Abimin yatağında uyandığımda aklıma garip garip sahneler geliyordu. Poyraz’ın kaslı kollarıyla beni yatağa kadar taşırken aşk dolu gözlerle bakması, ben masum bir şekilde uyurken benden etkilenmesi ve kendini durduramadan bir öpücük bırakması gibi garip sahneler. Gerçeklere dönecek olursak da muhtemelen ben masaj yaparken uyuyakalmıştım ve Poyraz uyanıp iki büklüm halime acıyıp beni yatağa kadar sürüklemişti. Elime telefonumu aldığımda Poyraz ile olan düşüncelerim dağılmıştı. En son gelen arama sayısını gördüğümde şoke oldum. 128 arama. Son mesajlara baktığımda kızların şaşkınlıklarını belirttiği mesajları okudum.
Öykü: “Defneeeee!!! Ne demek evden kaçtın.” 10.08
Başak:“Vallaha annen delirmiş bulunmakta. Sakın geri gelme.”
Öykü: “Herkes kocaya kaçtığını düşünüyor.” 10.30
Başak: “Kocaya mı kaçtın?”
Öykü: “Eğer bizden bunu sakladıysan yeminle bir daha seninle konuşmayız.”
Öykü: “Durum itibariyle masandaki not bulundu ve kocaya kaçmadığın anlaşıldı. Ancak annen elin oğluyla gittiğini düşünüyor. Galiba elin oğlu Poyraz’mış.” 11.10
Başak: “Baban evdeki silahı aldı ve Poyraz’ı öldürmeyi planlıyor. Bence siz başka bir eve geçin.”
Başak: “Abin ailenle iletişime geçti. Herkes sakinleşse de annen benim artık onun gibi kızım yok diyor.” Ağlayan emoji. 11.53
Hemen Öykü’yü aradım. Telefonu muhtemelen elindeydi çünkü tek çalışta açmıştı. “Aşkım sen nerelerdesin? Üç saat sonra geri dönüyorsun. Yoksa kötü şeyler düşünelim mi?” Konuşmasının bitmesini bekledikten sonra dün yaşananları anlattım. Abimin evine geldim diyerek noktalasam da devamını telefonda anlatamazdım. O yüzden yüz yüze görüşmeyi bekledim.
Kızların anlattığına göre annem bana ekstra kızgındı, annemi hiç böyle görmediklerini dile getirmişlerdi. Annem önce evden kaçıp kızların yanına gittiğimi zannetmiş o yüzden Halime teyzeyi aramış. Orada olmadığımı öğrenince ilk başta korkmuş ve polise haber vermeyi falan düşünmüşler sonra Poyraz’ın gelip çıkarmaya çalıştığı akıllarına gelince ve odamdaki notla beraber gerçekleri öğrenmişler öğrenmesine velakin annem bir daha beni eve almayacağına yemin etmiş. Bu durum canımı sıksa da annemin bana kıyamayacağını da biliyordum. Kızlarla konuştuktan sonra annemi aradığımda telefonu kapalıydı. Kendime de ona da zaman vermek istedim. Yataktan kalkıp mutfaktan gelen seslere doğru yürüdüm. Bir kadın hamur yoğuruyordu. Muhtemelen Poyraz’ın bahsettiği Mutlu teyzeydi.
