Skip to content

Close

Chapter 1 · 3 min read

Close

Chapter 1

CLOSE BÖLÜM 1

CLOSE

BÖLÜM I

ÇATLAK EV

İnsanların ilk hatıraları genellikle güzeldir.

Bir park.

Bir oyuncak.

Bir doğum günü.

Benim ilk hatıram bir ses.

Bir tokat sesi.

Tuhaf olan şu ki yüzleri hatırlamıyorum. O gün hangi mevsimdi bilmiyorum. Kaç yaşındaydım onu da bilmiyorum. Sadece sesi hatırlıyorum.

Şak.

Sonra annemin ağlaması.

İnsan beyni merhametlidir. Bazı şeyleri unutturur. Ama bazı sesler vardır; insan onları mezara kadar taşır.

Ben de taşıdım.

Benim adım Close.

Şu an kaç yaşında olduğumun önemi yok. Çünkü hikâyem yıllarla değil, yaralarla ölçülüyor.

İlk yarayı ne zaman aldığımı da bilmiyorum.

Belki o tokat sesinde.

Belki daha önce.

Belki insan bazı evlerde doğduğu anda yaralanıyordur.

...

Biz dört kişilik değildik.

Sonra altı kişilik olduk.

Sonra yedi.

Ama hiçbir zaman aile olmadık.

Bir ev düşünün.

Duvarları sararmış.

Tavanında ince çatlaklar var.

Kışın soğuk.

Yazın boğucu.

Mutfaktan sürekli çay kokusu geliyor.

Televizyon çoğu zaman açık ama kimse gerçekten izlemiyor.

İşte benim çocukluğumun geçtiği yer buydu.

İnsanlar bazı evlere girince huzur hisseder.

Ben eve girdiğimde tetikte hissederdim.

Bir asker gibi.

Bir alarm sistemi gibi.

Kapının açılış sesini dinlerdim.

Ayak seslerini dinlerdim.

Anahtarın çevrilme şeklini bile ezberlemiştim.

Babam kapıyı hızlı açıyorsa öfkeliydi.

Yavaş açıyorsa yorgundu.

Hiç ses çıkarmadan açıyorsa daha kötüydü.

Çünkü sessiz öfke, bağıran öfkeden daha tehlikeliydi.

...

Babam kötü bir adam mıydı?

Bu soruyu yıllarca düşündüm.

İnsanlar her şeyi ikiye ayırmayı sever.

İyi insanlar.

Kötü insanlar.

Ama gerçek dünya böyle çalışmıyor.

Bazen insanlar kötülük yapar.

Bazen kendileri de yaralıdır.

Bazen ikisi aynı anda olur.

Babamın içinde ne vardı bilmiyorum.

Tek bildiğim şey, öfkesi evimize sığmıyordu.

Bir gün annem çayı fazla şekerli yaptı.

Bir gün yemek geç hazırlandı.

Bir gün kardeşim ağladı.

Bir gün ben fazla soru sordum.

Sebep her zaman değişiyordu.

Sonuç değişmiyordu.

Bağırışlar.

Kapılar.

Ağlamalar.

Sessizlik.

Ben küçüktüm.

Çocuklar dünyayı mantıklı zanneder.

İyi olursam annem üzülmez diye düşünürdüm.

Sessiz olursam babam kızmaz sanırdım.

Uslu olursam her şey düzelir sanıyordum.

Yanılmışım.

Bir çocuğun yapabileceği hiçbir şey yetişkinlerin fırtınasını durduramaz.

...

Bir gece uyandım.

Neden uyandığımı bilmiyorum.

Belki susamıştım.

Belki tuvaletim gelmişti.

Belki de insan bazı geceler kötü şeyleri görmek için uyanır.

Koridorda ışık vardı.

Sonra sesler.

Annem ağlıyordu.

Babam bağırıyordu.

Kelimeleri hatırlamıyorum.

Ama annemin sesini hatırlıyorum.

İnsan korktuğunda sesi incelir.

Kırılır.

Annemin sesi kırılıyordu.

Kapının kenarından baktım.

Babam annemin kolunu tutmuştu.

Annem ağlıyordu.

İlk kez annemin korktuğunu gördüm.

Çocukken insan annesini güçlü zanneder.

Sonsuz güçlü.

Süper kahraman gibi.

O gece şunu öğrendim:

Anneler de korkar.

Ve o bilgi, bir çocuğun omuzlarına ağır gelir.

Koştum.

Neden koştuğumu bilmiyorum.

Belki annemi kurtarabilirim diye düşündüm.

Belki kendimi bir kahraman sandım.

Belki de sadece çocuktum.

Babamın önüne geçtim.

Hiçbir şey söylemedim.

Sadece durdum.

Babam bana baktı.

Ben de ona baktım.

İlk kez gözlerinin içine baktığımı hatırlıyorum.

Öfke…

Yorgunluk…

Ve anlayamadığım başka bir şey.

Sonra eli kalktı.

Bir ses.

Bir acı.

Bir sıcaklık.

Yere düştüm.

Annem bağırdı.

Ben ağlamadım.

Ağlayamadım.

Yanağım yanıyordu.

Ama canımı acıtan şey tokat değildi.

Babamın bana yabancı biri gibi bakmasıydı.

Bir çocuk için en korkutucu şey canavarlar değildir.

Bir gün babasının gözlerinin içinde kendisine yer olmadığını görmesidir.

...

O gece odama gittim.

Yatağıma uzandım.

Bizim odanın tavanı çatlaklarla doluydu.

Birini uzun uzun izledim.

Sonra bir başkasını.

Çatlaklar birbirine benziyordu.

Bir nehre.

Bir ağaca.

Bir yaraya.

Çocuklar bazen tavana bakarak uyur.

Ben tavana bakarak düşündüm.

İlk kez ölümü düşündüm.

Ölüm tam olarak neydi?

İnsan kayboluyor muydu?

Bir yere mi gidiyordu?

Uyumak gibi miydi?

Ve insan ölürse artık üzülmüyor muydu?

Yedi yaşındaki bir çocuğun bunları düşünmemesi gerekir.

Ama bazı çocuklar oyuncaklarla değil, sorularla büyür.

Ben de öyleydim.

Sorularla büyüdüm.

Ve bazı soruların cevabı yoktur.

Onlar sadece insanın içinde yaşar.

Sessizce.

Bir gölge gibi.

Bir hastalık gibi.

Bir çatlak gibi.

O gece uykuya dalmadan önce tavandaki çatlağa baktım.

Ve hayatımda ilk kez şunu düşündüm:

"Ben olmasam bir şey değişir miydi?"

Cevabı bilmiyordum.

Ama bilmediğim bir şey daha vardı.

İnsan bazen bir soruyu bir kez sorar…

Ve bütün hayatı o sorunun cevabını aramakla geçer.

End of chapter

1 comments