تخطٍ إلى المحتوى

Ametrin

الفصل 6 · قراءة 18 دقيقة

Ametrin

الفصل 6

Bölüm 6 - Kimim Ben?

Merhaba sevgili okur!

Uzun süredir buralarda değildim, yeni bölümü bu kadar süre beklettiğim için kusura bakma lütfen! Yoğun bir dönemimdeydim ama sonunda yeni bölümle gelebildim ve çok heyecanlıyım ^_^

Bir önceki bölümde Melina farkında olmadığı bazı güçlerle karşı karşıya kalmıştı. Bu durum kendisi kadar Karan ve arkadaşlarını da şaşırtmıştı. Yeni bölümde bazı gerçekler açığa çıkarken senin de olaylarla ilgili görüşlerini okumayı çok isterim! Var mı bazı teorilerin? ;) Yorumlarını merakla bekliyor olacağım. Keyifli okumalar m>



Başlamadan önce bir önceki bölümden son kesitleri hatırlayalım:




Gözlerimi kırpıştırarak Karan'a baktım. Gözlerinde şefkatli bir bakış vardı. Tuttuğu elimi bırakmadan beni masanın önündeki sandalyeye yavaşça oturttu. Ardından ''Biraz dinlen. Eliz'den bir şeyler hazırlayıp buraya gelmesini rica edeceğim. Aç olmalısın.''

O ana kadar açlığımı fark etmemiştim bile.




''Ben, Ulaş ve Aras'ın yanında olacağım. Bir şeyler yedikten sonra önceden kaldığın odaya geçebilirsin. Yarın yine konuşuruz.'' dedi Karan ve benden bir yanıt beklemeden zinciri de alıp odadan dışarı çıktı.




Onun gidişinden sonra odada sadece sessizlik ve soğukluk kaldı. Gözyaşlarım istemsizce akmaya devam etti. Kaç dakika öylece durdum bilmiyorum ama dikkatimi tekrardan bulunduğum ana getiren şey Eliz'in elinde bir tepsiyle odaya girmesi oldu.




---




"İyi misiniz?"




Eliz'in sesi, beni dalıp gittiğim düşüncelerin arasından çıkardı. Bakışlarımı ona doğru çevirdim. Gözlerinde belirgin bir endişe vardı. Başımı hafifçe sallayarak olumlu bir yanıt verdim. Bu hareket, gerçek hislerimin aksine otomatik bir tepkiydi sadece.




Dikkatimi önüme koyduğu tepsiye geri getirdim elimde tutmakta zorlandığım kaşığı ileri geri hareket ettirirken. Tepsi önüme geldiğinden beri yaptığım tek şey Eliz'in benim için hazırladığı yemeklerle oynayıp durmaktı. Bundan hoşnut değildim, bu yüzden bir süre sonra yemek kaşığını yavaşça tabağımın yanına bırakmaya karar verdim.




Bu hareketim üzerine ''Bir şeyler yemeniz lazım.'' diyen turuncu saçlı kadına baktım. Masmavi gözleri şefkatli bir şekilde beni izliyordu.




Ben ise çok yorgun hissediyordum ve başımda inanılmaz bir ağrı oluşmaya başlamıştı. İştahım da tamamen kesilmişti. Aklım az önce yaşananlardaydı hala. Bu yüzden bulunduğumuz ana odaklanmakta güçlük çekiyordum. Karan nereye gitmişti? Ulaş ve Aras iyiler miydi? Savaştıkları o gölgeler duvarların içinden sıyrılıp bir varlığa nasıl dönüşebilmişti? Tüm bunlarda benim rolüm neydi?




Eliz'in sesi tekrar kulağımda yankılandı. "Pek iyi görünmüyorsunuz. Size başka bir şey getirmemi ister misiniz?"




Ellerimi yüzüme yaslayıp, dirseklerimi masaya koyarken derin bir iç çektim ve gözlerinin içine baktım. "Ailemi getirebilir misin? Eski günlerimi, evimi, arkadaşlarımı..." Bu gerçek bir cevaptan ziyade iç çekmeli bir yakınmaydı.




