Kaybettiğim her şeyin sonunda kendimi kazandım.. Aventino,Roma,İtalya Alessia Morelli Üzerimdeki tasarım gelinlik, sadece kumaşın kalınlığından kaynaklı olamayacak kadar beni sıkıyor ve bunaltıyordu. Üstelik içindeki astarı bile saten değildi.En az iki saattir, sırtımı dayadığım yatağın ayak ucundan karşımdaki kapının açılmasını bekliyordum. Zaten gelinliği bile benim seçmeme izin vermeden kendince kalitesine uygun bulduğu, pahalı olduğu kadar iğrenç bir şey göndermişti. Beni bu kocaman malikanenin misafir odasına bile benzemeyen iki kapaklı bir dolap, bir ayna ve çift kişilik bir yataktan ibaret olan penceresiz ve basık bir yere kapatması ya da düğün gecemde yalnız bırakması bile umrumda değildi. Ona bir köpeğe duyduğum kadar bile ilgi duymazken düğün gecemde yatağımda olmamasına üzülecek değildim. Yıllardır gösterdiği o sevgi ve aşkın rol olduğunu biliyordum, bu yüzden ona rol olarak bile sevgi gösterisi yapmamıştım.Benim katlanamadığım şey gelinlikti.Sabah önüme giyinmem için konulup benim seçtiğim modelin benden habersiz çöpe atıldığını öğrendiğimden beri bir kez bile gülmemiştim. Önemli insanlara, ondan daha üst rütbelere, akrabalara, fotoğraflara. Kilisede kıpırtısız tuttuğum dudaklarıma dudaklarını yapıştırdığında ve bakışlarıyla beni uyarıp tuttuğu kolumu sıktığında bile gülmemiştim.Bunun benim için gerçekten bir eziyet olduğunun bilincinde olarak mı, yoksa yanlışlıkla mı yapmıştı bilmiyordum ama gelinliğimi çıkarmamıştı.Açılamayacak kadar sıkı düğümlerle dolu bağcıklarını benim arkaya uzanıp açabilmemim mümkünatı yoktu, çünkü erkeğin ilişkide ve evlilikte kontrol sahibi olduğunu göstermesi için süregelen bu adette bağcıkları açmanın tek yolu kesmekti. Damat gelinin gelinliğinin arkasındaki bağcıkları bıçakla keser, gelini belki korkutur, belki sindirir, kısacası kendince bir güç gösterisi yapardı.Cosa Nostra ailelerinin bu gelenek bağlılıkları beni mahvediyordu.Odada keskin bir şey olsa onunla kendi başıma kesip kurtulmaya çalışacaktım, ama odada banyo bile yoktu. Tuvaletim gelse ne yapacaktım, acıkınca ne olacaktı oldukça merak ediyordum doğrusu.Aynayı topuklu ayakkabımla parçalama fikrini aklımdan geçirsem de, sırtıma yapışık bu düğümlerin arasında iki tarafı da keskin ve şekilsiz bir parçayı geçirip ellerimi ve sırtımı kanatmak düşüncesi hoşuma gitmemişti.Eteklerimi tek elimle toplayıp odanın kapısını açtığımda yol vermeyeceklerini net bir şekilde gösteren iki koruma önüme geçtiler."Çıkamazsınız!"Kapıma korumalarını dikip beni buraya hapsettiği için sinirden çığlık atmak istiyordum. Her şeyin beni ona muhtaç bırakmaya çalışmasından da öyle.Şuan için önceliğim üzerimdeki bu illetten kurtulmak olduğunu hatırlayıp sakin kalmaya çalışarak biraz daha önde duran korumaya;"Bıçağın var mı?" diye sordum.Şüpheyle beni süzdü."Ne yapacaksınız?"Bakışlarında bir şey vardı. Hayatım boyunca korumaların içinde büyümeme rağmen küçük yaşlarda bile böyle bir şeyle karşılaşmamıştım.Üstten bakıyordu. 