Skip to content

TARUMAR

Chapter 4 · 6 min read

TARUMAR

Chapter 4

Kavga

Akşam olmuştu. 8 adet hasta gelmişti, Arda da dahil. İyi biri olduğunu düşünüyordum. Onunla sohbet etmek iyi gelmişti, sesinde sakinleştirici bir etki vardı.

Önlüğümü çıkardım ve kliniğin askılığına taktım. Anahtarı aldım ve klinikten çıkıp kapıyı kilitledim. Ardından klinikten ayrıldım ve eve yürümeye başladım.

O sırada telefonum çaldı. Çantamdan çıkardım ve ekrana baktım. Defne arıyordu. Açtım ve kulağıma koydum.

"Kankiii, naber!" Dedi Defne. Sesi çok enerjik geliyordu. Yaptığı herhangi bir iş yoktu. Aslında hâlâ okuyordu ama okulunu dondurmuştu. Bu yüzden evde yatıyordu.

"Yorgunum, eve dönüyorum." Dedim.

"Sesinden belli. Bende evde yatıyorum." Dedi ve güldü.

"Ohh sen yat zaten." Dedim ve göz devirdim.

"Şu an göz devirdiğine yemin edebilirim." Dedi. Güldüm.

"Nereden bildin ya?" Dedim.

"Ben bilirim, benim özel güçlerim var." Dedi ve agresif minik bir çığlık attı. Güldüm.

"Ee bugün ki işlerin nasıldı?"

"İyi. Her zamanki gibi." Dedim bıkkınlıkla. Şimdi de bir erkekle tanışıp tanışmadığımı soracaktı.

"Peki bir erkekle tanıştın mı?" Diye sordu.

"Evet, Arda diye biri." Dedim. Bir süre sustu ve yeniden agresif minik bir çığlık attı.

"Bu günlerin geleceğini biliyordum." Dedi ve sinsi bir gülüş patlattı. Cadı gülüşü demek daha doğru olur aslında.

"Ee neler konuştunuz bakalım." Dedi Defne. İmalı bir ses tonu vardı.

"Sonra anlatsam, şu an çok uykum var. Yere bile yatabilirim o kadar düşün." Dedim ve esnedim. Telefondan gülme sesi geldi.

"İyi bakalım, sonra detaylı detaylı konuşalım." Dedi.

"İyi geceleer, rüyanda beni gör tamam mı?" Diye sordu.

"Bakarız." Dedim. Güldü ve telefonu kapattı. Telefonumu çantama attım. Şu an çok uykuluydum.

Uykum varken genelde çok gergin ve sinirli olurdum. Bu özelliğim küçüklüğümden geliyordu. Hatta yorgunken bir keresinde kardeşim Cansu'ya sinirlenmiştim ve vazoyu kırmıştım.

Eve varmıştım. Anahtarımla kapıyı açtım ve botlarımı çıkarıp eve girdim. Kapıyı kapattım. Annem, Cansu ve babamın sesi geliyordu. Gülüyordular. Onlara takılmadan odama ilerliyordum ki annemin sesini duydum.

"Hoş geldin."

Geri geri yürüdüm ve oturma odasının kapısının önünde durdum. Babam yine bana bakmıyordu.

"Hoş geldin abla." Dedi Cansu da.

"Hoş buldum." Dedim. Ardından başımı babama çevirdim. Tam o anda bana göz devirdiğini gördüm.

"Hoş buldum baba." Dedim. Göz ucuyla bile bana bakmadı.

Annem ve Cansu da babama baktı.

"Oktay, bir şey desene." Dedi annem. Babam anneme baktı.

"Ne diyeyim Füsun?"

"Hoş geldin diyebilirsin baba." Dedim. Bana bakmadı bile.

"Beni neden sevmiyorsun baba?" Diye sordum. Yine bana bakmadı. Çantamı kapının önünde yere bıraktım ve babamın üstüne yürüdüm.

"Neden beni istemiyorsun peki?" Diye sordum bu sefer de. Yine bana bakmadı. Bir şey de demedi.

