Tuğba Yurt-Yas
⛓️
Acı,
Her tende ve kalpte ayrı izi olurdu. İnsandan insana değişirdi tanımı. Kimi safi bir öfkenin ardından duyumsardı; kimi affedilemez bir ihanetin. Sıklıkla sorulurdu. Tendeki mi yoksa kalpteki mi daha zor?
Cevap vermesi de en az tanımlanması kadar zordu.
Yürekte kopan fırtınları görmezden gelemezdi kimse.
Acı sadece tendekidir diyemezdi.
Tende kopan fırtınaları görmezden gelemezdi kimse.
Acı sadece yürektedir diyemezdi.
Hastane koridorlarında bekleyişler hiçte filmlerdeki gibi değildi. Loş aydınlığın kalplerin kötümserliğini hiçbir filmde aydınlattığı görülmemişti elbette ama umutta filmlerdeki gibi gerçekçi değildi.
Mesut Erdem yaktığı sigarayı dolgun dudakları arasından çekerken göğe dikti maviden daha karanlık siyahtan daha açık lacivert gözlerini. Siyah dağınık saçları, yorgun gözaltlarına eşlik ediyordu. Kurulduğu banktan gökyüzünü izliyordu sakin sakin. Dışarıdan o kadar naif bir tabloyu aksettiriyordu ki bu bakış, iki ayrı mavinin seçtiği tarafları gözler önüne sermesi gibiydi. Biri karanlığa biri berraklığa kol kanat germişti.
Her insan bir duyguyu sırtlanır ve o duygu etrafında diğer duygularını büyütürdü.
Mesut Erdem'in sırtlandığı bir duygu varsa bu kesinlikle sadakatti.
Aşka, sevgiye, aileye, zamana, mekana ...
Anılara...
Onu var eden Allah'a.
Kısacası her şeye sadıktı o.
Oturduğu banktan kalktığında güneşin aydınlattığı göktende çekmişti gözlerini. Üzerindeki takım elbisenin ceketini nereye bıraktığını hatırlamıyordu bile. Beyaz gömleğinin açık düğmelerinden gözüken beyaz teninde raks eden ışınları yolcu ettiğinde hastanenin kasvetli holünede girmişti. Annesi ve Ezra oturdukları yerde sakin bir muhabbet konusu açmışlar konuşuyorlardı. Bakışları Rezan'ı bulduğunda yanına gitti. Genç adam başını elleri arasına almış kara kara düşünüyordu öyle ki Erdem'in geldiğimi dahi fark etmemişti.
-İyi misin Rezan?"
-Şu aralar çok sormaya başladın bu soruyu."
Erdem kaşlarını çatarken neye gönderme yaptığını anlamamıştı ama ısrar etmedi:
-Ne zaman gireceksin içeriye?
O sırada Neriman 'ın sesini duydular.
-Ezram... Babana bakalım mı? Ne dersin?"
-Bakalım."
Hastane kolidorunda ilerleyerek Azer'in kaldığı odaya geçtiler. Yoğun bakımdan çıkarılıp normal odaya alınmıştı.
Odaya girdiklerinde, Azer'in gözleri tavanın pürüzsüz yüzeyinde pürüz arar gibiydi. Ezra'nın geldiğini görünce gülümsedi:
-Baba, iyi misin? Bir yerin ağrıyor mu?"
Azer kapının önünde sorutan kızını yanına çağırdı:
-Uzaktan uzağa mı soruyorsun Ezra? Gel de öyle sor."
Ezra usulca babasına yanaştığında Azer sevgiyle baktı kızına:
-Sor bakalım şimdi.
-İyi misin babacığım?"
Gülümseyerek sorduğu soruya babasının cevabı gecikmemişti:
-İyiyim güzel kızım. Gittim geri geldim. Dedemin babama selamı var söylersiniz.
Ezra gülerek baktı babasına:
-Taburcu olunca sen söylersin baba."
Azer sinirle kolundaki hortuma baktı:
-Ah şundan kurtulabilsem! Söyleyeceğim elbet.
Neriman kayın biraderine gülerek baktı.
