Teşekkür etmekten vazgeçip yumurta kutusunu onun elinden çektim. Daha önce ettiğim teşekkür umurunda olmamıştı muhtemelen bu da olmayacaktı. O yüzden hiç gerek yoktu.
"Benim adım sakar değil yalnız!" diye soludum hafif bir sinirle. Ardından aramızdaki mesafeyi açıp yumurtayı alışveriş arabama bıraktım.
"Ne?" dediğini duyduğumda boş bulunup arkama döndüm. "Ne, ne?" dedim anlamayarak. Aklım beni umursamayışıyla dolu olduğu için algım kapanmıştı.
"Adın ne?" Hiçbir duygunun olmadığı ses tonu oldukça farklıydı. Gözlerindeki boş bakışlarda çok küçük merak kırıntıları vardı.
Havalı havalı bakıp "Seni ilgilendirdiğini hiç sanmıyorum," dedim. Fakat tam arkamı dönüp uzaklaşmak üzereyken kulaklarıma Ceyda'nın sesi ulaştı.
"Birce neredesin sen? Bitmedi mi alışverişin hâlâ?" Ceyda yanıma geldiğinde ben karşımdaki adama bakıyordum. Suratındaki boş ifade dudağının kenarının çok hafif kıvrılmasıyla dağıldı. Sinirlendim, Ceyda neden bana adımla sesleniyordu ki?!
Başka nasıl seslenecekti Birce, saçmalama.
Ona bakmayı kesip sinirle arkama döndüm. "Bitti Ceyda bitti! Gidelim hadi."
Alışveriş arabamı alıp Ceyda'ya doğru ilerlerken sadece bir an önce eve gitmek istiyordum. Bir yandan da sakin olmak için kendimi ikna etmeye çalışıyordum, daha bugün tanıştığım bir yabancıyı neden umursayacaktım ki?!
Marketten çıkıp eve doğru yürümeye başladığımızda sakin olma çabalarımın boşuna olduğunu anlamıştım. Biri biterken diğeri başlıyordu çünkü. O yabancıya olan sinirimi tam unutmuşken şimdi de Kerem'e sinir olmuştum. Bütün poşetleri bir eliyle tutmuş diğer eliyle de sırıtarak mesaj yazıyordu! Kime yazıyordu bu mesajları?! Resmen yüzünü kaldırıp yola bile bakmıyordu!
"Abi ya sen hayırdır?"dedi Ceyda. Tam da duygularıma tercüman olmuştu.
"Ne hayırdır Ceyda?" Bunu söylerken bile mesaj yazıyordu!
"Telefonunu elinden düşürmez oldun bu aralar. Tamam önceden de böyleydin ama şimdi yüzümüze bile bakmıyorsun." Ceyda çok haklıydı. O hep telefonuyla çok uğraşırdı ama şimdi farklıydı. Ve bu durum benim aklıma tek bir seçeneği getiriyordu.
Hayatında biri mi vardı?
Kerem gülümseyerek "Yakında öğrenirsin Ceyda,"dediğinde fikrimin doğru olma olasılığını arttırdı. Ceyda'nın bakışları bana kaydığında zorlukla gülümsemeye çalıştım ama o bunun gerçek bir gülümseyiş olmadığını bilecek kadar beni iyi tanıyordu.
Düşüncelerimi bastırmaya çalışarak yürürken kulaklarıma ulaşan kedi miyavlamasıyla adımlarımı durdurdum. Arkama dönüp baktığımda birisi yavru kediye mama veriyordu. Bu görüntüye gülümserken mama veren kişi başını kaldırdığında göz göze geldik. Bu oydu! Marketteki yabancı! Her yerde karşılaşmak zorunda mıydık?!
Kendime hakim olamadım. "Sen beni mi takip ediyorsun?"
Ayağa kalkıp yere bıraktığı birkaç poşeti eline aldı. Karşıma gelip duraksadığında bir şeyler söylesin diye bekledim ama o sustu. Sadece sustu. Birkaç saniye gözlerime baktı ardından yanımdan geçerek gitti. Neden böyle tuhaf davranıyordu?
"Marketteki çocuk değil mi bu, niye cevap vermedi?"diyen Ceyda'ya döndüm. Bir bilseydim niye cevap vermedi ben de rahatlayacaktım. Ama şu an ona dair bildiğim tek şey çok tuhaf biri olduğuydu.
"Boş ver Ceyda,"dedim. "Yürü gidelim."
