Hayatımız boyunca sürekli bir şeylere ihtiyaç duyuyoruz; en çok da manevi olanlara. Sürekli bir arayıştayız: bir duygu, bir kişi, bir çözüm, huzur, mutluluk, para ve daha sayamayacağım birçok şey… Kendi sıkıntılarımızı tedavi etmek isterken ömrümüz bitiyor. “Şu olsun, olacak”, “Şu da olsun, rahatlarız”, “Şu da gelse tamam olacak”… Zamanımızı ruhsal hastalıklarımıza ya da maddi sorunlarımıza çözüm bulmakla harcıyoruz. Hayatın gerçekten bir kereliğine olan bir lütuf olduğunu unutuyoruz.
Bu söylediklerime en çok da uymayan benim aslında. İçimde sıkıntı eksik olmaz. Her gece yatmadan saatlerce düşünürüm, kurgularım. Bir sorunu çözsem, bir diğeri gelir aklıma. Kendimi bilerek depresyonda tutarım. Hayır hayır, salak değilim. Yirmi yıldır böyleyim ve artık aslında mutlu olmak bana ulaşılmaz gelen bir duygudur. Hayata enerji dolu bir şekilde bağlanmak benim için ulaşılamaz bir hâl aldı.
Peki, şu an mutsuz muyum? Bilmiyorum. Dedim ya, depresyon artık ben oldum. Bu, bana zevk veren bir şey artık. Bundan rahatsız değilim; aksine bu duygu hâlinden çıkarsam daha çok rahatsız olacak gibiyim. Bu mutsuzluğu hayatımın ortasında taşıyorken size başta söylediğim sahte motivasyonlar ciddiye alınmayacaktır, pek tabii.
Peki, düşüncemle uygulamam neden bir olsun ki?
**************
Arkadaşım Mahmut’un hastane randevusu vardı.
Hastaneye doğru giderken bir köpekle kedi yan yana yatıyorlardı ve ikisi de siyahtı. Hâlâ ırkçılığı konuşmamız çok garip geldi bir an. Ve hayvanların medeniyetinde ırkçılık yok galiba, diye düşündüm. Ama bu düşüncem hemen yanlışlığını kanıtladı; çünkü ten rengi siyah olan bir insana atılan bakışları gördüm.
Hastaneden içeri girdik. Çok sosyal ya da dışarı çıkan biri değilimdir ve her hastaneye gidişimde –ki çok az gitmeyi tercih ederim– bu kadar çok farklı insan tipi görmek beni biraz afallatır. Kendi medeniyetimde tek kişilik bir toplum olduğum odamdan çıkıp 21. yüzyılda bu kadar medeniyetsiz kişi görmek canımı sıkar ve umutlarımı yitirirdi.
Şimdi bana deseniz ki:
“Sen kimsin lan, hıyar?”
Kim olduğumu ben de bilmiyorum ama en azından toplum bilinci olan bir insandım, bundan eminim.
Bu medeniyetsizlik tablosunun neden hastanede oluştuğunu az çok anlamışsınızdır. En basiti: “İçeride hasta varken girilmez.” diyorlar ama sadece bana diyorlar galiba.
Gideceğimiz yeri bulduk: Üroloji polikliniğiydi. Sıra alıp Mahmut’la bekledik.
Bir an:
“Emir Bey, buyrun.”
dendi ama randevu arkadaşımın adına olduğu için şaşırmıştık ve “Acaba hasta ben miyim?” diye ufak bir sorgulama krizi geçirdik.
Bir amca ayağa kalktı ve içeri doğru yürümeye başladı. Arkadaşımla birbirimize bakıp amcanın adının Emir olduğuna ikna olduk. Adı Emir olan bir amca.
Doktorumuzun adı “Mutlu Aranan” idi.
Sıramızı bekliyoruz, bekliyoruz ama bir türlü sıra gelmiyor.
“Acaba yanlış kişiyi mi bekliyoruz?” diyerek başka doktorlara bir göz attık.
Doktorların hepsinin adı “Mutlu” idi fakat soyadları farklıydı:
Mutlu Aranan, Mutlu Kaçan, Mutlu Sayılmaz, Mutlu Kayıp ve Mutlu Son.
Sadece bir doktorun adı farklıydı:
Derbeder Açıkalın.
Bizim gibi herkes, “Acaba yanlış doktoru mu bekliyoruz?” diye kendi Mutlu’sunu arıyordu.
Hastanede bir kaos başlamıştı.
Telaşla oradan oraya giden sosyal anksiyetesi olan gençler,
“Yavrum siz bilmezsiniz, doğru bu doğru.” diyen teyzeler, amcalar,
Yerinden kıpırdayamayıp bütün olayları seyreden yaşlılar…
Bu kaosun içinde sakince olanları izleyen ben ve arkadaşım, bir anda teyzelerin, amcaların ve gençlerin
“Sen benim Mutlu’mu çaldın!”
kavgalarına şahit olduk.
Herkes birbirine laf atmaya başladı. Telaşla oluşan kaos daha da büyümüştü ama kimse bir sonuca ulaşamıyordu.
Kimse kendi Mutlu’sunu bulamıyordu.
Olaylar iyice alevlenmişti.
Aynı film sahnelerindeki gerilimin artışı gibi tansiyon yükseldi, yükseldi, yükseldi ve…
Aralarından bir amcanın idrar torbası patladı.
Havada süzülerek bütün hastane duvarlarına, koltuklara, yerlere ve herkesin üstüne yağmur gibi idrar sıçradı.
Ve amca yere düşerek öldü.
Bütün koridor ıslak ve sessiz bir şekilde amcaya baktı.
Mutlu’sunu ararken ve onu bulamadan ölen bir amca.
Herkes bir anlık sorguladı tüm bu olanları ve aslında herkesin gitmesi gereken kişi “Derbeder Açıkalın” idi.
Hastalar tek tek doğru doktorun olduğu yere gitmeye başladılar ve artık kimse Mutlu’yu aramıyordu.
Siz yine de kendi Mutlu’nuzu aramaktan vazgeçmeyin.
Mutluluğu ararken derbeder olan hastalar…