Skip to content

MİNEL

Chapter 2 · 15 min read

MİNEL

Chapter 2

🐣2🐣

Hale Aktuna'dan

"Hoş geldiniz."

Boynundan ayırmadığı kulak üstü kulaklıklarıyla Ayaz kapıyı açtığında gözleri önce benim gözlerimle buluştu, dudaklarına tatlı bir tebessüm oturacaktı ki Hakan abimin elinden tuttuğu, çekingen ve utangaç bakışlarla etrafı inceleyen Minel'i fark etti.

"Dayı?"

"Anlatacağız aslanım." diyerek kısa kesti abim. İçeri girdik. Diğerlerinden daha farklı renkte bir mermerle döşenmiş, annemin "Ayakkabılarınızı burada çıkaracaksınız, sakın kirli kirli girmeyin evime!" diyerek yaptırdığı küçük kısımda durup ayakkabılarımızı çıkardık.

Gözlerim bize bakan, beyaz elbisesinin eteğini sımsıkı kavramış Minel'le kesiştiğinde gülümsemeden edemedim. Yeğenim miydi bilmiyordum ama çok şirin olduğu kesindi, insanın her yerini ısırası geliyordu.

"Gel bakalım." Engin abim koltuk altlarından tutup Minel'i havaya kaldırdı. "Minel'in ayakkabılarını çıkarır mısın güzelim?" Başımı salladım. Arılı, an itibariyle Hakan abimin tek omzunda asılı duran sırt çantasıyla aynı renkteki ayakkabılarını çıkardığımda beyaz çoraplı ayaklarını görmemle dişlerim kamaştı.

Isırmak istiyordum!

"Çıkardım."

Abim Minel'i evin temiz, çorapla bastığımız kısmında yere bıraktığında "Ayakları üşür mü acaba?" dedim endişeyle. Bu yaşta bir çocuk görmeyeli on sene olmuştu, çoğu şeyi unutmuştum.

"Yazın ortasındayız." dedi yanımdan ifadesiz bir suratla geçen Gökhan. "Üşümez." Gözleri bir kez olsun Minel'e değmedi, ceketini portmantoya adeta fırlatıp oturma odasına girdi.

Arkasından bakarken "Döveceğim ben bunu." diye kızdığımda "Sakin ol." dedi Hakan abim. "Bir anda böyle bir haber almayı kabullenemedi, bizim eve gelmek zorunda kaldığı için de öfkeli."

Hepimizin kendi evleri vardı ama yazları Gökhan haricinde hepimiz annemlere geliyorduk; çocuklarımız birbiriyle vakit geçiriyor, evde yalnız kalmıyorlardı. Gökhan'ın -bildiğimiz kadarıyla- bir çocuğu olmadığı için, ayrıca ailemizin bu küçük oğlu bağımsızlığına çok düşkün olduğu için o burada kalmazdı. Şu an abim "Mantıksız davranma, bizimle geliyorsun." dediği için öfkeliydi.

"İyi de küçücük kızın suçu ne? Yüzüne bile bakmıyor çocuğun!"

Sesim yükselmişti. Ben zaten hep yüksek sesle konuşur, bağırır, kahkahalar atardım. Bu yüzden ne normal bir zamanda direkt odasına gidip oynadığı bilgisayar oyununa devam edecekken şu anda Minel'i merak ettiği için yanımızda bekleyen oğlum ne de abilerim bu halime şaşırmadı. Minel'se alışık değildi, irkildi. Hakan abimin bacağına yaklaştı bana hayranlıkla bakan gözlerine sinsi bir korku yerleşirken.

Pişmanlıkla dudaklarımı ısırdım. "Ben sana bağırmadım Minel." diye de belirttim ama bir değişiklik olmadı. Normalde bu miniğin gönlünü almadan buradan bir adım dahi atmazdım ama açıklama yapılması gereken bir anne babam, bir de üç yeğenim vardı.