Çekingen bir ses tonuyla giriş yaptım. “Merhaba.” Mutlu teyze beni gördüğünde heyecanla konuşmaya başladı. “Demek sen bizim Kaan’ın kardeşisin. Hoş geldin kızım, güzelce dinlenebildin mi? Yoksa benim sesime mi uyandın? Kusura bakmayıver kızım.” Fazlasıyla sevecen bir teyze olduğunu ilk dakikadan anlamıştım. “Yok teyzeciğim senin yüzünden uyanmadım.” diye açıklama getirip yardıma ihtiyacı olup olmadığını sormuştum. Mutlu teyze ise bana kahvaltı hazırlamayı teklif etmişti. Yaşlı başlı kadına kahvaltı hazırlatmak hem bana tersti hem de dün yediğim tostu hala sindirememiştim. Ne kadar benim karışmamı istemese de ona yardım etmezsem kendimi iyi hissetmezdim. Poyraz beyimizin canı mantı çekmiş. Tabi kendisi tek başına mantı açmanın zorluğunu bilmeyince canım çekiyor yap demiş. Evde annem mantı yapacağız dediği zaman bile ben kızları çağırıyordum. Bir tabak da yevmiye alıyorlardı her türlü ben karlı çıkıyordum.
Mutlu teyzeyle muhabbet ederken konu benim mürüvvetime gelmişti. Kendisinin bir torunu varmış ve bana ayarlamaya çalışıyordu. “Teyzem sen söyle bakiyim ne iş yapıyor sizin oğlan ona göre alayım. Sonuçta boş adamı Allah sevmez, ben nasıl seveyim.” deyip gülmeden edemedim. Mutlu teyze kaşlarını çatmış bir şeyler hatırlamaya çalışıyordu. “Valla bilgisayarla uğraşıp duruyor kızım ben anlamıyorum ki. Ben sizi bir araya getireyim o sana her şeyi düzgünce anlatır.” Katladığım hamurdan kafamı kaldırdığımda Poyraz’ın kapı pervazına yaslanmış bizi dinlediğini gördüm.
Mutlu teyze de baktığım yere bakınca Poyraz’a “Günaydın oğlum. Sen bilirsin, bizim Murat ne iş yapıyor bilgisayarla?” diye sordu. “Yazılım mühendisi teyzem de ne oldu, neden sordun?” Bizi dinlediğini görmüş olsam da ne kadardır orada durduğunu bilmiyordum. Mutlu teyze sorusunu bekletmeden cevapladı. “Ben diyorum ki Defne’yi bizim oğlana alalım. Vallahi çok beğendim hanım kızımızı. Pek güler yüzlü hem hamaratta. Sabahtan beri yardımcı oluyor bana.” Poyraz Mutlu teyzenin söylediklerini beğenmemiş gibi suratını buruşturdu. “Teyzem Defne daha lise okuyor senin oğlan karta kaçıyor. Çok istiyorsan ben bulayım ona göre bir kız.” Poyraz’ın yorumundan sonra araya girmeden edemedim. “Teyzem kaç yaşında bu Murat? Valla bence aşkta yaşın pek önemi yok. Önemli olan anlaşabilmek sevmek, saymak.” Mutlu teyze de benim düşündüklerimi onaylayıcı sözler söyledi. “Ne güzel dedin kızım, öyle valla. Bak benim koca benden 4 yaş küçük emme boy boy torunlarımız var. Anlaşamasak buralara kadar gelir miydik?” Cümlesini bitirdiğinde ben son hamuru katlamıştım. Açtığımız diğer hamuru masaya getirip düzgün kesmek için odaklanmaya çalıştım.
“Teyzem yalnız Murat 24 yaşında aralarında 6 yaş var.” dedi Poyraz. Söylediklerine karşılık kafamı kaldırdım elimdeki bıçağı sallarken “Ne olacak canım 7 yaşa kadar yolu var demişler.” dedim. “ Yani 7 yaştan fazla olursa olmaz mı diyorsun.” Poyraz’ın söylediklerini önce bir düşündüm. “Şimdi olmaz değil ama zor gibi. Sonuçta jenerasyon farkı falan derken anlaşmak zor olabilir. Ama ortak alanları fazlaysa belki bir ihtimal verebilirim.” Cümlemi bitirip kaldığım yerden devam ettim. “Neyse çilli sen evlenme işlerini düşünmek için daha çok küçüksün daha üniversiten var senin.” Gözümüm ucuyla ona bakarken göz kırptığını görmüştüm. Mutlu teyze “Benim onun yaşındayken kucağımda bebeğim vardı.” deyince tükürüğüm soluk boruma kaçmıştı ve öksürmeye başlamıştım. Ben burada öksürükten ölecekken Poyraz karşımda gülüyor, bir su vermeyi akıl etmiyordu. En sonunda uzun adımlar atıp yanıma geldi ve sırtıma vurmaya başladı. “Helal yavrum, helal.” Kesinlikle ciğerlerimi sökmeye çalışıyordu.