-Sinirlenme baba, o senin yararına.
- Orası öyle"dedi geçiştirircesine.
Sonra da gözlerini kapıda sorutmakta olan Rezan'a dikti. Genç adamın bal rengi gözleri kızarmıştı:
-Eşek kadar herif oldun hâlâ ağlıyor musun Rezan?
Rezan gülümseyerek gözlerini ovaladı:
-Uyuyordum baba. Ne ağlaması."
-Berfe nerde? "
-Bilmiyorum, sakinleştirici verdiler dün hâlâ uyuyor demek ki."
O sırada içeriye geçen hemşire odadakilere dönerek:
-Bugünlük yeter. Hastayı yormamamız gerekiyor. Dışarıya alalım sizi."
Ezra abisinin koluna girerek dışarı çıkarken Neriman ikisini de durdurdu kapının ilerisinde:
-Babanızı yarın çıkaracaklar. Şimdi eğer isterseniz eve geçin, hep beraber kalan işleri yapalım. Babanız sanmasın ki o gitti her iş yarım kaldı. Hem kızlar, sizlerle de bir lokma dökelim Annem de adak adamış gelince kesecekler. O zamana kadar da bizde diğer işleri hallederiz. Cuma'ya da her iş biter. Ha ne dersiniz?
Yengelerinin fikirini küçük mırıldanmalarla onayladılar. Rezan biraz kem küm etsede sonunda labul etti:
-Bırakayım o zaman ben sizi. Olur mu?!'
Dilini ıssıran Ezra, gözlerini ağabeyinin bal gözlerine dikti:
-Üst katta, ziyaretçi odasında çantam kaldı. Hem onu gidip alayım hemde annemgili ve Berfe'yi de çağırırım?"
Neriman da atılarak:
-Benim hırkamda orada. Giderken benimkini de al."
Ağabeyine kısa bir bakış atarak :
-Gidiyorum o zaman."dedi ve eliyle üst katı işaret ederek yürümeye başladı. Kolidorun sonunda dalgın bir ifadetle karşısına bakan Meut Erdem'i görünce duraksadı:
-Mesut Abi, biz eve gideceğiz amcam burda babamın yanında kalacak. İstersen sende gel hem yıkanır dinlenirsin."
Dedi ama Mesut'tan ses seda çıkmamıştı. Oflayarak doğrulduğunda Ezra hâlâ yanında bir cevap bekliyordu:
-Sen git." Dedi kısık bir sesle. Ezra da sadece başını salladı ve üst kata ilerledi.
Genç adamın dalgın bakışları tekrar beyaz duvara döndüğünde nefesini de sıkkın bir şekilde dışarı vermişti.
⛓️
Zaman bazen bir ip yumağı, bazen bir keder düzlüğüne dönüşürdü. Ve bu iki olay karşımıza iki seçenek olarak çıkardı. Ya o yumak çözülecek ya o yol yürünecekti. İnsanlar özgürlüklerini bu iki sınırın içerisinde yaşardı. İki seçenek iki özgür tercihe eş değerdi.
İkisi de seçildi.
İki kardeş tarafından.
Berfe bir kartal yuvası gibi mesken bildiği terastan aşağıda telaşla sofra hazılarlayan ve bir yandan da yarın için lokma döken kadınları izlerken annesinin yüzündeki huzura baktı. Her umutsuzluğun huzura açılan kapıları olurdu. Ancak huzurun varlığıyla huzursuzluk ne demek öğrenilirdi.
Cama düşen aksinde gözlerini gezdirdi bir süre. Güzel denilecek bir seviyede sureti vardı. Pembe kıvrımlı dudakları, içine yeşil muzip pırıltılar konmuş gözleriyle oldukça güzeldi. Ortalama bir boya sahipti. Alımlı fiziği ve kusursuz bir endamı vardı. Saçlarının arasındaki açık tutamlar bile bir ahnege uyum sağlıyordu. Gözleri çökmüş gözaltlarına geldiğinde kendisi için oldukça zor geçen iki günü düşündü. Babasını o pis zeminde boylu boyunca yatarken gördüğünde gözleri kararmıştı. Bakışlarının donuklaştığı her saniye daha da ölüme yaklaştığını görmek asla unutamayacağı bir andı. Şayet tekrar yaşanmasına katlanamazdı bile.
