تخطٍ إلى المحتوى

Ece

الفصل 13 · قراءة 5 دقيقة

Ece

الفصل 13

13. Bölüm: Nikah

Nikah salonunun kapıları ağır bir gıcırtıyla açıldığında, içeriden gelen o soğuk ve steril hava yüzüme çarptı. Burası bir düğün salonu değil, bir anlaşmanın mühürleneceği bir mahkeme salonu gibiydi. Çok az kişi vardı; sadece Kenan’ın seçtiği birkaç yabancı yüz, bir köşeye büzülmüş dayım ve ailesi...

​Attığım her adımda içimdeki o ses yankılanıyordu: “Ece, ne yapıyorsun sen?”

​Hüznün ve korkunun keskin bir karışımı göğüs kafesimi sıkıştırıyordu. Babamın elini tutarak yürüyeceğim o hayali yolu, şimdi Kenan’ın soğuk eli belimde, bir mahkum gibi kat ediyordum. Nikah masasına oturduğumuzda, sandalyenin sertliği bile gerçeğin ağırlığını hatırlatıyordu. Yanımda oturan Kenan, bir heykel kadar hareketsiz ve mağrurdu.

​Gözlerimi masanın üzerinden kaldırdığımda, karşı sırada oturan Beyza ile göz göze geldim. Beyza'nın gözlerinde sadece kıskançlık değil, sanki bir intikam yeminine gizlenmiş bir nefret vardı. Bana öyle bir bakıyordu ki, sanki kendi hayatını çalmışım gibi... Hafifçe dudak büktü, Kenan'a doğru kayan bakışlarında ise hala o ulaşılmaz olana duyulan hastalıklı bir hayranlık vardı. Ona acıyarak, ama aynı zamanda içimdeki o korkunun titremesini saklamaya çalışarak bakışlarımı kaçırdım.

​Nikah memurunun sesi, salonun sessizliğinde bir çan gibi yankılandı. "Siz, Ece Hanım... Kenan Bey ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"

​Zaman durdu. Kalbimin çarpıntısı kulaklarımda bir davul sesi gibiydi. Kenan’ın yavaşça bana doğru döndüğünü, o delici bakışlarının yüzümde gezindiğini hissettim. O an, vereceğim cevabın sadece bir imza değil, hayatımın geri kalanını yazacak bir kalem darbesi olduğunu biliyordum.

​"Evet," dedim. Sesim, rüzgarda titreyen bir yaprak gibi çıktı ama kararlıydı.

​Kenan’ın omuzlarının hafifçe gevşediğini, dudaklarında beliren o belli belirsiz zafer gülümsemesini gördüm. Memur Kenan'a sorduğunda, o tek kelimeyle, "Evet," dedi. Sesi o kadar kendinden emindi ki, sanki sadece bir evliliğe değil, bir mülkün tapusuna imza atar gibiydi.

​İmza atarken ellerim titriyordu. O kalemi masaya bıraktığımda, artık "Ece" olmaktan çıkıp, "Kenan'ın karısı" olma sürecinin geri dönüşü olmayan noktasını geçmiştim.

Nikah memurunun sesi, salonun tekinsiz sessizliğini bir bıçak gibi kesti. "Ece Demir ve Kenan Kaya, şahitler huzurunda birbirinizi eş olarak kabul ettiniz. Ben de sizi karı koca ilan ediyorum. Ömür boyu bir yastıkta kocayın."

Salondaki o az sayıdaki insanın alkışları, mekanın yüksek tavanlarında yankılanırken, sanki bir tiyatro oyununun final sahnesindeymişim gibi hissettim. Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu. Ayağa kalktığımızda, nikah memuru masanın üzerindeki o küçük kırmızı defteri, yani nikah cüzdanını bana doğru uzattı. Uzandım, parmaklarım soğuk cilde değmek üzereydi ki; Kenan benden çok daha hızlı davrandı. Tek bir seri ve otoriter hamleyle cüzdanı benim elimden kaptı.

Beyza’nın oturduğu yerden fırlattığı o nefret dolu bakışları, omuzlarımda bir ağırlık gibi hissettim. Ama Kenan’ın dünyasında Beyza diye biri yoktu, sadece ben vardım. Kenan, cüzdanı sıkıca kavrayan elini indirdi ve yavaşça bana döndü. Aramızdaki o birkaç santimlik mesafeyi kapattı. Sağ elini ensesindeki kırmızı kurdeleye, saçlarımın arasından geçecek şekilde doladı. Kurdelenin ipeksi dokusundan tutarak başımı hafifçe kendine doğru çekti.

