(Minho'nun ağzından.)
Adamlarım ipleri çözer çözmez hemen Jisung'un başına koştum ve yere çömelip onu hafifçe sarstım. 'j-jisung.. uyan aşkım geçti iyisin." Uyanması için biraz daha sarstım ama uyanmadı. "Jisung sincabım uyan hadi." Jisung'u yavaşça kucağıma aldım. Nabzını kontrol ettim. Nabzı vardı ama zayıftı. "Changbin Hyunjin'i al ve bodruma kilitle. Bunun bedelini ödeyecek." dişlerimi sıkarak kurduğum bu cümleden sonra koşarak dışarı çıktım ve kapıda baklayan adamlarımdan birinden araba anahtarı aldım.
Arabanın önce arka koltuğuna minik sincabımı dikkatlice ve daha fazla zarar vermeden yerleştirdim. Adrenalin damarlarımda dolaşırken titreyen ellerimle motoru çalıştırdım ve gidebileceğim en yüksek hızda eve sürmeye başladım. Sanki bana inatmış gibi yolda art arda denk gelen kırmızı ışıkları da aştıktan sonra sonunda eve ulaştım. Jisung'u yine olabildiğince dikkatli bir şekilde kucağıma aldım ve neredeyse koşarak eve girdim. "SEUNGMİN ACİL TIBBİ YARDIM LAZIM!" endişeden artık kendi sesini bile duyamıyordum. Kollarımdaki küçük savunmasız ve yaralı bedeni istemsizce daha sıkı kavradım.
Seungmin koşar adımlarla üst kattan indi ve hemen yanıma geldi. Neler olduğunu sorarcasına yüzüme bakıyordu ama ben cevap veremyordum. Hızla Jisung'u kanepeye yatırdım ve Seungmin saniyeler içinde ne zaman aldığını dahi anlayamadığım ilk yardım çantasını açıp ufak bir makas çıkardı. Jisung'un yaralı bacağının etrafındaki kumaşı kesip bir kenara attı. Kumaş parçasını elime aldığımda kandan neredeyse katı bir hal aldığını fark ettim. Bunu fark etmek kanımı daha fazla kaynattı. "Eğer jisung'a bir şey olursa o Hyunjin denen herifin yedi sülalesinin ilk dördünü ipe diğer üçünü şişe geçirir soteler fırına atar pişirir sonra bir de timsahlara yem ederim." ne ara bu kadar sadist oldum diye düşünsem mi acaba? Seungmin hızlı hareketlerle Jisung'un bacağına pansuman yaparken ben de boynundan akarak leke yapan kanı sildim ve küçük bir yara bandı yapıştırıp üzerine öpücük kondurdum. Seungmin endişeli bir sesle"kanama durmuyor mecbur dikicem." diyene kadar her şey yolunda gibiydi. Seungmin ilk yardım çantasından birkaç malzeme çıkardı ve büyük bir profesyonellikle jisung'un bacağını dikti. İşini bitirip malzemelerini toparladığında Jisung'un nabzını kontrol etti. Seungmin kaşlarını çatınca istemsizce ben de aynısını yaptım. "Bana söylemeyi unuttuğun bir detay var mı Minho? Jisung'un nabzı fazla zayıf....MİNHO JİSUNG ÖLÜYO!" Seungmin bunu söylediğinde kalbmin durduğunu hissettim. Önümde duran yaralı zayıf beden benim biricik nişanlım ve aynı zamanda sevdiğim sayılı kişinin arasında en ön plana çıkan tatlı çocuk Jisung'du. Bunu kabullenmek istemiyordum. Sanki vücudum artık işlevini yitirmişti. Hareket edemiyor,konuşamıyor ve hatta duyamıyordum. Seungmin beni sertçe sarsıp birkaç şey söyledi ama tepki veremedim. "Seungmin ben yokken Jisung'a bir şey yaptılar mı bilmiyorum ama kafasının hemen yanında bir bomba patladı..." Seungmin hızla başını salladı ve Jisung un başını hafifçe kaldırdı. Jisung'un burnundan kan akınca gözlerim