'Siz' diye hitap ederken bile beni aşağılıyordu. Aşağılık kompleksim yoktu, ama bunu yaptığına emindim.Hafifçe yan dönerek sırtımı kaplayan bağcıkları işaret ettim."Bunları keseceğim."Bir an için belki de bunları kocamın kesmesi gerektiğini söyleyecekti, ama bundan vazgeçti. Aramızda baskınlığını göstermesi gereken bir ilişki bile olmadığı ve kesmeye meraklı olmadığı gayet net ortadaydı.Pantolonunun cebinden sustalı bir bıçak çıkarıp tereddütle bana uzatırken vazgeçmesinden korkarak hızla elinden kaptım.Odaya girip kapıyı arkamdan kapatacaktım ki elini sertçe açık duran kapıya bastıran koruma,"Burada kesin." dedi.Emir vermesinin ve üstten tavırlarının üzerine yaptığı son hareket, bıçağı farklı amaçlar için kullanmama neden olacakken hemen gerisinde elindeki silahını her an bana doğrultmaya hazır bekleyen diğer koruma ile dişlerimi sıktım, ve;"Bağcıkları çözdüğüm an gelinlik düşer," dedim ılımlı davranmaya çalışarak. "Burada kesemem."Kolay kolay stres olmazdım ama köşeye sıkışmış hissediyordum."İçeri silah sokamazsınız.""Bunu duyduğunda Fabio seni öldürecek." dedim son şansımı deneyerek. Yani öyle olmalıydı, beni sevmese bile en azından bu durumu kendine yediremez ve bir tepki koyardı. Gerçi korumasının beni çıplak görmesine sinirlenip beni de öldürebilirdi, belli olmazdı.Koruma omuz silkti.Artık yapabileceğim başka bir şey yoktu, bu gelinlikle durmaya, onların önünde çıplak kalma ihtimali kadar bile katlanamıyordum.Öfkeyle bıçağı arkama götürüp düğümlerin arasına soktum ve ipleri kesmeye başladım. Her ip ayrı bir düğümle bağlandığı için kesmek çok zor oluyordu, alttaki düğümlere omzumun üzerinden uzattığım kolum yetişmeyince bu sefer alttan kesmeye devam ettim.Sırtıma değen soğuk metali, ve açtığım birkaç ince kesiği çok net hissediyordum. Gelinliği çıkarabilecek kadar ipi kestiğimde bir elimle hemen gelinliğin önünü tuttum ve bıçağı korumanın önüne yere fırlatıp içeri girdim.Kapıyı suratlarına doğru çarparken, kabullenmek istemesem de kalp atışlarımın hızında bir korku vardı. Bir yanım ise o bıçağın ayaklarına saplanmamasına hayıflanıyordu.Sırtımı dayadığım kapının arkadan zorlanmasını bir süre daha bekleyip zorlanmadığını görünce rahat bir nefes verdim.Ne zaman korumalarından bile korkacak hale gelmiştim?Beni sevdiğine hiçbir zaman inanmamıştım, ama bu kadar aşağılanmaya da hiç hazırlanmamıştım. Benim için onun karısı olmak bile korkunçken, o bir korumanın bile saygı duymayacağı aşağılık bir konuma düşürmüştü beni.Gururum inciniyordu, hırsımdan odadaki birkaç eşyayı parçalamak istiyordum, ama gürültü duyup geceyi burada geçirmeye kalkarsa diye vazgeçtim.Gelinliğin ellerimle tuttuğum önünü bırakarak kalan son birkaç düğümün daralttığı belini dolgun basenlerimden sertçe çektirip indirdim ve ayaklarımın dibinde bembeyaz ve rahatsız edici bir yığın haline gelen kumaştan ayaklarımı kurtarmaya çalıştım. Ayakkabılarımın ilk deneyişte çıkamayacak kadar gelinliğe takılmış olması ile tekrar denemeye tahammül edemeyerek ayağımı ayakkabılardan çıkarıp vücudumu saran ince bir ter tabakasıyla o beyazlıklardan kurtuldum.Aynadaki yansımamı gördüğümde, üzerimde yalnızca beyaz dantel tangam vardı. Her zaman renkli olan gözlerim sanki