Gözlerinde o karanlık, sahiplenici pırıltı vardı. Eğildi ve dudaklarını alnıma bastırdı. Bu öpücük, formalite gereği dudaklarıma kondurulmuş bir şey değil; oldukça sert, duru ve "artık benim tek sahibim sensin, sen de benimsin" der gibi bir mühürdü.

Alnımdaki o baskı, zihnime kazındı. "Artık resmiyeti mühürledik," diye fısıldadı sadece benim duyabileceğim bir sesle. "Ve artık hiçbir yere gidemezsin."

Bu cümleyle birlikte kalbimdeki o korku, yerini derin bir belirsizliğe bıraktı. Nikah cüzdanını elinde tutarak, beni salonun çıkışına doğru yönlendirdi. Artık o kapıdan, Ece Demir olarak değil, Kenan Kaya'nın karısı olarak çıkıyordum.

Nikah memuru, dosyalarını toplayıp salondan hızla ayrıldığında arkasında ağır, yoğun bir sessizlik bıraktı. Salonda sadece biz, benim ailem ve Kenan’ın o soğuk, mesafeli dünyasını temsil eden az sayıda kişi kalmıştık. Alkışların uğultusu dindiğinde, o anın gerçekliği bir tokat gibi yüzüme çarptı. Artık resmiydik.

Kenan, elindeki nikah cüzdanını umursamaz bir tavırla masanın üzerine bıraktı ve ensesindeki saçlarımı tutan o eliyle beni kendine doğru çevirdi. O an, tam da planladığımız gibi, kapıdan içeriye Kenan’ın o meşhur avukatı girdi.

Avukatı gördüğüm an, zaman benim için yavaşladı. Yüzündeki o ifadeden, ellerindeki o deri dosyadan onu hemen tanıdım. Kenan’ın en karanlık işlerini, en girift anlaşmalarını yürüten adam... Kenan'ın avukatını burada, nikahın hemen ardından görmek, oyunun sadece bir "evlilik" olmadığını, asıl yıkıcı kısmın şimdi başladığını bana bağırıyordu.

Beyza, avukatı görünce olduğu yerde dikleşti; gözlerinde hem bir korku hem de avukatın taşıdığı o dosyaya karşı hastalıklı bir merak vardı.

Avukat, Kenan’ın yanına gelip başıyla hafifçe selam verdi ve elindeki dosyayı masanın tam ortasına, sanki bir kurban sunar gibi yerleştirdi. Kenan'ın avukatın gözlerinin içine bakışındaki o hakimiyet, tüylerimi ürpertti. Avukat dosyayı açtı, kalemleri hizaladı ve Kenan'a bakarak sessizce geri çekildi.

Kenan, dosyayı işaret ederek gözlerini bir an bile üzerimden ayırmadı. "Nikah sadece kağıt üzerindeki bir prosedürdü, Ece," dedi sesi, salonun tavanlarında yankılanırken. "Şimdi, gerçek hayatın temellerini atma vakti."

Dayım, titreyen ellerini masanın kenarına dayadı. "Biz... Biz her şeyi anlaştığımızı sanıyorduk, Kenan Bey?"

Kenan, dayıma dönüp bakma tenezzülünde bile bulunmadı. "Anlaşmalar her zaman güncellenir," dedi soğuk bir tonla. Sonra bana döndü, bakışları o kadar yoğundu ki, odadaki diğer herkesin varlığı silindi. "İmzalar atıldıktan sonra, verdiğim sözleri tutacağımı biliyorsun. Ama o evin, o servetin ve senin hayatının artık nasıl bir çizgide ilerleyeceğine karar vermemiz gerekiyor."

Kafamın içinde o avukatın yüzü, Kenan’ın daha önce yaptığı o kirli anlaşmalarla birleşti. Her şeyi birleştirdim; bu sadece benimle yapılan bir evlilik değil, bir devir teslim töreniydi.

Dosyaya baktım. O ince deri kaplı dosyanın içinde hayatımın bütün iplerinin, avukatın o profesyonel elleriyle nasıl sıkıca bağlandığını görebiliyordum. Derin bir nefes aldım, avukata ve ardından Kenan’a baktım.

"Anlaşıldı," diye fısıldadım, kendi sesimin soğukluğuna şaşırarak. "Asıl meseleye şimdi geliyoruz, öyle değil mi? Ev, borçlar, hayatım... Her şey bu dosyanın içinde."

Kenan, dudaklarında o meşhur, karanlık zafer gülümsemesiyle bana doğru bir adım attı. "Tam üstüne bastın," dedi. "Evet Ece, asıl şimdi başlıyoruz."

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.