Skip to content

MİNEL

Chapter 1 · 15 min read

MİNEL

Chapter 1

🐣1🐣

Imposiblety'den

İstanbul'a gelen turistlerin en zenginlerinin konakladığı; gösterişi, mimarisi ve güler yüzlü çalışanlarıyla adından bolca söz ettiren otelin hareketli, hareketli olmasına rağmen sessiz lobisinde küçük, üç yaşlarında bir kız çocuğu oturuyordu.

Kızın sarı saçları kısa ve kıvırcıktı. Yüzüne gelen bukleleri elleriyle sürekli geriye itiyor, daha sonra kollarını kucağına koyduğu sarı, arılı sırt çantasına tekrardan sımsıkı sarıyordu. Yeşil gözleri korkuluydu, annesi saatlerdir geri gelmemişti ve zemine kadar uzanan yüksek camlardan gördüğü kadarıyla hava kararmıştı.

Karanlıktan korkardı. Çok korkardı hem de. Dolu gözlerinden akan sıcak yaşlar yanaklarıyla buluşmaya başladığında dudaklarından tek bir ses parçası dahi çıkmadı. Annesi ağladığında hep çok kızardı. "Sessiz ol!" derdi. "Bir de senin cırlamanı mı dinleyeceğiz?" Eğer tüm bunlara rağmen devam ederse cezası tuvalette kilitli kalıp oradan saatlerce çıkmamak olurdu. Küçük elleriyle sildi çenesine ulaşan gözyaşlarını. Başını çantasına yaslayıp iç çekti.

Resepsiyondaki çalışanın gözleri fark ettiğinden beri küçük kızın üzerindeydi. Önce otelde kalanlardan birinin kızı olduğunu düşünmüştü ama öyle olsaydı saatlerdir lobide, tek başına oturuyor olmazdı. Ailesinin yanından habersiz ayrılmış olsaydı da illaki haberi gelirdi. Zengin aileler ortalığı ayağa kaldırır, hatta eğer kibar insanlar değillerse de kibirlilerse suçu olmamasına rağmen bazı görevlilere bağırırlardı.

Yanındaki arkadaşına "Beş dakikaya geliyorum." deyip saatlerdir oturduğu yerden çıktı. Ortalık sakindi, bu saatlerde pek gelen olmazdı, bu yüzden rahattı. Yine de senelerdir yoğun tempoda çalışmasının etkisiyle adımları hızlıydı, kızın yanına gelmesi yarım dakika bile sürmemişti.

"Merhaba."

Korkutmamak için tatlı bir sesle konuştuğu kız başını kaldırdı. Çok açık bir yeşil tonunda olan gözlerini kadına diktiğinde kadının tebessümüne hafif bir şaşkınlık bulaştı, kızın yanına kendisini iliştirirken "Ne kadar şirinsin sen." dedi kendine engel olamayıp.

"Teşekküy edeyim."

Kadın gülümsedi bir kez daha. "Annen nerede canım?"

Kızın güzel gözleri bir kez daha doldu. "Biymiyoyum." derken sesinde büyük bir çaresizlik vardı. Burnunu çekti. "Geyicem dedi, geymedi."

Küskündü, hatta kırgın. Annesi onu unutmuş muydu? Kadın derin bir nefes aldıktan sonra "Adın ne?" diye sordu, bir bilgi kırıntısı bulabilme umuduyla.

"Miney."

"Minel?"

Başını salladı Minel. "Hıhı." gibi bir sesle de onayladı. Çantasına sarılan kolları gevşemeye başlamıştı, az önceki kadar korkmuyordu. Yanındaki kahverengi saçlı, güzel abla ona yardım edecekti.

"Soyadını biliyor musun peki?"

Bir süre düşündü Minel, kadın umutlandı, bir cevap alabileceğini sandı ama ümitlerinin sonu hüsrandı. Minel başını iki yana sallayıp bilmediğini belirtmişti zira.

Yarım dakikalık bir sessizlik oldu. Otele yeni insanlar gelmeye başlamıştı, tek başına kalan mesai arkadaşının yoğunluk yüzünden hata yapmasını istemiyordu. Bu işi hemen halletmeliydi. Bu yüzden daha fazla beklemeden sorularına devam etti.

"Çantana bakabilir miyim peki?"

Minel arı şeklinde tasarlanmış, çok sevdiği çantasını tereddüt etmeden uzattı. İnsanları geri çevirmek kabalık olurdu.

"Bakabiyiysin."

Kadın bir an çantanın şirinliğine gülümseyecek gibi olsa da döner kapıdan içeri giren dört beş kişilik aile hızlanmasına neden oldu, yoğunluk iyice artıyordu.

Çantanın ön cebine uzandı önce. Küçük, siyah bir kartlık bulduğunda derin bir nefes aldı. Kızın kimliği oradaydı.

