Kenan odadan çıktığında, arkasında bıraktığı soğukluk otel odasının havasına sinmişti. "Seninle olduğun sürece, o 'kötü' dediğin adamın gücünden besleneceksin" sözleri zihnimde bir gramofon iğnesi gibi sürekli dönüp duruyordu. Haklı mıydı? Onun o acımasız gücü olmasa, dayımın ve yengemin o evdeki baskısından hiç kurtulamayacak mıydım? İyi miydi, kötü müydü, yoksa bu gri alanın içinde kendi adaletini mi yaratıyordu? Karar veremiyordum.
Ertesi sabah, şafak henüz sökmeden Kenan'ın adamları kapıdaydı. Siyah lüks bir araba, bizi bekleyen o gerilimli sahneye doğru süzülürken Kenan yan koltuktaydı. Yol boyunca tek bir kelime bile etmedi. Sadece gözlerini yola dikmişti, ama varlığı bile arabanın içindeki oksijeni tüketmeye yetiyordu.
Eve vardığımızda, manzara beklediğimden daha içler acısıydı. Eşyalar kapının önüne yığılmış, dayım Ahmet ve yengem Hacer, bahçe kapısında çaresizce bekliyorlardı. Bizi gördüklerinde yüzlerindeki ifade, korku ile nefretin tuhaf bir karışımıydı.
Kenan arabadan indi, ceketinin önünü ilikledi ve eliyle kapıyı açmamı işaret etti. Arabadan indim. Ayaklarım toprağa bastığında, o evin sadece bir yapı olmadığını, çocukluğumun ve gençliğimin tüm yüklerinin o duvarların arasında kaldığını hissettim.
Ahmet dayım, Kenan'ı gördüğü an bir kez daha o boyun eğen, korkak tavrına büründü ama bana baktığında gözlerindeki o zehirli bakışı gizleyemedi. "Geldin demek, Ece Kaya," dedi, ismimi bir küfür gibi savurarak. "Kendi evinden kendi aileni kovmaya mı geldin?"
Kenan, yanımda bir gölge gibi dikiliyordu. Hiçbir şeye karışmıyor, sadece benim nasıl tepki vereceğimi izliyordu. Bu, onun bana kurduğu bir başka sınavdı.
"Bu ev artık benim değil dayı, bu ev artık benim geçmişim," dedim, sesimdeki o soğukluğu koruyarak. Kenan’ın varlığı arkamda bir uçurum gibiydi; ya o uçurumdan aşağı itecektim onları, ya da kenarda durup kendi vicdanımla boğulacaktım.
Kenan, kulağıma doğru eğilip sadece benim duyabileceğim bir tonda fısıldadı: "İyilik mi, kötülük mü? Şimdi göster bakalım Ece. Karar anı."
Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu. Bir tarafta beni yıllarca ezen dayım, diğer tarafta beni bu duruma sürükleyen, ama aynı zamanda zincirlerimi kıran o adam...
Dayım Ahmet'in o zehirli bakışlarını üzerimde hissederek, sanki bir sahnedeymişim gibi dikleştim. Kenan'ın gölgesi arkamda bir pranga gibiydi, ama artık kendi oyunumu kurma vaktinin geldiğini biliyordum. Anlaşmayı çiğnemeyi, Kenan'ın bana çizdiği o dar alandan çıkmayı göze almıştım.
"Sizi sokağa atmıyorum dayı," dedim, sesim soğuk bir çelik gibi bahçede yankılandı. "Kenan'ın bana verdiği bu evin yönetim yetkisini kullanarak, size eski oturduğumuz mahallede, bir ev buldum. Üstelik masraflarınızı da bizzat ben üstleniyorum."
Kenan’ın arkamda, adeta bir yılan gibi sessizleştiğini hissettim. O an, sözleşmenin o meşhur, 'tüm tasarruf sadece Kenan Kaya'ya aittir' maddesini yerle bir ettiğimi ikimiz de biliyorduk. Dayım Ahmet şaşkınlıktan dili tutulmuş bir halde kalakalırken, Kenan yavaşça yanıma geldi. O sakin, o her şeyi kontrol eden Kenan gitmiş, yerine fırtına öncesi sessizliği kuşanmış bir adam gelmişti.
"Anlaşmanın ikinci maddesini hatırlıyor musun, Ece?" dedi, sesi fısıltı kadar kısık ama bir infaz hükmü kadar ağırdı. Kenan, avukatına bir bakış fırlattı ve avukat elindeki dosyayı, sanki bir ölüm fermanı gibi uzattı. Kenan, parmağını sözleşmedeki o madde üzerinde gezdirdi.
