تخطٍ إلى المحتوى

Baskın

الفصل 5 · قراءة 12 دقيقة

Baskın

الفصل 5

Boş Kaset

Güç ve hırs. İkisi arasında ise incecik bir çizgi. Dengede yürümeyi başaramadığı taktirde ikisini de kaybedebilir insan.

"Uyumalıyım Barış buralar sana emanet."deyip çıktım.

Eve gidip dayımın tükenmiş halini görmek işime gelmiyordu. Tüm bunların yanında komiserin evinde gördüğüm kasayı açmak beynimde yapılacaklar listesinde en ön sırada kırmızı ışıklarla bekliyordu. Daha sağlıklı düşünmek için arabayı sahil kenarına çektim koltuğu arkaya yaslayıp gözlerimi kapattım.

Bir şeyleri hissediyorum ama ne olduğu bilmiyorum.Bir şeylerden soğuyorum ama yaşamdan mı insanlardan mı çözemiyorum. Bazen kendime hatırlatıyorum, 'Sen robot değilsin.' duygularımın var olduğu gerçeğini kendime kanıtlamaya çalışıyorum. Duyguları olan diğer insanları da unutmuyorum elbet, özellikle annemi vahşice katleden polis memurunu. Çaresizce eli kolu bağlı olanları izleyen babamı. Unutmuyorum. Ve sonra bir bir uzaklaşıyor hislerim kendi istekleriyle. Uzandığım yerden doğrulup çalan telefonuma uzandım, arayacak olduğum kişinin adını görünce telefonu kulağıma götürdüm,

"Hale hanım kusura bakmayın rahatsız ediyorum ama bir toplantı gerçekleştirmeniz gerekiyor." dedi Salih, sesinden bu toplantıdan hoşlanmayacağımı anlamıştım.

"Kiminle?" diye sorduğumda derin bir nefes aldı.

"Ateş Tekinoğlu." ismini duymak bile kaşlarımın çatılmasına sebep olmuştu.

"Kesinlikle hayır!" dedim öfkeyle, telefonun ucundaki ses değişti,

"Ticaret yapacaksın Hale. Ben senin dayınım yapmak zorundasın. Poyraz tekrar ameliyat olmak zorunda çok fuhuş bir fiyat var ortada, teslimat baltalandı zarardayız. Ateş bey parayı çoktan ödedi gidip toplantını yap ve emanetlerini teslim et. Beni dayın olarak görüyorsan git ve sadece işini yap Hale."

Yüzüme kapanan telefonu yan koltuğa fırlattıktan sonra ellerimi saçlarımın arasından geçirdim. Derin derin soluk alıp verirken sakin kalmaya çalışıyordum. Kemiklerim belirginleşene kadar direksiyonu sıktım. Telefonuma atılan konuma bakmadan ezbere bildiğim yola sürdüm. Sadece bir toplantı Hale anlaşmanı yap ve çık diye geçirdim içimden.

Bu kadar kolay olmayacağını biliyordum. O masada oturacağım adam önce ellerime sonra onu görünce çatılan kaşlarıma daha sonra süzüle süzüle gözlerime bakacaktı. Tüm bunlar olurken ben dişlerimi kırılacak kadar sıkacak anlının ortasına silah dayamamak için kendimi dizginlemeye çalışacaktım. Tanrım dedim mekanın önünde durunca arabadan inip gökyüzüne baktım yalvarırım ellerimi bu adamın kanına bulamama izin verme. Girişte bekleyen adamlar üzerimi ararken eli belimde duran tabancama takılı kaldı.

"Sizi bu silahla içeriye alamam Hale hanım." deyince küçük bir kahkaha attım. "Adımı biliyorsun, silahsız hiçbir toplantıya girmediğimi bilmiyorsun." dedim. İçeriye doğru yürürken adam elini uzatıp geçmemi engelleyince sabırsızca ayağımla ritim tutmaya başladım. "İşim gereği Hale hanım." deyince bana doğru yürüyen Ateşe baktım, ellerimi iki yana açıp,
"Adamların çok yanlış hareket ediyor. Allah korusun birini öldürmek üzereydim." dedim.