Minel Pınar

Gördüğü soyadı bildiği hiçbir ünlü aileyi çağrıştırmadığında emin oldu kızın bu otele birisi tarafından bilinçli bir şekilde bırakıldığından. Bu otele gelen tüm ailelerin soyadı Türkiye'nin, hatta dünyanın çoğunluğu tarafından bilinen soyadları olurdu çünkü.

Hiçbir şey bulamamanın bunalmışlığıyla derin bir nefes verdiği sırada kartlığı aldığı küçük bölmedeki beyaz kağıt çarptı gözüne. Kağıdı pek bir şey beklemeden aldı, artık yapabileceği bir şey kalmamış gibiydi, kağıdın katlı kısımlarını açıp dağınık el yazısının ilk bir iki satırını okurken polise haber vermeyi düşünüyordu.

İşler değişti.

İkinci paragrafa geçtiği anda gözleri büyüdü, oturduğu yerde dikleşirken hem hızlıca satırları tarıyor hem de yanındaki kızı kontrol ediyordu, eğer yazılanlar doğruysa kızın saç teline gelen zarar otelin, dolayısıyla da kendisinin mahvolması demekti çünkü.

.

Bu mektubu sana yazıyorum çünkü karşına çıkıp söyleyemem yazacaklarımı. Tepkini hayal bile edemiyorum. Bu öfkenle karşılaşmak da istediğim en son şey.

Minel senin kızın, Gökhan Aktuna. Boşandığımızda hamileydim ama söylemek istemedim. Aykut'la Minel'i kendi kızımız olarak büyütürüz diye düşündük ama aile olamayacak insanlar olduğumuzu unuttuk. Bir çocuğun sorumluluğu bize göre değil. Bu zamana kadar onun yanımızda kalması bile çok fazla, yükten başka bir şey olmadı şu ana kadar.

Bizi arama, sen bu mektubu okuduğunda çoktan yurtdışına çıkmış olacağız. Minel'i nüfusuna al ya da bir yurda bırak, senin bileceğin şey. Benden bu kadar.

Senin baba olmayı başarabileceğini düşünmüyorum. Senin gibi kaba, sert bir insan birine sevgi gösteremez ama olur da babalık yapmaya çalışırsan diye söylüyorum, elmaya alerjisi var. Nefessiz kalıyor, sakın yedirme. İyi bir baba olamasan bile kızı öldürme en azından, öyle değil mi?

Ceyda Pınar

.

Mektubu bitirdiğinde birkaç saniye bilgileri sindirmeyi bekledi. Yanında oturan; sarı, parlak ayakkabılara ev sahipliği yapan ayakları yere değmeyecek kadar küçük olan kız Türkiye'nin en köklü ailelerinden Aktuna ailesine mi aitti?

Eğer Minel Gökhan Aktuna'nın kızıysa kaybettiği her saniye kendisine karşıydı, Gökhan’ın ne kadar aksi, sert, anlayışsız, hatta kaba bir adam olduğu dilden dile dolaşırdı. Otele geldiği zamanlarda çalışanlarla bir tartışma yaşadığına şahit olmasa da söylentilerden korkmadığı söylenemezdi.

"Minel, gel canım." dedi kadın ayağa kalkıp elini kıza uzatırken. Minel'in yeşil gözleri adeta parladı. Kadının elini kavrarken heyecanla "Annem mi geydi?" diye sorduğunda kadın bir üzüntü hissetti içinde. Kendisinden bir yük olarak bahseden annesine Minel'in beslediği bu masum sevgi ve heyecan içini acıtmıştı.

"Annen gelmedi canım." diyerek ümitlenmesini engellemeye çalıştı. "Ama merak etme, her şeyi halledeceğiz." Minel annesi gelmediyse nasıl her şeyi halledebileceklerini anlamasa da yanındaki güzel ablaya güvendi, başını sallayıp küçük adımlarıyla onu takip etti. Sarı ayakkabıları mermer zeminde tok olmayan sesler çıkarıyordu.

"Nil..."

"Neredesin? Herkesle uğraşacağım derken aklım karıştı, daha erken gelemez miydin?"

Mesai arkadaşı seslendiği an şikayet etmeye başladığında "Nil!" diye sesini hafifçe yükselterek onu durdurdu; kaşlarıyla yanında duran, beyaz elbisesinin eteğini sıkıca kavrayıp utangaçça sağa sola sallayan Minel'i işaret etti.

"Ne ara çocuk yaptın da büyüdü Sevim? Sadece beş dakikadır yoksun."

Sevim gözlerini devirdi. Genelde gülse de bazen arkadaşının zamansız şakaları onu yoruyordu. Ciddi bir durum vardı, hayatlarının akışını tamamen değiştirebilecek bir durumdu hatta.

"Hakan Aktuna'ya ulaşmamız lazım."

"Ne yapacağız kızım Hakan Aktuna'yı?"

