Şaşkın ve korku dolu gözlerle baktım. Adam manyağın tekiydi ve suratıma beni kaçırmaktan bahsediyordu. Sanki çığlık atacağımı fark etmiş gibi üzerime doğru geldi. “Yaklaşma bana.” Komodinimin üzerindeki lambaya ulaşmaya çalışıyordum. Aptal kafam ne diye babamlar geldiğinde saklamıştım ki bunu? Ben geriye doğru attığım her adımda o da üzerime doğru geliyordu. Bacağım komodine çarptığında hızla gece lambasına uzandım, iki elimle sıkı sıkı tutup benden uzak durmasını sağlamak istedim. “Eğer saçmalamaya devam edeceksen babamı geri çağırıyorum, bir güzel ilgilensin seninle.” Elimdeki lambayı hiçe sayıp kolay bir şekilde elimden aldığında bunun da şaşkınlığını yaşıyordum. O lambayı bütün gücümle tutuyordum halbuki!
“Defne beni abin gönderdi bunu biliyorsun. Babanla abinin istediği gibi konuştum ama izin vermedi. Tek istediğim izin günümde kafamı dinlemek, senin o cırtlak sesini duymak değil.” “Ne cırtlağı be, benim sesim çok güzeldir!” Bu çocuk her konuştuğunda benim sinir kat sayım yükseliyordu. Sesli bir nefes verdikten sonra telefonunu çıkartıp birisini aradı. “Komutanım, kardeşine teklifi sundum ama kabul etmedi haberin olsun ben şimdi geri dönüyorum.” Abimle konuştuğunu anlayınca bana vermesi için işaret yaptım ama umursamadı. Uzanıp kendim almak istediğimde tek koluyla belime sarıldı ve beni diğer tarafta tuttu. Abimle konuşmam gerekiyordu neden anlamıyordu? Abimin de alacağı olsundu kardeşinin telefonunu açmıyordu ama bu meymenetsizin telefonunu açıyordu.
“Emredersiniz komutanım.” dedikten sonra telefonu kapattı. “Ya niye kapatıyorsun telefonu, abimle konuşmak istiyorum görmüyor musun?” “Kızım bir rahat dursana, çenen dursa elin durmuyor.” Telefonunu cebine koyduktan sonra kafasını kaldırdı. Yüzü yüzüme fazla yakın olunca afallamıştım. Kendimi geri çekmeye çalışırken tuttuğu belimi bıraktı. “Abin diyor ki karar senin. Ya benimle gelip abinin evinde kalırsın ya da burada.” Yani iki seçeneğim vardı. Ya bu odada durmaya devam edip gerçekten çürüyecektim ya da onunla gidip bu dört duvardan kurtulacaktım. Karşımdaki adama baktım, abim göndermişti ve ben abime güveniyordum.
Kocaman sırıttım. “Geliyorum.” Evet, karar verirken hızlı olurdum çünkü düşünürsem aklım karışırdı. Masamın üzerindeki not kağıdına abimin evine gittiğimi ve beni merak etmemelerini yazdım. “Hadi gidelim.” “İstediğin olunca ne kadar uysal gözüküyorsun.” Kaşlarımı çatıp suratına sert bir ifadeyle baktım. “Bir kere ben her zaman uysalımdır. Nazik bir kişiliğim vardır.” Dalga geçercesine güldü. “Kesin öyledir.” Sinirle omzuna vurdum. “Doğruları söylüyorum neden inanmıyorsun?” Vurduğum omzuna bakıp “Ağaca tırmanabilecek misin?” diye sordu.
Ben kendimi bildim bileli incir ağacına çıkardım. Evimiz müstakil ve dubleksti. Evin arka bahçesinde kocaman bir incir ağacı vardı. Balkonuma uzanan dallara tırmanıp evden kaçtığım çok olmuştu. Bu kaçış dönemlerim abimin beni bırakıp askeriyeye girdiği dönemlere denk geliyordu. Tabi ki hiç hasar almadan iniş çıkışlarım oldu demek istesem de maalesef öyle olmamıştı. Burkulmalar, kırık ve çatlamalar olmuştu. Olanlardan sonra bu odada kalmamı yasaklamışlardı. Aklımın başıma geldiğini düşündüklerinde ise odama geri dönebilmiştim. Şimdi, yine buradan kaçtığımda aynı şeyleri düşüneceklerdi ama daha fazla bu odada kalmak istemiyordum.