"Benim yanımda neden gülmüyorsun baba?" Dediğimde yine ve yine bir şey demedi. Yüzüme de bakmadı.

"Cevap ver baba!" Dedim. Sesim yüksek çıkmıştı. O sırada babam bana baktı. Ayağa kalktı.

"Seni hiç istemedim çünkü! Seni hiç sevmedim çünkü!" Diye bağırdı babam.

"Neden!" Dedim. Annem ayağa kalktı ve beni omuzlarımdan tutup geri çekmeye çalıştı. Ben omuzlarımı annemden kurtardım.

"Neden baba? Ne yaptım ben sana? Ne yaptım da benden bu kadar nefret ettin?" Dedim.

"Senin doğman hataydı, senin aldığın nefes bile zarar bu dünyaya. Zarar olan birini neden seveyim ki?" Dediği sırada gök gürledi. Yağmur yağıyordu.

"Baba... Ben senin düşmanın değilim, öz kızınım ya. Öz kızın."

"Sen benim kimsem değilsin." Dedi babam. O an, sadece o an kalbimden bir parça kopup gitti sanki. Artık kalbimde babama ayırdığım o parça kopmuştu.

İşaret parmağımı babama doğrulttum.

"Öyle bir zaman gelecek ki baba, sen benden özür dileyeceksin. Ama ne olacak biliyor musun?" Dedim ve güldüm. "Ben seni affetmeyeceğim. Seni herkes affedecek belki baba ama ben seni asla affetmeyeceğim." Dedim. Gözlerim dolmuştu ama ağlamayacaktım. Onun önünde ağlamayacaktım.

Sırtımı babama döndüm ve kapının önündeki çantamı elime aldım ve evin kapısına yürüdüm. Annem peşimden geliyordu.

"Kızım nereye?" Diye sordu annem.

"Babamdan uzak bir yere!" Dedim ve kapıyı açıp botlarımı giymeye başladım.

"Kızım gel içeride tekrar konuşun." Dedi annem. Botlarımı giydim ve kalkıp anneme baktım.

"Beni sevmeyen, verdiğim nefesin bile zarar olduğuna inanan bir adamla aynı evde oturmayacağım." Dedim. Tam arkama dönmüş giderken annem kolumu tuttu.

"Biraz ağır konuşmadın mı?" Dedi annem. Başımı anneme çevirdim.

"Ağır mı? Ben mi ağır konuştum?" Dedim ve kolumu sertçe annemden kurtardım.

"Siz kafayı yemişsiniz, siz... Siz... Diyecek bir şey bulamıyorum." Dedim ve annemi arkama alıp hızlı adımlarla yürüdüm. Daha sonra yürümeyi bıraktım ve koştum.

Yağmur yağıyordu ama umrumda bile değildi. İnsanlardan uzaklaşmak için koştum. Sadece koştum. Herkesten, her şeyden uzaklaşmak için, babamı unutmak için koştum. Tenha ve insanlardan uzak bir yere geldiğimde dizlerimin üzerine çöktüm. Ellerimi yere koydum. Gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Sessizce ağlıyordum.

O sırada telefonum çaldı. Sinirle çantamı açtım ve ekrandaki isme baktım: Arda.

Arda arıyordu. Neden? Ne istiyordu benden? Onunla konuşmaya kalkarsam sesim titreyecekti. Ama birisiyle konuşmaya ihtiyacım vardı. Arda'ya anlatamazdım. Ya da babam ile yaşadıklarımı anlatamazdım. Telefonu açmaya karar verdim.

"Alo." Dedim.

"Alo, naber doktor." Dedi Arda. Burnumu çektim. Sesim titreyeceği için bir şey demiyordum.

"Sen ağlıyor musun?" Diye sordu. Sesi ciddileşmişti. Yine bir şey demedim.

"Soru sordum. Ağlıyor musun Hazal?" Dedi bu seferde.

"Evet." Dedim titreyen sesimle.