renkten yoksun duruyordu. Ya bembeyaz, ya da beyaz bile olamayacak kadar renksiz. Kendimi hiç böyle görmemiştim.Daha fazla bakmaya katlanamayarak dolaba doğru yürüdüm, ve içindeki tek eşya olan saten gecelik ve sabahlığı elime aldım.Bu odada yapılan hazırlığa bakılırsa başından beri beni nereye koyacağını biliyordu demek ki. Ondaki yerim burası olmasına rağmen tüm o rolleri yapabilecek kadar zeki olduğuna inanmak istemiyordum.Başımdan geçirdiğim saten en azından o rahatsızlık hissinden biraz kurtarsa da, çok açık bir gecelikti. Normalde bunu giymeyi sorun etmezdim, ama bu evden hiç kimsenin yanında giymek istemiyordum.Seçeneğim olmadığı için geceliğin üzerine sabahlığı da geçirip kuşağını bağladım, ve yatağa uzandım. Saçımdaki düğün topuzu başımda katı bir nesne taşıyormuş hissi verse de düzeltmekle uğraşamayacaktım. Zaten sabahtan beri düğün telaşından dolayı yorgun ve uykusuzdum.Sabah hallederdim.Sabah demişken, bu sabah ne kadar da keyifliydim. İlk defa başarısız sonuçlanacağından habersiz kendimce planlarım vardı.Boşanma ihtimali olan bir kadın olsaydım, belki bütün bunlar umrumda olmazdı. Ama sonsuza kadar bu şekilde yaşama düşüncesi, şakaklarıma saplanan ağrının, başımı saç diplerime kadar zonklatmasına sebep oluyordu.Beyaz manikürlü tırnaklarımın avucuma batmasıyla sıktığım yumruklarımı gevşettim.Fabio bu saatten sonra gelmese iyi ederdi.***Ne gördüğümü hatırlamasam da huzursuz olduğumdan emin olduğum bir uykudan kapının açılma sesi ile sıçrayarak uyandım. Yatmadan önce uyurken bir yerlerimin açılmasından rahatsızlık duyarak uyumuş olmanın etkisiyle odaya kimin girdiğini görmeden hatta daha tam gözlerimi bile açmadan uyanır uyanmaz yatakta oturup toparlanmaya çalıştım.Fabio'yu görmekten korktuğum odanın girişinde, daha korkunç bir görüntü vardı.Fabio, ve en yakın adamı Giulio, ikisi de odadaydı.Ne kadar uyuduğumu bilmiyordum, ama sabah olmadığını varsayıyordum.Düğün gecemizde ve yatak odamızda. Gerçi neyi bu kadar sahipleniyorsam, bu oda 'bizim' odamız değildi. Benim odam hiç değildi. Kendimi nereye konumlandıracağımı şaşırmıştım.Sinirle kaşlarımı çattım. Düğün gecesi yarı çıplak haldeyken başka bir adamın beni görmesine nasıl izin verebiliyordu? Nasıl rahatsızlık duymuyordu, sevmese bile onurumu korumalıydı. Bu kadar bile mi sahiplenmemişti?Giulio'nun vücudumda gezinen bakışlarıyla midem bulansa da, bağrımı kapatmaya çalıştığımda bacaklarımı açıkta bırakacak olan bu gecelik ve sabahlıkla saklanabileceğim bir yer yoktu.Fabio bana Giulio'nun bakışlarının yarısı kadar bile ilgi olmayan boş gözlerle bir süre baktı, ve odadan çıkmak için arkasını döndü.Afallamıştım. Bugüne kadar gözlerinde sahte hissettirse de aşk, sevgi ve hayranlıktan başka hiçbir şey görmemiştim. Oysa şimdi bakışları.O kadar hazırlıksız yakalanmıştım ki. Keşke, keşke öncesinde bir kez olsun böyle baksaydı da, başıma neyin geleceği hakkında bir fikrim olsaydı.Zekasını ve ikiyüzlülüğünü küçümseyerek hayatımın en büyük hatasını yapmıştım, ve sanırım bu hayatıma mal olacaktı.Giulio bana son bir kez bakıp Fabio'nun arkasından odadan