Minel'le beraber masanın arkasına geçip bilgisayarının ekranına bakmaya başlarken "Kızın çantasında bir mektup buldum." dedi sessizce. Gözleriyle Minel'in onu duyup duymadığını kontrol etti. Kız oralı değildi, farklı ülkelere göre ayarlanmış onlarca saatte gezdiriyordu gözlerini. "Gökhan Aktuna'nın kızıymış."

Nil birkaç saniyeliğine afallasa da bu halinden kurtulması zor olmadı, gözlerini arkadaşının saflığına devirip kollarını kavuşturdu.

"Sen de inandın mı? Birisi kızını terk edecekmiş, iyi bir kapıya bırakmak istemiş işte. Bunun için Hakan Bey'i arayamazsın Sevim. Dalga geçtiğimizi düşünürler."

Sevim dudaklarını ıslattı. Nil mantıklı konuşuyordu, konuşuyordu da... Gözleri Minel'e takıldı. Kıvır kıvır sarı saçlarının daha da şirinleştirdiği yuvarlak yüzüne baktı. Minel de hissetmiş gibi başını kaldırdı, Sevim'le göz göze geldiğinde yeşil gözlerini büyüterek, masum bir tavırla sordu.

"Annem geyicek mi?"

Sevim cevap vermese de kızın saçlarını okşadı, Nil'e döndü "Ya doğruysa?" diye sordu içini kemiren ihtimalle. "Doğruysa ve biz bunu Aktunalara söylemezsek ne olacağını düşünebiliyor musun? Mahvederler bizi Nil. Çocuklarına kavuşmalarına engel olduğumuz için mahvederler, hiçbir yerde iş bulamayız."

Nil gözlerini kaçırdı. Sevim'in doğru söylediğini biliyordu. Aktunalarla güçlü insanlar bile baş edemezdi, kendileri gibi sıradan iki çalışanın esintisini bile hissetmezlerdi. "Bekle." derken derin bir nefes verdi. "Müdürün numarasını söyleyeyim, o yardım eder." İçinden "Umarım yazanlar doğrudur." diye geçiriyordu, doğru değilse neler olacağını düşünmek bile istemiyordu.

"Müdürde ne arasın otelin ortağının numarası?"

Nil gözlerini kısa bir süreliğine ekrandan çekip yıllardır beraber çalıştığı arkadaşına sert bir bakış attı.

"Daha iyi bir fikrin var mu Sevim?"

Sevim sustu, yoktu. Ulaşabilecekleri en yüksek mevkideki kişi müdürleriydi. Müdürleri de ulaşacağı en yüksek kişiye ulaşırsa ve bu böyle giderse belki, belki Gökhan Aktuna'nın abisi olan ve Gökhan'a göre çok daha sakin, çok daha anlayışlı olan Hakan'a ulaşabilirlerdi. Ulaşır ve küçük, çok küçük bir yeğeni olduğunu söyleyebilirlerdi.

.

.

.

Aktuna kardeşler kazandıkları ihaleyi kutlamak için Boğaz manzaralı, lüks bir restorana gelmişlerdi. Burayı seviyorlardı, şirketlerine yakındı ve çalışanlar onları, damak zevklerini tanıdığı için güzel öneriler yapabiliyorlardı.

"O adam sana biraz daha baksaydı hiç hoş şeyler olmayacaktı."

Abisi Engin'in söyledikleriyle Hale gözlerini devirip kollarını kavuşturdu. Şirketin yönetiminde büyük bir söz sahibiydi, reklam ve pazarlamayla tamamen kendisi ilgileniyordu, 36 yaşına gelmişti, 13 yaşında da bir oğlu vardı ama abileri hâlâ daha Hale liseye giden bir kızmış da korunmaya ihtiyacı varmış gibi davranıyorlardı.

"Gözlerini devirme, doğru söylüyorum." deyip güldü abisi Engin. "Gökhan'ın suratını görmedin mi? Abim tutmasaydı adamın üzerine on kez atlamıştı."

En küçük kardeş Gökhan hiç oralı olmadı. Bir elini masanın üzerine koymuş, parmaklarıyla ritim tutarken parlak mavi, keskin bakışlı gözlerini restorandaki insanların üzerinde gezdiriyordu. Kadınlara bakmıyordu, hiçbir kadını rahatsız etmek istemezdi. Adamları inceliyordu. Giydiklerine, yediklerine dikkat ediyor; hangisiyle hangi ihalede veya projede karşılaştıklarını hatırlamaya çalışıyordu.

"Benim işim şirket yönetmekten çok Gökhan'ı tutmak." diyerek kardeşine laf dokundurdu Hakan. En büyük olması onu ağırbaşlı, sakin ve olgun olmaya zorlamanın yanında bir de ailenin fevri ve kavgacı oğlu Gökhan'ı zaptetme görevini getirmişti.

