Babam kapıda olduğumuzu görünce ona şirin olduğunu umduğum bir ifadeyle baktım. Yaklaşıp elini omzuma koydu ve kendine doğru çekti. Alnıma bir öpücük bahşettiğinde “Nuriye hanım neden gelmiş?” diye merakını gidermek için soru sordu. Annem konuyu hatırlayınca “Ay yok bir şey Fatih bey hadi geç içeri.” diye sinirle konuştu. Babam annemin bu sinirini anlamasa da üzerine gidilmemesi gerektiğini gayet iyi biliyordu. Babamla ben sessizce içeriye ilerlerken annem kendi kendine söyleniyordu. “Ben bir üzerimi değiştireyim kızım. Sofra hazırsa hemen yiyelim bugün yorucu bir gündü pek yemek yemeye vaktimiz olmadı.” Babam yanımdan ayrıldığında stresle dudaklarımı kemiriyordum. Az sonra beni lime lime kesip yiyeceklerdi. Aklımdan söyleyeceklerimi tekrar ettim. Haksız değildim o yüzden sonunda kadar kendimi savunacaktım. Sen halledersin kızım, tuttuğunu koparırsın!
Sofraya oturduğumuzda annem ekmeğimizin eksik olduğunu son dakika fark ettiği için beni yerimden zorla kaldırıp ekmek almaya göndermişti. Evin en küçüğü olmaktan nefret etsem de konuşmaların biraz da olsa gecikmesi işime geliyordu. Terliklerimi giyerken düşündüğüm tek şey ben gelmeden annemin her şeyi babama anlatmasıydı. Bensiz konuyu anlatması demek kendimi savunmam için vaktimin olmazdı ve annem her zamanki her şeyi abartarak kendine göre anlatabilirdi. Kötü enerjilerden çıkmak istiyordum yani sonuçta kötü bir şey yapmamıştım sadece arkadaşımı korumuştum tabi o kalleş çıkmıştı ama bu saatten sonra da yapacak bir şey yoktu.
Aldığım taze ekmeğin başı kopmuş şekilde anneme doğru uzattığımda babam elindeki kaşıkla karşısındaki sandalyeyi gösterdi. “Otur bakalım Defne hanım.” Kahretsin, bu bakışı biliyordum. “Defne kızım, biz seni neden okula gönderiyoruz. Her gün kavga çıkartıp kendini okuldan attırman için mi?” Araya girip açıklama yapmak istesem de başaramadım. Oysaki nerede neler söylemem gerektiğini uzun uzun düşünmüştüm. “Eğer okumak istemiyorsan söyle de alalım seni okuldan, biz de sürekli okuldan çağrılmak zorunda kalmayız. Sürekli senin yaptığın maskaralıkları müdürden dinlemek de zorunda kalmayız.” Anneme kötü bakışlarımı attım. Kim bilir nasıl anlattı olayı adam beni okuldan alacağını dile getirmek zorunda kaldı. “Baba sen olayı tam olarak bilmiyorsun. Ben..” Sert bakışından dolayı daha fazla kelime dökülemedi dudaklarımdan. “Defne, sen bence artık hiçbir şeye karışma. Sen burnunu soktuğun delikten çıkamıyorsun. Şimdi odana geç ve yaptığın hataları düşün. Bu hale nasıl geldiğini, bir daha karşılaşmamak için neler yapabileceğini.”
Üzerimdeki sert bakışlarını çekmiş ileriye doğru bakan babama son bir bakış atıp dudaklarım bükülü masadan kalktım. Sandalyeden kalktığımda bakışlarım abimi buldu. ‘Benden bir şey çıkmaz üzgünüm.’ bakışını attı. Sessiz adımlarla merdivenlere doğru ilerledim. Odama girdiğim an kendimi yatağa fırlattım.
Guruldayan karnımın sesi odada yankılandı. Hayır, yani bari yemek yedikten sonra nutuk çekilseydi. Böyle bir şey hapishanede yok. Orada en azından herkese yemek veriliyor. Açlıktan kitaplarım bile lezzetli geliyordu gözüme. Bundan sonra birisini kurtarmaya çalışırsam adım Defne değil! İyilik yaptık da ne bulduk. Açız be aç!
