Skip to content

Ateş

Chapter 2 · 2 min read

Ateş

Chapter 2

Yanma

Alev o gece uyuyamadı.

Gözlerini her kapattığında onu gördü.

Ateş.

İsmi bile içini titretiyordu. Sanki bir kelime değil, bir uyarıydı. Ama en tuhafı… korkması gerekirken, içinde büyüyen şey korku değildi.

Özlemekti.

Bu düşünceyle aniden doğruldu. “Saçmalıyorsun,” diye fısıldadı kendi kendine. Bir yabancıyı özleyemezdi. Hele ki onu tedirgin eden birini.

Ama kalbi…

Mantığıyla aynı fikirde değildi.

Ertesi gün okuldan çıkarken hava kararmaya başlamıştı. Alev adımlarını hızlandırdı. Nedensiz bir huzursuzluk yine içindeydi.

Ve sonra—

“Hey güzelim.”

Ses arkasından geldi.

Alev durmadı.

“Duymazdan mı geliyorsun?”

Bu sefer adımlar hızlandı. Kalbi sıkıştı. Tanımadığı iki adam yolunu kesince nefesi boğazına düğümlendi.

“Biraz konuşacağız sadece,” dedi biri, sırıtarak.

Alev geri çekildi. “Yolumdan çekilin.”

Ama çekilmediler.

Tam o an—

Hava değişti.

Gerçekten.

Sanki ortam bir anda soğudu… ya da tam tersi, görünmeyen bir şey yanmaya başladı.

Adamların yüzündeki ifade değişti.

Gülümsemeleri silindi.

Ve Alev onun geldiğini anladı.

Arkasını dönmesine gerek yoktu.

Hissetti.

Ateş.

Adımlarının sesi bile yoktu ama varlığı… her şeyi bastırıyordu.

“Onu bırakın.”

Sesi sakindi.

Ama içinde tehdit değil… kesinlik vardı.

Adamlar kısa bir an tereddüt etti. Sonra biri alaycı bir şekilde güldü. “Sen kimsin—”

Cümlesini tamamlayamadı.

Çünkü Ateş bir adım attı.

Ve o an… kimsenin açıklayamayacağı bir şey oldu.

Adamlar geri çekildi. Gözlerinde ilk defa korku vardı. Gerçek, saf korku.

“Git,” dedi Ateş tekrar, bu sefer daha alçak bir sesle.

Ve gittiler.

Hiçbir şey demeden.

Koşar adım.

Alev donup kalmıştı.

Bu olanlar…

Normal değildi.

Ateş yavaşça ona döndü. Gözleri bu sefer farklıydı. Daha sert. Daha karanlık.

Ama ona baktığında…

Yumuşadı.

“İyi misin?” diye sordu.

Alev cevap veremedi. Sadece baktı.

Kalbi deli gibi atıyordu.

Korkudan mı?

Hayır.

Bu başka bir şeydi.

“Bana dokunamazlar,” dedi Ateş, sanki bir yemin ediyormuş gibi. “Kimse dokunamaz.”

Alev’in nefesi kesildi. “Neden?”

Bu soru havada asılı kaldı.

Ateş birkaç saniye sustu.

Sonra bir adım yaklaştı.

Bu sefer Alev geri çekilmedi.

“Çünkü…” dedi yavaşça, “sen benim en zayıf yerimsin.”

Kalbi duracak gibi oldu.

Bu cümle—

Bir itiraf gibiydi.

Ve Alev o an fark etti.

Bu his artık inkâr edilemezdi.

“Bu normal değil,” dedi fısıltıyla.

Ateş hafifçe başını eğdi. “Hiçbir şeyimiz normal değil.”

Aralarındaki mesafe yok olmuştu artık.

Alev onun nefesini hissedebiliyordu.

“Yine de…” dedi Alev, sesi titreyerek, “neden sana bu kadar çekiliyorum?”

Ateş gözlerini onunkilere kilitledi.

Cevap vermedi.

Ama bakışı…

Her şeyi söyledi.

Alev’in içindeki o kıvılcım, o an alev aldı.

Ve ikisi de aynı şeyi anladı.

Bu sadece merak değildi.

Bu sadece çekim değildi.

Bu—

Yanmaktı.

Ve ikisi de artık geri dönemeyeceklerini biliyordu.

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.