"Kural çiğnendi," dedi Kenan, bu kez doğrudan dayıma ve yengeme değil, bana bakarak. "Kendi oyununu kurmaya çalıştın ama unutma, bu tahtın sahibi benim. Şimdi, kendi ellerinle yazdığın bu bedeli ödeme zamanı."
Kenan'ın adamları bir anda bahçeye doluştu. Dayım Ahmet'in o korkaklığı yerini derin bir paniğe bırakırken, Kenan bana doğru bir adım atıp çenemi kavradı. Gözlerinde ne bir merhamet ne de takdir vardı; sadece saf, katıksız bir otorite vardı.
"Senin o 'açık yardımın', sadece dayını bir harabe depoya sürgün etmeme neden oldu," dedi Kenan, sesindeki o tehlikeli tınıyla. "Ve sen... Artık hiçbir gücün yok. Kendi şahsi hesabına, kartlarına, tüm yetkilerine el koyuyorum. Şimdi, bir Kaya olarak değil, sadece benim verdiğimle nefes alan bir yabancı olarak yaşayacaksın. Bakalım bu 'iyi insan' rolü, parasız ve güçsüzken de sürecek mi?"
Dayım Ahmet, "Ece, ne yaptın sen! Bizi mahvettin!" diye haykırırken, Kenan beni sertçe kendine çekti.
"Gidiyoruz," dedi Kenan, arabanın kapısını göstererek. "Ve bir daha kurallarımı çiğnemeyi aklından bile geçirme. Çünkü bu kez, sadece senin değil, sevdiklerinin de canı yanar."
Kenan, otelin kapısını hışımla açıp beni içeri adeta savurdu. Topuklu ayakkabılarımın üzerinde dengemi kaybedip birkaç adım sendeledim ama düşmedim. Odanın kapısını arkasından kilitlediğinde, kilit sesi odadaki tek hakimdi. Ceketini bir hışımla çıkardı, yere attı ve üzerime doğru bir kaplan gibi yürüdü.
"Senin derdin ne?" diye kükredi, sesindeki öfke odayı sarsıyordu. "Az önce kendi elinle tüm geleceğini yaktın! Yetkilerini, paranı, gücünü... Hepsi gitti. Sadece benim iznimle nefes alacaksın artık. Neden yaptın bunu?"
Duvarda bir boşluk bulup kendimi geri çektim ama kaçacak yerim yoktu. Korkumun üzerini, içimdeki o sarsılmaz inatla örttüm. Kenan’ın gözlerinin içine, sanki o an orada olan o değilmişim gibi dik dik baktım.
"Neden mi yaptım?" dedim, sesimdeki buz gibi soğukluk beni bile şaşırttı. "Çünkü senin kurallarının içinde boğulmak istemiyorum. Sen her şeyi bir senet gibi görüyorsun, bense sadece insanları. Kuralların... onları yıkmak için varlar Kenan. Unutma; kurallar çiğnemek içindir."
Kenan bir an duraksadı. Odanın içindeki hava, söylediklerimin etkisiyle yoğunlaştı. Kenan'ın yüzünde daha önce hiç görmediğim, tehlikeli bir gülümseme belirdi. Gözleri, karanlık birer kuyu gibi üzerime sabitlendi.
"Öyle mi Ece Hanım?" diye fısıldadı, sesi bu kez çok daha yakın ve derindi. Bir adımda aramızdaki mesafeyi sıfırladı. "Kuralları çiğnemeyi bu kadar seviyorsan... O zaman üçüncü kuralı konuşalım."
Elinin tersiyle saçımı geriye doğru sertçe itti. "Hatırlıyorsun değil mi? Sözleşmenin üçüncü maddesi: Ece Kaya, sadece kağıt üzerinde değil, gerçek anlamda Kenan Kaya’nın karısı olacaktır."
Beni ani bir hareketle yakaladı ve sırtımı sertçe soğuk odaya yasladı. Üzerime eğildiğinde, gölgesi beni tamamen yuttu. Nefesi yüzümdeydi.
"O kuralı da çiğnemeye cüretin var mı?" dedi, sesi bir hançer kadar keskinleşerek. "Yoksa o kuralı... tam şu anda, burada, senin hiçbir savunman kalmamışken mi gerçekleştireyim? Söyle Ece, kurallar çiğnenmek içindir, değil mi?"
Gözlerinde o an sadece öfke değil, sahip olma arzusu da vardı. Beni duvara hapsetmişti; ne kaçışım vardı ne de geri adım atma şansım.
Devam edecek