çıkarken, şoktan bir tepki veremediğimi fark ederek yataktan indim ve peşlerinden koştum."Nereye gidiyorsun?" diye öfkeyle bağırdığımda bana başını çevirip adımlarımı durduracak derecede iğrenerek baktı.Ben bakışlarındaki duyguyu iliklerime kadar hissedip sarsılırken o, kapının önündeki korumalara döndü, ve;"Sizin olsun." dedi. "İstediğiniz gibi ilgilenin, ölmesin yeter." Tam gidecekti ki son anda hatırlamış gibi, "bir de yatakta leke bırakmayı unutmayın. Yarın sabah gelen akrabalar çarşafları sorar."Fabio bunları söyleyip yanında Giulio ile giderken, beynimden vurulmuşa döndüm. Ben onunla onurumla evlenirken, o bana ucuz bir fahişe muamelesi yapıyordu. Onurumu korumayı hiçbir zaman istememekte çok haklıydım, erkekler bunu hak etmiyordu. Evet, bu geceyi onunla geçirmeyi de istemiyordum, ama beni korumalarına peşkeş çekmesindense ona katlanmayı tercih ederdim.Neden? diye bağırmak istedim, ama sesim çıkmıyordu.Bu evlilikteki asıl amacını biliyordum, elde etmek istediğini etmişken, neden bana bunu yapıyordu? Sevmesin, ilgilenmesin, ama neden işkence ediyordu?Kapının önünde olduğum yere oturduğumda, dolan gözlerimdeki yaşların düşmeden donmasına sebep olan şey odadan daha aydınlık olan koridorun yansımasında üzerime düşen gölge oldu.Korkuyla başımı kaldırdığımda korumanın pis bakışlarıyla karşılaştım.Ellerimle yere bastırıp vücudumu ittirerek kendimi geri çekmeye çalışırken, "Bu bir kabus," dedim kendi kendime. "Hayatım bu kadar acımasız olamaz."Ben geri çırpınarak geri çekildikçe bana doğru adım atan koruma ikimizin de odanın içinde olmamızla kapıyı arkasından çarptı. Gürültüyle irkilmedim, zihnim sanki donmuş gibiydi.Açtığımda uyanmak ümidiyle gözlerimi sımsıkı yumarken, gözlerimi açmama sebep olan şey bir kemer sesi oldu.Ölmesin yeter demişti Fabio.Hiç beklemeyeceğim ve gelmeyeceğini bildiğim bir insanın beni kurtarmasını bekleyecek kadar düşmüştüm. Hatta beni bu duruma düşüren bir insanı bekleyecek kadar bile.Gelmedi…Koruma hayvani bir şekilde üzerime eğildiğinde Fabio'nun gelmesini beklemiyordum artık. Kapıma korunmam için konulan korumadan beni kurtarmaya kimse gelmeyecekti. Tek başımaydım.Tek başıma bile olsam bir yolu olmalıydı. Karşı koyabilmenin bu durumun içinden kendimi kurtarabilmenin bir yolu olmalıydı.Gözlerimi benden uzakta olan aynadan umutsuzca çevirip çevreme bakınırken, iki elini yanımda sabitleyerek bana yaklaşan korumanın belindeki silaha baktım.Ceketinin eğilmesinin etkisiyle açılıp kolayca ulaşılabilecek silahı sanki kasıtlı yapıyormuş gibi görüşüme sunuyordu.Silaha yönelttiğim bakışlarımdaki kararsızlık, biraz aşağısında pantolonundaki kabarıklığa baktığımı sanan korumanın çirkin gülüşünün kulağıma gelmesiyle yok oldu.Yaşadığım aşağılanma ile tüm sınırlarımı aşmış hissediyordum. Makyajı dağılmış yüzümün önüne düşen perçemlerimi kıpırdatacak kadar derin bir nefes verdiğimde çırpınmayı bıraktım, ve o kendince bir zafer edası ile üzerime vücudunu bana değdirecek biçimde abanırken zihnimde tekrar ettiğim sahneyi hızla canlandırdım.Belinden çektiğim gibi emniyetini açtığım silahını sırtı ile