İlerlemeye başlayıp birkaç adım ileride bizi bekleyen Kerem'in yanına ulaştık. Yanımızdaydı ama neler olduğundan bir haberdi! Ceyda abisinin koluna dokunup "Hadi abi gidelim,"dedi. Ve Kerem sadece ona ayak uydurarak yürümeye başladı. İnsan bir sorardı ne oldu diye, şu telefonun içinde neler döndüğünü her geçen dakika daha çok merak ediyordum.
Yolun geri kalanı sessizlik içinde geçmişti. Benim ise tek düşündüğüm neden hâlâ bu yabancıyla aynı güzergahta ilerliyor oluşumuzdu. O önden ilerliyorken biz de arkasından gidiyorduk. Şimdi dönüp de bana sen beni mi takip ediyorsun dese yeriydi yani!
En sonunda evimizin olduğu caddeye geldiğimizde nereye gittiğini iyice merak etmeye başlamıştım. Gözlerim sadece onun üzerindeydi. Tam bizim evin önündeki evin önünde durduğunda istemsizce "Yok artık,"dedim. Evin kapısını açıp içeriye girerken şaşkınlığım hâlâ geçmemişti.
Ne yani o yabancı bizim karşı komşumuz muydu?
Sanırım öyleydi.
Eve girip kapıyı kapatmadan önce bizim olduğumuz tarafa baktığında bakışlarımız yeniden kesişti. Dudağının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı. Neredeyse fark edilmeyecek kadar küçük bir gülümseyişti bu ama ben fark etmiştim. Ardından gözlerimi kaçırdım.
"Görüşürüz Birce,"diyen Ceyda'ya baktım. Onlar yan eve geçerken ben de "Görüşürüz,"diyerek kendi evime girdim. Kerem'e ise hiçbir şey söylememiştim. Zaten ben pek de umurunda değildim. Bu çok can sıkıcıydı ama sanırım zamanla alışmıştım.
Eve girdiğimde aldığım eşyaları mutfağa annemin yanına bıraktım. Sonra odama çıkıp kısa bir duş aldım. Fazlasıyla yorulmuştum ve dinlenmek istiyordum. Duştan çıkıp saçlarımı kuruttuktan sonra tepeden sıkı bir at kuyruğu yaptım. Bu sıcakta saçlarımı açık bırakmam pek mümkün değildi.
Annemin seslenmesiyle odamdan çıkıp yeniden mutfağa girdiğimde beklediğimin aksine yoğun bir çalışmayla karşılaştım. Annem oradan oraya koşuşturup duruyordu. "Kızım gel bana yardım et. Yemeği bahçede Engin amcanlarla birlikte yiyeceğiz. Yetiştiremedim ben yemekleri gel hadi."
Annemin yanına doğru ilerlerken Keremlerle birlikte yemek yiyeceğimiz için istemsizce hızlanan kalbime içimden sakin olması için komut veriyordum. Onu görmeden bile bu kadar heyecanlandığıma inanamıyordum. Keşke o da benim için bu duyguları hissetseydi. Bunun hayali bile mükemmeldi.
Anneme yardım edip kısa sürede yemekleri hazırladıktan sonra bahçeye geçip sofrayı kurmaya başladık. Ceyda da bize yardıma gelmişti. İki masayı birleştirip geniş bir alan oluşturmuştuk. Bütün yemekleri sofraya yerleştirdikten sonra herkesi davet ettik. Masadaki sandalyeler birer birer dolarken Kerem'in karşısında yerimi aldım. En azından yemek yerken rahatlıkla onu izleyebilirdim. Onu izlerken beni fark etmeyeceğini bildiğim için rahattım. Çünkü o başını kaldırıp da bana bakmazdı...
Herkes yemeğiyle ilgilenirken sofrada yankılanan kaşık çatal sesleri karşı evden yükselen büyük bir gürültüyle bölündü. Hepimizin bakışları kısa bir an merakla o yöne dönerken başka bir ses gelmemişti. Birkaç saniye sonra evin kapısı açıldığında o dışarı çıktı. Bütün gün karşılaştığım yabancı adam...
Öfkenin kapladığı hareleri masada oturan herkesi es geçip benim gözlerimi bulduğunda şaşkınlıkla ona bakakalmıştım. Çok kısa bir süre tuttu gözlerini üzerimde ardından önüne bakıp sert adımlarıyla yürümeye devam etti. Onu daha önce gördüğümde hiçbir duygu barındırmayan gözleri şimdi öfkeyle dolup taşmıştı.
Onu izlerken gözüme takılan son detay öfkeli bakışlara sahip olan bu yabancı adamın elinden damlayan kırmızı sıvı oldu. Ve sanırım bunu sadece ben fark etmiştim çünkü herkes önüne dönmüştü. Ben ise bakışlarımı ondan çekemiyordum. Eli kanıyordu...