Eliz bir an sessizliğe büründü, aniden böyle bir cevap beklemediği yüz ifadesinden belliydi. Hemen ardından duruma ayak uydurup "Eviniz nerede?" diye sordu sakince.




"Çok uzakta." Burada geçirdiğim birkaç günden sonra anlayabildiğim tek şey bu olmuştu.




Eliz, saniyeler sonra yüzünde umut vaat eden bir gülümsemeyle "Belki size ailenizi getiremem ama burada olduğunuz süre boyunca bir aile sıcaklığını sunabilirim," dedi.




Ben de böyle bir tepki beklemediğim için anlık şaşırsam da onun bu samimi teklifine yarım yamalak bir gülümsemeyle karşılık verdim. "Çok naziksin, gerçekten. Ama şu anda hissettiğim boşluğu doldurmanın imkansız olduğunu düşünüyorum."




Eliz kararlı bir şekilde konuşmaya devam etti. "Bana evinizden ve oradaki güzel anılardan bahsetmek ister misiniz? Belki de hatırlamak, şu anda hissettiğiniz acıyı bir nebze de olsa hafifletebilir."




Konuşma beklemediğim bir yere gitmeye başlamıştı. Bu kadar basit bir sorunun beni zorlayacağını tahmin etmemiştim. Sadece üç gün önceki yaşantımın hatıralarının, şimdiki ruh halimi etkileyeceğini de düşünmemiştim. Eliz'e tekrar baktım ve "Sadece 3 gün..." dedim. Gözlerimdeki yaşlar, kelimelerin arkasındaki duyguları ortaya döküyordu.




"Sadece 3 gün geçmiş olduğuna inanamıyorum...Evime nasıl dönebilirim bilmiyorum. Burada kalmak istemiyorum..."




Eliz bir süre sessiz kaldı ve kendi kendime konuşarak ağlamamı izledi. Ardından çekimser bir şekilde "Belki bir yol olabilir.'' dedi.




Gözlerimi kocaman açarak ona baktım. Doğru mu duymuştum? ''Anlamadım... Ne? Nasıl?'' diyerek tüm soru kalıplarını sıralamaya başladım.




Eliz anında söylediği şeyden pişman olmuştu. Telaşlı bir şekilde ayağa kalkıp önümdeki tepsiye uzandı ve ''Ben en iyisi size başka bir şeyler hazırlayayım. Yanında rahat uyumanızı sağlayacak bir karışım da getiririm.'' dedi.




Ben de onunla birlikte ayağa kalktım ve kolunu hafifçe tutarak gitmesini engelledim. ''Eliz, dur lütfen! Ne demek istedin açıklar mısın? Nasıl bir yol olabilir?''




''Kusura bakmayın, kötü bir zamanda yanlış bir cümle kurdum. Sadece iyi hissetmenizi istemiştim. Hepsi bu.''




Kolunu çekerek benden kurtulmaya çalıştı ama izin vermedim. ''Lütfen geçiştirme beni! Tavırlarından bir şey ima ettiğini anlayabiliyorum, açıkla bana.''




Eliz tüm yüzüne yayılan bir tereddütle beraber elindeki tepsiyi az önce aldığı yere geri bırakarak zaman kazanmaya çalıştı. Fakat benim sabrım yoktu. ''Nasıl bir yolu var? Evime dönebilir miyim gerçekten?'' diye sordum.




Eliz, ''Belki, ama kolay bir yol değil. Öncelikle neden burada olduğunuzu çözmeniz gerekiyor." dedi çekimser bir şekilde.

Hafifçe gözlerimi ovuşturdum. "Bilmiyorum ki!"




Eliz, nazikçe gülümsedi. "Bazen, bir yere gelme nedenimiz, orada bulduğumuz şeylerle anlam kazanır. Belki de bu dünyada, evinize dönmenize yardımcı olabilecek bir şey ya da biri vardır."