beli arasında bir yere dayayarak hiç duraksamadan tetiğe bastım. Ters yönde tutmamın ve korkudan güçsüzleşen bedenimin etkisiyle elimden fırlayacak gibi geri tepen silahı zorlukla kontrol edip avucumda sıkarken, ellerim de tıpkı bedenim gibi zangır zangır titriyordu. Dişlerimi sıkmaktan çenem kilitlenmişti.Koruma büyümüş gözlerle üzerime yığılırken bile net bir şey hissedemiyordum, tek bildiğim buradan kurtulmam gerektiğiydi.Kurşun yarasından geceliğin sıvandığı çıplak baldırlarıma kan damlıyordu.Şıp, şıp, şıp…Ölmediğini biliyordum, bayılmamıştı bile belki. O yüzden ellerimin titremesini durdurmak için silahı daha sıkı kavrarken, namluyu sırtına, kalbinin hizasına yerleştirdim, ve tekrar ateşledim.Üzerimdeki ağır beden son bir kasılıp hareketsiz kalırken soğuk terler döküyordum. Ağırlığı kenara itebilmek için oldukça çaba sarfettim. Korumanın odaya girmesiyle kapının önündeki diğer nöbetçiler gitmiş olmalıydı, çünkü henüz tabanca sesinin duyulduğuna dair bir işaret yoktu.Fabio'nun normalden yalıtımı daha iyi olan odaları olsa da, tabanca sesinin duyulmama ihtimali pek de olağan gelmiyordu.Üzerimdeki cesedi sonunda kenara düşürdüğümde, koridorda belli belirsiz ayak sesleri duydum. Kalbim mümkünmüş gibi daha hızlı atmaya başlarken korumayı üzerimden ittirebilmek için yere bıraktığım silahı tekrar elime aldım ve kapının arkasına doğru emekledim.Kapının arkasında çömelmiş vaziyette daha yakından duyulan adım seslerini dinlerken, içinde bulunduğum anı sorguluyor ve kendime inanamıyordum.Bacaklarım henüz kurumamış ılık bir kanla kaplıydı. Az ilerimde kendimden bile tiksinmeme neden olacak bir ceset, ve elimde silah vardı. Hayatım boyunca örümcekler haricinde kasıtlı olarak öldürdüğüm ilk canlıydı, üstelik bunu kendi ellerimle yapmıştım.Ona asla acımıyordum ve pişmanlık duymuyordum, ama bir yandan da katil olduğuma inanamıyordum.Kapının kolunun indirilmesiyle hayatımın buna bağlı olduğunu bilerek elimdeki silahı iki elimle kavradım. Hafifçe aralanıp yerdeki cesedi görüp küfür eden diğer koruma odaya girip cesede doğru adım atarken namluyu ensesine çevirdiğim silahın tetiğini son birkaç dakikada üçüncü kez çektim.Cosa Nostra'da büyüyen bir çocuk olarak silah kullanmayı bilmem normal olsa da buna ihtiyacım olacağını hiç düşünmemiştim.Ensesinde beliren koyu karanlıktan beyaz gömlek yakasına kanı boşalırken, ikinci koruma da boğuk bir ses çıkararak sendeledi ve kurşunun geldiği yönü görmek için kafasını arkaya çevirmeye çalışsa da bunu başaramadı. Başta kaskatı bir şekilde ayakta sallanan bedeni yerdeki diğer cesedin üzerine doğru çuval gibi yığılırken başı sertçe betona çarptı. Grimsi tondaki zemine yayılan kanın ensesindeki yaradan mı, yoksa başını çarpmasından mı kaynaklı olduğunu anlayamıyordum. Şuan için kalkıp bana saldıramadıkları sürece yaşayıp yaşamadıklarını bile umursayamıyordum.Artık bir değil, iki değil, üçüncü silah sesiydi ve birazdan herkes burada olacaktı, o yüzden koridora çıktığım gibi koşmaya başladım. Bacaklarımın titremesinden kaynaklı olarak başlarda aksayarak ilerlesem de daha koridorun sonuna