Adamına sert bakışlarını gönderdikten sonra belimden tutarak beni içeriye yönlendirdi, elini çekip aramızda iki adımlık mesafe bıraktım. "Tek yanlış yapan adamlarım değil." dedi. Binaya giriş kapısının önündeki kadını görünce durdum, "Nişanlınızın yanında bu tarz yaklaşımlar çok yanlış Ateş bey." deyip kadına başımla selam verip içeriye girdim. Başka bir zamanda olsa nişanlısı umrumda bile olmazdı, yerini bildiğim toplantı odasının önünde durduktan sonra hemen arkamdan omzuma fısıldadı,
"Kıskandın mı?" kapıyı açtıktan sonra önümden içeriye girdi, adım atmasına izin vermeden yakasından tutup vücudunu sertçe kapıya yaslayıp eş zamanlı olarak şah damarına dayadığım silahı bastırdım. "Değil seni kıskanmak yanında olmaktan tiksiniyorum." dediğimde arsızca güldü, "Bazen elinde tuttuğun şu silahın metali kadar soğuksun," elleri usulca belime dolanırken, "içinde ateşlenmeyi bekleyen barut kadar da sıcak." dediğinde silahı çekip bedenlerimizi ayırdım.

Sakince sandalyelerden birine oturduktan sonra yakasını düzeltip karşıma oturmasını izledim. Tahmin ettiğim gibi bakışları önce ellerime, çatılan kaşlarıma ve en son gözlerime baktığında hazırladığı listeyi önüme uzattı. Listeye uzunca göz gezdirdikten sonra en sonda bulunan silah ismini iki kere okuma ihtiyacı hissettim.

Başımı kaldırıp yüzüne baktım, "Hayırdır dünya savaşı mı başlatacaksın?" diye sorduğumda dudaklarını büzdü.

"Lahti L-35, Finlandiya yapımı yarı otomatik tabanca. Silah, Aimo Finlandinya ordusu tarafından Kış Savaşı, Devam savaşı ve II. Dünya Savaşında kullanıldı. Tarihi bir tabanca diyebiliriz yani. 1935-1952 yıllarında 98.700 adet üretildi." dediğimde listeyi tekrar önüne sürdüm. Önünde duran dosyanın kapağını sertçe kapatıp "Yani?" diye sordu. Arkama yaslanıp ellerimi masaya uzattım. "Yani o tabancayı bulamam." dediğimde benim yaptığım gibi arkasına yaslandı. "Senin için bir tabancadan vazgeçebilirim o zaman." Kapının açılmasıyla birlikte elinde iki bardak viskiyle Tuğçe girdi.

Gülümseyen yüzüyle bardakları masaya bırakırken Ateş elini tuttu, "Hayatım Hale hanım şarap dışında içmez." bakışlarım birbirine tutunan ellerinde kalınca sağ yumruğumu sıktım. Sakin ol Hale! Masada duran bardağı tekrar tepsiye koyduktan sonra, "Bilmiyordum, kırmızı mı içersiniz beyaz mı." Ateşin tekrar konuşmasına izin vermeden ayağa kalktım. "Çok teşekkür ederim ben almayayım hava aydınlanmak üzere eve gitsem iyi olacak." dedim.

Tuğçe başını mütevazı bir şekilde eğdikten sonra Ateşin elinden tutarak beni kapıya kadar geçirdiler. Kapıyı kafalarına geçir Hale. Ateş dudaklarını Tuğçenin dudaklarıyla buluşturduktan sonra,"Hayatım sen içeriye geç, sabah rüzgarı üşütmesin. Hale hanıma arabasına kadar eşlik edeyim." dediğinde yanımda duran adama bakmadan düz bakışlarla arabama yürüyordum. Kapıyı açtığım an eliyle kapatıp biraz önce benim yaptığım hareketi yapıyordu. Arbayla arasında kalan vücudum bacaklarının arasına tekme atmak için savaş verse de sakin kalmaya çalıştım. "Düğüne gelecek misin?" diye sordu.