Kapım tıklatılmadan hızla açıldı. Abim elinde tepsiyle gelmişti. Kafamı kaldırıp sarktığım yataktan kalktım. Gözlerimden kalpler fışkırdığına yemin edebilirdim. “Bir an beni açlıkla terbiye edecekler zannettim.” “Hadi ye, ölmeden.” “Babam sana ceza vermedi mi ya neden odanda değilsin?” “Daha benim konuyu açmadım. Bir de canları ona sıkılmasın.” Abim tepsiyi masaya koydu tam çıkmak için arkasını döndüğünde durdurdum. Tek başıma yemek yemekten nefret ederdim. Duvarla sohbet edecek halim yoktu.
“Kalsana biraz daha, sen kardeşini özlemedin mi neredeyse bir senedir görmüyorsun.” Söylediğime gülüp saçlarımı karıştırdı. “Desene, ben bebeğim hala tek başıma yemek yiyemiyorum.” Burnumu kırıştırıp kötü bakışlarımı yolladım. “Hiçte bile.” desem de inandığını zannetmiyorum. Önemli olan da inanması değil yanımda oturmasıydı. “Hem anlatacak çok şeyin var. Sen neden açığa alındın anlat bakalım?” Ağzıma çorbadan bir kaşık attığımda meraklı bakışlarım üzerindeydi. “Defne o konuyu hiç açma gidiyorum ben.” Oturduğu yatağımdan kalkarken hızlı hızlı çorbayı kaşıklıyordum. “Ya ben senin dert ortağınım bana anlatmayacaksın da kime anlatacaksın?” Kalkmaya hazırlandığı yatağıma rahat bir pozisyonda oturdu. Göz temasını kestiğine göre gerçekten kötü bir şey yapmıştı. “Gizli görevdeydim ve emre uymadım diyebiliriz.” “Ne emriydi ki?”
Şimdi yalan yok, abimin ilk vakası bu değildi. Kendisi bordo bereli olarak görev yapıyordu. Beni küçükken bırakıp askeriyeye gittiğinde çok ağlamıştım. Çünkü abime çok bağlıydım, en yakın arkadaşımdı. Bir anda beni terk ettiğinde günlerce içime kapanmıştım. En sonunda hayata geri döndürmeyi yine kendisi başarmıştı.
“Gizli bilgi abicim gizli.” “Of aman be bizim aramızda gizlimiz saklımız olmaz bi kere.” Alaycı bakışlarını üzerime gönderdiğinde omuz silktim. Tamam, ona söylemeden gizlice yaptığım bir sürü şey vardı. Onun da benden gizlediği şeyler olabilirdi. Yalnız adam devlet sırrı taşıyor senin gibi bakkaldan gizlice alıp yediği çikolataları değil diyen iç sesime göz devirdim. “Neyse güzelim ben gidiyorum var mı bir istediğin?” Ekmeğimle tabağımı sıyırırken gözlerimi doldurup ona baktım. “Ama.. ama sen kardeşine kıyıp gidecek misin? Hem bu saatte nereye gidiyorsun ki? Kal işte burada, odan mı yok? Gideceksen de annemi ikna etsene ben de geleyim seninle odamda durmaktan çok sıkıldım.” Nefes almadan sıraladığım cümlelerle beynim dönmüştü.
“Öncelikle güzelim bir sakin ol. Birincisi ben burada yaşamıyorum sadece ziyarete geldim. İkincisi şuanda senin bu cezanı ben bile kurtaramam. Hadi dikkat et kendine. Allaha emanetsin.” Alnıma bir öpücük kondurup kapıya ilerledi. “Bari tepsiyi al da git. Sonuçta ben cezalıyım odamdan çıkamıyorum.” Sandalyeden kalkıp kendimi yatağıma attım. Kafamı yastığa gömüp “Burada ölümümü bekleyeceğim.” dediğimde kapım çoktan kapanmıştı.