Öksürüğüm geçince Mutlu teyzeye döndüm. “Yok teyzem o kadar da değil. Ben daha o iş için küçüğüm. Ben ne anlarım bebek büyütmekten. Önce hem hala olmam lazım, sırayı bozmayalım değil mi?” Mutlu teyze sanki dünyanın en saçma şeyini söylemişim gibi bir bakış atmıştı. Elindeki kıymayı uzatınca kestiğim hamurlara yerleştirmeye başladım. “Öyle deme kızım, bu işler sıra değil nasip işleri. Ne zaman ne olacağı belli değil. Evlendikten sonra o işi hallediverin bebeğini eline alınca bakması kolay oluverir.” Mutlu teyzenin söylediği cümleyi kulakları duyuyor muydu emin değildim. Kulaklarıma kadar kızardığımda karşımdaki Poyraz’la göz göze geldim. Karşımda sırıtması da bu kızarıklığımı arttırıcı etkenlerden birisiydi.
“Teyzem kızı utandırmasana daha fazla. Bunlar için o daha küçük, küçük. Eskidenmiş öyle erkenden evlenmeler çocuk sahibi olmalar.” Domates gibi kıpkırmızı olduğumu fark etmişti. Yanaklarımı soğutmak için elimin tersini kullandım. “Aman bu yeni nesillerde de hiç iş yok. Biz her işi aynı anda yapardık. O kadar zor işte değil emme şimdikiler bir tane çocuk yapamıyor.” Mutlu teyze söylenirken Poyraz sanki daha fazla utanmamı istermiş gibi konuşmuştu. “Aslında biz işin zevkindeyiz be teyzem. Çocuk işi bozar.” Gözlerimi istemsizce kaçırdım. Sanki göz göze olsak beynimden geçen düşünceleri öğrenecekmiş gibi hissetmiştim. Utancımdan yerin dibine girebilirdim her an.
Konuyu tamamen değiştirmek amaçlı akşama arkadaşlarımla buluşmaya gideceğimi söyledim. Mutlu teyze “Gez tabi kızım uyandığından beri işlerle uğraştın sıra gezmeye geldi. Yoksa sevgilinin yanına mı gideceksin, hani yoktu? Ben boşuna mı Murat’a düşündüm seni?” Mutlu teyze de gerçekten en az benim kadar konuşmayı seviyordu. “Sevgilim yok teyzem kız arkadaşlarımla buluşacağım. Yemekten sonra çıkarım.” Son sözümü Poyraz’a ithafen söylemiştim.
Bir anda suratı düştü. Ne olmuştu ki? “ Sen uyurken abin aradı, bana emanet etti seni. Sanırım evde olaylar gelişmiş ve senin biraz sakin kalmanı istiyor. Yani demem o ki dışarı çıktığınız da başınızda ben varken rahat edemezsiniz. İstersen kızları buraya çağır en azından tepenizde dikilmeyeceğim için rahatsız olmazsınız.” Şaşkınlıkla suratına baktım. “Ben boşuna mı evden kaçtım? İstediğim yere gidebilmek için şuan buradayım. Yani beni hiçbir güç durduramaz.” Sinirden neredeyse yerde tepinecektim. O abimi de aşk olsun! Ne demek dışarı çıkamamak? Açığa alınmak onda kafa yapmıştı galiba.
