"Hazırım," dedim. Sesimdeki o son direnç kırıntısıyla... Ama ikimiz de biliyorduk ki; bu evlilik, evi kurtarmak için değil, kendi ruhumuzu birbirimize feda etmek için başlamıştı.
Kenan, elini belimden çekmeden, parmak uçlarını yavaşça kumaşın üzerinde gezdirdi. Gözleri, sanki içimdeki o korku dolu fırtınayı okuyormuş gibi bir an bile üzerimden ayrılmadı. "Henüz hiçbir şey imzalamadık, Ece," dedi, sesi bir bıçak kadar pürüzsüz ama bir o kadar da keskindi. "Nikah masasına oturduğumuz o an, her şey resmileşecek. O ana kadar... sadece bir sözleşme bekçisiyiz."
Yutkundum. Boğazımdaki düğüm gitgide büyüyordu. "Anneannem ve ne olursa olsun onlar için, dayım için yapıyorum bunu," diye mırıldandım, kendime bile zor duyurarak. "Sadece onları o evden kurtarmanı istiyorum."
Kenan hafifçe gülümsedi ama bu gülümseme gözlerine ulaşmadı; aksine, bakışlarındaki o hırs daha da derinleşti. Bakışlarını bir anlığına galerinin çıkışına, sanki uzaktaki bir şeyi izliyormuş gibi çevirdi. "Dayın..." dedi, ismi ağzında bir küfür gibi tartarak. "Onun borçları sadece rakamlardan ibaret değil, Ece. İnsanlar hatalarının bedelini bazen parayla, bazen de... başka şekillerde öderler. Onlar için şimdilik sadece parayı dert et. Ama şunu unutma; herkes kendi ektiğini biçer, ben ise sadece hasat mevsimini belirlerim."
Kaşlarımı çattım, ne demek istediğini anlamaya çalışarak ona baktım. "Ne demek istiyorsun? Onlara bir şey yapmayacağına dair söz vermiştin."
Kenan bana biraz daha yaklaştı, nefesi yüzümdeydi. "Sözüm, seninle olan anlaşmamızın mürekkebi kuruyana kadar geçerli. Ama dayın gibi oyun oynamayı sevenler için, oyunun kuralları her zaman benim masamda yazılır. Onların kaderi artık senin imzanda saklı, Ece. Sen ne kadar iyi bir eş olursan, onlar da o kadar... güvende kalır."
Söyledikleri zihnimi bulandırdı. Ailemi korumak için buradaydım ama Kenan’ın cümleleri, sanki onları korumaktan ziyade, onları kendi hırsına birer piyon yapacakmış gibi tınlıyordu. "Seni anlamıyorum," dedim, sesim titreyerek.
"Anlamana gerek yok," dedi, geri çekilip ceketinin yakasını düzelterek. "Sadece yarınki nikaha hazır ol. Ve Ece... o çok sevdiğin ailenin akıbetinin, artık tamamen senin dudaklarının arasında olduğunu unutma. Ha bide, "Nüfus cüzdanını masama bırakmayı unutma, çimen gözlü... "
Galeriden çıkıp taksiye bindiğimde, şehrin ışıkları bulanık birer çizgiye dönüştü. Kenan'ın o soğuk, kendinden emin sesi hala kulaklarımda çınlıyordu. “Herkes kendi ektiğini biçer, ben ise sadece hasat mevsimini belirlerim.” Neden dayıma bu kadar takıktı? Eğer her şey borçlar ve mal varlığıyla ilgili bir ticaretse, neden o derin, neredeyse nefret dolu bir hırs seziyordum? Borçlar ödenecek, anlaşma yapılacaktı; peki bu gizemli kinin altındaki gerçek neydi?
Eve vardığımda kapıyı anahtarımla açtım. İçerisi yine o boğucu, rutubetli sessizlikle doluydu. Sefa, koltuktan hızla fırlayarak üzerime geldi.
"Neredeydin sen?" diye gürledi, gözlerinde sahte bir otorite vardı. "Nereye gittin? Kerim bu saatte kadar yoktun, ne işler çeviriyorsun?"
Dudaklarımda acı bir tebessüm belirdi. "Hayırdır?" dedim, gözlerinin içine dik dik bakarak. "Abilik yapmak mı aklına geldi şimdi? İnsan kardeşinin nerede olduğunu gerçekten merak etse, bunu hesap sorar gibi değil, dert eder gibi sorardı."
O sırada mutfaktan homurdanarak çıkan yengem Hacer, elindeki bezi hırsla masaya fırlattı. "Kesin sesinizi! Evi başımıza yıkıyorsunuz zaten. Bir de sana kardeşlik, abilik mi yapacağız? Bugüne kadar senin yüzünden ne gördük ki?"