Sesim titreyerek, "Peki bunu nasıl anlayacağım? Bana yardımcı olacak şeyi nasıl bulabilirim?" diye sordum.




"İlk adım, bu dünyayı anlamaktan geçiyor. Sonrasında, neden burada olduğunuzu ve evinize nasıl dönebileceğinizi keşfedeceğinize eminim."




Kaşlarımı kaldırarak gözlerinin içine baktım. ''Nasıl bir yer olduğunu anlamak mı? Ama bu tam bir vakit kaybı...'' Ardından tekrar oturup ellerimi masanın üzerine koyarak huzursuzca hareket ettirmeye başladım. Saniyeler sonra Eliz'in sıcacık ellerini üzerimde hissedince tekrar yüzüne baktım.




''Vakit kaybı olan şey içinde bulunduğunuz durumu düzeltmeye çalışmak yerine olduğunuz yerde yakınmaya ve üzülmeye devam etmek. Geçmişte kalan, değiştiremeyeceğiniz şeyleri kabul edip gelecekte yapabileceklerinize odaklanın.''




Eliz'in benimle uzun yıllardır arkadaşmış gibi konuşup tavsiyeler vermesini ilk başta garip bulsam da dakikalar içinde bu sıcak tavırlarına alışmıştım. Haklıydı. Buraya geldiğimden beri korku, endişe, stres gibi duygulara odaklanıp yakınmak ya da kaçmaya çalışmak dışında bir şey yapmamıştım. Eliz'i bile çok önemsememiştim. Bana yabancı olan bu yerde yabancı bir çalışandı işte. Ama şu an karşımda bana 3 gündür kimsenin vermediği kadar iyi tavsiyeler veriyordu. Fakat sebebi neydi? Ellerimi huzursuzca geri çekerken düşüncelerimi saklayamadım.




''Bunları bana neden söylüyorsun?'' diye sordum şüpheyle. ''Sen Karan için çalışmıyor musun? Karan olaylar çözülene kadar burada kalmamı istiyor, sen ise evime dönmekte yardımcı olmaktan bahsediyorsun. Sebebi ne?''




Eliz'in yine anlık bir tereddüt yaşadığını görsem de yüzündeki ifadeyi hemen gülümsemesiyle sakladı ve ''Sizin özel biri olduğunuzu hissediyorum diyelim. Kaderinizi gerçekleştirmenizde yardımcı olmak isterim.'' dedi gözleri parlarken.




Kader mi? İnanmakta zorlansam da bu dünyada gördüklerimden sonra kader belki de en inanılası şey gibi gelmeye başlamıştı gözüme. Beni neler beklediğini bilmesem de evime dönebilme umudunu duymak her şeye bedeldi.




---




Eliz'le aramızda geçen konuşmadan sonra kendimi yeni hazırladığı yemeklerden yemek için zorladım. Pek yiyemesem de en azından mideme bir şeyler girebilmişti. Artık çok da kötü hissetmiyordum. Ayrıca uyumama yardımcı olacağını söylediği karışımı da içtiğim için dakikalar sonra esnemeye, yorgun hissetmeye başlamış ve odama geri dönmeye karar vermiştim.




İçeri girer girmez yatağa uzanmış ve bir türlü aklımdan çıkaramadığım o gizemli gücün ne olduğunu anlamaya çalışmıştım. Her şey çekmecede bulduğum o ilginç taşla başlamıştı. Sonrasında yaşananları ve içimde hissettiğim garip duyguları tarif etmekte zorlanıyordum.




Ayrıca Karan'ın en son söyledikleri de aklımı kurcalayıp duruyordu. Tren istasyonunda olanlardan bir şekilde sorumlu olabilir miydim? Eğer öyleyse bunu nasıl kabullenebilirim bilmiyordum. Onca insanın ölümü... İstemeden sebep olmuşsam bile bu kabul etmesi zor bir yüktü.




