Gökyüzü çok tatlı gözüküyordu. Sevinç ışıkları her yeri sarmış bu dünyanın ne kadar harika bir yer olduğunu kanıtlamaya çalışıyordu. Çocukların gözleri parlak, bazıları okula gidiyor, bazıları ise parkta koşuyorlardı. Her şey bu kadar basitti aslında. Yaşamanın anlamı.. Bu kadar basitti. Biz bu dünyaya.. mutlu olmak için gelmiştik. Peki ya neden o zaman bu karmaşık dünyada ölmek isteyenler ve mutsuz olan insanlar var? Kaybettikleri içindir belki de.. ama toprağa gömdükleri yakınları değildir onların kaybettikleri.. Çünkü onlar bilir ki ölenler hiçbir zaman kaybetmemişlerdir. Çünkü bir gün yeniden buluşacaklarını bilirler sevdiklerine. Ama bir yandan da kalplerini kaybetmiş insanlar vardır. Sevdiklerinin kalplerini. Geri dönemeyecek yaralar açmışlardır. O milyonlarca oluşan kırık parçalarını birleştirmeye çalışırken bir bakarlar ki, o kadar parçadan bir çoğu kaybolmuştur.. İşte bu yüzden, bir daha eskisi gibi olamazlar veya tekrar bir araya gelecek olsalar bile içlerinde bir yerlerde her zaman bir boşluk kalacaktır..
"Dazai.. sen.. ne diyorsun?" dedi kızıllı.. duymayı beklemediği kelimeler kızılımsı kahverengi gözler tarafından tek tek söylendi;
"Dediğim gibi Chuuya. Ajansımızın gereği artık burada kalamayız. Üyelerimizin güvenliği için bunu yapamayız. Artık bu şehirden gitmek zorundayım."
Bunu dediğinde ne hissettiğini o da bilmiyordu aslında. Ne hissemeliydi ki? Belki de Chuuya'dan özür dilemeliydi. Saçları rüzgar eşliğinde savrulurken ağzından çıkan kelimelerin ne kadar kalp kırıcı olduğunu fark etmemişti. O zaman fark etmeliydi. Şimdi fark etmiş olsa da.. artık bunun için çok geçti.
Hayır.. hayır bunların hiçbirini yapmamalıydı. Tek yapması gereken şey; "savaşmaktı."
Birbirleri için anlamı olan iki gencin sevgisi için savaşması gerekiyordu. Ama Dazai bunu başaramamıştı. Aralarında kalan son sevgileri de böylece yitip bitmişti.
"Beni unutma olur mu?" dedi Dazai kızıllının mısır mavisi gözlerine bakamayarak.
"S..sen-" derken Chuuya, Dazai onun sözünü kesmişti,
"Ne dediğimi duydun." sesi buzdan farksızdı. Az önceki yumuşak sesten eser yoktu. Anlaşılan ciddileşmeye çalışıyordu. Ortalık soğumaya başlamış gözler şaşkınlıktan dolmuş iki kalbi kırık insan kalmıştı ortada. Nedendi peki? Eğer Dazai savaşsaydı ikisini de kurtarabilir miydi? Peki o zaman neden denememişti?
"Yemin ederim seni bir gün öldüreceğim Dazai! Mafyadan ayrıldığında beni terk ettiğin yetmemiş gibi şu an aynı şehirde bile bulunmayacağımızdan bahsediyorsun. Senin ikinci şansın vardı Dazai. İkinci! Mafyadan ayrıldığın gün benim için ölmüştün.." dedi Chuuya.
"Ölmüştüm.. O zaman hala niye duygu gösterisi yapıyorsun Chuuya?" dedi Dazai.
"ÇÜNKÜ SANA İKİNCİ BİR ŞANS VERMİŞTİM!" dedi boğazının bağırmaktan acımasına aldırış etmeyerek. "Çünkü benim için öldüğün o gün, ikimiz için de yeniden bir şans olabileceğini düşünmüştüm. Sonuçta düşman organizasyonlarda idik. Elbet bir gün buluşacaktık. Belki sen değişecektin ve-"
"Bunun olmayacağını en iyi sen bilirsin zannederdim. Bu kafanda kurduklarının sadece bir hayalden farksız olduğunu daha nasıl anlayacaksın Chuuya?" dedi Dazai.
Bu aralarındaki son cümle, son kelimeydi.. Sonra Chuuya'nın bacağı vücudunu tutmaya dayanamayınca kendini yere serbest bıraktı ve aynı anda gelen gözyaşları ona eşlik etti. Vücudunun ona gösterdiği bu marifete bir lanet çekti. 'Bu kadar güçsüz gözükmek zorunda mıyım?' diye düşündü mısır mavisi gözleri olduğu söylense de gözünün aslında özgürlük mavisiyle mısır mavisinin karışımı olan genç.
Vücudu kendini toparlayınca gözlerini açtı kızıllı. Önüne baktı hemen. Arzu ettiği şeyin gerçekleşmesini ummuştu. Ama öyle olmamıştı. "O" kişi çoktan gitmişti..
