تخطٍ إلى المحتوى

𝑯𝒐𝒍𝒅 𝑴𝒚 𝑯𝒂𝒏𝒅 (𝑚𝑖𝑛𝑠𝑢𝑛𝑔)

الفصل 7 · قراءة 5 دقيقة

𝑯𝒐𝒍𝒅 𝑴𝒚 𝑯𝒂𝒏𝒅 (𝑚𝑖𝑛𝑠𝑢𝑛𝑔)

الفصل 7

7. Bölüm: yanımda kal

(Minho'nun ağzından)

Patlama sesi evin içerisinde yankılandığında kanım öfkeden kaynamaya başladı. jisung un saçlarına her şeye rağmen yumuşak bir öpücük kondurup onu sarsmamaya dikkat ederek geri çekildim. Hızla ayağa kalkıp merdivenlerden koşar adımlarla sesin geldiği alt kata indim. İçimden lanet edip tonlarca küfür savururken odanın duvarına açılmış koca delikten dışarı bakıyordum. "LANET OLASICA YİNE Mİ!" chan bağırışlarıma aldanmadan beni itip duvardaki lanet olası delikten dışarı fırladığında ellerimi saçlarıma geçirip çoktandır yerde yatan sandalyeye sert bir tekme geçirdim. sakinleşmek için derin soluklar alırken başımı kaldırıp Chan'a baktım. "Sen de karar ver artık kimin tarafındasın. Sürekli bana yardım edip edip o şerefsizin yanına dönüyorsun ve bu sinir bozucu. En azından sadece birimize yardım ette bilelim nesin ne değilsin. manyak." Chan söylediklerimi zerre umursamıyor gibi görünüyordu ve bu o kadar sinir bozucu ki her an onun kafasını duvarlara sürtüp kıvılcım çıkartabilirim.

Derin bir nefes daha alıp koşar adımlarla tekrar merdivenlere yöneldim. Tam merdivenlerden çıkacakken Chan'ın sesi ile durdum "Minho dinle.... Biliyorum öfkelisin ve öfkende sonuna kadar haklısın ama yine de sakin ol lütfen... Hyunjin normalde böyle biri değil... Ben...Onun adına özür dilerim. Biliyorum bir anlaşmanız vardı ve o bunu bozdu ama nolur bu seferlik affet onu. Bunu onun ortağı olarak değil abisi olarak istiyorum. Haksız ve aranızdaki hiçbir şeye dahil olmayan jisung'a zarar verdi. Sadece bir seferlik acı ona....Lütfen. Bu seferlik bana bırak. Senin yapabileceklerinin bir sınırı yok." Bir süre anlamsızca ona baktım. Gerçekten de Hyunjin için af dileyecek kadar zavallı mı? gerçekten m? "Onu benim elimden bu saatten sonra tanrı bile kurtaramaz. Ne dersen de cezasını çekmeden durmaz o. Bu seferlik diye bir şey yok. Bunu bir kere yapan bir daha yapar. Ne sen neden ben buna engel olabiliriz. Eğer onun tarafını tutacaksan şimdi defol git. Yada burada kal ve bir seferlik bile olsa kardeşine kafa tut. karar senin. " Chan'ın cevap vermesine fırsat kalmadan koşar adımlarla merdivenden yukarı çıktım. Hızlı adımlarla tekrar jisung un yanına gittim. Seungmin ona birşeyler söylüyor ve sakinleştirmeye çalışıyordu. Jisung'un gözlerindeki o korku içimdeki öfkeyi daha da alevlendirmişti. Öfkem ona değildi. Bu söz konusu bile olamazdı. İçimde her saniye büyüyen bu öfke Hyunjin'in sonu olacaktı.Yavaşça yanına yaklaştım ve dizlerimin üzerine çöküp titreyen elini ellerimin arasına aldım. Dudaklarımı parmak boğumlarına bastırdığımda Jisung derin, titrek bir nefes verdi. Yüzündeki o solgunluk, az önce ölümün kıyısından dönmüş olmasının açık bir kanıtıydı.

"Minho..." diye fısıldadı, sesi neredeyse bir pürüzden ibaretti. "Aşağıdaki ses neydi? Yine mi geldiler?"

"Kimse sana dokunamaz artık sincabım," dedim, sesimdeki sertliği ona hissettirmemeye çalışarak. Saçlarını geriye doğru taradım. "Aşağıdaki meseleyi halledeceğim. Seungmin burada, yanında. Güvendesin."

Seungmin bana bakıp başıyla onayladı. "Serumun bitmesine az kaldı Minho, panzehir etkisini gösteriyor. Onu yalnız bırakmam, sen git."

Başımı sallayıp ayağa kalktım. Arkamı döndüğüm an yüzümdeki o yumuşak ifadeden eser kalmamıştı. Belimdeki silahın varlığını kontrol edip hızlı adımlarla tekrar merdivenlere yöneldim. Aklımdaki tek şey alt kattaki o yıkıntı ve Hyunjin’in kaçışına yardım eden her kimse onu kendi ellerimle öldürmekti.

Alt kata indiğimde duvardaki devasa deliğin önünde duran Chan’ı gördüm. Sırtı bana dönüktü, elindeki fenerle dışarıdaki ayak izlerini tarıyordu. Beni duyunca başını hafifçe yana çevirdi.

"Patlamayı dışarıdan bir kumandayla tetiklemişler. Bodrumun dış duvarı zaten zayıf bir noktaydı, bunu önceden biliyorlardı."

