Skip to content

EHVENİŞER

Chapter 8 · 7 min read

EHVENİŞER

Chapter 8

SERGÜZEŞT

8. BÖLÜM: SERGÜZEŞT

⛓️⛓️

Atın eğerinden çıkan tok sesler, çiftlik boyu yayılıyordu. Genç kız sımsıkı tuttuğu yellerin arasından daha da hızlanan atın üzerinde yemyeşil bayırların üzeri sıra ilerliyordu.

Kendi çiftliklerinden oldukça uzakta olduğunun farkında bile değildi. Babası bu gün hastaneden çıkacaktı. Ögrenir öğrenmez heyecandan ne yapacağını bilememişti ve atıyla bu ucu bucağı olmayan kırlara atılmıştı. Atın bir süre daha dörtnala ilerlemesine izin verdi.

O sıra da bir başka adamın güzergahında olduğundan habersizdi. Atın kişneyerek havalandığı bir sıra da siyah saçlarının yüzünü kapladığı anda dengesini kaybedip düşüyordu ki son anda yelelere sarıldı. Atın ayakları yeri bulduğunda soluk soluğa başını yerden kaldırdı ama karşısında birini beklemiyordu.

-Sen!" Hava da yayılan güçlü sesin odağında olduğunu anladığında atın terkisinden aşağı atladı.

-Ben ... yolumu şaşırmışım." dedi ve aynı zamanda çevresine bakarak. Burası hiçte öyle tanıdığı yerler değildi. Kendi sınırlarını aştığını fark etmişti ama neresi olduğunu bilmiyordu.

-Kimlerdensin?"

Genç adamın ayaklarından itibaren gezinerek yukarı çıkan bakışlarını durdurmak istese de o kadar uzun boyluydu ki neredeyse göğe erecekti başı. İri pazulu kollarını göğsünde birleştirerek kendine bakan adama gözlerini kırpıştırarak:

-Deli Hamza dedem olur." Dedi ama kelimeler fısıltı halinde çıkmıştı. Çünkü şuan attan aşağı inerek hata yaptığını düşünmüştü. Zira adam yabancı biriydi.

Adamın bakışlarının sinirle titreştiğini hissetti ve hemen ardından üzerine doğru gelen adamın adımlarıyla korktu. Ne yapacağını bilmiyordu kaçsa mıydı? Çünkü tanımadığı bir adamla ormanın ortasında duruyordu. Adam omzuna çarparak geçince olduğu yerde sendeledi ve tam düşmek üzereyken atının eğerine tutundu. O kadar güçlüydü ki! Tutunmasa düşerdi bile. Ama beyni sarhoş olmuştu, o nasıl bir kokuydu öyle?

Burnuna dolan kokuyla boğulduğunu hissetti.

Çok yoğundu.

Tutunduğu yerden doğrulduğunda bir an da gözleri yeşile bürünmüş gibi hissetti.

-Atını da al git!

Adam haklıydı, lafa gerek yoktu işte. Ne ara kendinden bu kadar geçmişti bilmiyordu.

-Ppeki siz ... siz k-kimsiniz?

Dilinin kendinden habersiz dökülen kelimelerle ezdiğinde yine de geri adım atmadı. Adama doğru dönmüş ondan gelecek bir cevap bekliyordu ama yoktu. Bakışlarına denk düşen adam kuru bir sesle:

- Yolsuz birine kendinden bahsedemeyecek kadar önemli biriyim. Şimdi daha fazla oyalanmadan git!"

Bakışları seyiren Ezra kendine yolsuz denmesine sinirlenmişti ama sabahtan beri kurduğu düzgün bir cümle dahi olmamıştı haklıydı elbette.

Ve neden durmadan adama haklı olması için sebepler veriyordu ki!

Bir hışımla atına atladı ve eğeri sıkı sıkı tutarken genç adamın duyacağını umursamadan:

-Sanki Ahmed Kirmanşah'ın oğlusunda korkudan tir tir titriyeyim önünde!"

Dedi ve atla ileriye atıldı. Ama yanlış biliyordu, yanılmıştı bir konu da,

Acımasızlığıyla nâm salmış yılların gâmsız adamı Ahmed Kirmanşah'ın oğluydu.

Ve babasının deli ruhuna taş çıkartırdı. Yeşil gözlü devdi o. Gözlerindeki her yw

Eşil sarmaşıkta bir ölünün ceseti asılıydı. Uzun boyuyla bir celladı, güçlü pazularıyla bir boksörü andırıyor olabilirdi ama hemen omuzlarının üzerindeki zihinde, şeytana papucunu ters giydirecek milyon tane planla şimdilik sessizliğini koruyordu. Zaman ona da sahnede başrol hakkı verecekti şayet doğru vakte denk gelirse.

Ezra ise kısa bir zamanda eve gelmiş ve doğruca ahıra gidip atını bağlamıştı.