***
O kadar sıkılmıştım ki daha fazla dayanamıyordum. Abimin beni okuldan aldığı günün üzerinden dört gün geçmişti ve ben odamdan dışarı hiç çıkmamıştım. Ertesi gün okula savunmamı yazmak için annemle beraber gitmiştim ve bir haftalık cezamı on güne çıkarmayı başarmıştım. Savunmamı beğenmeyen hocaya karşı biraz çemkirmiş olabilirdim ama o da hak etmişti. Neymiş böyle savunmamı yazılırmış? Nasıl yazmamı bekliyordu acaba? Şu okulda benden daha iyi savunma yazanı bulamazdı bile. Olan biten her şeyi ayrıntıyla yazmıştım. Ne eksik ne de fazla. Melisa'nın taraf değiştirip beni suçladığını bile dile getirmiştim. Sonuçta bu saatten sonra kendimden başkasını düşünecek değildim ama Melisa kendi akrabası olduğu için ona iftira attığımı zannediyordu. Benden bunun üzerine birazcık agresifleşince cezam uzamıştı. Evde ise hep aynı döngü içinde kalmak iyice canımı sıkmaya başlamıştı. Adeta duvarlar üzerime üzerime geliyordu. Kafayı yememe sadece beş dakika kalmıştı. Telefonuma annem tarafından el konulmuştu ve ölmediğimi bildirmek, arkadaşlarımla iletişim kurabilmem için yarım saat kullanmama izin verilmişti. Annem odama gelip telefonumu uzattığı an abimi aramıştım. Kendisini o günden beri görmemiştim ve beni tamamen unutmuş, hiç aramamıştı. Ona hem sinirli hem de kırgındım. Hissettiğim bu duygular yüzünden ona trip atacaktım ancak tek kurtuluş yolum oydu. Beni bu evden bir an önce çıkartmalıydı.
Telefon uzun uzun çaldı. İlk çalışta açmadığı için küfürler savururken ikinci aramam da açtı. “Abi, Allah rızası için beni bu evden kurtar. Bak valla istediğin her şeyi yaparım. Sonuçta ben senin kardeşinim, kardeşin bu rutubetli odada ölsün mü? Leşimi fareler mi yesin? Annemi ikna edersen anca sen ikna edersin. Sadece dışarı çıkmak için bir saat bile yeterli. Temiz havaya ihtiyacım var, boğulup gideceğim dört duvar arasında.” Hızlıca bütün dertlerimi sıralarken vereceği cevap için iki saniyelik bir bekleme bile benim için çok zordu.
“Abin şuan müsait değil. Söylediklerini iletirim.” Hoparlörden tanımadığım birisinin sesi geldiğinde abimin nerede olduğunu sorguladım. “Sen kimsin ve abim nerde? Hem söylediğim her şeyi aklında tuttun mu da söyleyeceksin. Sen sadece beni on beş dakika içinde aramasını söyle yeterli.” “Kızım sende de ne çene varmış. Tamam ileteceğim.” “Bak çok acil..” Şaşkınlıkla telefona baktım. Suratıma kapatmıştı. Ulan, sen kimsin de suratıma telefonu kapatıyorsun?
Abimi aramamın üzerinden tam tamına on sekiz dakika geçmişti ve hala geri dönmemişti. Kesin telefonu açan yavşak abime söylememişti. Tabi ben bu on sekiz dakika içinde beş kere aramıştım ama meşgul çalıyordu. Yoksa bilerek beni meşgule mi atıyordu? Şu telefonu abim bir açsın ben o herife gününü gösterirdim. Evet, sen önce evden dışarı adımını atta sonra millete gününü gösterirsin. İç sesim kesinlikle sinir bozucuydu ve bana hiç çekmemişti. Telefonum elimde, stresle tırnağımın kenarındaki etleri koparıyordum. Annemin gelmesine üç dakika kalmıştı. Dakik kadın hiç vaktini şaşırmıyordu. İçimden abime uzun soluklu küfürler etmeye başlamıştım. Telefonumun titremesiyle kalbim hızlandı.
“Abi bak ben seni yarım saat önce aradım anca dönüyorsun. Ya bu kardeşin öldü mü kaldı mı hiç umurunda değil mi? Yarın cenazeme gelirsin artık helvamı yemeye.” “Kızım Allah aşkına sus ya. Telefonu tekrar kapatacağım göreceksin o zaman.” Az önceki yavşaktı. “Yine mi sen? Abim nerde, abim?” “Hiç konuşmadan beni dinle yoksa evden dışarı adım falan atamazsın.” Gözlerimi kısmış onu dinliyordum. Tanımadığım birisi tarafından tehdit edilmek sinirlerimi bozuyordu. “He şöyle aferin, biraz yola gel.” Tam ağzımı açıp ağzına burnuna küfür edecekken kendimi çimdikledim. “Bak abinin önemli bir işi var.” Hayır, yani benden önemli ne işi olabilirdi. Askerden çağırılamazdı çünkü açığa alınmıştı. “O yüzden seni odandan kurtaramaz. Ne kadar istemesem de bu görevi bana pasladı. Şimdi benim elimde olduğuna göre benim kararlarım geçerli olacak.” Yok ya kendini ne zannediyordu bu? “Öncelikle asla o kadar uzun cümleler kurmayacaksın. İkincisi senin kurtarmanın bir ödülü olmalı değil mi?” “Ya sen kendini ne zannediyorsun. Bir de ödül istiyor. Abim sana git ve kurtar dediği için zaten gelmek zorundasın.” Daha fazla çemkirecekken annem geldi. Hızla telefonu kapatmak zorunda kalmıştım.