"Biliyorlardı çünkü senin o sevimli ortağın evin bütün krokisini hafızasına kazımıştı!" diye bağırdım, aradaki mesafeyi kapatıp Chan’ın göğsüne sertçe vurarak. "Bana bak Chan, bu senin son şansındı. O adam benim nişanlımı zehirledi! Bacağıma bıçak sapladı, kulağının dibinde bomba patlattı! Bütün bunlar ne için? o saçma intikam planları yüzünden!"

Chan geri adım atmadı. Sadece gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. "Biliyorum Minho! Biliyorum tamam mı? Hyunjin çizgiyi aştı. Planımız sadece seni köşeye sıkıştırmaktı, Jisung’un canını tehlikeye atmak değil! Felix bu olanları duyarsa Hyunjin’in yüzüne bir daha bakmaz, bunu o gerizekalı da biliyor ama gözü hırstan kararmış!"

"Felix'in ne düşündüğü umurumda bile değil!" diye kükredim. Belimdeki silahı çıkarıp doğrudan Chan’ın alnına doğrulttum. "Şimdi bana o şerefsizin nereye kaçmış olabileceğini söyleyeceksin. Ya şimdi konuşursun ya da kardeşinin yanına gitmeden önce ilk seni gömerim."

Chan gözünü bile kırpmadı. Silahın ucuna baktı, sonra tekrar benim gözlerime döndü. Yüzünde bir pişmanlık gölgesi vardı ama pes etmeye niyeti yok gibiydi.

"Beni vurman Hyunjin’i bulmanı sağlamayacak Minho," dedi alçak sesle. "Ama sana söz Jisung’a yapılanların hesabını ben de soracağım. Çünkü ben Hyunjin'e sadece abi gözüyle bakmıyordum, onu korumam gerekiyordu. Ama o kontrolü kaybetti."

Silahı tutan elim titriyordu. Öfkem o kadar büyüktü ki tetiği çekmek sadece bir parmak hareketine bakıyordu. Tam o sırada arkamdan gelen hafif bir ayak sesi ve ardından gelen kısık sesle duraksadım.

"Minho... yapma..."

Arkamı döndüğümde Jisung’un duvara tutunarak, bacağını sürüyerek merdivenlerin başında durduğunu gördüm. Seungmin arkasından koşup onu tutmaya çalışıyordu ama Jisung onu hafifçe itmişti. Üzerindeki hırkaya sarınmış, yaşlı gözleriyle bana bakıyordu.

"Jisung! Sen neden kalktın yataktan?!" Silahı hızla belime sokup koşarak merdivenlere yöneldim ve düşmek üzere olan bedenini kollarımdan yakaladım. "Deli misin sen? Bacağın dikişli, zehir daha yeni vücudundan temizleniyor!"

"Lütfen..." dedi Jisung, göğsüme tutunarak. "Daha fazla kan dökülsün istemiyorum. O silahı indir Minho. zaten chan ın hiçbir suçu yok. Lütfen..."

Onun bu savunmasız hali, içimdeki o yıkıcı öfkeyi bir anda söndürdü. Onu kucağıma aldım. Jisung başını boynuma gömdü ve derin bir iç çekti. Chan’a doğru son bir nefret dolu bakış attım.

"Buradan defol Chan," dedim, sesim inanılmaz derecede soğuktu. "Hyunjin’i bul. Onu bana kendi ellerinle getir. Eğer sen getirmezsen, ben onu bulduğumda sadece onu değil, ona yardım eden herkesi yakarım. Şimdi evimden çık."

Chan başını öne eğdi. "Tamam," dedi fısıltıyla. "Getireceğim." Ve arkasını dönüp duvardaki o koca delikten karanlığa doğru gözden kayboldu.

Jisung’u tekrar upstairs, odama çıkardım. Yatağa nazikçe yatırdıktan sonra yanına oturdum. Seungmin kapıdan bize bakıp, "Aşağıyı temizletiyorum, serumu değiştireceğim," diyerek bizi yalnız bıraktı.

Jisung elini uzatıp yanağıma dokundu. Parmakları soğuktu. "Özür dilerim," dedi gözyaşları arasından. "Yine senin başını belaya soktum. Eğer o gün o sokaktan gitmeseydim—"

"Sakın," diyerek sözünü kestim ve eğilip alnından uzunca öptüm. "Sakın kendini suçlama sincabım. Sen hiçbir şey yapmadın. Seni koruyamayan benim. Ama söz veriyorum, bir daha hiçbir şeyin seni benden almasına izin vermeyeceğim."

Jisung hafifçe gülümsedi, gözleri ağırlaşmaya başlamıştı. Panzehirin ve yorgunluğun etkisiyle bedeni teslim oluyordu. "Yanımda kal," diye fısıldadı.

Gömleğimin üst düğmelerini açıp yatağa, onun yanına uzandım. Kolumu beline sarıp onu göğsüme doğru çektim. Başını göğsüme koydu ve kokusunu içime çektim.

"Her zaman yanındayım," dedim kulağına doğru.

Gözleri kapandı ve birkaç dakika içinde derin bir uykuya daldı. Ancak ben uyuyamıyordum. Kulağım dışarıdan gelebilecek en ufak bir seste, zihnim ise Hyunjin ve Chan'ın bir sonraki hamlesindeydi. Bu savaş henüz bitmemişti, sadece kısa bir mola verilmişti. Ve ben bu sefer hazırlıksız yakalanmayacaktım.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.