“Önce ben gideyim seni tutarım.” “Ben kendimi bildim bileli tırmanıyorum bu ağaca merak etme.” Sonuçta düştüğüm anları bilmesine gerek yoktu. Poyraz ilerledikten sonra ben de ağaca tırmanmaya başladım. Kahretsin ben ne zamandır tırmanmıyordum bu ağaca? Bu kadar yüksek olduğunu hatırlamıyordum. Yavaş adımlarla ilerlerken Poyraz çoktan aşağıya inmişti. “Ayağımı koyacak yer yok nasıl ineceğim?” İçimden küfürler ediyordum. Hayır, yani küçükken becerdiğim işi şimdi nasıl yapamıyordum ki? “Bak, şuraya bas.” Gösterdiği yere ayağım uzanmıyordu bile. “Olmuyor işte, kaldım burada.” Gecenin bir vakti karanlıkta yaptığım iş gerçekten saçmalıktan ibaretti. Evden kaçmaya kalkışmam kesinlikle yanlış bir karardı. Bir anda bozulan sinirimle ağlayasım gelmişti. “Defne bak sakin ol. Biraz daha bağırırsan herkesi başımıza toplayacaksın.” “İnemiyorum kaldım burada valla düşeceğim.” “Defne hadi atla oradan, ben seni tutacağım.” “Bu kadar yüksekten nasıl atlayayım? Ay sonum böyle mi olacaktı?” “O kadar çok yüksekte değilsin, güven bana.”
Evime hırsız gibi gelen birine nasıl güveneyim ben be! Ama onunla kaçmayı biliyorsun. İç sesim git gide sinir bozucu olmaya başladığı için onu görmezden gelmeye başladım. Tekrardan uzanmaya çalışırken elim kaydı. Düşerken çığlıklarım adeta içime gömülmüştü. Korkuyla gözlerimi kapatmıştım. “İşte böyle.” Kulağıma doğru fısıldadığında istemsizce ürperdim. Korkudan kalbim hiç atmadığı kadar sert atıyordu. “Öldüm mü?” Cümle dudaklarımın arasından firar etmişti ve kesinlikle düşünerek söylediğim bir şey değildi. Gülümseyerek cevap verdi. “Daha değil.” Yavaşça yere bıraktı beni. Afallamıştım ve ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. “İyi misin?” Ölmediğime göre iyiydim herhalde. Kafamı sallayıp derin bir nefes aldım. İçime dolan havaya ne kadar ihtiyacımın olduğunu o ana kadar fark etmemiştim.
“Hadi artık gidelim.” Poyraz'ı takip ettiğimde motorla geldiğini gördüm. Daha önce motora hiç binmemiştim ve içimdeki maceracı tarafım bundan hoşnut olsa da güvenli olamadığını düşünen tarafım bir nebze endişelenmişti. “Al bakalım bu senin.” Uzattığı kaskı alıp kafama geçirdim. Bir anda çevredeki sesler kesildi, hiçbir şey duyamadım. Ne kadar uğraşsam da kaskı bağlayamıyordum. “Yardım eder misin?” Poyraz benimkini de bağladıktan sonra motora yerleşmiştik. Kenardaki tutunma yerlerine tutunuyordum ama o kadar hızlı gidiyordu ki bedenim gevşeyemiyordu. Maceracı ruhum tamamen iptal olmuş çığlık çığlığa bağırıyordu.
Abimin mahallesine girdiğimizi fark ettiğimde rahatlamıştım çünkü motordan inecektim. Maalesef beklediğimden kötü bir yolculuk geçirmiştim. Kendimi motordan attığımda hızla kaskı çıkardım. “Biraz daha bacaklarınla beni sıksaydın kangren olacaktım.” Bir anda böyle bir şey söylediği için kıpkırmızı kesilmiştim. Utançla bütün suçu ona attım. “Sen de düzgün sürseydin. En az beş kere düşme tehlikesi atlattım.” Tamam, böyle bir şey olmamış olabilirdi ama öyle de denmezdi ki pat diye. Birkaç saniye gözüme baktıktan sonra arkasını dönüp yürümeye başladı.