Tüm bunları düşünürken bir yandan da çözümler üretmeye çalışıyordum. Her şeyden önce Marion'a geri dönüp evime benzeyen o binanın içini incelemem gerekiyordu. Orada bazı şeylerin yanıtına ulaşabileceğimi hissediyordum. Eliz'in dediği gibi evime dönmeme yardımcı olabilecek bir şeyler bulabilirdim belki.




Kesinlikle bir sonraki adımım bu olmalı, diye düşünürken aniden gelen bir bunalmışlık hissiyle birlikte yataktan çıktım ve pencereye doğru ilerledim. Perdenin bir kısmını aralayıp pencereyi yavaşça açtım ve dışarıdaki soğuk havanın üzerime doğru gelmesine izin verdim. Gözlerimi kapatıp yüzüme değen esintiler karşısında rahatladığımı hissettim. Soğuğu sevmezdim ama bunaldığım zamanlarda birkaç dakika soğukta durmak bana her zaman iyi gelmiştir.

Dakikalar sonra soğuk havanın etkisiyle kendime geldiğimi hissedip pencereyi kapatacağım sırada dışarıdan gelen kısık sesler dikkatimi dağıttı. Hemen sonra bu seslerin Aras, Ulaş ve Karan'a ait olduğunu anlamıştım.




Aras, sesi endişe dolu bir şekilde "Ne kadar büyük bir güçten bahsediyoruz? Eğer kontrol edemezse bu sadece ona değil, hepimize zarar verebilir!" dedi.




Ulaş, sinirle "Neden bu riski alıyoruz Karan? Onu burada tutarak sadece bizim hayatımızı değil, herkesi tehlikeye atmış oluyorsun!" dedi.




Karan, ikisini de sakin bir şekilde yanıtladı. "Bu gücün varlığını yıllardır araştırıyoruz, biliyorsunuz. Eğer güç Melina'da varsa ve doğru kullanabilirse bu her şeyi değiştirir."




Aras, "Peki yanılıyorsan? Ya onun içindeki güç düşündüğümüzden çok daha tehlikeliyse?" diye sordu.




Karan'ın da sesinden sinirlenmeye başladığı belliydi. "Aras, bu riske değer. Ancak bu gücü anlamak ve nasıl çalıştığını keşfetmek için zaman lazım bize."




Ulaş, "Zamanımız olmayabilir! Bugün biz bile bu gücü böylesine kuvvetli hissettiysek diğerlerinin fark etmesi an meselesi!" diye tepki verdi.




Karan, "Biliyorum ama onu korumak zorundayız. Tüm olayı çözmeye bu kadar yaklaşmışken bırakamayız." diye yanıtladı.




Aras öfkeyle karşılık verdi. "Belki de bu sadece başlangıçtır! Belki de hiç yaklaşamamış, aksine uzaklaşmışızdır! Bu bir oyun değil Karan. Eğer bir hata yaparsak, her şeyi kaybederiz!"




Ulaş da arkadaşını destekledi. "Katılıyorum. Umarım bu riskin bedelini ağır ödemeyiz. Özellikle sen Karan. Unutma, bize oranla kaybedeceğin şeyler daha fazla."




Konuşmalar bu noktadan sonra kesilince pencereyi yavaşça kapatıp sessiz adımlarla yatağıma geri döndüm.




Neden bu kadar endişelenmişlerdi?




Nasıl bir güce sahip olabilirdim ki? Karan'ın dediği gibi kontrol edebilmem mümkün müydü?




Kontrol edemediğim için mi trendeki insanlar ölmüştü? Ölümlerin sebebi gerçekten ben olabilir miydim?




Karan'ın kaybedeceği şeyler neydi? Daha da önemlisi kimdi bu insanlar? Nasıl bir düzen vardı bu dünyada?




Tüm bu sorular zihnimde ardı sıra oluşmaya başlarken daha fazla korktuğumu hissettim. Ancak aynı zamanda içimdeki bu gizemli gücü merak eden bir tarafım da vardı. Burada karşılaştığım şeylerin gerçek olması beni hala şaşırtsa da olanları anlamak ve evime geri dönebilmek için beni uzun bir yolculuk bekliyordu.




