تخطٍ إلى المحتوى

Ece

الفصل 16 · قراءة 5 دقيقة

Ece

الفصل 16

16. Bölüm: İyi misin? Kötü mü?

Kapının önündeki korumalar, beni o soğuk, lüks ama bir o kadar da yabancı otel odasına bıraktıklarında, içerideki tek arkadaşım o ağır sessizlikti. Pencerelerden dışarıyı, şehrin yabancı ışıklarına bakıyordum; artık kendi hayatımın bile bir parçası değilmişim gibi hissediyordum. Düşüncelerim birbirine girmişti; hem bir intikam planı hem de Kenan’ın o tekinsiz dünyasına dair bir keşif süreci...

Odada volta atarken kapı, kilit sesiyle birlikte yavaşça açıldı. Kenan içeri girdiğinde, odaya yayılan karizmatik ama ürkütücü ağırlığıyla tüm havayı değiştirdi. Hiçbir şey söylemeden üzerine giydiği ceketi çıkardı ve odanın ortasındaki tekli koltuğa, sanki bir hükümdarın tahtına oturur gibi fırlattı.

Bana doğru bir adım attı. Gözlerinde o karanlık, okuyamadığım ifadeyle beni izliyordu.

"Neden?" dedim, sesimdeki titremeyi zorla bastırarak. "Neden bu kadar ileri gittin? Neden ailemi o şekilde sokağa attın?"

Kenan kaşlarını hafifçe kaldırıp gülümsedi ama bu gülümseme yüzüne ulaşmıyordu. "Onlar birer fazlalıktı Ece. Sen artık benim yanımda, yeni bir hayata başlamak zorundasın. Eski olan her şeyin senin ayağına dolanmasına izin veremem."

"Derdin ne, Kenan?" dedim, üzerine doğru bir adım atarak. "Beni bitirmek mi, yoksa korumak mı? Çünkü yaptığın her şey ikisi arasında gidip geliyor ve bu belirsizlikten nefret ediyorum."

Kenan duraksadı. Bana bir adım daha yaklaştı, aramızdaki mesafeyi tehlikeli bir boyuta indirdi. O an aklımdaki en büyük soru, tüm bu oyunun başlangıcını belirleyen o küçük ama anlamlı detaydı.

"Ve en önemlisi..." dedim, nefesim kesilircesine. "Sen beni nasıl bu kadar iyi tanıyorsun? Hangi adımı atacağımı, neye üzüleceğimi, hatta o gün taktığım kırmızı kurdeleyi bile nasıl biliyorsun? Beni bir yerden mi izliyordun, yoksa bu sadece tesadüf mü?"

Kenan’ın bakışları bir anlığına yumuşadı, ama hemen ardından o eski, sert otoritesine büründü. Çenemi yavaşça eliyle kavrayıp başımı hafifçe yukarı kaldırdı.

"İnsanlar bazen, hayatlarını değiştirecek birini yıllarca arar, Ece," dedi fısıltıyla. "Senin kırmızı kurdeleni hatırlamam, sadece senin geçmişini bilmemle alakalı değil. Ben seni, sen kendine bile bakmaya cesaret edemediğin zamanlardan beri izliyorum. Seni senden daha iyi tanıyorum, çünkü seni ben inşa ettim."

Bu itiraf, kalbime bir kor gibi düştü. Kenan sadece bir eş değil, sanki hayatımın her anında pusuda bekleyen o görünmez gölgeydi.

Kenan'ın "Seni ben inşa ettim" cümlesi otelin o lüks ama boğucu odasında bir yankı gibi çınladı. Hafızamın derinliklerinde bir yerlerde bir şeylerin kırıldığını hissettim; o ana kadar Kenan’ın beni sadece bir araç olarak kullandığını düşünüyordum ama bu sözler işin rengini bambaşka bir boyuta taşıyordu.

Geriye doğru bir adım attım, onun o delici bakışlarından kaçmaya çalışarak bir anlık bir boşluğa düştüm. Sonra kendimi toparlayıp doğrudan gözlerinin içine baktım.

"Ne demek o?" diye sordum, sesim odadaki sessizliği yırtarcasına keskin ve öfkeliydi. "Ne demek seni ben inşa ettim? Ben bir proje miyim? Bir bina mı? Senin elinde şekillendirdiğin, istediğinde yıkıp istediğinde yeniden kurduğun bir eşya mıyım?"

Kenan, ellerini cebine soktu ve bana doğru bir adım daha attı. Yüzünde o tanıdık, ama bu kez çok daha tehlikeli duran ifade vardı.

