Skip to content

TARUMAR

Chapter 3 · 4 min read

TARUMAR

Chapter 3

Hayat

Alarmım acı acı çalmaya başladı. En azından bana acı acı çalıyormuş gibi geldi. Tek bir gözümü açtım ve elimi telefonuma götürdüm. Çalan alarmı kapattım ve oflayarak yatağımda doğruldum.

Saat sabahın sekiziydi ve benim kliniğe gitmem gerekiyordu. Oflayarak ayağa kalktım. Oturma odasından televizyon sesi geliyordu. Annem uyanmış olmalıydı.

Odamdan çıktım ve lavaboya ilerledim. Elimi yüzümü yıkadım, saçlarımı taradım ve tepeden at kuyruğu yaptım. Ardından odama girdim ve dolabımın karşısına geçtim.

Siyah bir pantolon ile beyaz bir gömlek giydim. Acele ediyordum. Uyku sersemliğimden kurtulmuştum. Acele etmemin sebebi ise birazdan bir hastam vardı. Hastam da bir hayvandı. Çünkü ben bir veterinerdim.

Parfüm sıktım ve son kez aynadan kendime baktım. Güzel görünüyordum. Kızıl saçlarım yeşil gözlerimi nasıl oluyorsa öne çıkarıyordu.

Aynadan ayrıldım ve odamın kapısına yöneldim. Kapıyı açtım ve oturma odasına yöneldim. Annem ile babam oturmuş sohbet ediyorlardı.

"Günaydın." Dedim.

"Günaydın." Dedi annem. Babam ise sustu.

"Ben çıkıyorum."

"Tamam yavrum, dikkat et kendine." Dedi annem. Babam yine bir şey demedi.

Babam beni sevmiyormuş gibi hissediyordum. Çünkü herhangi bir şey söylediğimde bana göz deviriyordu. Bazen konuşmuyordu. Kardeşim Cansu ile normal bir şekilde konuşuyordu ama bana gelince... Sadece susuyordu.

Başımı öne eğdim ve çıkış kapısına yürüdüm. Kapıyı açtım ve botlarımı giydim. Kapıyı kapatıp kliniğe doğru yürüdüm.

Kendi kliniğim vardı. 5 yılın sonunda veteriner olmuştum. İşimde mutluydum ve severek yapıyordum. Klinikte evime yakındı, sadece 5 dakikalık bir yürüme mesafesi vardı.

Babamı düşündüm. Beni hiç sevmemişti belki de. Babam hayattaydı ama ben babasızdım sanki. Başkalarının babası bana kendi babamdan daha çok baba gibi davranmıştı. Bazen çok üzüldüğüm, çok ağladığım şeyler olurdu. Annem bana sarılırdı, beni teselli ederdi. Hıçkıra hıçkıra ağladığım zamanlar olurdu ama babam duymazdı. Belki de duyardı ama duymamazlığa verirdi. Bana sarılmazdı. Düşünüyorum da babam bana hiç sarılmamıştı. Mutlu anlarımda, mutsuz anlarımda bana hiç sarılmamıştı. Beni üzdüklerinde sarılabileceğim, sığınabileceğim bir babam hiç olmamıştı. Küçükken arkadaşlarımı babalarına sarılırken, babalarıyla gülüşürken gördüğümde ağlardım. Benim babam niye böyle diye çok ağlardım.

Ben babama çok kırgındım.

Bunları düşünürken kliniğe varmıştım. İçeri girdim. Yapayalnızdım. Biraz sonra hastam gelecekti. Bu yüzden onu beklemeye koyuldum.

Yaklaşık 10 dakika sonra kapının açıldığını gördüm. Başımı kapının olduğu yöne çevirdiğimde saçları açık kumral, gözleri mavi renk bir adam geldi. Boyu oldukça uzundu. Kucağında kahverengi bir köpek yatıyordu.

Hızlıca köpeğin yanına geldim. Adam daha bir şey demeden kucağından yavaşça köpeği aldım. Hızlı adımlarla köpeği yatırdım. Biraz baktığımda köpeğin karnında bir çizik olduğunu gördüm. Pek derin değildi. Rahatlar gibi bir nefes verdim.

