تخطٍ إلى المحتوى

KARA

الفصل 3 · قراءة 8 دقيقة

KARA

الفصل 3

Bölüm 3

Işık, gözlerini pencereden çekerek hemen perdeyi kapattı. Sabahın köründe orada olmasını bir kenara bıraksaydı bile bu adamın kendisini neden izlediğini anlayamıyordu.

Aklıyla bir sorunu olduğu kesindi. Ancak Işık, henüz bunun ne boyutta olduğunu tam olarak çözememişti.

Dışarıdan motor sesi geldiğinde Kara'nın sonunda gittiğini anladı. Derin bir nefes alarak kendini yatağa bıraktı. İşe gitme saatine kadar biraz daha uyumaya karar verdi.

---

Bu kez alarmının sesiyle uyandı.

Her zamanki rutinini tamamladıktan sonra mutfağa geçti ve bir sigara yaktı. Sigarasını söndürdükten sonra odasına giderek üzerini değiştirdi. Göbeğini açıkta bırakan kısa kollu bir üst ve siyah bir kargo pantolonu giydi. Saçlarını at kuyruğu yaptı, çantasını aldı ve botlarını giyerek evden çıktı.

Hava oldukça güzeldi.

Kapıdan çıkarken Elif'i göremeyince bugün onunla birlikte yürüyemeyeceğini anladı. Normalde işe çoğunlukla beraber giderlerdi.

Işık, fazla oyalanmadan kafeye ulaştı. Her zamanki iş kıyafetlerini giyerek dışarı çıktı ve kafenin dolmasını beklemeye başladı.

Müşteriler yavaş yavaş geliyordu. Işık, siparişlerle ilgilenirken Selda ablanın kendisini yanına çağırdığını fark etti. Elindeki tepsiyle onun yanına ilerledi.

"Efendim, abla? Bir sorun mu var?"

"Hayır, tatlım. Bugün izinlisin. Onu söylemek için çağırdım."

Işık, söylenenleri anlamamış gibi Selda ablaya baktı.

Tam o sırada içeri giren kişiyi görünce ne olduğunu anlaması uzun sürmedi.

Kara.

Adam kaskını çıkarıp kolunun altına aldı. Ardından parmaklarını saçlarının arasından geçirdi.

Işık, dişlerini sıkarak ona baktı. Bu adamın karşısına çıkmadığı tek bir gün bile olmayacak mıydı?

"Tamam, abla. Söylediğin için sağ ol."

Başka bir şey söylemeden soyunma odasına geçti ve üzerini değiştirdi. Ardından doğrudan Kara'nın yanına ilerledi.

"Bunun bir açıklaması olacağını düşünüyorum."

Kara, sorusunu cevapsız bıraktı.

"Bin."

Işık, birkaç saniye boyunca ona baktı. Ardından söylenerek motorun arkasına geçti ve oturdu.

Ellerini Kara'ya dolamak yerine arkaya koymayı tercih etmişti. Kara, kaskını takmadan önce ona kısa bir bakış attı ve yeniden önüne döndü.

"Sıkı tutun."

Bunu söylediği anda gaza bastı.

Işık, nereye gittiklerini merak ederken şehirden giderek uzaklaştıklarını fark etti. Kara aniden bir dönüş yaptığında ise refleksle kollarını ona doladı.

"Yavaş sür, hayvan!" diye bağırdı.

Kara'nın cevabı hızını daha da artırmak oldu.

Işık, içinden ona söyleyebileceği bütün hakaretleri sıralıyordu.

Bir süre sonra bir uçurumun kenarında durdular. Işık motordan hızlıca indiği için başı döndü. Elini alnına götürerek kendine gelmeye çalıştı.

"Öldürseydin bari! Daha çok işine gelirdi."

Kara kısa bir kahkaha attı.

Işık gözlerini devirdi.

"Sana sakinleşmeyi öğreteceğimi söylemiştim."

Işık, ona inanamazmış gibi baktı.

"Beni öldürmeye çalışarak mı?"

Kara omuz silkti.