"Gel Minel." Hakan abim eğilip Minel'in elini tuttu. Eğilip diyordum çünkü Minel'in elleri abim eğilmediği sürece ellerine yetişmiyordu. Ailemizin erkeklerinin uzun boylu olduğunu biliyordum ama yine de bu görüntü beni her seferinde şaşırtıp keyiflendiriyordu.

Karakolda olduğumuz süre boyunca Hakan abimin yanında durduğu için midir bilinmez, Minel'in en çok güvendiği kişi oydu. Hiç itiraz etmedi dediklerine, pıtı pıtı adımlarla abimi takip etti.

Yok, yok, bu kızı ısırmak şart olmuştu artık!

"Hoş geldiniz oğ-"

Annemin cümlesi yarıda kaldı çünkü gözleri Minel'le kesişmişti. Dudaklarından "Ay..." sesi çıkınca babam başını gazetesinin çengel bulmaca sayfasından kaldırdı, dik duruşunu bozmadan anneme baktı. "Ne oldu hayatım?"

Annem gözlüklerini burnunun üzerine iyice yerleştirip Minel'i incelerken babama cevap vermedi, belki de sorusunu bile duymamıştı. "Bu tatlı kız da kim Hakan?" diye sorduğunda babamın kaşları çatıldı, koyu kahve gözleri bize döndü, bu gözlerin tüm olanların tam ortasında yer alan ufaklığı bulması uzun sürmedi.

"Oğlum..."

Babam cümlesini devam ettirmedi, bakışlarımızdan anlamıştı açıklama yapacağımızı. Hakan abim koltuklardan birine oturup Minel'i de yanına oturttuğunda Engin abime fırsat vermeden kendimi Minel'in yanına iliştirdim.

Kıvırcık saçlarına elimi uzatıp bir buklesine dokunduğumda gözlerini bana çevirdi, gülümsedim.

Minel buradayken rahatça konuşamayacağımız için "Ayaz abiyle yukarıda oyun oynamak ister misin Minel?" diye sordum yumuşak bir sesle. Bir yandan da ayakta dikilen oğlumu gösteriyordum Ayaz'ın kim olduğunu anlaması için.

Minel başını kaldırdı, Ayaz'a baktı. Benim sosyallikten nasibini bilgisayar oyunlarındaki takım arkadaşlarıyla konuşacak kadar almış, bize pek taşıyamamış oğlum tebessüm bile etmedi. Minel'i dikkatle inceleyip olanları çözmeye çalışmakla meşguldü. Bu durum Minel'in yararına oldu, eğer mektupta yazanlar doğruysa kuzeni olan çocuğu bir dakika boyunca detaylıca inceledi.

"Bebekyeyi yoktuy ki..." dedi tekrar bana dönerken. İlk kez bu kadar uzun bir cümle kurmuştu yanımızdayken. Söyleyemediği r harfleri ve çocuksu tonlaması içimde bir şeyleri eritti, yanaklarını ısırmamak için dişlerimi birbirine sıkıca bastırdım.

"Ayabayayı vaydır. Ben ayabayayya oynamadım."

"Alacaksın, ısıracaksın." dediğini duydum Engin abimin.

Aktunaların eksik olduğu bir konu varsa o da kız çocuktu. Biz üç erkek, bir kızdık. Üstüne üstlük ailenin dört torunu da erkekti, babam bazen "Hayatımda sadece bir kez kız bebek sevmek bana nasip oldu." diyordu. "Onun da ne zaman büyüdüğünü bile anlamadım."

Haliyle üç yaşında, Minel kadar tatlı bir kız çocuğu bizim ailenin gönlünü bir iki cümleyle pat diye fethederdi, aynı şu anda da olduğu gibi. Zira babamın başkalarına çok sert olduğuna şahit olduğum keskin kahvelerine çoktan sıcak bir şefkat yerleşmişti.

"Olsun, ilk kez oynamış olursun. Yarın da sana bebek alırız, olmaz mı?"