Asansörde dördüncü kata çıktık. Abimin evine çok fazla gelmemiştim çünkü kendisinin de bu evi pek fazla kullanmaya vakti olmuyordu. Kapıdan içeri girdiğimde bir anda kendimi yalnız ve yabancı hissettim. Hiç tanımadığım bir adamla burada ne yapıyordum ben? Poyraz’a doğru döndüm. “Abimi arayabilir miyim? Benim telefonum annemde kaldı.” Düşünmeden hareket edince işte böyle oluyordu. Ne telefonum ne param vardı. Gerçekten ne işim vardı benim burada? “Telefonun bende.” Pantolonun sol cebinden çıkarttığı telefonumu uzattı. Kendimi bir nebze daha iyi hissetmiştim. "Nasıl aldın ki sen bunu?" "Becerikli bir insanımdır."
Telefonumu açtığım an bildirimler gelmeye başlamıştı. Gruptan mesajlar ve arama bildirimleri. “Ne çok sevenin varmış.” dediğinde gülümsedim. “Sağ olsunlar beni düşünürler.” Daha doğrusu abimi arayacağım diye arkadaşlarımla konuşmadığım içindi bu ekstra mesajlar ve aramalar. Öyküden gelen son mesajı gördüm. ‘Bu mesajı alır almaz beni ara.’ Evet, genelde çok önemli bir konu olduğunda ve acil durumlarda bu mesajı yollardık ama şuan geri dönemezdim.
“Abinin telefonunun açık olduğunu zannetmiyorum ama yine de dene sen.” Zaten bana ne zaman açıktı ki o telefon. Telesekreterin sesini duyduğumda sinirlendim. “Abimin şuan bu kadar önemli ne işi var? Sonuçta açığa alındı.” Dikkatle Poyraz’a diktim gözlerimi. “Abimi aradığımda sen açtın yani sen onun yanındaydın. Kendisi benimle konuşmak yerine telefonunu sana mı verdi? Şimdi sen yanımdasın, abim yok.” Kapıdan geçip odaya ilerlediğinde ben de peşinden gittim. Kapı mutfağın girişiydi. Amerikan mutfaktaki koltuğa oturmuştu. “Müsait değildi o yüzden ben cevapladım çünkü yirmi bir kere aradın. Müsait olmadığı için odandan da ben çıkarttım. Artık bunu kabul edebilir misin?” Konuşma tarzı kesinlikle beni sinir ediyordu. Karşılık verecektim ama benden önce davranmıştı.
“Karnın aç mı? Ben, gecenin bir vakti evden kaçan bir insanla uğraştığım için acıktım.” Konuyu aniden değiştirmişti ve bende kapatma kararı almıştım. En azından abime ulaşamazsam da artık odamdan çıkmıştım ve kendimi özgür hissediyordum. “Beni evden kaçıran kişi sensin yalnız. Ama şimdi birisi yemek teklif ederse asla hayır demem. Bir gece tostu gömerim.” “Yemek yapabildiğimi nerden çıkardın? Benim için yapar mısın diyecektim.” Şaşkınlıkla suratına baktım. Demek ki ses tonunun yumuşaması benden isteyeceği tost içindi. “Gerçekten inanılmaz birisin.”
Buzdolabından gerekli malzemeleri aldım. Koltuktan kalkıp bar taburesine oturup beni izlemeye başlamıştı. “Bir tost yapmak o kadar zor bir iş değil. Neyle besleniyorsun da böyle oldun?” Son cümleyi kesinlikle içimden kurmak istemiştim ama düşüncelerim dudaklarımın arasından firar edivermişti. “Mutlu teyze geliyor eve hem yemek yapıyor hem ortalığı topluyor. Birkaç aydır evde olmadığımız için arada bir gelip evi havalandırıyordu o kadar.” Ben işimi hallederken suratına bakmaktan kaçıyordum o ise sorumu ciddiye almış açıklama yapıyordu. Spor salonundan çıkmadığını düşünmem için haklı sebeplerim vardı. Elini yanağına koyduğundan kol kasları gerilmişti ve oldukça ilgi çekici duruyordu.
İşimi yaparken o kadar dikkatli bakıyordu ki kafamı kaldıramıyordum. Hayır, yani ne vardı da öyle bakıyordu. “Poyraz istersen içeriye geç ben getiririm.” Gözleri gözlerime kenetlendi. “Açım ben, ne zaman olacak bu?” Sanki aşamaları bilmiyormuş gibi konuşmasına gözlerimi devirdim. Ben olmasam ne yapacaktı açlıktan ölecek miydi? Tostları tabaklara koyup onunkini uzattım. Dolapta vişne suyu bulduğumda biraz fazla sevinmiştim. “İster misin?” derken meyve suyunu sallıyordum. Ağzındaki lokmadan dolayı konuşamayınca kafasını salladı. Ben bardakları meyve suyunu koyana kadar zaten o tostun yarısına kadar gelmişti.