Gözleri eve yaklaşan lüks araca kaydığında gelenin kim olduğunu tahmin etmek o kadar da zor değildi. Kapıdan geçen arabanın garaja girdiğini gördüğünde bir süre sonra iki gün önceki takım elbisesiyle Mesut Erdem bahçedekilerin yanına doğru ilerledi. Annesi oğluyla konuşurken diğerlerinde genç adamın yanına gelmişti. Azer'in durumunu sorduklarını anlamıştı Berfe. Kısa bir süre sonra genç adam eve doğru yönelmişti. Berfe de odasından çıkarak alt kata indi. Üzerindeki siyah elbisenin omuzlarını düzelttiğinde açık renk saçlarıda sırtında yerini almıştı.
Mesut Erdem portmantoya astığı ceketinden kurtulurken gömleğinin de düğmelerini açarak odasına ilerliyordu ki Berfe'nin merdivenlerden indiğini gördü. Berfe genç adamın açtığı düğmelerden gözüken beyaz teninden gözlerini çekerken gözleri Erdem'in yüzünde gezindi:
-Babam nasıl?"
Mesut lacivert gözlerini Berfe'nin gözlerine dikip:
- Bunu babana da sorabilirsin."
Dedi ve merdivenlerden yukarıya çıkmaya başladı lakin Berfe yana kayarak önünü kesmiş ve kollarını kucağında birleştirmişti.
-Sana babam nasıl dedim."
Mesut Erdem baygın bakışlarını genç kıza dikti ve sessizce bekledi. Berfe ise bu tür cüretkar davranışlarda bulunan biri olmasa da ki çoğu konu da oldukça çekingen bir insandı ama konu babası olduğunda yahut aile fertlerinden biri olduğunda içinde hiç tanımadığı bir Berfe doğuyor ve işgal ediyordu benliğini. O yüzden Mesut Erdem'in yorgun gözlerini görmemiş, halsiz bakışlarını çileden çıkarmak ister gibi yüzüne diktiğini zannetmişti. Boğazını temizlediğinde gözlerini Erdem'den çekti:
-Yorgunsun, dinlen." Dedi ama dengesiz tavırlarından dolayı da kendinden utanmıştı. İlk önce onun nasıl olduğunu sorması daha iyi olurdu zira iki gündür babasının başında Erdem beklemişti. Genç adamın önünden de çekildiğinde eliyle alnını kaşıdı ve kızarmış yüzünü saklayarak adımlarını bir sonraki basamağa indirdi ama bileğinden zarifçe tutan elle yönünü tekrar Mesut Erdem'e çevirmişti. Genç adamın yorgunluktan parıltısı gitmiş gözleri gözlerine denk geldiğinde kulaklarına dolan sesle sessizleşti:
-Baban iyi ... Ve hiç olmadığı kadar şanslı. Her gün gökyüzünü bakmak yerine yanı başındaki güneşe bakabilir."
Berfe şaşkınlıkla ona bakarken Mesut Erdem dolgun dudaklarını aralayarak ekledi:
-Odasının tavanı açılabilir çatı katı tavanı da ... O yüzden dedim." Dedi. Berfe hâlâ ona şaşkınca bakarken kısık bir kahkaha attı ve genç kızın bileğini bırakıp ilerlemeye başladı:
-Espiri mi yapı şimdi?" Diye düşündü Berfe zira ne ilk dediğini ne de ikincisinin birinciyle ne ilişkisi olduğunu anlamamıştı.
Adımları bahçeye çıkarken Mesut Erdem'in ıslık sesini ve arada attığı kahkahaları duymamıştı. Şayet o kahkahaları biri duysa ya deli ya aşık ...
Yahut bela arıyor derdi.
Oysaki Mesut Erdem belasını bulmuş aşık bir deliydi.
Biri onu çok fena delirtmişti