Mantı katlamayı bitirmiştik. Ocakta kaynayan suyun içine mantıları attım. Mutlu teyzeye devamını benim yapabileceğimi ve erkenden çıkıp evine gidip dinlenmesini söylemiştim. Bakışları Poyraz’ı bulduğunda onun onayıyla üzerini başını toparladı. “Allah razı olsun kızım, Allah ne muradın verse versin. O zaman ben gidiyorum ihtiyacınız olduğunda gelirim haber edersiniz.” “Allah senden razı olsun asıl teyzem, merak etme hallederiz biz. Hadi dikkatli ol.” dediğimde Poyraz onu kapıya kadar geçirdi. Ben de o arada etrafı toparlamaya başladım.
Telefonum çaldığında arayanın Öykü olduğunu gördüm. “Selam bebeğim.” Açtığım an gülümsedim. Sanırım iyileşiyordu çünkü sesi enerjik geliyordu. “Selam yavrum.” “Geçen sefer gittiğimiz tatlıcıya gitme kararı aldık. Başak hanımın dönemi yaklaşıyormuş eğer tatlı yemezse ölecekmiş.” Abartıyla konuştuğunda güldüm. Tatlı benimle Başak’ın kırmızıçizgisiydi ancak bu konuda Öykü bize çekmemişti. Regl döneminde bile ekşi aşeren kişiydi o. Başak onun her zaman garip olduğunu savunurken Öykü dünyaya karşı kendini savunuyordu. “Tabi ki gidelim.” İki saate buluşma kararı alıp telefonu kapatmıştık.
Arkamı döndüğümde Poyraz’ın garip bakışlarını gördüm. O ne kadar dışarı çıkmamı istemese de çıkacaktım. Konuşmaya başlamasına fırsat vermeden önce ben konuştum. “Ben kaç gündür ev hapsindeyim. Sürekli aktif olarak arkadaşlarıyla buluşan birisi olarak bu benim için ölüm demek. Kızları eve çağıramam çünkü dışarı çıkıp nefes almam gerekiyor anlıyor musun?” Derin bir nefes aldı. “Ben hiçbir zaman senin kadar isyankar bir ergen olmadım.” “Bu isyankarlık değil, hayattan zevk almak.” Açıklamamı pek beğenmişe benzemiyordu ama ısrarında devam etmedi. “Bari yemek yiyelim.” dediğinde kazanmış olmanın verdiği huzurla gülümsedim. “Hemen hazırlıyorum.” deyip dolaba yöneldim. Yoğurda sarımsak rendelerken bedenini tezgaha yasladı. Kaşımı kaldırıp ona baktım. “Eğer sarımsak yemem diyeceksen mantıyı hiç yeme daha iyi.” “Onu demeyecektim.” Bakışlarımı ona odakladığımda konuşmaya devam etti. “Az sonra dışarı çıkacağını söyledin ya hani, insanların içine bu şekilde çıkmak istediğine emin misin?” Doğru noktaya parmak basışı suratımı düşürmüştü. Yoğurt kabında az vardı ve ben bütün yoğurda sarımsak karıştırmıştım. Ağlak bir sesle “Olsun biz de dişlerimizi fırçalarız.” dedim. Suratındaki gülümsemeyle burasının abimin evi olduğunu ve diş fırçamın olmadığını hatırladım. “Yedek fırçanız vardır herhalde yoksa bütün iğrençlikle abiminkiyle fırçalayacağım.” Söylediklerime kahkaha attığından yanımdan ayrıldı ve masayı hazırlamaya başladı. Cevap vermemesi beni abimin diş fırçasına doğru itiyordu.