Başını salladı. "Oyuy." Saçlarını geriye itti. Oturma odasındakilere kısa bir göz gezdirdikten sonra Hakan abime döndü. Abim yeni bir yeğeni olabileceği ihtimalinin gerginliğini Minel'in ona dönmesiyle kavurucu sıcakta ceketini sıyırırmışçasına üzerinden attı, gülümsedi. "Efendim?" dedi Minel'i cesaretlendirmek için.

"Şey..." Daha küçüktü, bazen kelimeleri bir araya getiremiyordu. Sabırla bekledik. "Çantamda..." Elbisesini avuçlarında buruştururken gözlerini kaçırdı. "Çantamda..." diye tekrar etti. "Tavşanım vay, ayabiyiy miyim?"

Abim yanına koyduğu arılı çantayı aldı. Minel'e uzattı. Minel çantasını açtı; içinden sarı ve krem, orta boyutlarda, peluş, uzun kulaklı bir tavşan çıkardı. Tavşan kirliydi. Kaşlarım çatılırken yerimde rahatsızca kıpırdandım. Minel uyurken bu oyuncağı yıkamak şart olmuştu.

Koltuktan yavaşça indi. Ayaz'ın dibinde durdu, yaşıtlarına göre boyu hayli uzun olan oğluma başını sonuna kadar kaldırarak baktı. "Gideyim mi?" diye sorduğunda Ayaz başını salladı, ondan beklemediğim bir şey yapıp elini Minel'e uzattı.

"Gel, gidelim."

Ben "Oyun oynayacağım. Nereden çıktı çocuk bakıcılığı?" diye isyan çıkarmasını bekliyordum. Canım oğlum ergenliğini zirvelerinde yaşıyor, her dediğimize bir kulp bulup sürekli tartışma yaratıyordu çünkü.

Ben seni on bir saatte doğurmuşum, sen nasıl bana kapı çarparsın?

Odadan çıktıklarında bir yarım dakika kadar daha sessiz kaldık. Babam bozdu bu sessizliği. "Hakan..." dedi otoriter bir sesle. "Açıkla oğlum."

Abim arılı çantanın ön gözüne koyduğu mektubu ve kimliği çıkarıp annemle babama uzattı. Babam kaşlarını çatsa da bir şey demedi, kağıdı açıp okumaya başladı. Annem de gözlüklerinin arkasına sığınarak, yavaşça gezdiriyordu mavilerini dağınık bir şekilde yazılmış satırlarda.

Belli bir yere geldiklerinde ikisinin de gözleri Gökhan'a döndü. Mektubun en önemli mesajını almışlardı. Az önce oğlumla beraber yukarı gönderdiğim kız torunları olabilirdi.

"Siz ocakta boşanmıştınız, değil mi?" diye sordu annem. Bir cevap almayı beklemeden gözlerini bir noktaya sabitledi, birkaç saniyelik bir hesaplamadan sonra tekrar Gökhan'a baktı. "Siz boşandıktan altı ay sonra doğmuş."

Engin abim bu hesaplamayı daha o otelin lobisindeyken yaptığı için hiç beklemeden başını sallayarak onayladı.

"Direkt buraya mı geldiniz?"

"Hayır, önce polise gittik. Daha sonra hastaneye gittik; DNA testi için Minel'den saç, Gökhan'dan da kan aldılar. Üç ayrı laboratuvarda test yapılacak sonuçlardan emin olmamız için, özellikle söyledim."

Babam her zaman sakalsız olan çenesini ovuşturdu. Kağıdı masanın üzerine bırakırken gözlerini geldiğinden beri ağzını bıçak açmayan, buz gibi bir ifadeyle oturan Gökhan'a çevirdi.

"Sen ne düşünüyorsun?"

"Bence yalan." dedi Gökhan, hiç beklemeden. Gözlerimi devirirken kollarımı kavuşturup arkama yaslandım. Baba olmaktan korkuyor olabilirdi ama bu saçma inkârlarına tahammül edemiyordum.