Telefonumun zil sesi çalmaya başlayınca ekrana baktım. Arayan kişiyi görmesi için telefonu kaldırdım. "Evet geleceğim kavalyem ile." dediğimde üzerimde kurduğu hakimiyeti bozup arabaya bindim,kapanmakta olan telefonu açıp kulağıma götürdüm.

"Günaydın." dedim en neşeli sesimle.

"Günaydın, sana biraz mahcup kaldım. Sarhoş olmak pek bana göre değil." dedi komiser uykulu sesiyle başka bir evrende karşılaşmış olsak bu ses tonuna aşık olabilirdim.

"Bana kahvaltı hazırlarsan mahcup olmazsın." dedim. Küçük bir kahkaha attığında bende gülümsedim.

"Sabahın saat altısında kahvaltı etmek isteyen, rakı balık yapan, silahlarla çok ilgili, mafya tanıdıkları olan, ve bir komiser ile arkadaşlık yapan bir kadın. Nasıl bir vakasın sen?" dediğinde dikiz aynısından kendime baktım. Kendimle gurur duyuyordum.

"Böyle bir kadınım işte, hazırlayacak mısın? hazırlamayacak mısın?" dedim.

"Gelirken zeytinli poğaça al canım." deyip telefonu kapattı. Evin içerisinde dört dönüp flört ettiği kadına kahvaltı hazırladığını sanıyordu. Ben ise günden güne hedefime yaklaşıyor aynı zamanda fark etmeden polislerin içerisine karışıyordum. Poyrazın durumunda bir umut yoktu. Ameliyat bir işe yaramayacak çok geçmeden hayatını kaybedecekti. Çünkü plüton merminin üzerine zehir damlatmıştı. Önce organları iflas edecek daha sonra beyin ölümü gerçekleşecekti. Öldüğü zaman dayımı nasıl ayakta tutacağımı düşünmek istemiyordum. Telefonumu alıp Salihi aradım,

"Buyurun Hale hanım."

"Komiserin evine giriyorum, onu alıp dışarıya çıkaracağım eve girip kasanın içerisinde ne var öğren."

Telefonu kapatıp yan koltuğa fırlattım. Bu nasıl komiser hiç işe gitmiyor diye düşünürken evden nasıl çıkaracağım aklıma gelince gülümsedim. Evinin olduğu mahallede bir el ateş sesi ve telsizden geçilen bir ihbar onu evden çıkarmaya yeterdi. Bir elimde poşet diğer elimde Salih'e mesaj atarken kapı açıldı. Daha kapıyı çalmamıştım. Gülümseyen yüzü, özenle fönlediği saçı ve sıktığı parfüm kokusu. Benim için hazırlanmıştı, benim ellerimde ise onun için hazırlanmış kusursuz bir plan vardı.

Yazık diye geçirdim içimden, çok yazık. İçimde biriken cümleler yüzüme yansımadan gülümsedim. Hazırladığı sofraya baktım, gerçekten çok yazık dedim bir kez daha, Başka bir evrende komiser içimde yanmasını istemesem de yanıp tutuşan plüton ateşi olmasa sana bir şans verirdim.

Saat ilerledikçe komiser benimle geçirdiği vakitten keyif alıyor ben ise hala patlamayan silah sesini düşünüyordum. Sonunda bir el ateş edilince oyunculuğumu konuşturdum, elimde duran çatalı korkmuşçasına porselen tabağa düşürdüm. Komiser perdeyi aralayıp dışarıya baktıktan sonra güler yüzüyle tekrar masaya döndü, "Çocuklar torpil patlattı galiba," elini elimin üzerine koyup "korkma." dedi. Tabanca sesiyle torpil sesini ayırt edemeyen gerizekalı dedim içimden Sakin ol Hale! Boş bardağımı gösterip çay doldurmasını istediğimde telefonumu çıkartıp Salihe mesaj attım.