“Önümdeki mantı tabağına baktım. “Belki de ben dışarıda bir şeyler yerim.” dediğimde ağzına kaşık dolusu mantıyı attı. Leziz olduğunu belli eden sesler çıkarttığında ağzım sulandı. Kaşığımı mantıya daldırırken “Aman bugün de kimseyle öpüşmeyiveririm.” dedim. Söylediğim şeyle Poyraz’ı bozmak istiyordum çünkü Mutlu teyzeyle birlik olup beni fazlasıyla utandırmışlardı ama o umursamadan bana karşılık verdi. “Ya da senin gibi sarımsak yemiş birisiyle öpüşürsün.” Ağzıma götürdüğüm kaşık yarı yolda kalmıştı. Ağzım açık söylediği şeyi sindirmeye çalışıyordum. Benimle öpüşürsün mü demek istemişti o? Düşündüğüm şeyle ayak parmaklarıma kadar kızarmış olabilirdim. O ise karşımda iştahla yemeğini yemeye devam ediyordu. Kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Sözlerine anlam yüklemem için söylememişti, eğer öyle olsaydı odaklandığı yer sarımsaklı mantı değil benim gözlerim olurdu. Kaşığımı sertçe ağzıma götürdüğümde dişlerime çarptı.
Düşüncelerime sınır koymaya çalışsam da her an yenileri yükleniyordu. Bugün öğrendiğim bir şey vardı: Poyraz’ı bozmaya çalışma yoksa bozulan, kızaran ve düşünceler alemine giden kişi sen olursun. Yemeğimizi bitirdikten sonra bulaşıkları toparlarken tezgahın üzerindeki telefonum çaldı. Kafamı uzatıp kimin aradığını görmeye çalıştım. Öyküydü. Bulaşık ellerime bakıp “Sizi iki dakikaya arayacağım.” dedim. Poyraz yanıma gelip “Kolay gelsin.” diyerek çalan telefonumu açtı ve hoparlöre verdi.
“Aşkitom biz yavaştan hazırlanıyoruz. Biliyorsun Helin hala dönmedi o yüzden dedik ki üç kişi takılmayalım birilerini daha çağıralım. Mesela Batuhanlar gibi.” Öykü telefonu açar açmaz konuştuğu için hoparlörde olduğunu dile getirememiştim bile. Araya girmeyi başardığımda “Bebeğim bulaşıkları diziyorum, hoparlördesin.” dedim. “Hıhımm.” diye beni onaylayıp söyleyeceklerini yuttuğunu hissettim. “Öncelikle size kötü bir haberim var. Evdeki olaylardan sonra abim arkadaşını aramış ve sakin kalmamı istemiş. Evet, seni neden aramıyor derseniz benimde bir fikrim yok maalesef. Yani demem o ki biz sakin sakin üçümüz çıkalım, diğer arkadaşlarımızla çıkarsak şimdi gereksiz gürültüler falan çıkar.” Kızlara durumu özetlediğimde bakışlarım Poyraz’daydı. Kocaman kupaya su doldurmuş, aheste aheste yudumluyordu.
Bulaşıkları bitirdiğimde elimi hızla kurulayıp telefonu kulağıma aldım ve abimin odasına geçtim. Bir taraftan Öykü’yle konuşurken bir taraftan da abimin dolabından kendime tişört seçmeye çalışıyordum. İki gündür popomdan çıkartmadığım şorta baktım. Dışarı çıkma planı yapmıştım ancak bazı şeyleri düşünemediğim belliydi. Baştan düşünmediğim için kendime lanetler saydırıyordum. Öykü giyeceği kıyafeti bana anlatırken sözünü kestim. “Kızım ben kaçtım ya hani.” “Evet.” dediğinde beyninde şimşeklerin çakmadığını anlamıştım. “Yanımda bavulla gelmedim buraya Öykü, giyecek kıyafetim yok. Abimin tişörtlerini elbise niyetine kullanmak istemiyorum.”