"Ceyda sırf para almak için bile söylerdi hamile olduğunu, bunu kullanırdı. Niye yapmasın?"

"Çünkü yapsaydı Minel'i doğduğu an ondan alırdık."

Engin abimin düşünceli sesi hepimizi kısa bir süreliğine susturdu. Haklıydı. Ceyda sevgili oldukları ilk andan itibaren Gökhan'ı aldatan; bize ise masum, kibar kız rolü yapan, alkolik, kavgacı bir para gözdü. Ona bir bebeği asla bırakmazdık. O da bunu biliyor olmalıydı.

"İyi de neden Minel'i yanında istedi?"

"Çünkü Gökhan'a kızgındı, bir nevi intikam aldı ondan." Aile üyelerimin bakışları bana dönünce kollarımı çözdüm, doğrulup devam ettim cümlelerime. "Bizden hiç para alamadığı için nasıl büyük bir rezillik çıkardığını hatırlıyorsunuzdur."

Annem yüzünü buruşturdu. Ne zaman bu konu açılsa adeta tiksiniyor, limon yemişçesine buruşturuyordu yaş almasına rağmen güzelliğini kaybetmeyen yüz hatlarını.

"Eğer Minel gerçekten Gökhan'ın kızıysa..." Ellerimi saçlarımdan geçirip derin bir nefes verdim. "Onun hakkında hiçbir şeyi bilmiyoruz. İlk kelimesini, yürüdüğü ilk anı deneyimleyemedik ve artık çok geç. İstediği de buydu belki de, geç olması bazı şeyler için. Mektupta yazılan aile olmak falan bahane. Hatta eminim, Minel'e bakmayı yük olarak görmeseydi daha da uzun bir süre saklardı onu bizden."

Dediklerim çok mantıklı olmalıydı ki Gökhan bile bir şey demedi, birkaç saniye halıya baktıktan sonra dizine sertçe vurup ayaklandı. Orta sehpanın üzerine bıraktığı araba anahtarını aldı. "Aramayın beni." deyişinden sadece saniyeler sonraysa dış kapının sertçe kapandığını duyduk.

Bir dakika kadar sonra ben de sessizlikten sıkılıp kalktım. Arılı çantayı aldım. "Minel'in yanına çıkıyorum." deyip merdivenleri zihnimdeki yoğunluğun verdiği yorgunlağa rağmen hızla çıktım. Oğlumun odasının önüne geldiğimde içeriden bilgisayar oyunu sesleri gelmesiyle kaşlarım çatıldı.

Kapıyı açtım. Gördüğüm görüntü geç kalışların bize vereceği acıya rağmen Minel'in yeğenim olmasını tüm kalbimle istememe yol açtı.

Ayaz kendi sandalyesinde otururken yanına da başka bir sandalye çekip Minel'i oturtmuştu. Her zaman oynadığı karanlık, küfürlü ve sesli sohbetlerin döndüğü oyunlarının aksine parlak renkli, daha tatlı bir oyun vardı bilgisayar ekranında. Minel kollarını masaya yaslamış, oyundaki çizimlere bakıyordu.

"Yengi çok güzey, bunu giyeyim."

Küçük işaret parmağını ekrana dokundurduğunda Ayaz bıkkın bir nefes verip Minel'in elini ekrandan yavaşça çekti.

"Onu giyemeyiz, çok az onun gücü."

Minel geri çekildi, dudakları büzüldü. İtiraz etmesini, mızmızlanmasını bekledim ama yapmadı. Ayaz'a mahzun mahzun baktı sadece. Ayaz ilk başta onun bu bakışlarını fark etmese de uzun sessizlik Minel'e dönmesine neden oldu.

"Of!" derken farenin üzerindeki tıklama sesi şiddetlendi. "Tamam, onu giyelim. Bakma şöyle." Birkaç saniye uğraştı. Minel'in istediği kıyafeti karakterine giydirdiğini Minel'in cümlelerinden anladım.