"Adrenalin bazen iyidir."

"Sanki hiç adrenalinli bir hayatım yokmuş gibi."

Işık, son cümlesini alçak sesle mırıldandı.

Kara, ne söylediğini sorarcasına ona baktı ancak Işık onu umursamadı. Geldikleri uçurumun kenarına oturarak manzarayı izlemeye başladı.

Bir süre sonra Kara da yanına geldi.

"Gözlerini kapat ve sessizliği dinle."

Işık, söyleneni yaptı.

İlk başta yalnızca rüzgârın sesini duydu. Uzaklardan gelen hafif uğultu dışında çevrelerinde hiçbir şey yoktu.

İçini yavaş yavaş bir huzur kaplamaya başladı.

Kollarını geriye doğru uzattı ve başını hafifçe geriye attı. Temiz havayı derin bir nefesle içine çekti.

Gerçekten de iyi gelmişti.

Gözlerini açıp Kara'ya baktığında onun kendisini izlediğini gördü.

"Nasıl hissediyorsun?"

"Huzurlu."

Işık'ın cevabıyla Kara'nın yüzünde o kendine özgü, yamuk gülümseme belirdi.

Ardından konuşmaya devam etti.

"Sakin olmak için kendine bir sebep vermelisin. Sinirlendiğinde bilincin yerinde olmayabilir ama o sebebi hatırla. Kendine neden sakin kalman gerektiğini hatırlat. Böylece öfkeni çok daha hızlı kontrol edebilirsin."

Kara, Işık'ın bileğini tutarak elini kendisine doğru çekti.

"Bir de kendine zarar vermemeyi öğrenmelisin. Bunun için bana söz vereceksin."

Işık, bir anda ayağa kalktı ve üzerini silkeledi.

Kara'nın söylediklerine cevap vermeden motoruna doğru ilerledi.

Ancak Kara kolundan tuttuğunda durmak zorunda kaldı. Başını çevirip ona baktı. Adamın parmakları kolunu fazlasıyla sıkıyordu.

"Bir daha sana bir şey söylediğimde bana cevap ver, ufaklık."

Işık tek kelime etmedi.

Kolunu kurtarmak için diğer eliyle Kara'nın eline dokunacakken Kara o elini de tuttu.

Aralarındaki mesafe iyice azalmıştı.

Işık, gözlerini doğrudan onun gözlerine dikti.

"Şansını dene ama asla zorlama."

Kara, birkaç saniye boyunca ona baktı.

Sonunda ellerini bıraktı. Ardından motoruna binerek gaza bastı ve kısa sürede gözden kayboldu.

Işık, arkasından bakakaldı.

Neydi bu adamın derdi?

Önce ona sakinleşmeyi öğreteceğini söylüyor, ardından kendisi sakin kalamıyordu. Üstelik Işık hiçbir şey yapmamışken!

Etrafına baktığında buradan araba geçmeyeceğini anladı. Ana yola çıkabilmek için yürümeye başladı.

Ne kadar yürüdüğünü bilmiyordu.

Ancak güneş batmak üzereyken sonunda ana yola ulaşabildi.

Yol kenarında durarak bir arabanın geçmesini bekledi. Ne var ki gelen de yoktu, giden de.

Işık, olduğu yerde kalakaldı.

Manyak herif! Beni burada bırakırken ne düşünüyordu acaba?

Madem onu burada bırakacaktı, en azından Elif'e haber verebilirdi. Elif de gelip kendisini alabilirdi.

Bir süre daha bekledi. Ancak zaman kaybettiğini anlayınca sağ taraftan yürümeye başladı.

Ellerini ceplerine sokmuş, sessizce ilerliyordu.

Tam o sırada karşıdan siyah bir araba geldiğini fark etti.

Işık, durmasını umarak elini kaldırıp işaret verdi.

Araba yanında durdu ve camı açıldı.

Direksiyondaki kişiyi gördüğünde Işık başını gökyüzüne kaldırdı.

"Allah'ım, beni mi sınıyorsun, yarabbim?"