Gönderilen Mesaj: Salih
Bir iki tane adam bul çığlık atsınlar bir el daha ateş edilsin. Salak bu adam çocuklar torpil patlattı diyor.

Gelen Mesaj:Salih
Yok artık 😂

Gönderilen Mesaj: Salih
Kendine gel, yap şu işi yoksa birine sokacam artık tabancayı.

Kaşımın ortasına hafif masaj uygularken bir el daha ateş edildi, etrafta oluşan çığlık sesleriyle birlikte komiserin telsizinden anons geçildi. Belinde duran tabancayı alıp dışarıya koştu, "Evde kal hemen geleceğim." dedi.

Arabanın arkasında bekleyen Salihi içeriye aldıktan sonra kapıyı kilitledim. Birlikte yatak odasına girdik hemen perdeleri kapattım. Elindeki bilgisayarla kasanın önünde diz çöktüğünde ayağımla ritim tutmaya başladım."Kaç dakika sürer?" başını kaldırmadan, "15 dakika."dediğinde anlımda biriken terleri sildim.

Yaz ayının sıcaklığından çok gerginliğim terlememe sebep oluyordu. Kapı çalınca Salihle aynı anda birbirimize baktık."Kasayı bırak kapıyı açmaya gidiyorum camdan atla." dediğimde kapı ikinci kez çaldı. Anlımda biriken terleri bir kez daha sildikten sonra yüzüme su çarptım. Kapıyı açtığımda, "Neden geç açtın? " diye sordu. Ellerimi yüzüme yelpaze yaparak gülümsedim, "Terledim biraz lavaboyu kullandım." görevden dönen kocasına kapıyı açan kadınlar gibi duruyordum. Tekrar masaya döndüğümüzde, "Ne olmuş?" diye sordum.

Sıkıntılı bakışları telefonundan kaldırıp, "Asılsız ihbar, benim emniyete geçmem lazım. Sana bir kere daha mahçup kalacağım." dediğinde birlikte evden çıktık. Artık benimde adım atmam gerekiyordu elini tutup yanağına küçük bir öpücük kondurdum, arabamın kapısını açıp seslendim. "Aramızda böyle şeylerin lafı olmasın artık. İyi görevler." Salihe verdiğim anahtarla tekrar eve girmesini söylemiştim. Komiserin beni fark etmemesi için arabayı park edip emniyetin gözüktüğü bir parka oturdum.

Gönderilen Mesaj: Salih
Açtın mı kasayı?

Gelen Mesaj: Salih
Açtım.

Gönderilen Mesaj: Salih
Salih beynin nereye kayboldu senin, söylesene ne var kasada.

Gelen Mesaj: Salih
Kaset.

Gönderilen Mesaj: Salih
Kaset mi hangi çağda yaşıyoruz. Neyse kaseti al ve yerine boş kaset koy.

Anlımda tekrar su damlacıkları birikince öfkeyle elimin tersiyle sildim. Dayım hastanede Poyrazın yanında olduğundan rahatça eve gidebilirdim. Bütün camları açtıktan sonra radyoya uzandım,

Fake love, fake friends
(Sahte aşk, sahte arkadaşlar.)
I was broken when you left
( Sen gittiğinde kırılmıştım.)
Now you hear me everywhere you go
( Şimdi gittiğiniz her yerde beni duyuyorsunuz.)
......
Loving me is suicide
(Beni sevmek intihardır.)
I’m a dreamer, I’m on fire
( Ben bir hayalperestim, yanıyorum)

Delirmiş gibi kahkaha atmaya başladığımda duruldum, kendimi denize atmak ve en dibinde nefessiz kalmak istiyordum. Deşarj olmak için bildiğim en iyi yöntem buydu. Kendini öldürecek noktaya getirdikten sonra derin bir nefes almak,o an işte tam o an acıların, öfkelerin bedenimi terk ettiği o an. İhanetlerin, yalanların, bütün birikmiş anıların tek tek bedeninden ayrılıp uzaklaştığı an.