Kendimi yavaşça uykunun kollarına teslim ederken düşündüğüm son şey yarın Marion'da beni nelerin beklediğiydi...




---




Sabah gözlerimi açtığımda baş ağrım geçmiş, bedenim dinlenmiş hissediyordum. Fakat zihnim için aynısını söyleyemiyordum. Çünkü uyandığım saniyeden itibaren dün yaşananlar zihnimde tekrarlanmaya başlamıştı bile. Hemen düşüncelerimi kontrol altına almaya çalıştım ve kendimi sadece bugünkü hedefime odakladım: Marion'a geri dönmek.




Yataktan kalktım ve hızlı bir duş aldıktan sonra hazırlanmaya başladım. Bu sefer yanıma çantamı ve kıyafetlerimi almadım. Belli ki bir süre buralarda olacaktım. Bu sebeple sadece ihtiyacım olan birkaç şeyi alıp odadan çıktım.




Çıktığımda ortalık oldukça sessizdi. Karan bugün konuşacağımızı söylediği için bakışlarım koridor sonundaki çalışma odasına yöneldi. Kapısı aralıktı.




Odaya doğru ilerlemeye başladım. Aralık kapıdan içeri girdiğimde kimseyi göremedim. Karan, odasının benimkinin yanında olduğunu söylemişti. Bu yüzden ikinci alternatif olarak oraya yöneldim. Kapalı olan kapıyı hafifçe tıklattım ama içeriden ses gelmeyince alt kata inmeye karar verdim.




Alt kat da fazlasıyla sessizdi. Herkes nerede acaba, diye düşünmeye başladığım sırada arka bahçeden gelen seslerle adımlarımı o yöne doğru çevirdim.




Karan bahçede ufak bir masanın başında oturmuş kahvesini yudumluyordu. Masanın üzerine birkaç kahvaltılık konulmuş ve bir servis açılmıştı. Gelişimi hissetmiş olmalı ki saniyeler içinde arkasını dönüp bana baktı. Bakışlarımız buluştuktan sonra hiçbir şey söylemeden önüne dönüp kahvesini içmeye devam etti.

Olduğum yerde ne kadar süre kaldım emin değilim ama beni bulunduğumuz ana tekrar bağlayan şey Karan'ın sesi oldu.




"Gelmeyecek misin? Bu kahvaltı senin için hazırlandı. Dün doğru düzgün bir şey yiyememişsin, ben de bu sabah yediğinden emin olmak istedim."




Karan'ın bu tavırları kafamı karıştırıyordu. Tanıştığımızdan bu yana bana karşı çok dengesizdi. Bir yandan kibar ve endişeli davranırken diğer yandan umursamaz ve öfkeli olabiliyordu.

Dediğini ikiletmeden masanın boşta kalan tarafındaki sandalyeyi hafifçe çekerek oturdum. Bakalım bugün beni ne gibi sorgulamalar bekliyordu...




Bir süre önümdeki yemeklere hiç dokunmayınca Karan müdahale etmeden duramadı. "Sana yemek yedirebileceğim bir yaşta değilsin. Dün yaşananlardan sonra sen farkında olmasan da büyü enerjin düşmüş olmalı, bu sebeple bir şeyler yemeni rica ediyorum. Yoksa yaşını umursamayacağım."




Son cümleyi söylerken bakışlarını kahvesinden ayırıp bana sabitlemişti. Eğer bir şeyler yemezsem beni bu şekilde izlemeye devam edeceği hissine kapılıp huzursuz olduğum için önümdeki çatala uzanıp yemeye başladım.




Ağzıma giren ilk lokmaya kadar bu denli acıktığımın farkında değildim. Çünkü dün geceden beri mide bulantısı yaşıyordum ve sabah da benzer hislerle uyanmıştım. Ama şu an bir şeyler yiyebildiğim için iyi hissetmeye başlamıştım.




Karan yemek yemeye başladığımı görünce üzerimde sabitlendiğini bakışlarını çekti ve kahvesini içmeye geri döndü.