Aslında şuan da yaptığım buydu. Abimin tişörtü bana fazlasıyla büyük geliyordu. Sanırım abimin kalıbı büyümüştü, küçükken tişörtleri bana böyle olmuyordu sanki. “O zaman rota yeniden oluşturuluyor. Önce sana birkaç parça kıyafet getireceğiz, oradan beraber geçeriz.” Şuan da yapılabilecek en mantıklı şey buydu. “Hem buraya gelirseniz arabayla gideriz.” dediğimde Başak’ın sesini duydum. “Arabayla derken? Poyraz’ı artık şoför niyetine mi kullanıyorsun?” Aldığım nefesi sesli verdim. “Abim Poyraz’ı peşime takmış bulunmakta. Hem kendisi diyor, git benim evime biraz için açılsın, hava al diye hem de sonra başıma bakıcı dikiyor. Ayıp valla yaptığı.” Abimin dolabını karıştırmaktan vazgeçtikten sonra kendimi yatağa attım. “Tanışalım bakalım kaçtığın kişiyle.” Başak’ın yorumuna gözlerimi devirdim.
Pat diye kapım açıldığında yattığım yerden Poyraz’a bakıyordum. Gözleri vücudumda gezinirken bakışlarını takip ettim. Bacaklarım, iç çamaşırım ve tişört. Siktir. Yattığım yerde tişört sıyrılmıştı ve bütün vücudumu an itibariyle Poyraz’a sergiliyordum. Hızla yerimden kalkıp tişörtü dizlerime doğru çekiştirirken Poyraz’ın benden çekeceği vardı. “Seni şerefsiz kapı kapalıysa bir kadının odasına öyle pat diye giremezsin. Ya tamamen çıplak olsaydım seni abime şikayet edeceğim. Gözlerini mi oyar yoksa seni direkt mezara mı sokar bilmem. Bak gör mahvedeceğim seni.” Adeta çığlıklar atarak konuşuyordum.
“Tamam kızım zaten görülmeye değer hiçbir şey yok ortada. Ne bağırıp duruyorsun?” Söyledikleriyle kıpkırmızı kesilmiştim ancak utançtan değil, sinirden. “Senin o gözlerini ben oyacağım” deyip üzerine atıldım. Sen kimsin de beni beğenmiyorsun be! Okulda kaç kişi benimle olmak istiyor biliyor musun? İç sesim kaç kişi canısı diye sorguladığında daha da sinirlendim. Yumruklarım vücudunun her yerine vursa da sanki hiç canı acımıyormuş gibi karşımda dimdik duruyordu. Ben şimdi sana gösteririm. Hızla kolunu ısırdığımda attığı çığlıktan zevk aldım. “Kızım sen yamyam mısın ne ısırıyorsun? Allah’ım şu odaya girdiğim ana lanet olsun. Ne zaman çıkacağımızı sormak için gelmiştim ama şu davranışından sonra seninle hiçbir yere gitmiyorum. Annenlerin seni odana kapatması en doğru davranışmış. Ben seninle gelmediğime göre sen de bu evden dışarı adımını atamayacaksın.” “Daha fazlasını istiyorsun herhalde.” Dişlerimi gösterdiğim de işaret parmağını bana doğru uzattı. “ Hadi bir dene, bak gör ne yapıyorum!” Sinirle uzattığı parmağını ısırdım, kopartmak istesem de canının acımadığını biliyordum. Gözleri ağzıma yöneldiğinde ve bakışı değiştiğinde parmağını bıraktım.
Kapımı kapatıp geri döndüğünde ben hala arkasından söyleniyordum. Canım sen beni daha tanımıyorsun ben buraya kapanmaya gelmedim. İstediğim yere istediğim vakit gidebilirim. Kızlar bir gelsin de bak bakalım nasıl gidiyorum. Annemle babam bile beni tutamadı, sen beni tutacaksın. Yalnız içerideki adam sayesinde odandan çıkabildin. Düşüncelerimin arasına sızan cümleyi bin parçaya böldüğümü düşündüm. Poyraz’la uğraşırken telefonu unutmuştum. Öykü telefonu kapatıp mesaj yağmuruna tutmuş.
