Hazırlanmıştım. Beyaz elbisenin sade kumaşı tenime soğuk bir dokunuş bırakırken, saçlarıma taktığım o kırmızı kurdele aynadaki yansımama bambaşka bir anlam yüklüyordu. Tam o sırada kapı sertçe çalındı ve içeri Beyza daldı. Gözlerini üzerimde gezdirirken dudaklarında o bildik, zehirli gülümsemesi vardı.
"Şu haline bak," dedi, beni baştan aşağı süzerek. "Sanki bir düğüne değil de, bir cenaze törenine gidiyormuşsun gibi. O tipinle Kenan’ı etkileyebileceğini mi sanıyorsun gerçekten?"
Sessiz kaldım. Sadece, sanki çok eğlenceli bir komedi filmi izliyormuşum gibi ona baktım. O ise devam etti: "Herkes her şeyin farkında Ece. Kenan seni sevmiyor, bunu ikimiz de biliyoruz. Mal varlığı için, belki de bir oyun için seni kullanıyor. Evini elinden alıp o imzayı attırdıktan sonra, seni ilk fırsatta kapının önüne koyduğunda ben burada olacağım, unutma."
Beyza'nın bu kendine güvenen, aşağılayıcı tavrı damarlarımdaki öfkeyi tetikledi. Dudaklarımdaki alaycı kıvrımı bozmadan, bir adım ona yaklaştım. "Kenan'dan hoşlandın mı sen?" diye sordum, sesim o kadar düzdü ki şaşkınlıktan dili tutuldu.
Beyza bir anlığına neye uğradığını şaşırdı, gözleri irileşti. "Nereden çıktı şimdi bu? Ne saçmalıyorsun sen?" diye kekeledi.
"Kendini bu kadar belli etmene gerek yok," dedim, sesimi hafifçe yükselterek. "Hoşlandığın, gözlerinin parlamasından belli. Ama kusura bakma canım, Kenan artık senin 'ulaşılmaz' hayallerinin çok ötesinde. O artık benim dünyamda."
Beyza öfkeden kızarmaya başladı, ellerini yumruk yaptı. "Kenan seni sevdiği için evlenmiyor! Bunu sen de gayet iyi biliyorsun. Aranızdaki o soğuk anlaşmayı, o 'ticaret' ilişkisini yedim bitirdim ben! Sen sadece bir araçsın, o kadar."
Gülüşüm bu kez daha sahici, ama çok daha sertti. "Evet, bir anlaşma yaptık," dedim, ona tepeden bakarak. "Ama Kenan Kaya anlaşma yapmak için çok fazla seçeneğe sahipti, Beyza. İnan bana, isteseydi sana da gelebilirdi. Ama gelmedi. Seni değil, beni seçti."
Cümlem biter bitmez kendi kulaklarıma inanamadım. Ben ne saçmalıyorum ya? diye geçirdim içimden. Sanki Kenan’ı gerçekten kazanmışım, sanki birileriyle onu paylaşıyormuşum gibi konuşmak, midemde garip bir kıpırtıya, tanımlayamadığım bir huzursuzluğa neden olmuştu. Beyza ise şoktan donup kalmıştı, söyleyecek bir şey bulamıyordu.
"Şimdi odamdan çık," dedim, sesimdeki otoriteyi korumaya çalışarak. "Düğün telaşına geç kalma, Beyza. Kenan'ın karısını izlemek için ön sırada bir yer bulursun."
Beyza hışımla odadan çıkarken, kapıyı arkasından çarptı. Odaya geri dönen sessizlikte kendi nefesimi duydum. Az önce ne yapmıştım? Neden Kenan’ı bir başkasına karşı savunma veya sahiplenme ihtiyacı hissetmiştim? İçimdeki o garip kıpırtı, korkumdan daha tehlikeliydi.
Odanın içindeki gerginlik, dayımın sert bir şekilde kapıyı tıklatmasıyla dağıldı. "Ece! Vakit geldi, çık artık!" dedi, sesinde o tanıdık sabırsızlık ve endişe vardı.
Derin bir nefes aldım. Üzerimdeki beyaz elbise, saçlarımdaki kırmızı kurdele ile birlikte sanki bir zırh gibi üzerime oturmuştu. Kapıyı açtığımda dayım beni süzdü, gözlerindeki o bencilce memnuniyeti gördüm; sanki değerli bir malı teslim etmeye hazır bir tüccar gibi bakıyordu. Koridorda ilerlerken yengem ve Beyza hemen arkamızdaydı. Beyza’nın, sanki az önce odamda yaşadığımız tartışma hiç yaşanmamış gibi, bir yandan kıskançlıkla dişlerini sıktığını, diğer yandan da Kenan’ı görecek olmanın heyecanıyla titrediğini hissedebiliyordum.
Dış kapıya ulaştığımızda, bahçede bekleyen o şık, siyah araç ve yanında duran Kenan ile karşılaştık.
Kenan...