"Neredesin? Yanına geleyim." Dedi.

"Gelme! Yani gerek yok." Dedim.

"Söyler misin?" Dedi. Ofladım ve göz devirdim. Olduğum yeri söyledim.

"Hemen geliyorum." Dedi ve telefonu kapattı. Ben ise hala yerde oturuyordum. Telefonu yere bıraktım. Dizlerimin üstüne oturmuştum. Sessizce ağlıyordum. Sessizce ve hıçkırarak ağlıyordum. Dayanamadım.

Ayağa kalktım ve denizin karşısına geçip sesli bir şekilde ağladım. Belki deniz sesimi duyardı. Sesli bir şekilde ağladım. İnsanlar rahatsız olur mu diye düşünmedim, insanlar ne der diye düşünmedim. Ağladım. Sonra tekrar yere çöktüm ve sessizce ağlamaya devam ettim.

"Neden? Neden beni sevmiyor? Neyim eksik? Diğerlerinden neyim eksik?" Dedim ve yumruklarımı yere vurmaya başladım. Ellerim acıyordu ama bu umrumda bile değildi. Ruhumdaki acı elimdeki acımın önüne geçiyordu.

O sırada birisi yumruklarımı tuttu. Yanımda duran kişiye baktım. Gelen Arda'ydı. Yumruklarımı tutmuştu ve yere vurmamı engelliyordu. Yanıma yani yere oturdu. Ellerimi ondan çektim ve kucağıma koydum.

"İyi misin?" Diye sordu. Ona baktım. Berbat görünüyor olmalıydım.

"İyi değilsin, anladım." Dedi. "Bana anlatmak ister misin?" Dedi. Düşündüm. Anlatamazdım.

"Hayır, ailevi bir mesele." Dedim.

"Seni bu kadar ağlatacak kadar büyük bir ailevi mesele mi yani?" Diye sordu anlamayarak.

"Evet." Dedim.

"Sana yardımcı olmak istiyorum." Dedi. Başımı yüzüne çevirdim. Gözlerinin içine baktım. Gerçekten de yardım etmek istiyor gibiydi.

"Bana... Sarılır mısın?" Diye sordum. Hiç tereddüt etmeden kollarını belime sardı ve beni kendisine çekip sıkı sıkı sarıldı. Ben ise başımı göğsüne koymuştum ve ağlıyordum.

Yağmur şiddetini artırıyordu ama bu ikimizinde umrunda değildi. Şu an huzurluydum. Şu an o kadar huzurluydum ki bu huzuru evimde hiç yaşamamıştım, babam bana bu huzuru hiç yaşamamıştı. Babamda yaşayamadığım huzuru bana başkaları yaşatıyordu. Sırf bu yüzden bir kere daha nefret ettim babamdan.

"Elin kanamış." Dedi. Göz ucuyla elime baktım. Yumruğumu vurduğum için hafiften kızarmıştı ve kanıyordu.

Elimi tuttu ve kızarmış olan kısma baktı.

"Elini saralım." Dedi.

"Gerek yok, gerçekten." Dedim.

"Gerek var. Mikrop kaparsa daha kötü olabilir." Dedi. Ofladım.

"Tamam." Dedim ve ondan ayrılıp ayağa kalktım. Yağmur durmuştu ama hava aşırı derece de soğuktu. Çantamın ve telefonumun yanına gittim. Onları yerden aldım. Arda da yanıma geldi.

"Üşüyor musun?" Dedi.

"Hayır." Dedim ama üşüdüğüm belli oluyordu sanırım.

"Kimi kandırıyorsun?" Dedi. "Arabam hemen şurada, gidelim de sana montumu vereyim." Dedi. Ardından yürümeye başladı. Bende arkasından yürüdüm.

Beni düşünüyordu, beni babamdan daha fazla düşünüyordu. Belki de anlatsam olanları beni yargılamazdı. Kafam çok karışıktı. Şu an tek istediğim sıcak bir alana geçmekti.

End of chapter

9 comments