büyüdü."Minho bunun bombayla bir alakası yok.... Jisung'a zehir vermişler." "NE?! Ne yapıcaz seung?" Seungmin hızla yanındaki küçük çantayı karıştırdı ve alçak sesle küfür etti. Gerginlikten korkudan ve endişeden nefes ble almıyordum neredeyse. Seungmin hızlı bir şekilde bana döndü ve" Zehirin ne olduğunu bilmeden ona hiçbir şey yapamam. Durumu daha da kötüleştirebilir." dedi. "Hemen geri dönerm" dedim ve Seungmin'in konuşmasına fırsat vermeden hızlı bir şekilde odadan çıkıp bodruma indim. Karşımda sandalyeye bağlanmış ve kendisne attığım minik yumruktan dolayı kaşı kanayan Hyunjin duruyordu. Yanına gidip boğazını sıkıca tuttum. Hyunjn kahkaha attı. "Jisung'a ne verdin?" Hyunjin tekrar güldü. onun gülmesiyle suratına sert bir tokat geçirmem bir oldu. "Son kez soruyorum gerizekalı. JSUNG'A NE VERDİN?!" Hyunjin yine cevap vermedi ve bu sefer burnuna bir yumruk attım. Elime bulaşan kanı gömleğime sildim ve arkamda dikilen adamlara işaret verdim. "Soruyu cevaplayana kadar gözünün yaşına bakmayın."bodrumdan çıkıp tekrar Seungmin'in yanına döndüm."Hiçbir şey söylemiyor şerefsiz." dern br nefes alıp Jisung'un saçlarını okşadım. "Ben bırakma sincabım..." gözlerim doldu. Kapının çalmasıyla irkilerek arkamı dömdüm ve bir süre öylece kapıya baktıktan sonra kapıya doğru yürüdüm. Kapıyı açtığımda karşımda Chan'ı görmem kaşlarımı çatmama neden oldu. Konuşmama fırsat vermeden "Çekil" ded. Tabiiki Hyunjin ile aynı tarafta ılan birinin sözünü dnlemezdim. Chan derin bir nefes aldı ve tekrar bana baktı. "Çekil Minho. Jisung için." " Hyunjin malı yüzünden şu an yaşamaya çaılıyo o yüzden hayır." Chan cebinden siyah küçük bir şişe çıkardı. "Panzehir Minho. Şimdi çekil çünkü Jisung benim kardeşim sayılır." ben şişeyle bekışırken Chan beni itip içeri girdi ve Seungmin'e birşeyler söyleyip şişeyi verdi. Koşar adımlarla Jisung'un yanına gittim. Seungmin Chan'ın panzehir olduğunu idda ettiği sıvıyı Jisung'un damarına evjekte etti. "Chan ,bunu neden yaptı Hyunjin?" "Planımız bu değildi.... O beni dinlemek yerine senden intikam almayı ve sana acı çektirmeyi seçti." snirle derin bir nefes aldım. "Lan biz bir anlaşma yaptık. Jisung ve Felix olaya dahil olmayacaktı hani? Onları koruyacaktık her şeyden uzak tutacaktık?" Chan sustu. Ölüm sessizliğini bozan tek şey Jisung'un hırıltılı nefesiydi. "Ulan hadi her şeyi anladım bıçakladı falan ama ZEHİRLEMEK NE YA?!" ben bütün öfkemi Chan dan çıkarmaya niyetliydim. Chan'ın yakasını sıkıca kavradım ve onu sarstım. Hiçbir tepki vermedi.Chan yüzüme özür diler gibi bakıyordu ama ben bağırmaya devam ediyordum. Chan daha fazla beklemeden beni kendine çekip sıkıca sarıldı. Kendimi daha fazla tutamadım ve ağlamaya başladım. "Ölmesn bırakmasın beni." Chan şaşırtıcı derecede nazik bir şekilde saçlarımı okşadı. "Ölmesin..." ben sayıklarken acılı ve kısık bir ses duydum."Minho..." Jsung'un sesi.... Arkamı hızla döndüm ve iki yaşlı gözün bana baktığını gördüm. "J-Jisung...uyandın mı?" hızla Jisung'a sarıldım. "Uyandın..." yine mutlu bir an yaşamamız mümkün değil gibi bodrumdan bir çarpma sesi geldi.
....