تخطٍ إلى المحتوى

Ece

الفصل 9 · قراءة 4 دقيقة

Ece

الفصل 9

9. Bölüm: Karanlık Galerideki Anlaşma

Odada yankılanan hıçkırıklarım, sadece kendi çaresizliğime değil, bu evin kaybedilen ruhuna da bir ağıt gibiydi. Annemin hatıralarının, anneannemin kokusunun sindiği o odada, artık bir yabancıydım. Ancak ağlamak, sadece benim değil, o evin de sonu olacaktı.

Gözyaşlarımı silip aynadaki aksime baktım. O kızgın, kırgın ve hırpalanmış Ece’nin yerinde, artık buzdan bir heykel duruyordu. Ayağa kalktım. Bu savaşı odamda kilitli kalarak kazanamazdım. Kenan benim zaafımı, anneannemin evine olan bağlılığımı kullanarak beni köşeye sıkıştırmıştı; şimdi aynı köşeye onu sıkıştırma sırası bendeydi.

Üzerime dik duruşumu vurgulayan, adeta bir zırh gibi ağır siyah bir elbise giydim. Evden çıkarken arkamda bıraktığım o suçlayıcı bakışları, o "her şeyi mahvettin" diyen fısıltıları duymuyormuş gibi davrandım. Hedefim belliydi: Kenan’ın o paravan gibi kullandığı, her şeyin alınıp satıldığı, ruhsuz galerisi.

Galeriye girdiğimde adımlarım her zamankinden daha sertti. İçimde hem büyük bir yenilginin ateşi hem de her şeyi bitirecek o intikam soğukluğu vardı. Kenan, beni görmeden arkası dönük bir şekilde, bir sanat eserini inceliyordu. Kapıdaki tıkırtıdan sonra bile dönmedi, sanki geleceğimi dakikalar öncesinden planlamıştı.

​"Biliyordun," dedim, sesim boş galeride yankılanırken.

​Kenan yavaşça döndü. Yüzünde o bildik, sinir bozucu özgüvenli gülümseme vardı. "Geleceğini biliyordum. Bir şeyi kaybettiğini anladığında, onu geri almak için son bir kumar oynayacağını da..."

​Doğrudan konuya girdim. "O ev, vasiyet gereği müze olmalı. Ama Kenan, bu evin senin olmasını istediğini biliyorum. Ev senin olsun. Tapuyu al, mülkiyetin sahibi ol. Ama bir şartım var: Yeni bir anlaşma yapacağız."

​Kenan kısa bir kahkaha attı, sesi galerinin soğuk duvarlarında çınladı. Yavaşça masasına doğru yürüdü, üzerine eğilip kollarını göğsünde birleştirdi. "Ece, seninle daha önce üç kural üzerine bir anlaşma yaptık. Hepsini kabul ettim ama sen o şansı elinin tersiyle ittin. Şimdi neden senin kurallarını dinleyeyim?"

​"Çünkü bu sefer," dedim, ona doğru bir adım atarak, "kurallar benim değil, senin olacak."

​Kenan duraksadı. Gözlerini kısarak beni süzdü. "Ne karşılığında?"

​Gözlerinin içine, sanki ruhunu okurmuş gibi baktım. "Evlenmek istiyordun," dedim fısıltıyla. "Madem evi istiyorsun, beni de istiyorsun... O zaman evlenelim."

​Oda bir anda sessizliğe gömüldü. Kenan’ın yüzündeki alaycı ifade bir anlığına dondu, sonra yerine daha karmaşık, daha tehlikeli bir merak geldi. Yavaşça masanın etrafından dolanıp yanıma geldi. Aramızdaki mesafe artık bir nefeslikti.

​Elini uzattı, parmak uçlarıyla çenemi yukarı kaldırdı. Yeşil gözlerimin içine, sanki içimdeki tüm o karanlığı, tüm o acıyı ve teslimiyeti görmek istercesine derin, çok derin baktı. O an, galerideki diğer her şey silindi; sadece onun bakışlarının ağırlığı ve kalbimin o düzensiz ritmi kaldı.

