen kapıyı açtı.Bir binanın önünde durup arabayı park etti ve asansörde gergin bir bekleme süresi içinde evine ulaştık.Anahtarı kilide sokmayı birkaç kere deneyip üçüncüde başardığında bir an için yanlış mı yapıyorum acaba diye düşündüm.Kapıdan girerken gene elleri bileğimdeydi, hatta şimdi farkediyordum, ama arabdan indiğimizden beri elleri hep bileğimdeydi.Bunu o kadar garipsemeden yapıyordu ki farkında olmadığını düşündüm.Belki onun da benim gibi karmaşık olayları vardı.Kapıyı kapatır kapatmaz beni duvara yasladı, elimdeki ceketle çantayı yere fırlattım ve dudaklarına yapıştım.İlk adımı atmaktan çekinecek birisi değildim normalde ama şuan bunu yapmaktaki asıl sebebim gözlerinde tereddüt görmekten korkmamdı.Çünkü biliyordum ki eğer tereddüt görürsem, giderdim. Bazı konularda eskisi kadar sağlam bir bünyeye sahip değildim.İlk öpücük için oldukça fazla ve yoğun bir öpücükle bana karşılık verdi. Nefessiz kaldığımda geri çekildim ve gözlerinde bir tiksinme belirtisi görmekten korkarak yavaşça gözlerimi açtım.Tiksinmekten çok uzak bir arzuyla beni inceliyordu.Gerçekten mükemmel bir andı ama midem bulanıyordu ve alkolün etkisini şuanda göstermesinden hiç hoşlanmasam da,"Sanırım önce midemdeki alkolu kussam iyi olacak," dedim rahatsız bir sesle. Bir şey demedi ve bileğimden tutup beni banyoya götürdü.Banyoya girdiğimde kapıyı kapatıp tek elimle saçlarımı toplayarak kustum, iğrençti.Ağzımı çalkalayıp kusmuk tadından kurtuldum ve aynada kendime baktım. Rujum biraz dağılmıştı, düzeltmedim ve banyodan çıktım.Şu saatten sonra benden tiksinse bile hakkı vardı. Bu gece daha fazla zorlamaktan vazgeçip eve dönmeliydim. Ben eve dönme planları yaparken ilginç bir şekilde onda tiksinmeye dair herhangi bir iz göremedim. Beklemediğim bu durum karşısında olduğum yerde kalırken düşünmeme izin vermeden bana yaklaşıp ellerini belime doladı. Belimdeki güçlü ve büyük elleriyle tatmin olarak kollarımı boynuna doladığımda en azından bu sabah öldürülmediğim için çok mutluydum. Dudaklarımızı şiddetle buluştururken beni yatağa doğru ittirdi. Ayaklarım yatağa değdiğinde kendimi bıraktım ve o da hızla üzerimde yerini aldı. Dudakları boynuma uzanırken,"Bana kendinle ilgili üç şey söyle, Gattina," diye mırıldandı.Taktığı lakap içimi bir hoş etse de duymamış gibi davrandım."Üç şey mi?"Şaşırmıştım."Evet, üç şey.""Tamam," dedim. İçimden ne olacaksa olsun diye geçirirken sıralamaya başladım. "Henüz boşanmadım, birkaç adam öldürdüm ve bakireyim."Onu kendimden vazgeçirmeye mi çalışıyordum?Üzerimden hızla kalktı, gözleri şaşkınlık ve dehşetle aralanmıştı."Bakire misin?""Gerçekten bir tek buna mı takıldın?" Dedim hayretle. "İnanılmazsın.""Katilsin, evlisin üstelik bakiresin öyle mi?" Dedi doğrulamak ister gibi.Şaşkınlığına gülerek başımı salladım. Kısa bir süre bekleyip hala harekette bulunmayınca ofladım, tereddütlü biriyle yapamazdım."Eğer böyle durmaya devam edeceksen gidip kirazımı patlatacak başka birini bulacağım," dedim sanki başından beri pes etmesi için uğraşmamışım gibi.Gözleri lacivert bir ışıkla parladı ve üzerime atılıp boynumu ısırdı. Zevk ve acıyla bir çığlık attım. Isırdığı yeri yalamaya ve öpmeye başladığında artık inlemelerimi durduramıyordum.Az önce düşünmekten kafayı yiyecek gibiyken şimdi hiçbir şey düşünemiyordum.Başını boynumdan çektiğinde gözlerini gözlerimden ayırmadan elbisemin askılarını indirmeye başladı. İnce askılı bir elbise olduğu için sütyen giymediğim göğüslerim ortaya çıktığında bakışlarını gözlerimden ayırdı….

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.