Skip to content

Ateş

Chapter 3 · 2 min read

Ateş

Chapter 3

Bağımlılık

Alev artık yalnız yürüyemiyordu.

Fiziksel olarak değil.

Ama zihninde… hep biri vardı.

Ateş.

Onu görmediği her an, bir şey eksik hissediyordu. Sanki içinde sürekli yanan bir şey vardı ama onu besleyen tek kişi yoktu.

Ve bu… rahatsız ediciydi.

Ama aynı zamanda vazgeçilmezdi.

“Bu sağlıklı değil.”

Alev aynadaki yansımasına baktı.

Gözlerinin altında hafif yorgunluk vardı. Ama asıl dikkat çeken şey… bakışlarıydı.

Değişmişti.

Daha derin. Daha karanlık.

“Onu tanımıyorsun bile,” diye fısıldadı.

Ama o anda…

Arkasından gelen sesle dondu.

“Tanıyorsun.”

Alev yavaşça döndü.

Oradaydı.

Her zamanki gibi sessiz, her zamanki gibi sarsıcı.

“Buraya nasıl girdin?” diye sordu Alev, nefesi hızlanarak.

Ateş omuz silkti. “Senin olduğun yere gelmek zor değil.”

Bu normal bir cümle değildi.

Ama Alev artık normal şeyler beklemiyordu.

“Bu… bu doğru değil,” dedi, ama sesi eskisi kadar kararlı değildi.

Ateş yaklaştı.

Bu sefer daha yakındı.

Daha tehlikeli.

“Doğru olan ne?” diye sordu alçak bir sesle. “Senden uzak durmak mı?”

Alev cevap veremedi.

Çünkü cevabı biliyordu.

Ama kabul etmek istemiyordu.

Ateş elini yavaşça kaldırdı ve bu sefer gerçekten dokundu.

Parmakları Alev’in çenesine hafifçe değdi.

Alev’in nefesi kesildi.

Bu dokunuş…

Beklediğinden daha etkiliydi.

“Benden korkman gerekiyor,” dedi Ateş, gözlerini onunkilere kilitleyerek.

Ama Alev başını hafifçe salladı.

“Hayır…” diye fısıldadı. “Senden değil.”

Duraksadı.

Sonra neredeyse duyulmayacak kadar sessiz bir şekilde ekledi:

“Kendimden korkuyorum.”

Ateş’in bakışları değişti.

İlk defa…

Gerçekten.

Çünkü bu cümle, onun da içinde olan şeyi yansıtıyordu.

“Bu iyi bir şey değil, Alev,” dedi.

Ama geri çekilmedi.

Tam tersine—

Daha da yaklaştı.

“Biliyorum,” dedi Alev. “Ama duramıyorum.”

Sessizlik.

Yoğun, ağır bir sessizlik.

Ve o an…

İkisi de aynı şeyi fark etti.

Bu artık bir çekim değildi.

Bu bir ihtiyaçtı.

Ateş derin bir nefes aldı. Sanki kendini tutmaya çalışıyordu.

Ama başaramadı.

“Elimi bıraksam…” dedi yavaşça, “geri gelmezsin.”

Bu bir soru değildi.

Bir tespitti.

Alev gözlerini ondan ayırmadı.

“Gelirim,” dedi.

Hiç düşünmeden.

Hiç tereddüt etmeden.

Bu cevap…

Her şeyi değiştirdi.

Ateş’in içindeki o kontrol, o sınır—

Çatladı.

“Bu yanlış,” dedi bir kez daha.

Ama sesi artık ikna etmiyordu.

Ne onu.

Ne kendisini.

Alev hafifçe yaklaştı.

Aralarındaki mesafe tamamen yok oldu.

“Belki,” dedi. “Ama gerçek.”

Ateş gözlerini kapattı bir an.

Sanki savaşıyordu.

Ama kaybediyordu.

Ve gözlerini açtığında…

Artık durmuyordu.

“Benden kaçamazsın,” dedi.

Alev’in dudakları titredi.

“Kaçmak istemiyorum.”

İşte o an—

Bağ kuruldu.

Kırılması zor.

Belki de imkânsız.

O geceden sonra hiçbir şey aynı olmadı.

Alev artık Ateş’i düşünmüyordu sadece.

Onu hissediyordu.

Yokluğunda bile.

Ve Ateş…

Artık sadece onu korumuyordu.

Onu bırakmıyordu.

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.