تخطٍ إلى المحتوى

Ece

الفصل 11 · قراءة 3 دقيقة

Ece

الفصل 11

11. Bölüm: Kırmızı kurdele

Sabahın ilk ışıkları, odamın içine sızarken omuzlarımdaki ağırlıkla uyandım. Ama gözlerimi tam açmama izin verilmedi. Kapının gıcırtısı ve ardından yengem Hacer’in odaya dolan, sahte bir neşeyle harmanlanmış sesiyle irkildim.

​"Hadi Ece, kalk bakalım gelin hanım!" dedi Hacer yengem. Sesinde hem bir telaş hem de o bitmek bilmeyen, çıkarcı samimiyetsizliği vardı. Elindeki büyük, şık kutuyu yatağımın ucuna bıraktı. "Bak, Kenan Bey göndermiş. Bir bak bakalım içinde ne var? Heyecanlısındır şimdi sen."

​Gözlerimi yavaşça aralayıp ona baktım. "Bu da ne?" dedim, sesim uykulu ve huzursuzdu. "Neyin merakı bu yenge? Sabahın köründe ne bu acele?"

​Hacer yengem, sanki benim içimdeki öfkeyi duymuyor gibi sırıttı. "Maşallah, ne kadar da mutlusunuz! İstediğiniz her şey bir anda önünüze seriliyor. Evleniyorsun işte, kurtuluyorsun," dedi pişkin bir tavırla.

​O an damarlarımdaki kanın çekildiğini hissettim. Yataktan doğruldum, üzerime atılmış olan örtüyü hırsla kenara ittim. "Bir zahmet mi?" dedim, sesim odada bir kırbaç gibi şakladı. "O kadar şey yaptık senin için diyorsun, bir de karşılığını ver diyorsun... Yenge, senin o saçma sapan borçların, bitmek bilmeyen oyunların yüzünden bu haldeyim ben! Kendi bataklığınızda boğulmamak için beni ateşe attınız, şimdi gelmiş bana 'bir zahmet' mi diyorsun?"

​Yengem bozuldu, yüzündeki o sahte gülümseme bir anlığına dondu ama hemen toparlanmaya çalıştı. "Aman neyse ne, sonuçta her şey yoluna giriyor," dedi kapıya yönelerek.

​"Çık dışarı," dedim, işaret parmağımla kapıyı göstererek. "Çık ve beni yalnız bırak."

​Odayı terk ettiğinde, kapıyı kilitleyip o kutuya bakakaldım. Bir gelinlik mi göndermişti? Gerçekten bu adam benimle dalga mı geçiyordu? Kenan Kaya , kendi dünyasının kurallarıyla benim hayatımı dizayn ederken, bir de gelinlik seçip bana dayatması içimdeki o öfkeyi körüklüyordu.

​Yavaşça yatağın ucuna oturdum ve kutunun kapağını araladım. İçinden çıkan şeye bakınca elim havada asılı kaldı. Bir gelinlik değildi.

​Kutunun içinde, oldukça sade, beyaz, vücudu zarifçe saran düz bir elbise duruyordu. Ve yanına iliştirilmiş, kırmızı bir kurdele... Kenan’ın o imalı bakışları, "Karım olacaksın" derkenki o kendinden emin tonu zihnimde yankılandı. Bu bir düğün hazırlığı değil, sanki bir teslimiyet provasıydı. Elbiseye ve o kırmızı kurdeleye bakarken, aslında ne kadar büyük bir oyunun içinde piyon olduğumu bir kez daha anladım.

Kutunun içindeki o kırmızı kurdeleyi parmak uçlarımla kavradım. İpek kumaşın dokusu, parmaklarımın arasında o kadar tanıdık, o kadar çocuksu bir his uyandırdı ki... Kalbimin ritmi bir anlığına durdu.

Bu, çocukluğumdu.

Anneannem... O eski ahşap evin bahçesinde, saçlarımı büyük bir özenle örerken, en son dokunuş olarak hep o kırmızı kurdeleyi takardı. "Kırmızı, senin gücündür Ece," derdi, "zorluklara karşı dik durmanı simgeler." O günlerden geriye kalan tek somut, tek sıcak hatıraydı bu. Ama bu kurdele yıllar önce kaybolmuştu. Kenan... Bu adam, benim en derin, en mahrem hatıramı nereden bulmuştu? Nasıl öğrenmişti?

Gözlerim doldu, boğazıma bir yumru oturdu. Pencereden içeri sızan gün ışığı, odanın tozlu atmosferinde bir hüzün perdesi gibi asılı kaldı. Hayallerim... Ben nikah günümü böyle düşlememiştim. Sevdiğim bir adamın elini tutarak, heyecandan titreyen ellerle, anneannemin şefkatli ellerinin saçlarımı örmesini bekleyerek... Her şeyin çok daha masum, çok daha "bizden" olacağını sanırdım. Şimdi ise, kendi celladımla evlenirken, çocukluğumun masumiyetini bir silah gibi elinde tutan bir adamın hediye ettiği elbiseyi giyiyordum.

Gözyaşlarımı silip derin bir nefes aldım. Elbiseyi kutudan çıkardığımda, kumaşın kıvrımları arasında küçük, krem rengi bir kağıt parçası yere düştü. Eğilip aldım. Kenan’ın o keskin, kendinden emin el yazısıyla yazılmıştı:

"Geçmişin sadece hatıralardan ibaret olmadığını öğrenmen için. Bugün senin yeni hayatının başlangıcı, Ece. Kurdeleyi tak. Kendi gücünü, benim yanımda, benim kurallarımla hatırla."

Kağıdı sıkıca avucumda buruşturdum. Bu bir hediye miydi, yoksa zihnime atılmış bir düğüm mü? Kenan, hayatımın en zayıf noktasını bulup oradan sızmayı başarmıştı. Hem beni koruyormuş gibi yapıyor hem de aslında ruhumun en derinlerine, en savunmasız yerlerine hükmediyordu.

Elbiseyi üzerime geçirdiğimde, aynadaki yansımama baktım. Beyaz elbisenin sadeliği içinde, o kırmızı kurdele saçlarımda değil, sanki bir mühür gibi üzerimde parlıyordu. Artık o eski, mutlu küçük kız değildim; artık Kenan’ın dünyasına adım atan, onun istediği gibi şekillenecek olan o "Ece"ydim. Ama içimde, o kurdeleyle birlikte, anneannemin söylediği o cümlenin yankısı yükseldi: "Kırmızı, senin gücündür."

Belki de Kenan bu kurdeleyi vererek, farkında olmadan bana silahımı teslim etmişti.

Devam edecek

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.