Titrek titrek aldığı nefeslerini bırakarak atı bağladığı avludan çıktı. Elinde tuttuğu yem kutusunu gelişi güzel fırlattı. Ne yapacağını ya da ne yaptığını bilmez bir şekilde eve girdi. Peşi sıra gelen Revenk'ten habersiz bir şekilde. Revenk ise Ezra'nın yürüşünden aksi bir durum olduğunu anladığı için kıza sormak istedi ama daha sonra vaz geçip kızın peşi sıra eve girdi. Genç kız ise uyuşuk adımlarını bırakmış hızlı bir şekilde Revenk'in önüsıra eve girmiş ve doğruca odasına girerek kapıyı hışımla çekmişti:

-Kimdi ki o?

Sesi fısıltı şeklinde çıkarken umursuz bir bakış attı odaya, ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Birazdan babası hastaneden taburcu olarak gelecek ve ev anında bir düğün salonuna dönecekti. Ve atıyla beraber heyecanını dindirmek için hiç beklemediği bir şekilde kendi sınırlarını aşmış, farklı topraklara girmişti. Girdiği yeri yeni hatırlamıştı. Muzaffer Gündoğdu'nun cevizliğiydi girdiği yer ama o adamın hiç oğlu yoktu. Sekiz kızı vardı ve hiç öyle genç yaşta birinide tanımıyordu o sülalede.

Kimdi o zaman? Kendisi gibi yanlışlıkla gelmiş gibi bir hali yoktu daha çok, ben buranın sahibi olurum ancak duruşu vardı. En sonunda oflayarak sakinleşti Ezra düşünmemeliydi. Düşündükçe aklı o gür kirpiklerin çevrelediği yeşil gözlere gidiyordu. Bir an ayran gönüllü oluşundan utansa da çabucak gitmişti o utanç duygusu da. Bakışları yatağın üstüne kayınca annesinin hazırladığı kıyafetlere baktı. Uzun saks mavisi bir elbise ve aynı tonlarda bir ayakkabı duruyordu.

Tekrardan her ne kadar durdurmak istese de adamın gözleri ve bakışları, yüzü geldi aklına. Ne yapasaydıda unutsaydı bugünü acaba?

Üzerindeki badiyi çekiştirerek çıkardı ve banyoya ilerlemeye başladı. Badiyi aldığı gibi kirli sepetine fırlattı. Attan inerken adamın attığı bakışlar aklına gelince yüzü yeniden kızardı:

-Lanet olsun! Lanet! Lanet! Bıktım rezil olmaktan."

Ellerini yüzünde dolaştırdıktan sonra dalgalı siyah saçlarını başlığın altına tutarak ıslattı. Daha sonra da sakince atletini ve altındaki südyeni çıkardı. Pantolunu ve iç çamaşırıda yeri boyladıktan sonra sakince küvete sokuldu ve duşa kabinin kapılarını kapattı. Ve içinden zihninin bu günüde kapatması için dua ediyordu.

Birinin onları orada görmesi ise bela almış demekti.

⛓️

Saruhan konağını inleten zılgıt sesleri Urfa'yı yerinde titretiyor, davul sesleri yalçın kayalıkları sallandırıyordu. Etrafa yayılan işkefe ve lokma kokuları baldan çiçeklerle yaraşacak cinstendi. Tüm bu hazırlıklar Azer saruhan içindi. Yaşlı adam hastane köşelerine sıkışmış, kafayı yiyecek hale gelmişti. Tabi bunu gören Zerya Yade'de masayı donatmakla kalmamış Urfa'yı bereketli işkefelere boğmuştu

Evdeki tatlı ve heyecanlı telaş gözle görülmeye değerdi. Şehnaz kocasının yatağını hay haşem ayarlamaya çalışıyor, çocuklar misafirleri ağırlıyor, Zerya Yade ise sert bakışlarını kapıya dikmiş oğlunun gelmesini bekliyordu. Hamza Ağa ise içerde misafir odasında en baş köşeye kurulmuş geçmiş olsun dileklerini alıyordu.

Dışarıdan gelen korna sesiyle herkes ayaklanmış soluğu dışarıda almıştı. Revenk'in altında parıldayan arabadan ilk önce Ali SARUHAN çıktı, peşi sırada ağabeyinin kollarından kurtulmaya ve sık sık:

-Abi bırak kendim yürüyeceğim!" deyip duran Azer indi. Azer'in inmesiyle salondan bir bağırtı koptu. Annesi oğlunu görür görmez göz yaşlarına boğulmuştu. Sakinleştirmeye çalıştırsalarsa da oğlunun başını bağrına yasladıktan sonra ancak kendine gelmişti.

Bir süre sonra kapı önündeki sarılma merasimi sona ermiş ve misafirlerle dolu salona Azer sonunda teşrif edebilmişti. Bakışlar iki kızının arasında duran ve oğlundan destek alan adama döndü. Salonda oluşan sessizlik kıskançlık kokuyordu. İki güzel kız ikiside Urfa'nınnın dillerine düşmüş güzellikten, bir oğlan sert bal rengi gözleri tüm kızların dilinde, iri ve yapılı vücudu ise kapının girişindeydi.