"Çok güzey oydu, çok güzey!"

Ellerini çırptı. Neşeli sesi o kadar iç ısıtıcıydı ki az önce bıkkın bıkkın konuşan, oflayan o değilmişçesine güldü Ayaz da. Oyuna geri dönmeden önce Minel'in yumuşak buklelerini hafif bir hareketle karıştırdı.

"Hala? Ne yapıyorsun burada?"

Arkamdan gelen sesle irkildim. Hakan abimin büyük oğlu Kuzey bana bakıyordu. Onlara da Minel'in kim olduğuna dair kısıtlı da olsa bir açıklama yapmalıydık, DNA testinin çıkmasına beş gün daha vardı ve o beş günde biz işteyken Minel'le en çok muhattap olan annem ve babam haricinde yeğenlerim ve oğlum olacaktı.

"Doruk ve Arda odalarında mı?"

Başını salladı. Ayaz'ın odasının kapısını yavaşça kapatıp Kuzey'in koluna girdim. "Gel halacığım." Birazdan bir şeyler anlatacağımı anladığı için soru sormadı. Hakan abimin oğlundan da böyle bir zekilik ve ağırbaşlılık beklenirdi zaten, şaşırmadım.

Önce Arda'nın odasına girdik. Benim sessiz, içine kapanık yeğenim yine o kolum kadar kalın kitaplarından birini okuyordu. Bizi görünce tebessüm etti. "Hala? Kuzey abi?" dedi yumuşacık bir sesle. "Bir şey mi oldu?"

"Sen de gel halacığım, bir şey anlatacağım."

Ayracını dikkatle kitabının kaldığı yerine koydu, kitabı kapattıktan sonra masanın tam ortasına olacak şekilde yerleştirdi. Ayağa kalktı; üzerinde tek bir leke dahi olmayan tişörtünü düzeltip yanımıza adımladı. Onun düzen ve temizlik takıntılarına alışık olduğumuz için tüm bunları yapmasını sessizce bekledik.

"Sıkıldım ya, sıkıldım!"

Hakan abimin diğer oğlu, Kuzey'in tam tersi şekilde hovarda, gürültücü Doruk'un sesi odasının olduğu küçük koridora girdiğimiz an duyuluyordu. Günde beş yüz defa "Sıkıldım." deme potansiyeline sahipti ama kızamıyordum da, bu yönü bana çekmişti çünkü.

"Sıkıntına çare olmaya geldik!"

Kapısını sertçe açtığımda irkildi. Başını yataktan aşağı sarkıtmış, ayaklarını pencerenin önündeki mermere uzatmıştı. "Çocuğum..." dedim sitemle. "Üç kuruşluk beyninin iki kuruşunu da böyle bozacaksın, kalk bakayım, doğru düzgün otur."

Ofladı. "Siz beni anlamıyorsunuz." dediğinde dramatikliğine aldırmadım. Bacaklarını elimle bir kenara ittikten sonra yatağa oturdum. Kuzey de diğer tarafa otururken Arda çalışma masasının sandalyesini çekti, yataklara oturmaktan hoşlanmazdı. "Yataklar uyumak içindir. Uyursun ve uyanınca nevresimini düzeltirsin. Oturursan nevresim bozulur, hoş olmaz." derdi.

"Eee halacığım? Neden toplandık böyle?" dedi Doruk. Söyleyeceklerimin önemsiz olacağını düşünüyor olmalıydı ki alaycıydı, komodininin üzerinden aldığı masa tenisi raketiyle pinpon topunu sektirmeye çalışıyordu.

"Bugün bizi bir otelden aradılar." diyerek giriş yaptım. Arda ve Kuzey bana dikkatle bakarken Doruk dinlemiyormuş gibiydi ama dinlediğine emindim, devam ettim.

