تخطٍ إلى المحتوى

KAÇAK

الفصل 3 · قراءة 5 دقيقة

KAÇAK

الفصل 3

Çaylak

Tabağımdaki yemeği didikleyip duruyordum. İştahım kaçmıştı çünkü aklım onda kalmıştı. Neden onda kalmıştı? Eli kanıyordu, acaba şimdi iyi midir?

Yemek boyunca birçok konu konuşulmuş ama ben hiçbirine dahil olmamıştım. Ceyda bir şeyler anlatmıştı ama söylediklerine odaklanamamıştım. Kerem karşımdaydı ve onu izlemeyi bile unutup daha bugün tanıştığım bir yabancıyı düşünmüştüm. Bu çok saçma değil miydi?

Değildi, sonuçta eli kanıyordu. Onu merak etmem fazlasıyla normaldi, insanlık ölmemişti sonuçta değil mi?

Herkes doyduktan sonra sofrayı birlikte toplamıştık. Hava hafif rüzgarlı ve çok güzeldi. Bu yüzden bahçede oturmaya devam ettik. Bir yandan da Ayşe teyzenin demlediği çayı yudumluyorduk. Yanımda oturan Ceyda Ayşe teyzeye dönüp gözlerini kısarak bakmaya başladığında bir şey isteyeceğini anlamıştım.

"Anne ya ben çok sıkıldım biz Birce'yle biraz çıkıp dolaşsak olur mu?" Ayşe teyze ikimize de baktıktan sonra anneme dönüp sorarcasına baktı. Annem başını sallayarak onayladığında Ayşe teyze "Gidin bakalım,"dedi.

Ceyda sevinçle bana döndü. "Hadi kalk!" Ama benim hiç gidesim yoktu, keşke önce bana danışsaydı. Tam itiraz edecekken kolumdan tutup beni çekiştirdi. "Valla itiraz kabul etmiyorum, sıkıntıdan patlayacağım birazdan."

"Sen de ne çabuk sıkılıyorsun,"diye söylendim. Daha birkaç saat önce markete gitmiştik. Biraz da evimizde otursaydık.

Ona ayak uydurduğumda evden çıkıp yürümeye başladık. "Nereye gidiyoruz?"diye sordum Ceyda'ya. Umarım bir planı vardır çünkü şu an boş boş yürüyorduk.

"Bilmiyorum Birce, ayaklarımızın bizi götürdüğü yere gideceğiz." Sesindeki rahatlığa göz devirdim. Neyseki dolaştığımız yerlere yabancı değildik. Hep bildiğimiz sokaklardı.

Bir süre sohbet ede ede yürümüştük. Artık yorulduğumu hissettiğimde yan tarafta kalan bankı göstererek "Oturalım mı şurada biraz?"dedim. Ceyda onayladığında banka doğru ilerleyip oturduk. Birkaç saniye sonra Ceyda ofkayıp ayağa kalktı. "Ben çok susadım ya şu büfeden su alacağım, sen gelecek misin?"

Başımı iki yana sallayarak reddettim. "Yok sen git al gel. Ben burada bekliyorum." Fazlasıyla yorulmuştum. O gelene kadar dinlenmek istiyordum.

Ceyda gittiğinde etrafıma bakındım. Oturduğum bankın arka tarafında spor sahaları vardı. Eskiden sadece voleybol sahası vardı ama sanırım bu sene basketbol sahası da yapılmıştı. Gözlerimi kısarak dikkat kesildiğimde basketbol sahasının içinde birisinin oturduğunu fark ettim. Sırtını sahanın tellerine yaslamıştı. Şu anda aklımda tek bir kişi canlanıyordu, acaba orada oturan kişi karşı komşum olan yabancı olabilir miydi? Olmayabilirdi tabi ama sanki oymuş gibi hissediyordum.

Oturan kişi ayağa kalkıp basket atmaya başladığında iyice şaşırmıştım. Her attığı potaya giriyordu. Cidden basketbol konusunda çok iyiydi. Bir süre kendi kendine oynadıktan sonra bu tarafa doğru döndüğünde durdu. Bana doğru bakıyordu, onu izlediğimi fark etmiş miydi?

Bence o tahmin ettiğim kişiydi. Umarım öyledir çünkü adımlarım benden izin almadan ona doğru ilerlemeye başlamışlardı bile.

Ona doğru yaklaşıyordum ama o kımıldamıyordu bile. Sahanın girişine geldiğimde yüzü iyice netleşmişti. Tahminimde haklıydım. Bu oydu.

Sahanın kapısından içeriye girdiğimde sonunda hareketsizce durmayı bıraktı. Bana dönüp topu birkaç kez sektirdi. Bakışları elindeki topdayken "Senin burada ne işin var..."dedi. Gözlerini bana çevirip "...sakar,"diyerek cümlesini tamamladı.