O an her şey durdu. Kenan, damatlık yerine, üzerine mükemmel oturan füme rengi, özel dikim bir takım elbise içindeydi. Gömleğinin yakası, kolundaki titizlikle seçilmiş saati ve güneş ışığını yansıtan kol düğmeleriyle... Tam anlamıyla kusursuz, muazzam bir görüntüydü. O kadar karizmatik duruyordu ki, ona bakarken kendi nefesimin kesildiğini hissettim.
Evin önünde durup bizi beklerken, bakışları doğrudan benim üzerime kilitlendi. Baştan aşağı, ağır ağır süzdü beni. Gözleri saçlarımdaki o kırmızı kurdele üzerinde bir anlığına durdu; bakışlarında, sadece ikimizin bildiği o saklı hatıraya dair bir ifade, hafif bir gülümseme gölgesi geçti.
Dayım öne atıldı, "Ece artık size emanet Kenan Bey," dedi, sesi neredeyse yaltaklanan bir tondaydı.
Kenan, bakışlarını bir an bile ayırmadan, "Öyle," dedi, sesi derindi. Yanıma geldi, elini nazikçe ama sahiplenici bir tavırla belime yerleştirdi. "Hazır mısın, Ece?"
Sesi, Beyza’nın az önce söylediklerini zihnimde yankılandırdı. Beyza’nın hemen arkamda, sanki Kenan’ın ona bakmasını bekliyormuş gibi dikilen o hırslı ve acınası haline dönüp baktım. Beyza’nın gözleri Kenan’ın üzerinde, adeta onu yiyip bitiriyordu. Kenan ise, Beyza’nın varlığını bile fark etmemiş gibiydi; tüm odağı bendim.
"Hazırım," dedim, sesimdeki titreşimi bastırarak.
Arabaya doğru yürürken, Beyza’nın arkamızdan attığı o zehirli ve çaresiz bakışları sırtımda hissettim. Kenan, kapımı açtı ve ben içeri girerken hafifçe eğilip kulağıma doğru fısıldadı: "O kurdele... Anneannen haklıymış Ece. Kırmızı sana çok yakışıyor."
Kenan’ın fısıltısı, tenimde bir kor gibi iz bırakarak geri çekildi. Ona döndüğümde, bakışlarımda sadece şaşkınlık değil, biraz da "Sen kimsin, hayatıma ne kadar sızdın?" sorgulaması vardı. Kenan, bu delici bakışlarım karşısında istifini bozmadı; yüzündeki o çarpık ve gizemli ifade, sanki her hamlemi önceden hesaplamış bir satranç ustasının zafer gülümsemesi gibiydi.
Kenan, şoförün kapıyı açmasına izin vermedi; kendi hamlesini yaparak yanıma geldi ve nezaketle benim kapımı açtı. Elini hafifçe siper ederek binmeme yardımcı olurken, parmakları koluma değdiğinde içim ürperdi. Arabaya geçtiğimizde, şoför sessizce yerini aldı ve araç yola süzüldü.
Lüks aracın içi, dışarıdaki dünyanın gürültüsünden tamamen yalıtılmıştı. Şoförün varlığı, aramızdaki o gerilimi daha da yoğunlaştırıyordu; sanki aramızdaki o görünmez, elektrik yüklü havayı sadece biz duyuyorduk. Arka koltuğun deri döşemesinde, aramızda bırakılan o birkaç santimlik mesafe, sanki aşılamaz bir uçurum gibiydi.
Araba sessizce akıp giderken, şoföre belli etmemek için sesimi alçak tutarak başımı ona doğru çevirdim.
"İstediğini alıyorsun sonunda," dedim, sesimdeki alaycı tınıyı saklamaya çalışarak. "Mutlu musun?"
Kenan, bakışlarını yan aynadan bir anlığına yola, sonra da bana çevirdi. Yüzünde, daha önce hiç görmediğim kadar karanlık ve aynı zamanda baş döndürücü bir ifade vardı. Yanıma doğru hafifçe kaydı, mesafemizi sıfırladı. Sesi, şoförün duyamayacağı kadar kısık ama sadece benim sinir uçlarımı hedef alan, tüyler ürpertici derecede derin ve seksi bir tona büründü.
"İnan ki daha yeni başlıyoruz, Ece," dedi. Sesindeki o sertlik, sanki bir avcıya ait olan o hırsla birleşmişti. "Sen daha henüz hiçbir şeyin farkında değilsin. Ben... ben daha hiçbir şey almadım."
Bu cümle, arabanın içindeki oksijeni bir anda tüketmişti. Kenan'ın bu cümleyi söylerken gözlerinde beliren o yoğun, neredeyse vahşi parıltı, sadece mal varlığından ya da borçlardan bahsetmediğini haykırıyordu. O, benden çok daha fazlasını istiyordu; ruhumu, teslimiyetimi, belki de tüm direncimi...
Camdan dışarı baktım ama kendi yansımam bile bana yabancı geliyordu. Kenan arkasına yaslandı, gözlerini kısarak bana bakmaya devam etti. Nikah salonuna giden her kilometre, üzerimdeki o görünmez prangaların biraz daha sıkılaştığını hissettiriyordu.