Bunu kendi kendine fısıldadı.

Ardından hiçbir şey söylemeden yeniden yürümeye başladı.

Ancak arabanın kapısının açıldığını ve birinin kendisine doğru geldiğini duydu.

Kara.

Adam yanına ulaştığında Işık'ın kolunu tuttu ve onu arabaya doğru çekmeye başladı.

Işık'ın sabrı artık tükenmişti.

"Ne yapıyorsun, hayvan herif? Bırak kolumu! Bırak dedim sana!"

Öfkeyle bağırırken Kara'nın kolunu tuttu. Bir ayağını onun ayağının arkasına geçirerek dengesini bozdu ve adamı yere düşürdü.

Ardından kendisini kurtararak koşmaya başladı.

Ancak daha birkaç adım atmıştı ki belinden yakalandı.

Işık çığlık attı.

Ayakları yerden kesildiğinde Kara'nın kendisini omzuna aldığını anladı.

Sırtını yumrukluyor, tırnaklarını geçirmeye çalışıyordu. Ancak Kara'nın umurunda bile değildi.

Adam, onu arabaya âdeta fırlattı.

Işık'ın başı karşı kapıya çarptığında acıyla inledi.

Elini başına götürdüğünde parmaklarına bulaşan sıcak sıvıyı hissetti.

Bir anda sustu.

Korkuyla eline baktığında kanı gördü ve koltuğa sindi.

Kara da arabaya bindiğinde araç çoktan hareket etmişti.

Işık'ın başı giderek daha fazla ağrımaya başladı. Elini başının arkasına götürdüğünde kanamanın arttığını fark etti.

Gözleri korkuyla açıldı.

Bir süre sonra araba bir evin önünde durdu.

Kara, Işık'ı yeniden kolundan tutarak arabadan indirdi.

Bu kez Işık'ın sesi çıkmıyordu.

Gözlerinin önü yavaş yavaş bulanıklaşmaya başladığında onu tutan kolu sıktı.

Kara dönüp ona baktı. Elindeki kanı görünce kolunu bıraktı ve hemen yanına geldi.

Parmaklarıyla Işık'ın saçlarını kenara ittiğinde ensesindeki kanı gördü.

Kara'nın gözlerinde bir anlığına pişmanlığa benzeyen bir ifade belirdi. Ancak bu ifade hemen kayboldu.

Işık sendeleyerek ayakta durmaya çalıştı.

Fakat artık gücü tükeniyordu.

Gözleri tamamen kapanırken ayakları yeniden yerden kesildi.

Kara, bilincini kaybeden genç kadını kucağına aldı.

---

Işık gözlerini açtığında başındaki ağrı hâlâ geçmemişti.

Bir süre boyunca nerede olduğunu anlayamadı. Karşısında siyahlarla kaplı bir oda vardı. Perdeler sonuna kadar kapatılmıştı.

Yavaşça doğruldu ve ayağa kalktı.

Elini başının arkasına götürdüğünde parmaklarına bandaj değdiğini fark etti. Yaralı bölgeyi kontrol ettikten sonra elini geri çekti.

Perdeleri açtı.

Ardından saçlarını topladı ve kapıya yöneldi.

Uzun bir koridorda yürüdükten sonra salona ulaştı.

İçeri girdiği anda üzerinde hissettiği bakışlar nedeniyle huzursuzca kıpırdandı.

Salonda orta yaşlarda bir kadın ve bir adam vardı. Yanlarında, tahminen on sekiz ya da on dokuz yaşlarında genç bir kız oturuyordu.

Diğer köşede ise Tuğran'ı gördü.

Işık, yavaş adımlarla onların yanına ilerledi.

"Şey... Merhaba. Rahatsız ettiğim için özür dilerim. Kara nerede acaba?"

Sorusunun ardından kadın gülümseyerek yanına yaklaştı.

"Gel kızım, otur. Birazdan gelir."

Işık, kadının gösterdiği yere oturdu.

Gergindi.