"İnşa etmek, yıkmak anlamına gelmez, Ece," dedi, sesi o kadar sakindi ki bu daha da sinir bozucuydu. "Senin o dayının, o yengenin elinde nasıl birer kuklaya dönüştüğünü, kendi öz benliğini nasıl çöpe attığını izledim. Her gün, her saniye... O kırmızı kurdeleyi saçına taktığın o günü hatırlıyor musun? O kurdeleyi takarken aslında kendine bir pranga vuruyordun. Ben sadece o prangaları fark ettim ve... kendi kurallarımla değiştirdim."

Tekrar çenemi yakaladı, bu kez daha sıkı, daha sahip çıkarcasına.

"Senin hayatını elinden almadım Ece, sana yeni bir hayat verdim. Benim hayatımı. Yani, ben neysem, sen de o olacaksın. Bu 'inşa' sürecinde sadece zayıf olan taraflarını sildim. Artık kimseye boyun eğmeyen, artık kimseye eyvallahı olmayan o Ece Kaya'yı... Ben var ettim."

Ona baktım; korku, öfke ve tuhaf bir büyülenmişlik arasında gidip geliyordum. "Sen beni var etmedin Kenan," dedim, dişlerimin arasından. "Sen beni sadece kendi karanlığına mahkum ettin. Ama şunu unutma; eğer bir binayı inşa ediyorsan, o binanın temellerine ne kadar beton dökersen dök, içerideki insan hala benim. Ve bir gün o binayı başına yıkarsam, enkazın altında senin o kurduğun düzen de kalır."

Kenan'ın yüzündeki o çarpık gülümseme genişledi. Beni serbest bıraktı ve arkasını dönüp pencereye doğru yürüdü.

"O zaman yık," dedi, dışarıdaki şehrin ışıklarına bakarak. "Ama sakın unutma Ece; enkazın altında kalan sadece ben olmam."

Kenan pencerenin önünden yavaşça bana doğru döndü. Söylediğim her kelime havada asılı kalmış, odanın havasını ağırlaştırmıştı. O meşhur, sakin ve kendinden emin ifadesi bir anlığına sarsıldı; ama bu bir korku değil, sanki birinin onun yüzüne ilk kez bu kadar çıplak bir gerçeği haykırmasının getirdiği tuhaf bir şaşkınlıktı.

"Sen iyi bir insan değilsin," dedim, üzerime doğru gelen o karanlık auraya rağmen bir adım bile geri çekilmeden. "Sen galerici kimliğine bürünmüş bir tefecinin tekisin, Kenan. Kendini bu kadar önemli, bu kadar kudretli görmen o kadar eğreti duruyor ki... Gerçekten, bu 'kurtarıcı' rolünü kendine bile yutturamazsın."

Gözlerine doğrudan baktım. "Kötüsün sen. İçten içe, o iliklerine kadar kötüsün. İyi rolü yapma bana. O galeride parlatıp sattığın arabalar gibi, beni de parlattın, vitrine koydun. Ama altındaki motorun paslı, şasenin çürük olduğunu en iyi sen biliyorsun. Bu yaptığın şey bir inşa etmek değil, bu sadece kendi karanlık dünyana yeni bir mahkum kazandırmak."

Kenan bir an durdu. Odadaki tüm sesler kesildi; sadece dışarıdan gelen şehrin uğultusu duyuluyordu. Yüzündeki o çarpık gülümseme yerini soğuk, ifadesiz bir maskeye bıraktı. Bana doğru o kadar yaklaştı ki, nefesini tenimde hissedebiliyordum.

"Öyle mi?" diye fısıldadı, sesi bu kez çok daha derin ve tehlikeliydi. "Tefeci diyorsun, kötü diyorsun... Belki de haklısın. Ama unutma Ece; o tefecinin elindeki senetler, herkesin hayatını belirliyor. Ve senin o bahsettiğin 'çürük' şasenin üzerinde artık benim markam var."

Bir an için durdu, sonra o keskin bakışlarıyla beni süzdü. "Bana 'kötü' diyerek beni yargılayamazsın, çünkü o kötülüğe ilk adımı atan sensin. Beni iyi bir adam olmaya zorlama, çünkü ben bu dünyada iyi insanların nasıl ezildiğini senden daha iyi biliyorum. Ve eğer benimle bu odadaysan, demek ki sen de o iyi insanların safında kalmayı çoktan reddetmişsin."

Sırtını bana dönüp kapıya yöneldi. Tam çıkacakken durdu, omzunun üzerinden bana bakarak ekledi:

"İyi rolü yapmadığımı ben de biliyorum. Ama sen, benimle olduğun sürece, o 'kötü' dediğin adamın gücünden besleneceksin. Şimdi uyu Ece. Çünkü yarın, senin o çok değer verdiğin 'iyiliğinin' bu acımasız dünyada ne kadar süreceğini beraber göreceğiz."

Devam edecek

نهاية الفصل

1 تعليق