Arabayı durdurup derin bir nefes aldım, bakışlarım dikiz aynasından kendimi bulunca gözlerimin kenarını serçe parmağımla sildim. Yansımama gülümsedim, Strong women. Asansörün düğmesine bastığımda şarkı hala beynimin içerisinde çalıyordu.

Asansöre binip kat düğmesine bastım, tekrar aynaya döndüğümde ellerimi yansımama uzattım, dudağımın sol kenarı kibirle havaya kalkarken kendime verdiğim sözlere yenisini ekledim, işaret parmağımı yansımama uzatıp 'Bedenin ölse bile adın sonsuza kadar bu şehirde anılacak kızım.' anahtarları yuvasına yerleştirip kapıyı açtım.

Telefonu bluetooth ile bağladıktan sonra şarkıyı tekrar açtım. Ayağımla kapıyı kapattıktan sonra üzerimde duran kıyafeti çıkartıp yere fırlattım. Aynı şekilde şortumu da çıkardıktan sonra mutfağa yöneldim. Dolabı açıp soğuk bir enerji içeceği çıkardım. Eğleniyordum. Arkamı döndüğümde gördüğüm manzara ağzımda duran sıvıyı püskürtmeme sebep oldu. "Çok yanlış hareketler sevgilim. Bu evde iki hatta üç adam yaşıyor ve sen kapıyı açtığın an soyunmaya başladın." Plüton oturduğu yere yayılırken bakışlarına yerleşen koyuluk hayıra alamet değildi. "Çık evimden." küçük bir kahkaha attıktan sonra ağır adımlarla yanıma yürüdü, vücudum tezgah ile arasında kaldığında kontrolü kaybetmemek için derin bir nefes aldım. Burnuma dolan yoğun parfüm kokusu aklımı bulandırsa da başımı iki yana sallayıp kokuyu unuttum.

Önüme düşen tutamları kulağımın arkasına yerleştirdikten sonra boynuma yaklaştı. Tezgahın üzerinde duran bıçağı alıp yer değiştirmemizi sağladığımda artık arada kalan oydu. Bıçağı şah damarını üzerine bastırdığımda güldü. "Bu sahneyi bir yerlerden hatırlıyorum."

Sinirlerim nirvanaya ulaşırken bıçağı daha çok bastırıp yavaşça aşağıya çektim, açtığım küçük çizikten hafifçe kan akmaya başladığında elini üzerinde gezdirdi, kanlı parmaklarını havaya kaldırıp uzun uzun inceledi, şeker emiyormuş gibi parmaklarını emmeye başladığında sinirle arkamı döndüm. "Hastasın sen plüton, tanrı şahidim olsun ki sen hastasın." az önce bıçak tuttuğum elimi kavrayıp sıktı. "Daha derin kesseydin ölebilirdim." dedi.

Elimi sertçe çektikten sonra küçümser bakışlarım gözlerini buldu,

"O gün depoya yolladığın adamların beni öldürebileceği gibi." benim kadar öfkeliydi, onun öfkesi artık birlikte olmayacağımız içindi. Kapıyı açıp çıkması için elimi uzattım. "Çok yakında," dedi yüzünü yüzüme iyice yaklaştırdı, "beni arayacaksın. Bende seni sadece bir şartla kabul edeceğim. O zamana kadar güle güle güneşim." adımını kapının dışına attığı an kapıyı sertçe kapattım.

Olmayacaktı bu sefer kendi adımlarımla ona gitmeyecektim. Biraz önce olanlar yaşanmamış gibi keyifli halime dönerek banyoya girdim. Saçlarımı köpürttükten sonra vücudumu da güzelce durulayıp çıktım. Yaz sıcağına rağmen uzun saçlarım aklıma takılınca aynanın karşısına geçtim, elimde duran makasa ve saçlarıma baktım. Düşünürsem yapamazdım. Beklemeden elimde tuttuğum bir tutam saçı tek çırpıda kestim. Saçlarım yere düşerken umursamıyordum, duygularım iki avuç saç tutamına yas tutmayacak kadar tükenmişti. Kesimi tamamladıktan sonra üzerimi giyindim.