"Bugüne kadar ne mi gördünüz?" dedim, sesimdeki öfkeyi dizginlemeye çalışarak. "Sizi bu çatının altında tutabilmek için kendimden nelerden vazgeçtiğimi bir gün bile olsun düşündünüz mü?"
Derin bir nefes aldım. Yarın bu evin üzerine çökecek olan o büyük karanlığı, o ağır sessizliği kabullenmiştim artık. "Yarın nikahım var," dedim, sesim soğuk bir metal gibi odaya düştü.
Odada ani bir sessizlik oldu. Hepsi donup kalmıştı. Birkaç saniye sonra Beyza, yüzünde o her zamanki küçümseyen ifadeyle öne atıldı.
"Nikah mı?" diye sordu, sesi hem şaşkın hem de alaycıydı. "Kimle? O kadar adamın arasından kimi buldun kendine?"
Beyza’nın gözlerindeki o tuhaf ışıltıyı, adeta bir avcının hedefini görmesi gibi olan o anlık heyecanını fark ettim. Kenan'dan etkileniyordu. Ona karşı duyduğum o yoğun tiksintinin yanına, Beyza’nın o iğrenç hayranlığı eklenince midem bulandı. Bir anlık duraksadım, ona acı bir zaferle baktım.
"Kim olacak?" dedim, sesime yerleştirdiğim o alaycı gülüşle. "Kenan’la. Kenan Kaya ile evleniyorum."
Beyza’nın yüzündeki o hayranlık dolu ifade bir anda dondu, yerini derin bir şoka bıraktı. O an, Kenan'dan ne kadar haz etmesem de, Beyza’nın ona olan o sinsi ilgisinin beni ne kadar rahatsız ettiğini daha net anladım. Sanki kendi celladımı ona kaptırmamak için, kendimi o celladın kollarına atmış gibi hissettim.
Dayım, salonun ortasında donup kalmıştı. Beyza’nın şaşkınlığından çok daha derin, çok daha hesapçı bir ifade belirdi yüzünde. "Kenan mı?" dedi sesi titreyerek, "Ece, sen ne dediğinin farkında mısın? O adamın vakıf işleriyle ilgilendiğini, bu mülkü elden geçireceğini biliyorduk... Yani burası bir vakıf binası olacaktı! Nasıl yani, nasıl evlilik oldu bu?"
Üzerime gelmeye çalıştı, ellerini masaya vurarak bir şeyler daha eklemeye hazırlandı ama artık tahammül sınırımı aşmıştım. "Burası sizi ilgilendirmiyor," dedim, sesimi öyle bir tonda çıkardım ki dayım bile irkildi. "Ben hallettim, gerekeni yaptım. Yarın bu evden uslu uslu çıkıp size verdiğim adrese geçeceksiniz. Bu iş burada bitiyor, başka soru istemiyorum."
Arkamı döndüm ve kimsenin tek kelime daha etmesine fırsat vermeden odama çekildim. Kapıyı kilitlediğim an, tüm o güçlü duruşum, "kalkan" olma rolüm tuzla buz oldu. Sırtımı kapıya yaslayıp yere çöktüm.
Karanlık odada, sadece dışarıdaki sokak lambasının vurduğu cılız ışık vardı. Zihnimde tek bir görüntü dönüp duruyordu: Kenan’ın o galerideki delici bakışları, belimdeki eli... "Gerçekten karım olacaksın."
Bu söz, sanki bir idam fermanı gibi yankılanıyordu odanın içinde. Titreyen parmaklarımı dudaklarıma götürdüm. O an, gerçekten bir karı-koca mı olacaktık, yoksa bu sadece onun dünyasında bir "sahiplik" belgesi miydi? Kenan gerçekten beni mi istiyordu, yoksa sadece beni bu kadar rahatsız ettiğini bildiği için, beni köşeye sıkıştırmanın en zevkli yolunu mu seçmişti? İçimdeki korku, yerini mide bulandırıcı bir belirsizliğe bırakmıştı. Ben bunu nasıl yapacaktım? Onun o soğuk, karanlık dünyasında, bir kadının ruhunu o adama nasıl teslim edecektim?
Daha şimdiden nefesinin boynumdaki ağırlığını hissederken, yarın nikah masasına oturduğumda gerçek anlamda "onun" olmanın ne anlama geleceği fikri, kalbimi bir mengene gibi sıkıştırıyordu. O beni sadece bir ödül gibi mi kazanmıştı, yoksa daha derin, daha karmaşık bir oyunun içine mi hapsetmişti?
Devam edecek