Uzattığı eline melül melül baktım. “Annem, canım annem. Biliyorum içinde bir yerlerde hala beni seviyorsun. Bak kaç gündür sakin sakin oturuyorum. İçime döndüm ve yaptığım yanlışların üzerinden teker teker geçtim. Bak gör bundan sonra bir başkasından adımı duymayacaksın. Sadece beni övmek için kullanacaklar. Artık dışarı çıkıp bu muhteşem kişiliğimi başkalarına da gösterme vaktimin geldiğini düşünüyorum.” “Madem o kadar değiştiğini savunuyorsun o zaman babanın sana verdiği cezayı olgunlukla karşılayıp odanda vakit geçirebilirsin.” Annem bu vicdansızlık konusunda kime çekmişti acaba? Anneannemde pamuk gibi kadındı halbuki. “Bu küçücük odada daha ne kadar vakit geçirebilirim? Duvarlara bakmaktan duvarlarım soldu. Yatağımda oturmaktan yatağım çöktü. Gardırobumda giyilmeyi bekleyen bir ton kıyafetim varken ben dışarı çıkmayayım mı?” Söylediğim hiçbir şey fayda etmiyordu. Dedem dediğim dedik bir insandı evet buldum kesin ona çekmişti. “Önceden odandan çıkartamazdık sürekli burada dururdun şimdi odanda dur diyoruz durmak istemiyorsun. Ben boşuna demiyorum sen ters geldin hep ters olacaksın diye." Derin bir nefes alıp ikna etmek için farklı kelimeler kullanmaya başlayacakken lafımı kesti. “Tamam Defne, yeter bu kadar ısrar ettiğin. Baban ne derse o! Biliyorsun biz birbirimizin kararlarına karışmıyoruz.” Kapıyı arkasından kapattı ve gitti.
Çığlık seslerimi yastıkla bastırdım. Sonuçta içimdeki kötü enerjiden kurtulmam gerekiyordu. Abimi beklerken kızlara da yazmamıştım. Size yazmam bir gün bile aksadığında benim öldüğümü düşünün demiştim. Belki kapıya dayanırlarda odadan çıkma şansı falan bulurdum.
Akşam yemeğinden sonra kapı çaldığında usulca kapımı açıp kulak kesildim. Sesler o kadar boğuk geliyordu ki hiçbir şey anlamıyordum. Yavaş adımlarla merdivenlere yöneldim. Her bastığım yer neden bu kadar çok ses çıkartıyordu ki! “Evet teyzem biliyorum. Aslında Fatih amcamdan izin almak için gelmiştim. Kaan size haber etmiştir. Önemli bir işi vardı ve kardeşiyle ilgilenmem için beni yolladı.” Telefonda konuştuğum kişi olmalıydı. Gerçekten gelmişti. “Poyrazcım seni severiz biliyorsun ama ben Fatih’in izin vereceğini zannetmiyorum. Ama o kadar ısrar ediyorsan bir konuş bakalım.” Ayak sesleri yukarıya doğru gelince hızla odama geçtim. Babam muhtemelen çalışma odasına kendisini kapatmıştı. Karşı odam onun çalışma odasıydı. Konuşmalarını anlayabilmek için kulağımı kapıya yasladım.