Tüm bunlar ve dille saymaya gelemeyen zenginlik haset tohumlarının ortalığa yayılmasına sebep olmuştu. Ve anında akıllara üşüşen ve dudaklara alaycı bir tebessümün yer almasına sebep olan olay...

Urfa'da da eskiden adı anıldıkça iç çektiren daha on altısında olmasına rağmen yirmilerindeki kızların içini yakıp kavurtan koskoca kadınların bile dikkatini çeken, sert bakışlı Hamran Saruhan.

Tabi şimdi hangi dağda ne yaptığı bilinmediği için vatan haini kabul edilmesi Azer'in itibarını yerle bir ediyordu. Bakışlar bunu anlatan tek şeydi. Kindar gülüşlerin arasına sıkıştırılan geçmiş olsun dilekleri zerre kadar bakışlardan okunmuyordu.

Anlık gerçekleşen onlarca düşünce her ne kadar zihinlerde yerlerini korusada gelen misafirler teker teker geçmiş olsun dualarını ve hediyelerini bıraktılar ve alışılmış sohbet ortamını kurarak zihindeki kasvetli pasların yerini alaşağı ettiler.

Evin içerisi düğün evi gibiydi. Saruhan gelinleri ve kızları birer pervane olmuş dönüyorlar misafirlerini en iyi şekilde ağırlamaya çalışıyorlardı.

Ezra ise sabah yaşadığı olayı unutmuş kendini evin şamatasına kaptırmıştı. Her kapının ardında ayrı bir sürü insan onu bekliyordu.

-Anlamadım ki! Bunlar buraya aç mı geliyorlar!? Ne götürürsem daha odadan çıkmadan tabağı gerisin geri elime tutuşturuyorlar!"

Naziye'nin söylenmeleri kadınları gülüştürmüştü.

Öte yandan çoktandır Urfa'ya ayağını bile basmamış başka biri babasının zoruyla en azından bir geçmiş olsun demeye geldiği evde mavi gözlerini kısmış her an uyumak üzere beklemekteydi. Ama oturduğu sandalye oldukça dar ve uyku için elverişli değildi. Huzursuzca kıpırdandı. Sonra da babasına baktı. Azer denilen herifle konuşuyordu. Anlamadığı adamın hiçte kalp krizi geçirmiş, ölümden dönmüş gibi bir hali yoktu. Sabahtan beri azgın boğalar gibi karısıyla bakışıyordu.

En sonunda dayanamayıp oturduğu yerden kalktı ve telefonuna baktı. Saat akşam ona geliyordu. Niye bu kadar erken uykusunun geldiğini bilmiyordu ama gözleri kapandı kapanacaktı. Geniş konağa bakarken en üst katta tülleri uçuşan pencerenin hemen kenarındaki teras katı görmesiyle şeytanın fısıltılarını duymaya başlamıştı bile.

Kimseye çaktırmadan eve girdi ve üst kata doğru çıkmaya başladı. O sıra 16-17 yaşlarındaki bir kız:

-Lavabo o tarafta değil ama.

-Yaaa" dedi şaşkın bir şekilde

-Alt katta soldan ikinci kapı."

Naziye adama dik dik bakmayı sürdürüyordu. İçinden ise neredeyse ağzının suları akacak gibiydi ama sert mizaçlı bir kız olduğu için bakışları daha çok kin güder gibiydi. En sonunda adam kızın ürkünç bakışlarından kaçarcasına alt kata inmeye başlayınca Naziye de hırsla indi merdivenleri. Sabahtan beri ayak üstü yorulmuştu.. Naziye'nin gittiğini gören genç adam doğruca teras kata çıktı ve efil efil esen rüzgara şükr ederek kendini balkonlardaki koltuklara attı. Tabi umursamamaya çalıştığı şey terasın bir genç kızın odasının girişine bağlı olmasıydı. Yakalanmasa iyi olacaktı. Şayet oldukça yanlış anlaşılabilir bir yerdeydi. Cebindeki telefonu sessize alırken uzandığı koltuğa uzun gelen bacaklarını kendine doğru çekti. Mavi gözleri kapandı kapanacakken yabancısı olduğu evin davetsiz misafiri olduğunu bilmek yüzüne arsız bir gülüş yerleştirmişti. Basit bir hasta ziyaretinin kaderini değiştireceğini bilse gelir miydi hiç bilmiyordu. Şuan bunları düşünmekten daha önemli bir mevzu vardı.

Terasa oflayarak gelen bir kadın sesi duyduğunda karanlığa biraz daha sindi,

Kadın karanlığa biraz daha ilerledi.

Ay biraz daha yaklaştı Saruhan konağına.

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.