"Siz sanki sinirlenmediniz." dedi Gökhan, bakışlarını abilerine ve ablasına çevirmeden. Bir şey daha demek için ağzını açmıştı ki durdu. Oturduğu yerde dikleşip gevşek oturuşunu düzeltirken gözlerini bir yere kilitledi.

Hale Gökhan'ın bu halini fark edip nereye baktığını gözleriyle takip ettiğinde az öncenin konusu olan, ihale boyunca bakışlarıyla kendisini rahatsız etmiş adamı gördü: Kubilay Fırat.

Gençken çapkınlıklarıyla magazin sayfalarını fotoğraflarıyla kaplayan, yaşı ilerleyip kırka yaklaştıkça ve şirket işleriyle daha yüz göz oldukça bu çapkınlıklarını alttan alta yapmaya başlayan, hakkında çalışanlarından birkaçını taciz ettiğine dair güçlü söylentiler duyulan Kubilay Fırat.

Açık mavi bir takım elbise giymişti. Saçları özenle taranmış, ceketinin cebine krem bir mendil yerleştirilmişti. Uzun boyluydu, çok kaslı olmasa da vücudu iyi bir şekildeydi. Yaşlanmanın getirdiği bir iki kırışıklığı spor salonunda daha çok vakit geçirerek düzeltmeye çalışıyordu çünkü.

"Geldi." dedi Gökhan, dişlerinin arasından. Hale elini kardeşinin omzuna koyarken "Yemek yiyip gidelim ya.." diye sızlandı. "Bunaldım senin kavgalarından."

Büzdüğü dudakları, kıstığı gözleriyle otuz altı yaşından altı yaşına gelmişti bir anda. Abileri ve küçük kardeşi onun bu haline aldanmadı, bu numaralara bir tek babaları kanıyordu artık.

"Bak, bak, buraya geliyor bir de." Gökhan gözlerini Kubilay'dan ayırmadı, adam ihaleyi ezici bir şekilde kaybettiği halde sırıtışından ve kibrinden hiçbir şey kaybetmemiş bir şekilde masalarına yaklaştıkça daha da öfkelendi, boynunu iki yana esnetip kendisini olası bir kavgaya hazırladı.

"Afiyet olsun." Tam arkalarındaki masaya oturdu, menüye bakmaya bile gerek duymadan ona eşlik eden adama siparişlerini söyledi.

Gökhan Kubilay'a olan bakışını küfürle tamamladığında Hakan ona uyarırcasına bir bakış attı. Gökhan gözlerini devirdi, kavga fırsatının kaçtığını düşünüp eski gevşek oturuşuna geri döndü. Hevesi kursağında kalmıştı.

Birkaç saniyelik bir sessizliğin ardından Hakan'ın masanın üzerinde duran telefonu çaldı. Kaşları şaşkınca havaya kalkarken "Ali arıyor, otelden." diye açıklama yaptı kardeşlerine.

"Otel ne alaka ki şu an?"

Hale'ye "Bilmiyorum." dercesine bir hareket yaptıktan sonra telefonu açtı. "Efendim?"

Sesi sakin ve resmiydi. Dudaklarını ıslatıp telefonun karşısındaki insanları dinlerken yüz ifadesi gitgide karıştı. "Anlamadım." derken ses tonu tereddütlüydü. "Otele mi gelmemiz gerekiyor? Neden?"

Engin başını telefonundan kaldırdı. "Yemek yiyemeyecek miyiz?" diye yakındı. Sabahtan beri işlerle uğraşıyor, oradan oraya koşturuyorlardı. Onunki de candı. "Hem sipariş de ettik, paralarını ödemek zorundayız."

"Kendine gel!" dedi Hale fısıltıyla bağırarak. Biçimli kaşları çatılmış, hafifçe öne doğru eğilmişti. "Biz zenginiz."

"Doğru, öyleydik, değil mi?"

Hakan birkaç cümle daha ettikten sonra telefonu kapattı. "Kötü bir şey yokmuş ama acilmiş." derken ses tonu ele veriyordu telefonda kendisine söylenenlerden hiçbir şey anlamadığını. "Gelebilir misiniz, dediler. Tek ben gelsem, diye sorduğumda da..."

Bakışları karşısında oturan Gökhan'ın parlak mavi, öfkelendiğinde alevlerle yanan gözlerine takıldı. "Gökhan Bey de gelsin, dediler."

Gökhan kaşlarını kaldırdı, dudakları alayla kıvrılırken gözleri soğuktu. Onun çoğu tebessümü gözlerine ulaşmazdı zaten. "Ben ne alakayım? Otel işleriyle ilgilenmişliğim mi var benim?"

Hakan ayağa kalkıp sandalyenin arkasına astığı ceketini alırken "Aksileşme." diyerek uyardı kardeşini. Hayatında ettiği tüm cümlelerin yüzde ellisi "Sakin ol." ve "Aksileşme." oluyordu Gökhan yüzünden. Allah onun sabrını küçük kardeşiyle sınıyordu, itirazı yoktu tabii, her kardeşi canıydı onun.