gelmeden kontrolüm dışında ileri atılmaya başladılar. Aşağıdan sesler geldiğini duyduğumda merdivenlere daha fazla yaklaşmadan sağımdaki kapısı açık odalardan birine daldım. Odanın ortasına gelene kadar içeride başka biri olmadığından emin olamasam da bu odada şimdilik sadece ben vardım. Odanın ortasında ne yapacağımı bilemeyerek çevreme bakınırken gözüme çarpan balkon kapısına gidip silah olmayan elimle kolunu çevirdim ve balkona çıktım.Hemen fark edilmemi engellese de beni burada bulmamaları imkânsızdı. Başka bir yol bulmalıydım.Balkonun demirlerinden tutunup aşağı eğildim. Yerden 5 metre kadar yükseklikte olan balkon bahçedeki havuza paraleldi. Korumaların çoğu şuan merdivenlerden çıkıyor olmalıydılar, çünkü bahçenin bu tarafında ve havuzun çevresinde koruma gözükmüyordu.Sesler ve küfürler iyice yaklaşınca başka çarem olmadığını anlayarak demir korkuluğun diğer tarafına önce bir bacağımı, sonra diğer bacağımı attım, ve denk gelmek umuduyla kendimi biraz da ileri doğru ittirerek havuza atladım.Silahı elimden bırakmamıştım.Havuza atladığımda, su hassas bedenimde beton gibi bir hissiyat oluşturmuştu. Öksürerek su yüzeyine çıktığımda birkaç kulaçta kenara vardım ve kollarımla vücudumu yukarı çekmeye çalıştım. Üzerimdeki kumaş parçaları ne kadar az olsa da ve kendi ağırlığımı taşımakta zorlansam da yaşadığım çaresizlik ile sınırlarımı zorlayarak kendimi havuzun mermer çevresine çıkarmayı başardım.Tam bu noktada sırtüstü uzanıp ritmini şaşırmış göğsümün sakin nefeslerle şişmesini beklemek istiyordum, ama her an balkona çıkıp beni görebilirler diye ayağa kalkıp tökezleyerek bahçenin diğer tarafına koştum.Bu bahçenin çıkış kapısının olduğu taraftı, ve kapının önünde sadece bir koruma vardı. Normalde bu kadar az olmadığını biliyordum, silah sesiyle hepsi içeri girmişlerdi demek ki. Islak bedenimde bir üşüme hissederek çıplak ayaklarımın birini çimlerden kaldırıp diğerinin üzerine bastırdım.Şuan balkonun görüş alanında değildim ve korumanın da bana arkası dönüktü. Sıradaki adımımı düşünmeden önüme çıkan her seçeneğe atladığım bir evrede olduğum için silahımı bu kez de onu hedefleyerek kaldırdığımda suya girdikten sonra çalışıp çalışmayacağından bile emin değildim. 6-7 metre ilerideki adamı hedef alarak bir kurşun daha sıktığımda silahın gürültüsüyle bu tarafa dönen adamın koluna isabet etti. Adam kıpırdadığı için mi koluna isabet etmişti ben mi hedefimi tutturamamıştım bunu anlamam mümkün değildi, ama acıyla inleyen adam bir yandan sağlam koluyla silahını çıkarmaya çalışıyordu. Silahını çıkarmasını engellemek için bir kez daha ateş ettiğimde bu sefer kurşun diğer omzuna isabet etti. Artık beni vuramayacağı için öldürmeye çalışmakla uğraşmayıp bahçe kapısına koştum.