"Yarası var ama çok derin değil, dikiş atacağım. Bu arada siz de şuraya oturabilirsiniz." Dedim ve başımla sandalyeyi gösterdim. Dediğim yapmadı ve yanıma geldi.

"İyi mi?" Diye sordu. Endişeli bir hali vardı.

"Evet, endişelenmenize gerek yok." Dedim. Ardından dikiş için eşyalarımı aldım. Oturdum ve dikiş işlemine başladım.

Adam en sonunda sandalyeye oturmaya karar vermişti. Oturduğu yerde arkasına döndü ve tablolara baktı. Tabloda ailem ile bir fotoğraf, yalnız başıma bir fotoğraf ve daha onlarcası vardı. Ben dikiş işlemime devam ettim, o ise tablolara bakmaya devam etti.

Yaklaşık 5 dakika sonra dikiş işlemini bitirdim. Adam ise parmaklar ile oynuyordu. Köpek ise dikiş işleminden hemen sonra uyuyakalmıştı.

"Dikiş işlemini tamamladım. Bir süre burada uyusun köpeğiniz, daha sonra götürebilirsiniz eve." Dedim ve yanındaki sandalyeye oturdum.

"Teşekkür ederim." Dedi. Hâlâ endişeli görünüyordu. "Bu arada adınız ne?" Diye sordu adam.

"Hazal, sizin?"

"Arda. Memnun oldum." Dedi ve sıkmam için elini uzattı. Bende uzattığı elini sıktım.

Bir süre havadan sudan sohbet ettik. Samimi bir insana benziyordu. Bana annesinin öldüğünü anlatmıştı ve annesini hiç görmediğini söylemişti. Sanırım annesi doğumunda ölmüştü.

Bir süre sonra ayağa kalktım.

"Bu arada köpeğinizin adı nedir?" Diye sordum.

"Ee, daha yeni sahiplendiğim için bir ismi yok. Bu arada sizli bizli konuşmayalım, senli benli konuşalım." Dedi.

"Peki, adını ne koyacaksın?"

"Bir düşüneyim." Dedi. Elini çenesine koydu. 20 saniye kadar düşündü.

"Marjinal olsun." Dedi.

"Marjinal mi?"

"Evet." Dedi. Güldüm.

"Peki, öyle olsun."

Marjinal'in yanına gittim ve yarasına baktım. Herhangi bir sorun yoktu.

"Bir sorun olmadığı için gidebilirsiniz ama hafta da iki gün getireceksin. Onun haricinde bir sorun olursa ve beni araman gerekirse diye sana numaramı vereceğim." Dedim ve küçük not kağıtlarından birini alıp numaramı yazmaya başladım.

Numaramı yazdıktan sonra Arda'ya verdim.

"Herhangi bir sorun olursa arayabilirsin." Dedim.

"Peki canım sıkıldığında arayabilir miyim?" Diye sordu. Kaşlarımı çattım ve anlamayarak ona baktım. Güldü.

"Sadece şakaydı." Dedi. Ardından yavaşça ismini Marjinal koyduğu köpeğini kucağına aldı.

"Hoşça kal, kendine iyi bak." Dedi.

"Hoşça kal." Dedim bende. Ardından gitti.

Sandalyeme oturdum. Bir arkadaşım olmuştu. İlk defa bir erkek ile doğru düzgün konuşmuştum. Genelde göz devirdiğim için herhangi bir erkek ile arkadaş olamıyordum. Ama bu ilkti.

Aslında çok fazla arkadaşım vardı ama ben sadece 1 kişiyle takılmayı tercih ediyordum. O da Defne oluyordu.

Defne benim en yakın arkadaşımdı. Küçüklüğümüzden beri arkadaştık. Diğer insanlar bana samimi gelmiyordu, o yüzden Defne yokken yalnız takılırdım.

O sırada kliniğe bir hasta daha geldi. Sanırım iş zamanıydı.

End of chapter

9 comments