Gökhan gözlerini devirdi, hızlı bir hareketle ayaklandı. Hale ve Engin de kalktıklarında Hakan onlara döndü. "Gelmenize gerek yok, yiyin siz.”

Hale omuzlarını silkti. "Merak ettim." On binlerce dolar döktüğü, bunu yaparken de büyük bir keyif aldığı özel tasarım çantasını aldı. Siyah ceketini kollarını geçirmeden omuzların üzerine attı. "Tuvalette rujumu tazeleyip geleceğim, bensiz gitmiyorsunuz."

"Niye biz günde yirmi kez bu kızın ruj tazelemesini bekliyoruz ki?" Engin başını iki yana salladı, ellerini ceplerine yerleştirirken "O da erkek olmalıydı." deyip derin bir nefes verdi.

"Tabii." deyip hafifçe güldü Hakan. "Ev testosteron koksaydı, değil mi? Annem tek başına kafayı yerdi."

Hesabı ödeyip restoranın önüne çıktılar, vale arabalarını getirmek için hareketlendiğinde Hale aynadan kendisine bakmakla meşguldü. Saçlarını eliyle hafifçe taradı, havalandırıp sönük kalmalarını engelledikten sonra bordo elbisesiyle aynı tonda olan rujunu yeniledi. Bir iki adım geri çekildi, görünüşü hoşuna gittiğinde aynadaki yansımasına öpücük atıp çıktı.

"On saattir ayaktayız ama hâlâ daha dünya güzeli gibiyim, bu mükemmellik değil de ne? Kim der bana doğum yapmış, her yeri çatlamış diye?"

"Güzelim." dedi Engin bıkkınca. "Sen doğum yapalı on üç yıl oldu, farkında mısın? Hatta geçen hafta kutladık Ayaz'ın doğum gününü. Hatırladın mı? Bir çağrışım oldu mu?"

Hale valeden siyah, bir iki ay önce aldığı arabasının anahtarını alırken gözlerini devirdi. "Bu benim doğum yaptığım gerçeğini değiştirmiyor abi." dedi sahte bir tebessümle. "O acıyı on bir saat boyunca beş dakika sonra unutmak için çekmedim ben. Bir daha doğumuma laf etme, rica ediyorum." Arabasına bindi, gaza basıp sadece saniyeler içinde gözden kayboldu.

"Arabasını daha geçen çarptı." dedi Hakan, omuzları çöktü. Hale'nin çılgınlığı, aceleciliği ve asla ama asla durmayan çenesi onu bir günde kırk yıl yaşlandırıyordu bazen.

"Senin gibi sürmesinden iyidir." Gökhan'ın spor arabasına binmeden söylediği cümlelerdi bunlar. Hale'den bile daha fazla bastı gaza, asfalttan çığlık gibi bir ses çıktı. Yükselen toz bulutu Hakan'ı öksürttü. "Umarım kaza yapmaz." diye geçirdi içinden.

.

.

.

Minel elindeki kruvasanı yerken yüzünün çikolatayla kaplanmasını umursamadı. Annesi onu kahvaltı yapmasına fırsat vermeden buraya getirdiği için çok açtı. Yanında oturan, onu ilk başta bulan güzel ablanın çağırdığını söylediği takım elbiseli, göbekli adam küçük kızın karnı guruldayınca fark etmişti bu durumu.

Sevim müdürüne ulaşmış, o da otelin Aktunalar haricindeki küçük hissedarı Ali Bey'le bir şekilde iletişime geçmişti. Ali ailesiyle yemek yerken gelen telefonda söylenen cümlelerle önce kendisiyle dalga geçildiğini düşünse de daha sonra Sevim'in, Nil'in ve müdürün içine düşen şüphe onun içine de düşmüştü. Ya gerçekten yanında oturan bu şirin, ağzının kenarları çikolatayla kaplanmış kız Gökhan Aktuna'nın kızıysa?

"Bitti."

Kahverengi gözlerini Minel'e çevirdi. Kruvasanı tutarken kullandığı peçeteyi minik yumruğunun içinde buruşturmuş, açık yeşil gözlerini kocaman açmış, Ali'ye bakıyordu. Ali gülümsemeden edemedi. Etrafındakilere bakıp ıslak mendil istediğinde görevlilerin getirmesi bir dakika sürdü.

"Gel, yüzünü silelim." Gözlerini kapatıp ağzının silinmesini usluca bekleyen kızın yüzündeki çikolataları nazikçe, canını yakmaktan korka korka sildi. Küçücük çocuğa kötü davranacak değildi, kendisi de bir babaydı.

"Annem ne zaman geyicek?"

Minel'in gözlerini tekrar açar açmaz sorduğu ilk soru buydu. Ali ne diyeceğini bilemedi. Mektupta yazanlar doğruysa annesi kızını sonsuza kadar terk etmişti, nasıl söyleyeceğini bulabilse bile bunu söylemek ona düşmezdi.