Odanın kapısını niye kapatıyorsunuz ki ne güzel dinliyordum ben. İki dakika geçmeden kapı geri açıldı. Heyecanla kapımın açılmasını, beni bu lanet odadan çıkarmalarını bekledim. Merdivenlerden indiklerini duyduğumda ise kalbim paramparça oldu. Kahretsin ki beni çıkarmadan geri gidiyordu. Abimin gönderdiği elamandan da anca bu kadar olurdu. Ne diye kendi gelmediyse. Elbet abim de bir gün benim elime düşecekti, o zaman da ben yardım eli uzatmayacaktım. Boşuna dememişler, intikam soğuk yenen bir yemektir diye.
Umutsuzlukla kendimi yatağıma bıraktım. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama öyle uzanırken galiba içim geçmişti. İnsanın yapacak şeyleri sınırlı olunca sürekli uyuklarken buluyordu kendini. Komodinin üzerindeki çalar saatime baktığımda üç buçuğu gösteriyordu. Yastığıma sarılıp kaldığım yerden devam etmek istesem de beynim harekete geçmiş uyumamı engelliyordu ve bu odadan nasıl kaçabilirim diye teoriler üretmeye başlamıştı. Hayır, yani kaçıp bu saatte nereye gideceğim sanki. Kendi düşüncelerime göz devirdim.
Balkon camımdan ses geldiğinde ufak çaplı bir kriz geçirdim. Korkarak kapıya yürüdüğümde karşımda silüet görmemle çığlık atmam aynı anda gerçekleşti. “Hırsız var!” Çığlıklarım bütün odayı inletiyordu. Donup kalmıştım. Nasıl oldu bilmiyordum ama kapı açıldı ve hırsız üzerime atladı. Hırsız ağzımı kapatmaya çalışırken ondan kurtulmaya çalışıyordum. Allah’ım sonum böyle mi olacaktı? Ben dedim ama beni odaya kapatmayın ölümü bulursunuz diye. Allah’ım valla kötü bir kulun değilim affet bütün günahlarımı. Başkası tarafından öldürülünce acaba cennete gider miydim?
“Kızım sessiz olsana herkesi başımıza toplayacaksın. Benim ben, abinin arkadaşı bugün telefonda konuştuk ya.” “Şerefsiz, evime ne diye hırsız gibi giriyorsun? Yoksa gerçekten hırsız mısın?” dediklerimin hiçbirini anlamadı çünkü eli ağzımdaydı. Koridorun ışığı yandığında kendini yatağımın yanına attı. “Annenleri yolla seni çıkarmaya geldim.” Hayatımın şokunu yaşatmıştı bana. Benim tek istediğim özgürce dışarıda dolanabilmekti. Bu manyak, hırsız gibi gelip kalbime indirmişti.
Odamın kapısı hızla açıldığında babam elinde vazoyla gelmişti. “Nerde o hırsız kaçtı mı?” “Baba o elindekiyle mi kurtaracaksın beni Allah aşkına. Hırsız olsa beni çoktan öldürmüştü.” Nefesimi düzenlemeye çalışırken kesik kesik konuşmak zorunda kalmıştım. “Kızım ne saçmalıyorsun, hırsız var diye bağırmadın mı sen?” Bir gözüyle etrafı inceliyor bir gözüyle bana bakıyordu. Sanki hırsız olsa saklayacağım. Saklıyorsun ya zaten diyen iç sesimi göz ardı ettim. “Babişkom ben rüya gördüm. Rüyamda eve beş tane hırsız giriyordu. İkisi alt katta ikisi benim odamdaydı. Birisi de gözcülük yapıyordu. Size bağırıyordum ama sesimi duyuramıyordum. Demek ki gerçekte bağırmışım o an.” Babam son bir süzüş yaptıktan sonra elindeki vazoyu arkasındaki anneme verdi ve odamdan çıktı. “Öyle saçma sapan filmler izliyorsun sonra rüyalarına giriyor.” “Anne ben bir haftadır film seyredebiliyor muyum sence?” “Sus anneye cevap verme gece gece.”
Annem de odamdan çıktığında telefonda konuştuğum şerefsize döndüm. “Gecenin bir vakti odama seni abim yollamış olamaz. Çığlık atıp bizimkileri çağırmamam için sadece on saniyen var.” Beni tehdit edenleri tehdit etmeyi severdim. “Eğer çığlık atarsan bu odadan asla çıkamazsın.” Alaycı gülümsemesine kırmızı görmüş boğa gibi bakıyordum. Omuz silkerek konuşmaya devam etti. “Sakin ol sadece seni kaçırmaya geldim.”