Yerde ise gözlerinin parlamasına sebebiyet verecek bir şey vardı. Yıldız desenli bir kalem yerde duruyordu..
-Günümüz-
Nefes nefese uyanmıştı kızıllı. Tüm geçmişini gördüğü bir kabus yaşamıştı. Bu onun yaşadığı kabuslardan en kötüsüydü ona göre. Aklına gelenlerle siniri tüm vücudunu ele geçirmişti yine. Tüm hissettiği sinirle birlikte yatağından hızla çıkmış ve ardından hızla masaya doğru ilerlemişti. Hızla tüm çekmeceleri açıp kapatırken kalemliğindeki şeyi eline almış ortadan ikiye kırmaya çalışmıştı. Tam kırılma noktasına gelecekken durdu.. Elindeki kalemi titreyerek masaya koyuverdi. Sonra üzerindeki yıldızlara kaydı gözleri. İzledi uzun uzun.. Ne yaptığını sonradan fark etmişti. Eğer geç kalsaydı bu onun için ayrı bir acı oluştururdu. Kendisine kızdı bir süre. Sonra aklı dün ona gelen mesaja takıldı. Ona "Bakmayacak mısın?" denmişti. Aklına eski sevdiğini getirdi. 'Olamaz' diye düşündü. İmkansızdı. Ama ya bir ihtimal varsa? İşte o zaman, eğer bakmazsa kaybeden o olmaz mıydı?
Ben mi kaybedeceğim? Ben mi? Hayatımda o kadar zaman kaybettim ki artık bu kelimenin ta kendisi olmaktan çok yoruldum. Ben Dazai'yi çoktan kaybettim. Ve geri almak gibi de bir amacım yok. Lütfen.. Lütfen. Yalvarıyorum ki, tekrar Dazai.. tekrar sana bağlanmayayım. Çünkü biliyorum ki tekrar bağlanır isem köpek gibi tekrardan birlikte olmak için tüm bedenimi parçalarım. Yeterince parçalanan bu ruh, daha da parçalanmayı hak ediyor mu?
Kendince yerince haklıydı aslında. Hatta fazlasıyla haklıydı. Geçmiş günleri hatırlamanın bir manası yoktu her nasılsa. Sakince içinde kendine tekrarladığı bu sözlerle birlikte korkuyu içine hapsederek kutuya doğru ilerledi. Sakince yürüdü. Sanki her şey çözülecekmiş gibi..
Tam o sırada telefonuna bir bildirim geldi tekrardan
patronundandı,
-"Chuuya. Senin için kötü mü iyi mi bilemem ama daha önceki mesajım kesinleşti. Gelecekler."
Korktuğu şey gerçekleşmişti. Hiçbir tepki göstermedi. Hiçbir şey hissetmiyormuş gibi davrandı çünkü eğer bunu yapmasa saatler belki de günler boyunca ağlayacak cesareti taşıyordu. Tüm duygularını yuttu ve kutuya ilerlemeyi sürdürdü. Bu sefer daha da yavaştı. Saat öğlen idi. Şaşırtıcı bir şekilde patron bu sıralar üyelere fazla görev vermiyordu. Chuuya bunun nedenini Ajansa bağlıyordu kısaca. Bu şehrin korunabilmesi için Ajans gerekliydi kimin kabullenip kabullenmediği önemsiz. Aslında Mafya lideri Mori, biliyordu elbet bir gün döneceklerini. Ama bir ihtimal dönmeme konusu da olabilirdi. Bu nedenle sesini çıkartmamıştı. Ajans başkanı Fukuzawa, bazı işleri uzaktan hallediyordu. Ama suçlulara gelecek olursalar.. Şehirde suçlu oranı bir hayli artmıştı. Bu da mafyaya daha çok yük olması demekti. Ama Ajansın yokluğuna uyup onlar da kendilerini dizginlemişler idi. Çünkü eğer onların yerine geçecek olsalardı, bu sevdikleri şehrin ortada kalmayacağı çok barizdi.
Chuuya en sonunda kutunun olduğu yere ulaştığında eline kutuyu alıvermişti. Daha sonra açıp açmamakta tereddüt etti. Etmemesi gerektiğini düşünmüştü. Ama bedeni ona uyuyor gibi de gözükmüyordu. İşi kısa tuttu. Kutunun kapağını açtı ve içindeki mektubu yavaşça eline aldı. Sanki yasaklı bir maddeymişcesine gözünü kısarak görmemeye çalıştı önce. Daha sonra ise tüm cesaretini toplayarak, gözünü mektuba kilitledi ve ardından kutuyu bir köşeye bırakıp masasına geçti. Kimden olduğunu anlayamamıştı. Mektubun üzerinde bir şey yazmıyordu. Yavaşça içini açmaya yöneldi.
Gözleri büyürken bir yandan da yaptığı şeye pişman olmuştu..
"Keşke o postacıyı gördüğüm anda yüzüne kapasaydım.."
-*-*-*-*-*-
BÖLÜM SONU