Bir süre hiçbir şey konuşmadık. Ben önüme konulan her şeyi hızlıca yerken o da kahvesini bitirdi ve yavaşça masaya bıraktı. Ben de doyduğumu hissedince çatalımı bıraktım ve kendimi oturduğum sandalyede geriye doğru yasladım.




Çok daha iyi hissediyorum, diye düşündüm bakışlarımı Karan'a çevirirken. Hemen onu izlediğimi fark edip yansıyan güneş ışıklarının etkisiyle yeşilliği daha da belli olan gözlerini bana çevirdi. "Daha iyi hissediyor musun?" diye sordu ilk önce. Yanıtım hızlıydı. "Evet, teşekkür ederim. Her şey oldukça lezzetliydi."




"Güzel, sevindim. Rahat uyuyabildin mi peki?"




Dün geceki konuşmalara kulak misafiri olduktan sonra ne kadar rahat uyunabilirse... Ama tabii ki bunu ona söyleyemezdim. "Evet, teşekkürler."




Karan cebinden çıkardığı sigarayı yakarken "Neden bu kadar fazla teşekkür ediyorsun?" diye sordu.




Sorusunun saçmalığı karşısında göz devirmemeye çalıştım. "Sen neden hiç teşekkür etmiyorsun?"




İçine çektiği sigara dumanını dışarı üflerken "Etmediğimi kim söyledi? Henüz beni bu varsayımda bulunacak kadar tanımıyorsun."




"Aynı durum senin için de geçerli."




"Pek değil. Geldiğimizden beri sürekli teşekkür ediyorsun, şimdiden bu çıkarımda bulunmam çok normal."




"Ne diyebilirim ki? Karakterimde var."




Bu yanıtım karşısında yüzüne hafif bir gülümseme yayıldı. Başka bir şey söylemesine fırsat bırakmadan konuyu dün geceye getirdim.




''Sen nasılsın? Yani...Dün geceden sonra her şey yolunda mı?''

Hem onu hem de Aras ve Ulaş'ı kastetmiştim. Sormak istediğimi hemen anlamıştı ki verdiği yanıta arkadaşlarını da dahil etmeyi unutmadı.




''Daha iyiyim. Ulaş ve Aras da iyiler, merak etme. Aldıkları yaralar derin değil, hemen hallettik.''




''Bunu duyduğuma sevindim.'' dedim ve ardından mahcup bir şekilde ekledim. ''Ben...Dün gece için özür dilerim. Eşyalarını karıştırmamam gerekirdi...''




Samimi özrüm karşısında bana bakıp ''Haklısın. Ama yapmasaydın senin hakkındaki gerçeği bir süre daha öğrenemeyecektik.'' dedi.




Gözlerimiz buluştuğunda endişeyle ona baktım. ''Artık bana inanıyor musun? Buraya geldiğimden beri neler yaşadığımla ilgili en ufak bir fikrim yok. Aynı şekilde dün gece o zinciri tuttuğumda olanlar da benim için bir ilkti ve-''




Sözümü kesip ''Sana daha önceden inanmadığım için üzgünüm. Artık inanıyorum.'' dedi ve durumu açıklamaya başladı.

''Melina.'' İsmimi onun azından ciddi bir şekilde duymak beni ürpertmişti.




''Dün gece bin yıldır varlığına şahit olmadığımız bir gücü sergiledin. İlk başta senin büyücü olmadığına inanmak istemedim çünkü tüm taramalarımız Ametrin halkından olduğunu gösteriyordu ama senin de dediğin gibi hiçbir şeyden haberin yokmuş gibi davranıyordun. Bu dünyaya ait değilmiş gibi davranıyordun. Yine de yüz yıllardır bu dünyada büyü gücü olmayan insanların bulunması imkansız olduğu için inanmak istemedim sana.''




Söylediklerini iyice anladığıma emin olmak için birkaç saniye duraksadı ve sindirmeme izin verdi. Ardından açıklamaya devam etti.




