CLOSE
BÖLÜM II
GÖRÜNMEZ ÇOCUK
İnsanlar çocukluğun masum olduğunu söyler.
Bence masum değildir.
Çocuklar bazen yetişkinlerden daha acımasızdır.
Yetişkinler sizi kırarken ne yaptıklarını bilirler. Çocuklar ise bilmezler. Bu yüzden daha kolay kırarlar. Bir karıncayı ezer gibi, bir çiçeği koparır gibi…
Ve çoğu zaman yaptıklarını unuturlar.
Ama ezilen karınca unutmaz.
Ben unutmadım.
...
İlkokulun ilk günüydü.
Annem elimi tutmuştu.
Üzerimde mavi önlük vardı. Ayakkabılarım yeniydi. Biraz büyüktü çünkü annem, "Seneye de giyersin." demişti.
Okulun kapısından içeri girerken etrafa baktım.
Her yerde çocuklar vardı.
Koşuyorlardı.
Gülüyorlardı.
Ağlayanlar da vardı.
Babalarının bacaklarına sarılanlar…
Annelerinin ellerini bırakmak istemeyenler…
Ben hiçbir şey hissetmiyordum.
Sadece bakıyordum.
Çünkü yeni bir yere girdiğimde önce tehlikeleri arardım.
Kim bağırıyor?
Kim kızgın?
Kim güçlü?
Kimden uzak durmalıyım?
Bunu bilinçli yapmazdım.
Bedenim kendi kendine yapardı.
Çünkü evde böyle öğrenmiştim.
...
Sınıfa girdim.
Öğretmen gülümsüyordu.
Ben de gülümsemeye çalıştım.
Yapamadım.
Gülümsemek bana zor geliyordu.
Sanki yüzüm nasıl yapılacağını unutmuştu.
Sınıfın arkasına oturdum.
Yanıma bir çocuk geldi.
Adını hatırlamıyorum.
Yüzünü de.
Ama söylediklerini hatırlıyorum.
"Buraya oturacağım."
Bir dakika sonra başka bir çocuk geldi.
Bir şey fısıldadı.
İkisi bana baktılar.
Sonra çocuk çantasını aldı ve başka sıraya geçti.
İlk gün.
İlk saat.
İlk teneffüs.
İlk yalnızlık.
...
Belki tesadüftü.
Belki değildi.
Ama zaman geçtikçe bunun tesadüf olmadığını anladım.
Ben farklıydım.
Neden farklı olduğumu bilmiyordum.
Çok konuşmuyordum.
Çok gülmüyordum.
Oyunlarda bağırmıyordum.
Çocuklar koştururken ben onları izliyordum.
Bazen insanlar sessiz insanlardan korkar.
Çünkü ne düşündüklerini bilemezler.
Çocuklar da öyleydi.
Benimle ne yapacaklarını bilmiyorlardı.
Bu yüzden beni kendi hâlime bıraktılar.
...
Bir gün teneffüste herkes futbol oynuyordu.
Ben kenarda oturuyordum.
Bir çocuk bana seslendi.
"Sen de gelsene."
İçimde bir şey kıpırdadı.
Mutluluk olabilir.
Belki.
Koşarak gittim.
Oyuna girdim.
Kimse bana pas vermedi.
Dakikalar geçti.
Ben koştum.
Bekledim.
Yine koştum.
Yine bekledim.
Sonra biri bağırdı:
"Sen dur orada."
Durdum.
Top yine bana gelmedi.
O an anladım.
Beni oyuna çağırmamışlardı.
Benimle eğleniyorlardı.
İnsan bazen aşağılandığını hemen anlamaz.
Birkaç saniye geç gelir gerçek.
Sonra yüzüne çarpar.
Yavaşça geri çekildim.
Kimse fark etmedi.
Tekrar duvarın kenarına oturdum.
Bir daha da futbol oynamadım.
...