Tanımadığı insanların arasında oturmuş, Kara denilen öküzün gelmesini bekliyordu.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de kendimi yabancıların evinde buldum, diye düşündü.

Tam o sırada kapı açıldı.

İçeri Kara girdi.

Işık'ı gördüğünde doğrudan yanına ilerledi.

"Seni evine bırakayım."

Işık ayağa kalktı ve salondakilere baktı.

"Tekrar özür dilerim, rahatsız ettiğim için."

Kadın hemen itiraz etti.

"O nasıl laf kızım? Sen oğlumun sevdiği değil misin? İstediğin zaman gel."

Kadının sözleriyle Işık'ın gözleri kocaman açıldı.

Başını hızla Kara'ya çevirdi.

Ancak adam o sırada babasıyla konuşuyordu ve söylenenlere pek aldırmıyor gibiydi.

Işık, kadına zoraki bir tebessüm göndererek kapıya yöneldi. Kara'nın gelmesini beklemeden kendini dışarı attı.

"Bekle!"

Arkasından gelen Kara'nın sesiyle durdu.

Işık olduğu yerde kaldı.

Kadının neden öyle söylediğini bilmiyordu. Belki de Kara, kendisini buraya getirdiği için ailesi yanlış anlamıştı.

Ancak Işık'ın bu adamla daha fazla uğraşmaya niyeti yoktu.

Bir daha karşısına çıkmamaya kararlıydı.

Kara yanına ulaştığında konuşmaya başladı.

"Ben öyle söylemek zorunda kaldım çünkü..."

Işık, onu dinlemeden sözünü kesti.

"Arabayı açar mısın? Bir an önce beni eve bırak, lütfen."

Kara bir şey söylemedi. Yalnızca başını sallayarak arabayı açtı.

Işık, ön yolcu koltuğuna oturdu.

Kara da direksiyona geçti, motoru çalıştırdı ve gaza bastı.

Yol boyunca ikisi de konuşmadı.

Bir süre sonra Işık'ın evinin önünde durdular.

Genç kadın, kapıyı açmadan önce Kara'ya döndü.

"Eyvallah."

Kara'nın yüzünde kısa bir tebessüm belirdi.

Işık, onun bir şey söylemesini istemediği için kapıyı açıp arabadan indi.

Evin kapısını açarak içeri girdiğinde arkasına bile bakmadı.

Bakmak istemiyordu.

Bugün yaşananları düşündüğü sırada başındaki ağrı yeniden kendini hissettirdi. Sanki Kara'yı düşündüğünü anlayıp kendisini cezalandırıyordu.

Işık, adamı düşünmemeye karar verdi.

Ancak içeri girdiğinde Elif'in kendisini görmesiyle bu düşüncesi yarıda kaldı.

Elif, korkulu gözlerle yanına geldi.

"Kızım, neredesin sen? Aklım çıktı! Kara haber vermese arayacağın yok."

Işık yorgun bir ifadeyle arkadaşına baktı.

"Elif, sonra konuşalım olur mu? Başım ağrıyor. Ayrıca şu Kara lafı artık bu evde geçmesin."

Sözlerini kestirip attığında Elif şaşkınlıkla ona baktı.

Işık ise başka bir şey söylemeden odasına geçti.

Üzerindekileri tamamen çıkarıp banyoya fırlattı. Ardından çırılçıplak yatağa uzandı ve uyumak için kendini zorladı.

Tek istediği, bir süreliğine her şeyi unutabilmekti.

---

Kulağına gelen nefes sesiyle Işık gözlerini araladı.

Karşısında Kara'yı gördüğünde uyku sersemliğiyle gözlerini yeniden kapattı.

Henüz gördüğünün gerçek olduğunu anlayamamıştı.

Ancak yaklaşık bir dakika sonra beyni tamamen ayıldı.

Işık yataktan fırladı.

Çığlık atmak üzereyken Kara elini ağzına kapattı.

Işık'ın gözleri dehşetle açıldı.

Bunu ikinci kez yaşıyordu.

Ama bu sefer...

Bu sefer tamamen çıplaktı!

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.