“Az yavaş ye boğulacaksın!” “Ben böyle yerken zevk alıyorum.” derken bir anda öksürmeye başladı. “Al işte öyle yersen böyle olur. Ölüp başıma kalacaksın.” Meyve suyundan yudum aldığı halde öksürüğü geçmemişti. İster istemez telaşlandım ve yerimden kalkıp sırtına birkaç defa vurdum. Bir taraftan da ağzındakini çıkartması için söyleniyordum. “Öldürdün kızım öldürdün, ne ağır elin varmış.” “Düzgün ye yemeğini. Korkutma beni.” Sesim kızgından daha çok telaşlı çıkmıştı. Hızla yerime geçip tostuma odaklandım. “Sakin ol yavrum bu kadar telaşlanacağını bilsem öksürmezdim.” Yavrum mu dedi o bana? İç sesimin hoşuna gitmişti anlaşılan.
“Annenler neden seni odana kapattı?” Tostumdan kocaman bir ısırık aldım. “ Sanırım kendimi kontrol edebilmem için.” “Hangi konuda kendini kontrol edemiyorsun?” “Doğrusunu bildiğim yanlışlarda. ” Felsefi bir şekilde konuştuğumda burun kıvırdı.
Yeni tanıştığım insanlara kendimi anlatmaktan pek hoşlanmazdım daha doğrusu ben kimseye kendimi anlatmayı sevmezdim. “Sen neden açığa alındın?” “Açığa alındığımı nereden çıkarttın?” Tek kaşını kaldırmış gözlerimin içine bakıyordu. “Tahmin yürüttüm sadece.” diyerek omuz silktim. Sorduğum soruyu yanıtlamadan son lokmasını ağzına attı. “Eline sağlık güzel olmuş.” dediğinde afiyet olsun diye cevap verdim. Ben bulaşıkları toparlarken kendisi mutfaktan çıkmıştı.
İşimi bitirip arkamı döndüğümde kapının pervazına yaslanmış beni izlediğini gördüm. “Abinin odasına temiz çarşaf koydum. Dolabında kıyafetler vardır. Sanırım artık dinlenmen lazım, bugünlük her şeyi bırak yarın düşünürsün.” Elleriyle saçlarını karıştırdı. Gülümseyerek teşekkür ettim. Önemli değil dercesine kafa salladı.
Abimin odasına geçtiğimde büyük bir yatak beni bekliyordu. Kesinlikle rahat edecektim. Abimin tişörtlerinden birini giydim. Altıma şortunu denesem de kocaman geliyordu. Hayır, yani kaçıyorsun madem neden iki eşya almayı akıl etmiyorsun. İpi olan bir şort aradım ama bulamayınca küfür edip sinirle dolabın kapağını kapattım. Altımdaki şorta baktım ve onunla uyumaya karar verdim. Yatağa girdiğimde derin bir nefes verdim. Telefonumu aldığım gibi geri yatağa fırlattım ve Poyraz'ın tavsiyesine uyarak her şeyi yarına bıraktım.
Yatakta bir sağa bir sola döndükten sonra oflayarak yerimden kalktım. Zıkkım ye Defne! Gecenin bir vakti yemek yersen uyuyamazsın tabi. Elimle mideme masaj yapsam da fayda yoktu. Acaba maden suları var mıydı? Yataktan kalkıp mutfağa gittim. Dolapta bulduğum maden suyuna sırıtarak baktım. Şuan kesinlikle kendimi mükemmel hissetmem şişe açacağını arayana kadardı. Karıştırdığım her çekmecede lanet ediyordum. Bunlar neyle açıyordu bunu? Şişe açacağını bulamayınca kaşıkla açmaya çalıştım. Kapak elimi çizince de içimden okkalı bir küfür savurdum. Sinirim bozulmuştu. Elimdeki kaşığı sertçe lavaboya doğru fırlattım. Açılmazsan açılma be!
