تخطٍ إلى المحتوى

-MEKTUP- (ꜱᴏᴜᴋᴏᴋᴜ)

الفصل 4 · قراءة 5 دقيقة

-MEKTUP- (ꜱᴏᴜᴋᴏᴋᴜ)

الفصل 4

4: 𝗕𝗲𝗸𝗹𝗲𝗻𝗺𝗲𝘆𝗲𝗻 𝗚ö𝗿𝗲𝘃

Gökyüzündeki maviliği,

Benim gözlerimle eşleştirdin bir süre.

Sonra Gün doğumuyla

Gün batımını izlememi söyledin.

Cevabı ancak böyle

Bulabileceğimi öğütledin.

Bu dediğini yapmaya karar vermiştim.

Bunu yaptığım gün,

Hayatımın en güzel günüydü sanırsam..

Kendi gözümü gökyüzünde görmek,

Bana hayat vermişti.

Aradan geçen 1 yıla konuşuyorum.

Aradan geçen 12 aya konuşuyorum.

Bir gün, bir daha birlikte

Gökyüzündeki yıldızları seyredebilecek miyiz?

Bir gün, bir daha..

Yan yana durabilecek miyiz?

-*-*-*-

Bir kez daha pişman olmuştum böylelikle.. Ne gerek vardı ki o kutuyu açmaya? Ne gerek vardı ki içindeki yazan kişinin kim olduğunu bilmeye..

Kahvaltısını bile yapmamıştı o öğlen. Sadece olanların şoku ve yükü ona yetiyordu her nasılsa. Onları sindirmekle meşguldü şuan. Hissettiği bu karmaşık duyguya anlam veremedi. Bir an mektubu yırtıp atmayı düşündü. Ama sonradan düşündüğündeyse bu mektubun, ona gelen ilk mektup olduğunu hatırladı.

Kendisi bile ne yaptığının farkında değildi. Okuyup yırtıp atacaktı ona göre. Önemi yoktu. Sadece okumak için okuyacaktı. Onun ne düşündüğünün, ne söylediğinin bir önemi yoktu. Sadece okuyup atacaktı işte. Sayfanın katlanmış kısımlarını yavaş yavaş açarken düşündükleri bunlardı işte.

Daha sonra en sonuncu parçayı da açtığındaysa karşısında duran yazıyı okumaya başladı..

"Bu yazı sana ne zaman ulaşır.. hiçbir fikrim yok. Hatta şu an nerede olacağım..

Eh onu da bilmiyorum.

Odandaki ışıkları kapa ve gökyüzüne bak.

Bu mektuptaki her bir kelime yıldızdır. Böyle düşün..

Her bir kelime parıldıyor, gökyüzünü aydınlatıyor ve hepimize bir umut oluşturuyor. Koyu lacivert rengi gökyüzü gözündeki harikalığına ulaşamıyor. Sen gökyüzünün değil, gökyüzü senden almış rengini. O güzel ellerinin mektup yazmadan önce günlüğüne taslak hazırlayan her kelimenin hayatını aydınlatmasını istiyorum..

Belki de yeniden görüşürüz ha?"

Mısır mavisi gözleri mektubun sağ köşesindeki yazıyı gördüğünde çoktan dolmaya başlamıştı yine..

"Osamu'dan Kızıllıya.."

Bunca zaman sonra geri dönmenin bir anlamı mı olacaktı sanki? Onun için yitip bitmiş bir ruh daha fazla sana ne verebilirdi ki? Bırak, onu özgür bırak ki ruhu yavaşça aksın gitsin mavi denize doğru. Ait olduğu yere geri dönsün. Hiçliğe.. onu hiçlikten kurtaran sen aynı zamanda cehenneme sürükledin. Bunun telafisi asla olmayacak. Onu için en iyisi ait olduğu hiçliğe geri dönmek olacaktır.

Yaptığı kararın yanlışlığının farkında olan genç, yine de bunu umursamadı. Bu sefer, her zaman yaptığı gibi kalbini dinleyecekti. Onu affetmek gibi bir niyeti yoktu. Asla. O affedilmeyi hak etmeyen birisiydi. Asla affedilemezdi. Çektirdiği acıların karşılığı yoktu işte. Ama en azından mektubuna karşılık verebilirdi? Değil mi?

Alelacele gözlerini kolunun tersiyle sildikten sonra masasına doğru uzandı ve ardından yıldız desenli kalemini çıkarttı. Taslak defterini de çıkarttığına göre yazmaya hazırdı..

"Kırmızımsı kahverengi gözlerin olduğunu söyledin

Ama ben senin gözlerinde

Binden fazla renk görüyorum.

Soleil'i birlikte izlediğimiz gün,

Tüm geceyi birlikte geçirmiştik..

Birbirimize teselli vermiş,

Gecenin aydınlığında birbirimizi sarmıştık

Bunların hepsinin üstünden

1 yıl geçti bile..

Peki şuan neredesin?

Peki, şuan neden yanımda değilsin?

Peki, şuan neden benim yanımda olacağını söylemene rağmen..

Uzaksın..? "

Yazısının güzelliğine bakmadı o an. Sadece yazmaya yönelmişti. Binlerce kez önemsemediğini söylediği adama karşı yaptığı bu muamele çok şaşırtıcıydı. Bunu yapmalı mıydı? Ya yıldızlar ona yalan söylüyorduysalar? Ya kalbini dinlemesi yanlıştıysa? Binlerce kez düştüğü bu hataya neden bir kez daha düşmeyi seçmişti ki? Bir bildiği mi vardı? Bu yaptığı çok yanlıştı. Hem de çok...