Öğretmenler beni severdi.
Sessizdim.
Sorun çıkarmıyordum.
Ödevlerimi yapıyordum.
Ama öğretmenler de bir şeyi anlamıyordu.
Sessiz çocuklar her zaman uslu değildir.
Bazıları sadece yorulmuştur.
Ben çok küçük yaşta yorulmuştum.
...
Bir gün öğretmen tahtaya bir soru yazdı.
"Büyüyünce ne olmak istiyorsunuz?"
Çocuklar sırayla kalktı.
Doktor.
Polis.
Pilot.
Öğretmen.
Asker.
Sıra bana geldi.
Ayağa kalktım.
Bütün sınıf bana bakıyordu.
Birden hiçbir şey söylemek istemedim.
Çünkü gerçekten hiçbir şey olmak istemiyordum.
Doktor olmak istemiyordum.
Pilot olmak istemiyordum.
Büyümek bile istemiyordum.
Uzun süre sustum.
Öğretmen gülümsedi.
"Sen ne olmak istiyorsun Close?"
Bilmiyorum neden…
Ama ağzımdan şu cümle çıktı:
"Yok olmak."
Sınıf güldü.
Bazıları kahkaha attı.
Öğretmen gülmedi.
Yüzündeki ifade değişti.
Bana öyle baktı ki…
Sanki ilk kez görülüyormuşum gibi hissettim.
Ama sadece birkaç saniyeliğine.
Sonra zil çaldı.
Herkes dışarı çıktı.
Ben yerimde kaldım.
Çünkü neye güldüklerini anlamamıştım.
Ben şaka yapmamıştım.
Gerçekten yok olmak istiyordum.
...
Eve yürürken bunu düşündüm.
İnsan neden var olur?
Niye doğar?
Neden bazı insanların anneleri gülerken benim annem ağlıyordu?
Neden bazı babalar çocuklarını omzuna alırken benim babam bana yabancı gibi bakıyordu?
Neden bazı çocuklar arkadaşlarıyla oynarken ben duvarları izliyordum?
Sorular…
Sürekli sorular…
Küçücük kafamın içine sığmayan sorular.
Bazen başım ağrıyordu.
Bazen gece uyuyamıyordum.
Bazen tavana bakıyordum.
Saatlerce.
...
Bir gece annem odama geldi.
Saçımı okşadı.
Nadiren yapardı bunu.
Yanıma oturdu.
Bir süre konuşmadık.
Sonra sordu:
"İyi misin?"
İnsan bazen çok istediği bir soruyu duyunca cevap veremez.
Ben de veremedim.
Çünkü ilk kez biri bana bunu soruyordu.
İyi miydim?
Bilmiyordum.
Yedi yaşındaki bir çocuk bunu nasıl bilebilirdi?
Annem tekrar sordu.
"Üzgün müsün?"
Başımı salladım.
"Evet."
"Neden?"
Uzun süre düşündüm.
Sonra:
"Bilmiyorum."
dedim.
Ve ağlamaya başladım.
Sessizce.
Neden ağladığımı bilmiyordum.
Sadece içimde bir şeyin çok uzun zamandır canının yandığını biliyordum.
Annem beni kucağına aldı.
Ben ağladım.
O da ağladı.
O gece ilk kez şunu düşündüm:
Belki annem de benim gibi yalnızdı.
Belki bu evde herkes yalnızdı.
Belki aynı evin içinde birbirini duyamayan insanlar olarak yaşıyorduk.
O gece uykuya dalarken tavana baktım.
Çatlaklar yine oradaydı.
Her zamanki gibi.
Ama bu kez onlardan biri bana farklı göründü.
Sanki bir yüzü andırıyordu.
Bir kızın yüzünü.
Uzun saçlı bir kızın.
Gözlerimi kırptım.
Çatlak yine aynı yerdeydi.
Ama nedense…
Bir anlığına bana baktığını hissettim.