Aniden odanın ışığı yandığında istemsizce çığlık attım. “Ödümü kopardın!” Alışkanlıkla başparmağımla damağımı yukarı kaldırdım. Poyraz'ın elindeki silahı görünce gözlerim fal taşı gibi açıldı. “Ne yapıyorsun be, kaldır şunu öldüreceksin şimdi beni!” Çığlık çığlığa konuşuyordum resmen. Silahlardan her zaman nefret etmiştim. Abim asla ortalıkta bırakmazdı. “Defne... Neden uyumadın?” Ses tonu fazlasıyla boğuk çıkmıştı. Muhtemelen benim sesime uyanmıştı. “Uyuyamadım maden suyu içeyim dedim ama açamadım. Kusura bakma seni de uyandırdım.'' Sabır çekermişçesine baktı. Yanıma doğru geldi ve arkamdaki çekmeceden açacağı alıp şişemi açtı. Çekil deseydi çekilirdim ne diye o kadar dibime girmişti ki? İlk baktığım çekmeceden alması da pek manidardı.
Başına masaj yaparken “Biraz uyumama izin verir misin?” diye sitemle sordu. “Başın mı ağrıyor? Ağrı kesici aldın mı?” “Senin konuşmaların başımı daha çok ağrıtıyor çilli.” Çilli ne ya çilli ne! Boşuna nazikçe soruyorum ben. Neyse bu seferlik başı ağrıdığı için bir şey demeyecektim. “Gel hadi.” Elinden tutup mutfaktaki koltuğa çektim.
Şaşırdığı belliydi ama istediğim gibi onu koltuğa yönlendirmiştim. “Hadi uzan başına masaj yapayım. Bak kendimi övmek gibi olmasın ama çok iyi masaj yaparım. Abim her zaman kucağıma gelir masaj yapmam için. Öyle her zaman bedavaya yapmam ama işte sen beni evden çıkarttın o yüzden bu seferlik sana bedava. Başka zaman gelirsen bedeli olur haberin olsun.” Suratıma o kadar boş gözlerle bakıyordu ki söylediklerimi dinleyip dinlemediğinden emin değildim. “Gerek yok. Uyusam geçer.” deyip arkasını dönüp gidecekken kolundan sıkıca tutup zorla koltuğa oturttum. Bir iyilik yapalım dedik illa beni uğraştıracak.
“Bak beni dinle bu parmaklar sihirli diyorum. İşe yaramazsa kalkar gidersin tamam mı?” Parmaklarımı gözünün önünde sallayınca gülümsedi. O gülünce bende istemsizce sırıttım. Gerçekten güzel bir gülümsemesi vardı. “Ne olacaksa olsun” dediğinde hemen yanına oturdum ve kucağıma yastık aldım. Kafasını yavaşça yastığa koyduğunda parmaklarımı şakaklarına yerleştirdim.
Masaj yapmaya devam ederken gevşediğini hissedebiliyordum. Gözleri başından beri kapalıydı ve suratını incelemek dışında gözlerimin başka bir işi yoktu o yüzden ben de kucağımdaki yüzün her bir noktasını inceledim. Yalan söylemeyi sevmezdim. Kucağımdaki adam fazlasıyla yakışıklıydı. Saçları kısa, kumraldı ve masaj yaptıkça şampuanın kokusu etrafa yayılıyordu. Sol elmacık kemiğinden başlayıp burun kemerine doğru bir yarası vardı ama belli belirsizdi. Burnunun daha önce hasar aldığı belliydi ancak bir bütün olarak suratıyla uyumluydu. Göz yapısı ise hafif çekikti, kıvrık kirpikleri fazlasıyla ilgi çekiciydi. Masajı bırakıp kirpiklerini sevme isteğiyle dolduracak kadar ilgi çekiciydi. Derin bir nefes verip yerimde kıpırdandım. Tamam Defne iyice abarttın, düşüncelerine hakim ol.
“Evet tam orası.” diye fısıldadığında ensesine doğru masajıma devam ediyordum ancak sırt üstü yattığı için tam istediğim şekilde masaj yapamıyordum. “Dur şöyle yapalım.” deyip kucağımdan kaldırdım. Yüz üstü yatmasını isteyince hızla dediğimi yerine getirdi ancak kafasının arkasını bana döndüğü için kaslar elime istediğim şekilde oturmuyordu. “Bu şekilde masaj yapamam ters kalıyor boyun kasların. Yüzünü bana doğru dön.” Pozisyonunu değiştirip istediğim şekilde yattı. Bense daha deminki yastığı dizlerimin altına almış yerde oturuyordum. Gözleri gözlerime değdiğinde nedense açıklama yapmam gerektiğini hissettim. “Benim de migrenim var, ağrıların çekilmez olduğunu biliyorum. Nasıl bir masajın baş ağrısına iyi geldiğini de biliyorum.” Söylediklerimden sonra hafifçe gözlerini kırpıştırıp yumdu ve bir daha açmadı.