"Küçük kir kız yanında bir mektupla otelin lobisine bırakılmış. Kızın annesi Ceyda, mektupta da babasının Gökhan olduğu yazıyor."

Doruk'un pinpon topu yere düştü, yattığı yerden doğruldu ve o an, üçü de aynı anda tepki verdiler.

"Ne?"

"Film mi çekiyoruz? Bu ne?"

"Gerçekten mi?"

Derin bir nefes verip Arda'ya baktım. "Gerçek mi bilmiyoruz." diye açıkladım. Bunu söylemek bile bende bir üzüntü oluşturuyordu, gerçek olmasını istiyordum. Minel benim yeğenim olmalıydı, kimsesiz bir kız olmamalıydı.

"DNA testi için örnek verdi Gökhan ve Minel, sonuçları beş güne çıkacak. O sırada da Minel bizimle kalacak."

"Şu an burada mı yani kız? Nerede?"

Doruk heyecanlanmış gibiydi, gülümsedim. Her zaman bir kız kardeşi olmasını istediğinden bahsederdi. Hatta abisi Kuzey'e "Neden ablam olmadın ki?" diye kızardı.

"Ayaz'la bilgisayar oyunu oynuyorlardı en son."

"Görebilir miyiz onu?"

Arda'ya baktım. "Tabii ki." derken yüzümde çoktan kocaman bir gülüş oluşmuştu. Gökhan'ın verdiği tepkilerden sonra yeğenlerimin bu sıcak tavrı beni kendime getirmiş, içimdeki öfkeyi azaltmıştı. Tabii bu durum, küçük kardeşime sitem edişime engel olamayacaktı.

Ayaz'ın kapısının önüne geldik, oyun sesleri yine dışarı geliyordu. Yavaşça kapıyı açtım. Minel sandalyede dizlerinin üzerinde duruyordu, kollarını da masaya yaslamıştı. Böyle durmasının nedeni oturunca bilgisayar ekranını kısa boyundan dolayı göremiyor olması olmalıydı.

"Eybisesi daha güzey. Biz de ondan ayayım."

Parmağıyla yine ekrandaki bir şeyi gösteriyordu. Ayaz "Minel!" diye kızdı, sesi yükselmemişti ama Minel yine de ürktü, elini hızlıca ekrandan çekerken yerine sindi korkuyla.

Ayaz afalladı, böyle bir şeyi beklemediğine emindim. Ayrıca şu an vicdan azabı çekiyor olmalıydı, oğlum ergen olabilir ve çoğumuza sesini yükseltebilirdi ama küçücük bir kızı korkutmak onu üzerdi.

"Biz geldik!" diyerek araya girdim Ayaz'ın kendisini daha kötü hissetmesini engellemek için. Minel bize döndü, yanımdaki yeğenlerimi görünce görünce gözlerini kırpıştırıp onları merakla izlemeye başladı.

"Şimdi bu tip bizim kuzenimiz olabilir mi?" dedi Doruk gülmeye başlarken. Cevap vermeme fırsat bırakmadan Minel'e ilerledi. "Kız bu tip ne?" dedi sevecen bir tonla. Minel'in bize alışmadığını, hatta çoğumuzdan ürktüğünü söylememe kalmadan önünde diz çöküp yanaklarını sıktı.

"Şu yanaklara bak, ısırayım mı seni? Bu saçlar ne, bu bukleler ne?"

Minel şaşkın şaşkın baktı Doruk'a ama geri çekilmedi, ayaklarını yavaşça sallarken Doruk'un yüzünü incelemeye başladı. Daha sonra elini kaldırdı, biz de yanlarına kadar gelmiştik, aramızda bir iki adımlık mesafe varken ne yapacağına hepimiz merakla bakıyorduk.

Doruk'un yanağını sıktı.

Dayanamayıp güldüm. Herkes benimle gülerken Doruk başını arkaya eğip yüksek sesli bir kahkaha attı. Minel yine irkildi ama öncekiler gibi kendini geri çekmedi, Doruk'a bakmaya devam etti.