"Bunları sonra konuşuruz, olur mu?" diyerek çocuğu geçiştirdi. Minel kanmadı ama itiraz da etmedi. Bir şeylere itiraz ettiğinde annesi ona kızardı, bu adam da annesi gibiyse yine azar işitecekti ve bunun olmasını istemiyordu. Korkuyordu ona bağırılmasından.

"Hoş geldiniz Gökhan Bey."

Gökhan bu semtteki ara sokakları, kestirme yolları avcunun içi gibi bilir; çok da iyi araba kullanırdı. Bu yüzden otele ulaşan ilk Aktuna o olmuştu. Kendisine selam veren görevlilere başıyla selam verdi.

"Eyvallah."

Gömleğinin yakasını düzeltti, gözleriyle lobiyi taradığında ayağa kalkıp ona yaklaşan Ali'yi gördü.

"Merhaba Gökhan Bey." dedi Ali nazik, sıcak bir tebessümle. Tokalaşmak için elini uzattı. Gökhan karşılık olarak tebessüm etmese de elini uzatmayı, "Merhaba." demeyi ihmal etmedi. O kadar da kaba değildi.

"Bizi neden çağırdığını cidden merak ettik."

Ali'nin az önce kalktığı koltuklara ilerledi, Minel'in karşısına geçecek şekilde oturdu. Gözleri kıvır kıvır sarı saçlarını geriye itip ona dikkatle, merakla ve aynı zamanda da korkuyla bakan kızda oyalandı. Ali Minel'in yanına oturduğunda da sormadan edemedi.

"Kızın mı?"

"Hayır, hayır." diye itiraz etti Ali hemen, ellerini iki yana salladı. Bir yanlış anlaşılma işleri daha da karıştırırdı. "Benim kızlarım bu kadar küçük değiller."

Anladım, dercesine başını salladı Gökhan. Bir elini bacağının üzerine koyarken diğer elini koltuğun üzerine attı, her zamanki gevşek oturuşuydu bu. Babası Raif çok kızardı, "Serseri misin sen? Bu ne biçim oturuş?" derdi, derdi de Gökhan dinlemezdi. Yanında bir insan varken böyle oturup onu rahatsız etmediği sürece kimi ne ilgilendirirdi nasıl oturduğu?

Hale, Engin ve Hakan da sırasıyla gelip Gökhan'ın yanında yerlerini aldıklarında gözleri bir Ali, bir de Minel üzerinde gidip geliyordu. Her biri sormuştu Ali'ye, "Kızın mı?" demişlerdi ve aldıkları cevap "Hayır. Herkes gelsin, öyle açıklayayım." olmuştu. Aslında herkesin gelmesini değil, sakin ve mantıklı kardeş olan Hakan'ın gelmesini bekliyordu.

"Bu kızımız." Minel'i gösterdi. Minel kendisinden bahsedildiğini anlayınca gözlerini güzelliğine hayran kaldığı Hale'den çekip Ali'ye yönlendirdi.

"Bugün boyunca lobideymiş, resepsiyondan Sevim Hanım da şüphelenmiş. Kim olduğunu anlayabilmek için çantasına bakmış." Ceketinin cebine koyduğu katlanmış kağıdı ve Minel'e ait kimliği çıkardı, Hakan'a uzattı.

"Bunlar ne?"

"Bir mektup ve Minel'in kimliği, okuyunca neler olduğunu anlayacaksınız zaten."

Gökhan bile meraklandı. Engin ayağa kalkıp abisinin arkasına geçerken Hale ve Gökhan iki yandan okumaya başladılar kağıdı. Her satırda her birinin yüzü daha da karıştı ama hiç şüphesiz en çok şaşıran, öfkelenen kişi Gökhan'dı.

"Nasıl bir saçmalık bu?" diye düşündü kendi kendine. Bir kızı olamazdı, olsaydı bilirdi. Ceyda ne kadar kötü birisi olursa olsun, kızını ondan saklamazdı. Hem haberini verip Gökhan'dan bu bahaneyle para istemek varken saklamak da istemezdi zaten.

Mavi gözlerini Minel'e çevirdi. Baktığı her saniye kızın eski eşi Ceyda'ya olan benzerliğiyle daha da çıkmazda hissetti kendini. İçinde tereddüde düşmeye başlayan parçayı alelacele, hatta öfkeli bir şekilde susturdu.

“Ne demek bu?”

Konuşan kişi Hale'ydi. Dolgun dudakları şaşkınlıkla aralanırken önce Ali'ye, sonra Minel'e baktı. Minel Hale'nin ona baktığını görünce gözlerini kaçırdı, hatta başını eğdi. Sarı, rugan ayakkabılarının ucunu birbirine değdirmeye başladı. Utanmıştı.