''Dün gece yaşananlardan sonra taşlar yerine oturmaya başladı. Zinciri eline aldığında gölgeleri çağırabiliyor ve onların bir varlığa dönüşmesini sağlayabiliyor olman bin yıl öncesine ait bir güç ve sadece Ametrin halkına özel. O zamanlar büyücülerin ve insanların dünyası iç içeydi ve büyücü olan biriyle olmayan biri arasında evlilikler de yaşanabiliyordu. Ardından bu iki evren arasında çıkan büyük savaşın galibi insanlar olunca büyücüler kendini insanların bulamayacağı bir yere sakladı ve evrenleri ayırdı. Aynı zamanda yarı büyücü doğan çocukların hepsini bulup öldürdü ki insan neslinde büyücülüğün devamlılığını sağlamamak, büyü dünyasını olabildiğince 'saf' tutabilmek için.''



Karan tekrardan duraksayınca anladığımı ve devam edebileceğini göstermek için kafamı salladım.




''Bir ihtimal öldürülmeyen bir yarı büyücü kaldıysa ve dünyada yaşamını sürdürmeye devam ettiyse onun soyundan geliyor olman hem bu gücün neden sende olduğunu açıklar hem de sistemimizde yer almasan bile taramalarımızda Ametrin sonucunun çıkmasını destekler. Tabi bunlar şimdilik sadece bir teori.''




Karan'ı dikkatlice dinledikten sonra tüm gece zihnimi kemirip bitiren o soruyu sordum.




''Peki diyelim ki teorin doğru ve ben bir yarı büyücüyüm. Sahip olduğum bu özel güç yüzünden mi öldü trendeki onlarca insan?..''




Cümle sonunda sesim boğuklaşınca Karan masada duran ellerimi tuttu. O an böyle bir hareket beklemediğim için şaşkınlıkla ona baktım.




''Olabilir. Yine de tren vakalarının hepsinde kafamızda oturmayan bazı parçalar var, henüz çözemedik. Ama umarım senin de yardımınla parçaları birleştirebileceğiz.''




Karan'nın diğer günlere oranla bana bu kadar sıcak davranmaya başlaması artık büyücü olduğumu öğrenmesinden mi yoksa elindeki vakanın çözüme kavuşmaya yakın olmasından mı kaynaklıydı emin değildim. Sebebi her ne olursa olsun bu dünya ve içindekilerle ilgili öğreneceğim daha çok şey vardı.




---




Sabah Karan ile detaylı konuşmamızdan sonra ona Marion planımdan bahsettiğimde bugün halletmesi gereken şeyler olduğunu ama yarın gidebileceğimizi söylemişti. Bu sefer sorgusuz sualsiz istediğim bir şeyi kabul etmesi bana cesaret vermişti. O da benimle aynı fikirdeydi: Marion'daki evde bir şeyler olmalıydı.




Bu düşünceler ve heyecanım dolayısıyla geceyi zor etmiştim. Sürekli yarının planlamasını kafamda döndürüp duruyor, neler bulabileceğimizle ilgili senaryolar üretiyordum. Ara sıra Eliz'le de konuşup düşüncelerimi ve planlarımı açıkça ifade etmiştim.

Karan'dan tüm gün bir haber alamayınca da odama geçip yatağıma uzanmıştım. Zamanın nasıl geçtiğini anlamamış ve bazı garip sesler odanın dışından gelmeye başladığında daldığım derin uykudan yeni uyanmıştım. Sesler, bu yeni ve bilinmeyen dünyada ilk kez duyduğum türden değildi; hırıltılı, derin ve tehditkardı. Yavaşça yataktan kalıp pencereye doğru ilerledim.




Dışarıda iki büyük korkunç yaratık karanlığın içinden bana bakıyordu. Tenleri pullu ve siyah, gözleri kan kırmızısıydı. Tüyler ürpertici bir gülüşle dudakları kıvrılıyordu.