"Ele bak." dedi Kuzey de dayanamayıp. Eğilip Minel'in tombul parmaklarını öptü. Bence bu kız Gökhan'ın gerçek kızı çıkmasa bile onu yanımıza almalıydık, şimdiden böyle davranan yeğenlerime ve oğluma bakınca ileride üç yaşındaki bu miniğe nasıl bağlanacaklarını görebiliyordum.

"Benim adım Miney, sizin adınız ne?"

"Ben Doruk, Minel." Elini uzattı. "Tanıştığıma memnun oldum." Minel Doruk'un eline baktı, sonra bize baktı. Ne yapacağını çözememiş gibiydi, tam açıklama yapacaktım ki eğildi, Doruk'un işaret parmağına bir öpücük kondurdu.

"Ben de memnun oydum Doyuk."

"Hala..." dedi Doruk bana dönerken. "Hala dayanamıyorum, çok fena ısıracağım." İç çektim, aynı hissi ben de saatlerdir yaşıyor, kendime engel olmaya çalışıyordum.

"Ben de Kuzey, ufaklık." Kuzey de elini uzattı, Minel onun da parmaklarını öptü. Arda elini uzatmadı, bunun için fazla utangaçtı, ensesini kaşıyıp "Arda." demekle yetindi.

"Ayda." diye tekrar etti Minel. "Arda." diye düzeltti Arda, dayanamazdı yanlış şeylere. Minel bilmiş bilmiş başını salladı. "Hıhı, Ayda."

Ayaz güldü, Arda'nın öfkelenmesi onu keyiflendiriyordu. Aralarında sadece üç yaş olduğu, bir de benim oğlum insanları sinir etmeye bayıldığı için kavgalara en açık olan ikili Arda ve Ayaz'dı. Arda karşılık vermese de Ayaz eşyalarını dağıtır, gidip yatağının örtüsünü bozar, kitaplarının alfabetik sırasını bozardı. Arda da tüm sessizliğine rağmen çok öfkelenir, kıpkırmızı olurdu.

"Yanlış söyledin." dedi Arda, rahatsızca yerinde kıpırdanırken tekrar etti. "Yanlış söyledin." Minel hepimize baktı, onu izlediğimizi görünce gözlerini kaçırıp mırıldandı. Elbisesinin eteğini yine avcunda toplamıştı. "Özüy diyeyim."

Ceyda denen kadın nasıl bir anneydi ki Minel en ufak cümlede, yüksek seste kendisini geri çekiyordu? El kadar çocuğa ne yapmıştı?

"Sorun değil." dedim diz çöküp açık yeşil gözlerine gözlerimi dikerken. "Arda abi sana kızmadı. O sana kızmaz."

Cidden kızmazdı. Arda çok hassas ve duygusal bir çocuktu, şu an bile Minel'in özür dilemesine neden olduğu için kendisini çok kötü hissettiğine emindim. Kuzey de bundan emin olmalı ki kolunu kuzeninin omzuna atmıştı destek olurcasına.

"Geyçekten mi?"

Güldüm. "Gerçekten." Az kalsın ben de "geyçekten" diyecektim. Aklımı karıştırıyordu bu cüce.

Ayaklandım. "Hadi." dedim elimi uzatırken. "Gel, uyumaya gidelim."

Masanın üzerindeki tavşanını aldı, yere atlayıp elimi tuttu. "Neyde uyicaz?" diye sorduğunda "Aşağıdaki odalardan birinde bebişim." diye cevapladım. Annemin Minel'e orada bir yer hazırlattığından adım kadar emindim.

Merdivenleri yavaş yavaş indik. Minel korkuluklardan destek aldığı ve her adımında yalnızca bir basamak inebildiği için yavaş yavaş demiştim, yine de sıkılmadım. Dediğim gibi, bu boyutlarda ve yaşlarda biriyle muhattap olmayalı on seneyi aşmıştı. Bu yüzden her detay çok tatlı geliyordu.