Gözümden akan sayısız damlayı bir kez daha görmezden gelecektim bugün. Umursamıyordum. Nedenini aslında ben de bilmiyordum. Bir şans daha vermemin imkansızlığının farkındaydım. İşte bu nedenle sadece mektubuna cevap verecektim. Yaptığı yanlışın farkına varıp, üzülmesine sebep olmasını istiyorum. Birlikte olamayacağız ha? Peki o zaman. Onu tamamen hayatımdan yok etmeden önce bazı şeylerin farkına varmasını sağlamak zorundaydım. En azından böyle hissediyorum...

Kızıllı, midesinin ona isyan etmesine karşılık mutfağa, kendine bir şeyler hazırlamak için ilerledi.

Oldukça korkunç bir öğlen geçirmişti. Daha ne kadar karmaşık olabilir derken genç telefonunun sesiyle düşüncelerinden kurtulup arayan kişinin kim olduğuna odaklandı.

Mori...

Bekletmeden hemen telefonu açtı.

-"Chuuya-kun. Binamıza gelmeni istiyorum. Senin için yeni bir görevim var."

Chuuya bunu duyduğuna biraz da olsa şaşırmıştı çünkü uzun bir süredir görev almıyordu. Bir yandan hazırlanmaya başlamışken bir yandan da cevap vermişti,

-"Anlaşıldı, parton."

Son olarak siyah olan eldiveni de taktıktan sonra dış kapıdan çıktı. Asansörü beklerken 'Bu seferki görev ne olabilir?' diye düşündü.

Sakinliğini koruyarak binadan hızlı adımlarla çıktı. Zaten yakınında olan mafya binasına doğru ilerliyordu. Attığı hızlı adımlardan olacak, dikkatini toparlayamamıştı. Önünden geçen bir adama çarptı gözleri. Kısaca süzdükten sonra koşmaya karar vermişti ki bu verdiği kararla birlikte adamla çarpışması bir olmuştu.

Chuuya sinirlerinin yükselişine kendini hazırlıyordu ki çarpan kişinin kendisi olduğunu hatırlayarak hatasını kabul etti. "Özür dilerim" diyerek kısaca geçiştirip hızla mafya binasına doğru ilerlemeye devam etti. Normal bir şekilde yolunda ilerliyordu. Her şey normaldi nasılsa. Tabi adamın ona arkadan bakan bakışları dışında...

Rüzgarın kendi kızıl saçlarını havalandırmasına izin verdi. Derin bir nefes aldı ve tüm rüzgarı hissetti. Kapıdaki güvenliklere dahi bakmadan içeriye son derece hızlı bir şekilde girdi. Asansör ile patronun katına çıktı. İçinde hissettiği gerginliği meraka çevirmeye çalışarak partonun kapısının güvenlikler tarafından açılmasına izin verdi. Mori tam da olması gerektiği yerde, koltuğunda Chuuya'yı bekliyordu.

Odasına doğru adım attığında şaşırtıcı bir şekilde Elise ile uğraşan bir Mori görmemişti. Ayrıca adımı basar basmaz tüm pencereler demir ile örtülmeye başlanmış, ortamı karanlığa gömmüştü. Chuuya saygısını bozmayarak patronunun önünde eğilirken aynı zamanda da gerginliği artarak 'Bu kadar önemli ne olmuş olabilir. Ciddi bir konu olduğu kesin..' diye geçirmişti içinden.

"Chuuya-kun. Direk konuya gireceğim." dedi Mori yüzündeki sahte ve itici gülümsemesiyle.

"Bildiğimiz üzere Silahlı Dedektif Ajansı'nın Yokohama'dan ayrılmasının üzerinden baya bir zaman geçti. Biz de üzerinde bir sebep aramamıştık.." diyerek devam etti.

Böyle söyleyince Chuuya durakladı, Bir sebep mi aramalıydılar?

"Aramalıymışız.." diyerek nefes aldı.

Chuuya bir an bir duygunun vücudunu ele geçirmesine tanıklık etmişti.

Endişe..

Başlarına- Dazai'nin başına ne gibi bir şey gelmişti ki?

Ortam buz kesildiğinde Chuuya konuşması gerektiğini fark ederek, "Patron..! Bunun altında ne gibi bir sebep olmuş olabilir ki?"

"Onların buradan gitmesi, bir görev içindi." dedi düz bir sesle Mori. Artık zoraki gülümsemesini sergilemiyordu.

Chuuya artık olanları tahmin edebiliyordu, her şey çok basitti aslında. Ajans şehirden ayrılmışlardı görev için, ve muhtemelen şehirden ayrılmalarını gerektirecek bir görev, önemli olmalıydı. Dazai ise geri dönmeme olasılığının olduğunun farkındaydı.

"Peki patron beni neden buraya çağırdınız?" dedi Chuuya anlamazlıktan gelerek.

"Bunu araştır. Neler olduğunu öğrenmeye çalış." dedi Mori tekrardan gülümsemeye başlarken. Ardından tüm pencereler tekrardan açılmış, ortam yine aydınlık olmuştu.

"Anlaşıldı patron." diyerek odayı terk etti Chuuya. Mori onun eline bir dosya vermişti. Evde incelemenin en iyisi olacağını düşünerek yola koyuldu...

-*-*-*-

Bölüm Sonu

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.