Biraz önce evin etrafına dağıttım kıyafetleri toparladım. Kapı açıldığında Salih elinde kaset ile içeriye girdi. Dolaptan kadehimi çıkartıp şarap şişesini aldım, masanın üzerine koyduğu kasete baktıktan sonra, "İçinde ki dosyaları bilgisayara aktarayım." dedi. İşini bitirmesini sabırsızlıkla bekledim, açtığı dosyanın içerisinde bir şey göremiyordum. Kaşlarım çatılmış bir şekilde Salihe döndüm, "Salih bu kaset boş." dedim. Bir kaç şeye tıkladıktan sonra sıkıntıyla başını ovaladı. "Bir insan neden kasasında boş kaset saklar." dedi. Öfkeyle ayağa kalkıp salonda bir iki tur attım.

Biraz önce plütonun kurduğu cümleler beynimde yankılanınca elimle anlıma vurdum. "Kaset boş değildi." dedim. Ellerimi saçıma geçirip hafifçe çektim. "Diğer kaseti koyarken ters bir durum oldu mu?" diye sordum. Hafızasını yoklar gibi gözlerini kapatıp açtı, "Boş kaset alırken teyzenin biriyle çarpıştım, onun kasetleri ile bendekiler yere düştü." dedi. Kadehi sertçe masaya bıraktığımda kızdığımı anlamıştı. "Dolu kaseti tekrar kasaya koydun yani." dedim.

Aslında komik bir durumdu, kahkaha attım. Salih dengesizliğime alıştığı için bu halimi yadırgamıyordu. "Çarpıştığın teyzeyi bul, adresini filan. Kasada duran kaset boş çıkarsa götünden kan alacağım Salih." dedim. Başını hafifçe salladıktan sonra çıktı. Pencereleri sonuna kadar açtıktan sonra kendimi yatağa bıraktım, sıcak.. sıcağa asla dayanamıyordum. Telefonumu alıp dayımın numarasını tuşladım. Açmayacağını düşündüğüm sıra telefondan gelen ses kalbimi bin parçaya böldü,

"Efendim kızım."

"Dayı nasıl durumu?" cevabı çok iyi biliyordum. Ameliyat iyi geçecek fakat bir saatin ardından organlar yavaşça kendini bırakacaktı.

"Ameliyat iyi geçmiş öyle söylediler. Sen işlerine odaklan biz iyiyiz." dediğinde otoriterliği devreye girmişti. Hep böyleydi. Annem gibi.

"Bartu Dinçer ile bir görüşme yapacağım, iki görüşme sonra zararı kapatırız diye düşünüyorum." dedim. Aklımda henüz yeni oluşan bu planın nereden çıktığı ile ilgili en ufak bir fikrim yoktu.

"Zararı kapattıktan sonra ne olacak? " diye sordu, dayıma kalsa bu işleri bırakmam için saatlerce nutuk çekebilirdi. Kazandığımız paraları görünce olumlu baksa da bir yanı asla istemiyordu.

"Düzen aynı şekilde devam edecek. Fakat silah almamız gerekecek. Büyük bir alışveriş yani dayıcığım." telefonun ucunda içi özlem dolu bir kahkaha işittim.

"Artık çekil demeyeceğim, her zamanki gibi annesinin asi kızı olacaksın değil mi?" uzandığım yerden doğrulup karşımda duran tabloya baktım.

"Annesinin asi kızı olacağım." telefonu kapatıp yatağın üzerinde bıraktıktan sonra devsa tablonun önünde diz çöktüm. Başımı kaldırıp simsiyah saçlarına inat parıldayan deniz gözlü kadına baktım. Elimi kaldırıp tablonun köşesine dokundum. 'Söz veriyorum her zaman annemin asi kızı olacağım.'

BÖLÜM SONU

نهاية الفصل

1 تعليق