​"Evlenmek..." dedi sesi, bir tehdit kadar alçak. "Beni kendi oyununa çekmeye çalışırken, aslında kendi sonuna doğru yürüyorsun Ece. Evliliğimizi istiyorsan, kurallarım ağır olur. Katlanabilir misin?"

​"Söyle," dedim, sesim titremese de tüm benliğimle ona teslim olmaya hazırdım.

Kenan, yüzündeki o sert ifadeden bir anlığına sıyrılıp bakışlarını yumuşattı; ama bu şefkat değil, avını köşeye sıkıştırmış bir avcının tatminiydi. Elini yanağımdan çekip yavaşça arkama dolandırdı, diğer elini ise masaya yaslayarak beni adeta hapsine aldı.

"Kurallarım serttir Ece," dedi, sesi o kadar alçaktı ki galerinin uğultusunda kayboluyordu. "Birinci kural; hayatındaki her şeyi, tüm o ailenin yükünü kapının ardında bırakacaksın. Benim dünyamda sadece benim kurallarım ve benim izin verdiklerim var."

Derin bir nefes alıp devam etti. "İkinci kural; sadakat. Sadece bana değil, kurduğumuz bu çarpık düzene. Benim olduğum yerde nefes alışın bile benim iznimle olacak."

Bir an durdu. Yeşil gözlerimin içine öyle bir baktı ki, sanki göz bebeklerimin arkasına sakladığım tüm o pişmanlığı, tüm o öfkeyi tek tek okudu. Başını hafifçe eğip, dudakları kulağımın hemen hizasına geldiğinde sesi buz gibiydi ama etkisi yakıcıydı:

"Ve üçüncü kural..." dedi, sesi bu kez daha karanlık ve kararlı bir tondaydı. "Benimle bu oyunun içine girdiğin an, sadece kağıt üstünde değil, ruhunla da benim karım olacaksın. Bu evlilik, sadece evi kurtarmak için yapılmış bir tiyatro değil; gerçekten, tüm gerçekliğiyle benim eşim olacaksın. Benim soframa oturacak, benim koynuma girecek, benim karanlığımda benimle beraber yaşlanacaksın. Artık 'Ece' yok; sadece 'benim olan' var."

Galerinin soğuk havası bir anda ciğerlerimi doldurdu. Bu bir anlaşma değildi, bu bir teslimiyetin ötesinde bir varoluş savaşıydı. Kenan, beni evin içine hapsetmekle yetinmiyor, hayatını hayatıma düğümlüyordu.

Gözlerimi ondan bir an bile ayırmadım. O koyu gözlerinin derinliğinde, kendimi kaybedeceğimi bilsem de geri adım atmadım. Elim, gömleğinin yakasına gitti, onu kendime doğru hafifçe çektim.

"Kabul," dedim fısıltıyla.

Kenan'ın yüzünde, zaferle karışık tuhaf bir şaşkınlık belirdi. Beni gerçekten kabul edeceğimi düşünmüyordu. Elini, belimdeki elinin üzerine koydu ve beni kendine bir mıknatıs gibi çekti. Artık aramızda hiçbir mesafe, hiçbir engel kalmamıştı.

"O zaman," dedi Kenan, bakışlarını dudaklarıma düşürerek, "yarın sabah nikah dairesinde olacağız. Ve o andan itibaren, bu galeride değil, benim dünyamda yeni bir hayat başlayacak. Hazır mısın?"

"Hazırım," dedim, sesimdeki o son direnç kırıntısıyla. Ama ikimiz de biliyorduk ki; bu evlilik, evi kurtarmak için değil, kendi ruhumuzu birbirimize feda etmek için başlamıştı.

Devam edecek

~O karanlık galerideki nefes kesen yüzleşmeyi yazarken atmosferin soğukluğunu bizzat yaşadım. Peki, sizin için bu sahnenin en çarpıcı detayı neydi? Kenan’ın o keskin kuralları mı, yoksa Ece’nin geri dönülmez kararı mı? Yorumlarda buluşalım, bu fırtınaya hep beraber hazırlanalım.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.