Alt kata geldiğimizde misafir odalarının ilkine girdim. Annem düşündüğüm gibi burayı hazırlatmıştı. Duvarın önünde de kağıt, markaları üzerlerinde yazan poşetler vardı. Hakan abim karakoldayken birilerini arayıp üç yaş kız kıyafeti almalarını söylemişti, bunlar onlar olmalıydı.

"Üzerini değişelim önce." dediğimde "Giysim yok ki..." dedi üzgün üzgün. Dudaklarını büzerken başparmaklarını bitiştirdiği ayaklarına baktı. "Hepsi evde kaydı. Annem izin veymedi."

Annesini hatırlaması güzel yüzüne bir hüzün oturttu. Düşünceli düşünceleri yere bakarken ben ona kıyafet seçtiğim için sessizdim. Zaten diyecek bir şeyim de yoktu, her şey çok belirsizdi. Biz bile ne olduğunu, Minel'in nerede ve kiminle kalacağını bilmiyorduk.

Rahat olacağını düşündüğüm bir pijama takımı bulup çıkardım. Kıyafetleri yıkamadan giydirmeyi hiç istemesem de başka çaremiz yoktu, bugünlük böyle olacaktı. Umarım alerji yapmazdı onu bunlar.

"Sen kendin giyebiliyor musun kıyafetlerini?"

Başını sallarken elimdekileri almak için iki kolunu da öne doğru uzattı, ellerini açıp kapattı. Kıyafetleri kollarına bıraktıktan sonra saçlarını karıştırmadan edemedim.

Belki rahatsız oluyordur diye üzerini değişirken arkamı döndüm. Bir dakikalık bir sessizliğin ardından "Giydim!" diye cıvıldadı. Arkamı döndüm, lila tişörtünü aşağı çekmediği için göbeği açıktı. Dizlerimin üzerine çöküp tişörtünü aşağı çekerek düzeltmeden önce karnını mıncırmayı ihmal etmedim.

"Gel bakalım, yatıralım seni."

Alçak yatağın örtüsünü açtım, yatağa çıktı. İnce örtüyü haziranın sonlarında olduğumuz için sadece beline kadar çektim, yastığını düzelttim. "Rahat mısın?"

Başını salladı, dikkatli gözlerinin yüzüme odaklandığını anlayınca yatağın kenarına oturdum. "Neden öyle bakıyorsun hal-" Durdum, az kalsın "halacığım" diyecektim. Daha birkaç saat olmuştu ama çok alıştırmıştım kendimi bu ufak sarıya.

"Çok güzeysin."

Düşüncelerimden sesiyle sıyrıldım. İçim mutlulukla dolarken "Ya..." dedim. "Öyle mi?" Yastığa dağılan yumuşak saçlarını okşamaya başladığımda "Hıhım." diye cevap verdi soruma.

"Sen de çok güzelsin Minel."

Gözlerini kaçırdı, utanmıştı. Dayanamadım, eğilip yanağına küçük bir öpücük kondurdum. Komodinin üzerindeki abajuru yaktıktan sonra ayağa kalktım.

"Ben hemen yan odanda olacağım." dedim korkmaması için. Odam üst katta olsa da onu yalnız bırakamazdım, bu yüzden bir süreliğine yandaki misafir odasınsa uyuyacaktım. "Odan karanlık da olmayacak. Uyanırsan, korkarsan ya da tuvaletin gelirse yanıma gel, olur mu?"

Başını salladı. Saçlarını son bir kez okşadıktan sonra ışığı kapatıp odadan çıktım ama kapıyı tamamen kapatmadım, gece uyanırsa sesini duymak istiyordum.

Umarım gerçekten yeğenimsindir, Minel. Kendimi birkaç saatte bile sana çok alıştırdım.

End of chapter

6 comments