İçeriden açtığım demir kapının dışına çıktığımda ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu. Kapının önünde bir sürü araba vardı, ama ne anahtarları vardı, ne de onları bulmak için vaktim.Evin önünde uzun bir yol, karşıda ise ağaçlıklı bir alan vardı. Orman kadar büyük olmasa da küçük bir alan değildi ve sık ağaçları vardı. Çıplak ayaklarımla asfaltı geçip ağaçların arasına daldığımda korkunç hissediyordum. Hayatımda hiç ucuz bir ayakkabı bile giymemişken, şimdi yalınayak, yarınlar yokmuşçasına taşlı ve topraklı bir zeminde koşuyordum.Yarınlar gerçekten de olmayabilirdi benim için, çünkü Cosa Nostra Capo'larından birinden kaçıyordum. Boşanma seçeneğim olmadığı gibi, evlenmeme seçeneğim de olmayan bir adamdan kaçan, aranan bir ölüydüm artık.Öldürüleceğim bu kadar net bir şekilde ortada olmasına rağmen kaçmam mantıksız gibi dursa da, ölümle yüzleşmek bambaşka bir şeydi ve yakalandığım takdirde öldürülmeyi değil, kendimi öldürmeyi tercih ediyordum. Aklımdan geçen düşüncelerle elimdeki silahı daha sıkı kavradım.Arkamdan gelen bağırış seslerini duyup titreyen bacaklarıma daha çok yüklenmeye çalıştığımda artık gözlerim kararıyor, soluğum ciğerlerime sığmıyordu. Birkaç dakika daha koştuğumda, artık ellerinde fenerlerle ağaçların arasına girmişlerdi. Her an bulunabilirdim ve ağaçların seyrekleşip neredeyse bittiği bir yere gelmiştim. Burada birkaç ev ve ağaçların bittiği alanda ufak bir çocuk parkı vardı.Çaresizce titriyordum ve esen rüzgârda yıkılacak kadar bitkindim. Dibinde durduğum çocuk parkına girip yuvarlak kapalı kaydırağın içine saklandım ve kesik nefeslerle beklemeye başladım. Havanın sert ayazına karşın üzerimdeki ince geceliğin hiçbir faydası olmasa da ona bürünmeye çalışıyordum. Bacaklarımda ve geceliğin eteklerinde kan lekeleri vardı.Konfor alanımdan bu şekilde çıkmak tercih edeceğim bir şey gibi durmasa da, aşağılanmaya katlanmaktansa bambaşka biri olabileceğimi fark ediyordum. O aşağılık adam için kendimi saklayıp günlerimi heba etmiş olmak ise geri alamayacağım kocaman bir hataydı. Eğer bu gece kurtulabilirsem, Fabio beni bulup öldürmeden önceki kısa sürede hayatımı dibine kadar yaşamalıydım.Özellikle de bekâretimden kurtulmalıydım. Bunu düşünmek bile üzerime abanan o iğrenç bedeni hatırlatırken ürpererek yüzümü buruşturdum. Belki de artık bunu yapamayacak, normal bir insan gibi yaşayamayacak kadar yara almıştım. Fabio'nun tiksinen bakışları gözümün önüne geldi tekrardan. Belki de kimsenin sevebileceği biri değildim. Ki bu, içimdeki çılgınlığı son derece baskılamış halimdi.Parkta fenerlerin ışıklarını görüp adım seslerini duyunca nefesimi tutmaya çalıştım, ama sanıyordum ki yaklaşsalar kalp atış sesimi duyarlardı. Gümbürdüyordu, duvarlarını yırtmak, damarları aşmak için kükreyordu sanki. Oysa ben kendimi artık çok sakin hissediyordum. Bir akışa kendimi bırakmanın rahatlığı vardı üzerimde. Bu yaptıklarının bedelini onlara ödetecek kadar uzun yaşayamayacak olmamdan...Adamlar bir süre sonra parktan uzaklaştı, ama hâlâ çevrede birilerinin olma ihtimalinden dolayı kafamı çıkarıp bakamadım.O gece, sabahın ilk ışıklarına kadar orada kan lekelerini ve elimdeki silahı izleyip soğukta titredim. Gün doğarken oradan çıktığımda ise, içimde acı dâhil hiçbir şey hissetmiyordum.Kalan kısıtlı hayatımda bir kez daha canımın yanmasına izin vermeyecektim…
الفصل 1
Chapter 1
نهاية الفصل
0 تعليق
لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.