"Bir şey demek değil." diye kestirip attı Gökhan. Kimsenin konuşmasına izin vermeyecek kadar keskindi kelimeleri. "Böyle bir şey olsaydı bilirdim. Ceyda söylerdi."

Sesini sadece abileri ve ablasının duyabileceği bir hale getirip devam etti dişlerinin arasından. "Sadece para almak için bile söylerdi."

Hakan Gökhan'a bakmadı. Gözleri Minel'deydi. Aklında bir sürü çark dönüyor, düşünceleri hesaplamaya çalıştığı ihtimaller havuzunda boğuluyordu.

"Annesi Ceyda." dedi Engin dalgınca, kimliği inceliyordu. "Siz boşandıktan altı ay sonra doğmuş Gökhan."

Gökhan'ın bir şey demesine fırsat kalmadan Hakan ayağa kalktı. Muhakemesi Engin'in söyledikleriyle son bulmuş, mektubun ilk satırlarından beri diğer düşüncelerini bastıran kararı kesinleşmişti.

"Önce polise gidiyoruz, sonra da... " Sıkıntılı bir nefes verirken bakışları dünya tatlısı kıza kaydı. Alttan alttan onlara bakıyor, yere değmeyen ayaklarını yavaşça sallıyordu.

"DNA testi yaptırıyoruz."

End of chapter

33 comments

  • Kitabın adına kapağına vuruldum aşık oldum kuzenimin kızının adı minel ❤️❤️❤️❤️

  • Katil Aramızda Ravenwood’un sırları diye bir kitap çıkardım yani yayınladım herkes popüler olan kitapları okuyorlar bende böyle az okunmuş yeni olan kitaplara destek veriyorum sende bana destek verimisin lütfen bu arada kitabın çok iyi devamını bekliyorumm

  • AĞAĞĞAĞAĞA KİTAP MÜQÜQÜÜQÜQÜQÜQQÜ NORMALDE BÖYLE ŞEYLERDEN NEFRET EDERİM AMA LÜTFEN YAZDIĞIM KİTABI OKUR MUSUNUZZZ ADI MAVİNİN ESMERİ YAZAR RAHATSIZ OLURSA YORUMUMU SİLEBİLİR DEĞERLİ VAKTİNİZİ BU YORUMU OKUMAK İÇİN AYIRDIĞINIZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİMMMM

  • Ben ilk bölümünü okudum ve çok sedim. ❤❤❤ Bu arada benim kitaplarıma da göz gezdirir misiniz?

  • Merhaba, eserinizi inceledim. Yazım dilinizi gayet iyi buldum, klişe denilebilecek bir kurguyu farklı bir bakış açısıyla yorummlamışsınız, tebrik ederim. Kitabınızı yayınlamak gibi bir düşünceniz varsa editörlüğünüzü üstlenebilirim. Arka kapak yazısı ve alıntı dosyası hazırlayarak, yayınevlerine yapacağınız dosya başvurularını kuvvetlendirebilirm. Hali hazırda beş yıldır editörlük yapıyorum, 100'den fazla eserin, beşten fazla yayınevinin editörlüğünü yaptım. Yayınevleriyle iletişim kurmanıza yardımcı olabilirim. Yazar koçluğu süreci yürütmek isterseniz lektörlük raporu yazarak tüm kurgu, uslüp ve yazım tekniğinizi inceleyip sizin için gelecek romanlarınıza temel oluşturacak bir analiz raporu hazırlayabilirim. İlgilendiğiniz takdirde bana instagram hesabımdan ulaşabilirsiniz. @talaykannnn Başarılarınızın devamını dilerim iyi günler.

  • Merhaba, eserinizi inceledim. Yazım dilinizi gayet iyi buldum, klişe denilebilecek bir kurguyu farklı bir bakış açısıyla yorummlamışsınız, tebrik ederim. Kitabınızı yayınlamak gibi bir düşünceniz varsa editörlüğünüzü üstlenebilirim. Arka kapak yazısı ve alıntı dosyası hazırlayarak, yayınevlerine yapacağınız dosya başvurularını kuvvetlendirebilirm. Hali hazırda beş yıldır editörlük yapıyorum, 100'den fazla eserin, beşten fazla yayınevinin editörlüğünü yaptım. Yayınevleriyle iletişim kurmanıza yardımcı olabilirim. Yazar koçluğu süreci yürütmek isterseniz lektörlük raporu yazarak tüm kurgu, uslüp ve yazım tekniğinizi inceleyip sizin için gelecek romanlarınıza temel oluşturacak bir analiz raporu hazırlayabilirim. İlgilendiğiniz takdirde bana instagram hesabımdan ulaşabilirsiniz. @talaykannnn Başarılarınızın devamını dilerim iyi günler.