Birkaç adım ona doğru ilerleyip yaklaştım. Yine de mesafeyi korumuştum. "Adımı bildiğini sanıyordum."

"Biliyorum, sakar." dediğinde derin bir nefes aldım. Bilerek yapıyordu.

Bakışlarım eline kaydığında kırmızılığı görebiliyordum. "Eline ne oldu, iyi misin?" diye sorarken buldum kendimi. Zaten dakikalardır merak ettiğim de bu sorunun cevabı değil miydi?

Yumruğunu sıkarak elini gizlemeye çalıştı. "Yok bir şey,"deyip beni arkada bırakarak sahanın ortasına ilerledi. Bu da bir şeydi, en azından cevap vermişti değil mi? Bence gayet iyi ilerliyorduk.

Öylesine savurduğu top potaya girerken şaşkınlığımı belli etmemeye çalıştım. Ne desem diye düşünürken o benden önce konuştu. "Buradan gitmelisin," dedi. "Saat fazlasıyla geç."

Umursamadım. Gitmek istemiyordum, gitmeyecektim. "Gitmiyorum,"dedim kararlılıkla. Gözleri benim üzerimdeyken iki kez sektirdiği topu fırlattı. Ve yine basket olmuştu. Yeteneği şaka mıydı? Bakmadan basket atmıştı!

Sanırım hayranlığımı fazla belli etmesem iyi olurdu...

Top potadan çıkıp önüme doğru yuvarlandığında elime alıp birkaç saniye baktım. Bence ben de yapabilirdim, topu sektirerek onun yanına ilerledim. Tam karşısında durup potaya döndüm ve dikkatle topu attım.

Pekâlâ, sanırım rezil olmuştum...

Top potaya yaklaşmamıştı bile...

"Güzel denemeydi çaylak," deyip beni hayal kırıklığına uğratan topu tuttu. Topu kolunun altına sıkıştırıp bana baktı. "Şimdi git buradan."

"Gitmeyeceğim dedim!" Ben neden bu kadar çabuk sinirleniyordum?

"Ayrıca ben çaylak değilim! Çok iyi voleybol oynarım!" Elimi belime yerleştirip ona söylenirken yüzünde mimik kıpırdamıyordu. Bazen bakışları hâl değiştiriyordu, o kadar.

"Voleybolda usta olabilirsin ama basketbolda çaylaksın," deyip yarım adım atarak yaklaştı. Üstten üstten bana bakarken bir kez daha aklıma aynı soru düşmüştü. Bu adamın boyu kaçtı?!

Bu boyla tabi ki çok iyi basketbol oynardı!

Yalnız adam görmeden basket atıyor.

İç sesimi zorlukla susturup söyleyecek bir şeyler aradım. Bulamadım. Bulamayınca kolunun altındaki topa uzanıp sertçe çektim. Bakışları şaşkın bir hâl alırken potaya dönüp çok az yaklaştım. Yapabilirdim, yapmalıydım... Alay konusu olmuştum!

Derin bir nefes alıp topu attığımda heyecanla bekledim ama yine olmamıştı. En azından bu defa top potaya çarpmıştı. Neden kendimi ikinci kez rezil etmiştim ki?!

Arkamdan yaklaşan adım sesleriyle onun geldiğini anlamıştım. Birkaç saniye sonra yanıma ulaştığında kulağıma doğru yaklaşıp fısıldadı. "Fazla zorlama, çaylak."

Sinirle arkama döndüğümde onunla burun buruna geleceğimi hesaba katmamıştım. Aniden gelişen bu yakınlıkla kalakaldım. O da benim gibi şaşırmış olsa gerek ki geri çekilmeyip gözlerime baktı. Bakışlarındaki derinlik artarken kendime gelip geri çekildim. Gözlerim sahanın arkasına kaydığında buraya doğru yaklaşan Ceyda'yı gördüm. Sanırım artık gitmem gerekiyordu.

Başka bir çözüm bulamayınca elimi saçlarıma götürüp saçımı bağladığım tokayı çıkardım. Belki bu da yeterince hijyenik değildi ama sürekli yerle temas eden basketbol topundan daha temiz olduğundan emindim. Böyle yaparsa elindeki yara mikrop kapacaktı.

Hiçbir şey söylemeden yaralı eline uzanıp kendime doğru çektiğimde bir an elini çekmeye çalıştı. "Ne yapıyorsun çaylak?"dediğinde bu defa ben ona cevap vermedim. Bileğimdeki tokayı canını acıtmamaya dikkat ederek elindeki yaranın üstüne geçirdim.

Gitmeden önce ona son kez baktım. Avuçlarımdaki elini bırakıp çok az yaklaştım. Kararlı bir sesle tek bir cümle kurdum. "Ben çaylak değilim!"

نهاية الفصل

5 تعليق