‘Ne oldu orada çabuk anlat.'
'Ya da dur gelince yüz yüze konuşalım.'
'Adres at bebeğim.'
'Acele et.’
Öykü’ye adresi atıp dünden beri giydiğim şortu altıma giydim. Pis olduğum da dank edince abimin dolabında temiz havlu bulup duşa girdim. Odasında ebeveyn banyosu vardı ve bu kesinlikle her zaman istediğim bir şeydi. Keşke evimde de böyle olsaydı. Kızlar gelene kadar temizlenmiştim. Kapı çaldığında açmamla beraber Öykü’nün üzerime atılması bir oldu. “Öhüm öhüm çekilin de asıl özlediği kişiyle özlem gidersin.” Bunu diyen tabi ki de Helin’di. Gelmedim deyip duruyordu ancak bana sürpriz yapmıştı. Yaklaşık iki buçuk haftadır köyleri Trabzon’daydı. Babaannesinin kardeşinin vefatı üzerine gitmişlerdi. Trabzon’a babaannesinin yanına gitmişliğimiz çok fazlaydı. Annemler bizden kurtulmak için düşünmeden yollamışlardı. Neymiş biz yokken kafa dinlemişler, çok huzurlularmış.
Öykü ve Başak’ın annesi Halime teyzeyle annem çocukluk arkadaşıydılar. Mahallemize 9 sene önce de Helinler Trabzon’dan taşınmışlardı. Öykülerle karşılıklı binalarda oturuyorduk. Öykülerin yanındaki binada da Helinler. Öyküyle Başak ikizlerdi. Onları ilk gördüğümde benim niye ikizim yok diye günlerce ağlamıştım. Annem onlar senin ikizin dediği bir gün susmuş ve onları ikizim bellemiştim. Halime teyzenin uzun zaman boyunca çocuğu olmamış. Hamile kaldığı zaman da doktor ilk başta ikiz olduklarını görmemiş. Anneme her gün yalvarıp duruyormuş. Benim çocuğumun arkadaşı olmasın mı sen de yap bir tane de beraber büyüsünler diye. Annem ise abimi doğurduktan sonra hiç çocuk istememiş. Arkadaşı yavaş yavaş kanına girince de ben oluvermişim. Yani aslında dünyada olmamın sebebi Halime teyzedir.
Kızları içeriye davet ettiğimde Poyraz yanımıza geldi. Tanıştırdığım da kızlar kıkır kıkır gülerek beni rezil etmişlerdi. Çimdikleyerek abimin odasına sokmuştum. Poyraz gitmeyeceğimizi düşünüyordu ama ben bugün dışarıya çıkacaktım. Başak “Kız bu taş be mübarek. Sevgilisi var mıymış?” diye sorduğunda kötü bakışlarıma maruz kalmıştı. “Beş dakikaya hazırlanıp dışarı çıkıyoruz.” dedim. Öykü “Kızım ondan önce telefonda konuşurken ne oldu onu anlatsana” deyince hızlıca olanları anlattım.
Başak için evde kalmak sorun olmayacakmış ne de olsa taş gibi bir adam varken dışarıda ne yapacakmış. Hızla kafasına bir tane geçirdim. “Kızım bak kendine gel. Senin hormonların yüzünden ben bir gün daha evde kalmak istemiyorum. Ayrıca zaten o da bizimle gelecek, abim sağ olsun bakıcılık görevi vermiş.” “Sıkıntı yok ben bu çocukla her yerde çok güzel eğlenirim.” dediğinde kızlar gülerken ben de gülmeden edemedim. “Tamam cıvımak yok. Hadi gidiyoruz.” deyip odadan çıktım.
Sadece o kadar. Dış kapı kilitliydi ve açılmıyordu. Gerçekten bunu yapmış olamazdı.