  • https ://discord.gg /SJtpHRWMFF Merhaba🌺3600+ üyeli yazar ve okur topluluğu adına buradayım. Sizi Discord'ta sohbet eğlence,oyun,dil sohbet (Native Ingilizlerle), kitap, vote, AI resim/sohbet botları temelli "Yazarlar Ansiklopedisi" isimli, tüm gün aktif sunucumuza davet ediyorum.Sunucumuzda özenle seçilmiş yazarlar ve okurların içinde sizi de görmeye mutlu oluruz.Sunucumuz keşfedilmemiş ve gelişmekte olan yazar ve okurlardan oluşuyor.Haftanın 5 günü sırayla bir yazarın kitabının 3 bölümü okunur yorumlanır,sunucuda isteğe bağlı iki tur var; "eleştiri ve destek"turları,eleştiri turunda yazarın nerede eksiği olduğunu ve iyi olduğunu söylüyoruz.Destek turu ise fazla vakti olmayan,sınavlara hazırlanan üyelerimiz içindir.Bu turda okuma zorunlu değildir ve görevleri fazla zaman almayan görevlerdir Etkileşimi az olan yazarlar için en iyi koşulları oluşturmaya çalışıyoruz.Sunucumuzda yarışmalar düzenliyor,bu yarışmaları kazananlara yorum,vote gibi ödüller veriyoruz.Sunucuda etkinlikler hazırlıyoruz.Bundan başka sunucumuzda 🏆Ayın Yazarı🏆 yarışmasıda geçirilmekte ve kazanana yorum vote ödülleri verilmektedir. Ilave bilgi için yazabilirsiniz Gruptan da bahsedeyim.Şu an 3600+ üyeye sahip her daim aktif. Sunucumuzda 13 yaşından 50 yaşına kadar her yaştan yazar ve misafir üye var. Her gün sosyalleşme etkinlikleri yapıyoruz.Bunlar role play, tiyatro gibi etkinlikler.Oyun kanallarımızda ise üyelerle lol, valorant, mafya,vampir köylü,cinayet çözme, gartic, among us gibi oyunlar da oynuyoruz.Eğlence için owo,satranç,kelime türetmece,adam asmaca gibi oyunlar da var.Her gece üyeler seslide toplanarak müzik dinliyor, sesli sohbet ediyoruz. Sunucumuza girmek için burada yukarıdaki linktedi boşlukları bırakmadan oluşturup kopyalayın.Sonra discorda, Instagram'da ya da burada yoruma atın ve üzerine tıklayarak dahil olun. Anlamazsanız bana sorun.Bu linkin süresi asla geçmiyor ve her zaman dahil olabilirsiniz. Linke panomdandan da tıklayabilirsiniz.

  • https:// discord. com/invite/M2PUn4GY2q Önemli: Arkadaşlar lütfen bunu bir reklam olarak görüyorsanız bize bildirin. Size rahatsızlık vermeyiz. Merhaba🌺 3300+ üyeye sahip yazar ve okur topluluğu adından sizi Discord'ta sohbet eğlence, kitap, vote, dil sohbet (Native Ingilizlerle), AI sohbet/foto bot, oyun(lol, gartic, valorant), temelli "Yazarlar Ansiklopedisi" isimli tüm gün aktif sunucumuza davet ediyorum. Sunucumuzda özenle seçilmiş yazarların ve okurların arasında sizi de görmekten mutluluk duyarız. Sunucumuz keşfedilmemiş ve gelişmekte olan yazarlardan ve nitelikli okurlardan oluşuyor.Haftanın beş günü sırayla bir yazarın kitabının üç bölümü okunur yorumlanır, sunucumuzda iki tur vardır " eleştiri ve destek" turları, eleştiri turunda yazarın nerede eksiği olduğunu ve nerede iyi olduğunu söylüyoruz. Destek turu ise fazla vakti olmayan üyelerimiz içindir. Bu turda okuma zorunlu değil.Sunucumuzda yarışmalar düzenliyor, bu yarışmaları kazananlara yorum,vote gibi ödüller veriyoruz. Ve sunucumuzda 🏆Ayın Yazarı🏆 yarışmasıda geçirilmekte. Şu an 3300+ üyeli her daim aktif sunucumuzda 13 yaşından 45 yaşına kadar her yaştan yazar var. Tabi çoğunluk 13-45 yaş arası. Oyun kanallarımızda ise toplu mafya, vampir köylü, cinayet çözme role play, tiyatro gibi oyunlar da oynuyoruz ve farklı bot oyunlar da var. Her gece üyeler seslide müzik dinliyor, sohbet ediyoruz. Sunucuya girmek için yukarıdaki linktedi boşlukları bırakmadan oluşturup kopyalayın.Sonra discorda, instegramda ya da burada yoruma atın ve üzerine tıklayarak dahil olun. Anlamazsanız bana sorun. Bu linkin süresi asla geçmiyor ve her zaman dahil olabilirsiniz. Linke panomdandan da tıklayarabilirsiniz.