Birden arkamdan bir el belimi sıkıca kavradı. Bağırmamak için kendimi zor tuttum. Döndüğümde Karan'ın gözlerinin içine bakıyordum. Endişeli bir şekilde "Ses çıkarma!" dedi.




İki diğer arkadaşı Aras ve Ulaş, kapıya yakın bir yerde bizi bekliyorlardı. Karan, gözlerini bana dikerek "Seni istiyorlar. Daha doğrusu içindeki özel gücü," dedi.




"Ne?" diye fısıldayarak tepki verdim kafam karışmış bir şekilde.

Aras cevap verdi. "Bunu daha sonra konuşuruz. Şimdi onları uzaklaştırmamıza yardımcı olmalısın."




Planları şöyleydi: Beni dışarı çıkartacak, yaratıkların dikkatini üzerime toplayacaklardı. Bu sırada onları etkisiz hale getirecek bir büyü hazırlayacaklardı. Eğer her şey kontrolden çıkarsa yaratıkları fiziksel olarak durduracaklardı.




Bu, benim hayatımı riske atacak bir plan olsa da kabul etmekten başka çarem yoktu.




Ulaş, beni dışarıya, yaratıkların yanına çıkarmak için kapıyı açtı. Karan'ın büyülü koruması altında yavaşça dışarı adım attım.

Yaratıklar gözlerini bana kilitlemişti. Derin hırıltıları arasında birkaç adım geriledim. Arkamda Karan'ın başka bir büyü hazırladığını hissedebiliyordum. Aras ve Ulaş da ona destek oluyordu.




Ama yaratıklar beklediğimizden daha hızlıydı. Bir anda biri üzerime atladı ve beni yere serdi. Canım yanıyordu, kolumda aniden derin bir yara oluşmuştu. Aras ve Ulaş hemen harekete geçmişti.




O an kısa bir süreliğine zaman sanki durmuştu. Karan, elini bana doğru uzattı ve yaratıklardan birini geriye fırlattı. Ancak diğeri hâlâ benim üzerimdeydi, tırnakları tenimi delecek kadar içerdeydi.




Sonunda, Karan'ın bir diğer güçlü büyüsüyle yaratık üzerimden kalktı. Ancak zarar görmüştüm ve kolum kan içindeydi. Aras ve Ulaş hemen yanıma gelip yardım etmeye çalıştılar ama ben hala korkunç olayın şokunu atlatamamıştım.




Karan bana doğru yaklaştı. Gözlerinde pişmanlık ve öfkeyle "Özür dilerim, seni riske atmamalıydık." dedi.




Bilincim yavaşça yerine gelirken gördüğüm kabustan hatırladığım son şey Karan'ın bu cümlesi olmuştu.




---




Gözlerimi bir kış sabahının soğuk dokunuşuyla yavaşça açtım. Hissettiğim ilk şey üzerimdeki kalın yorgan olmuştu. Ellerimi yorgan üzerinde hafifçe kıpırdatmaya başladım. Yorganın dokusu beni her dakika daha fazla bağlıyordu gerçekliğe.




Saniyeler sonra ellerimi yüzüme doğru götürdüm ve gözlerimi ovuşturmaya başladım. Göz kapaklarımı açmakta zorlanıyordum, bu yüzden gözlerimi birkaç kere kırpıştırdım ışığa adapte olabilmek adına. Bunu başardığımda algılayabildiğim ilk şey yanı başımda oturan tanıdık bir siluet olmuştu. Karan neden yanımdaydı? Tüm gece burada mı kalmıştı? Yüzünü elleri arasına almış bir şekilde aşağı doğru bakarken siyah dağınık saçları yüzünün bir kısmını kapatıyordu. Derin düşüncelere dalmış gibiydi.




Hareketlenmem artınca dikkatini çekti. Sandalyesinden kalkarak hemen yanıma geldi, eliyle yavaşça alnımı kontrol etti. O soğuk elleri, sıcak alnımda bir rahatlama hissi bırakmıştı. Bana doğru eğilip yüzümden başlayarak tüm vücudumu süzmeye başladı. O sırada ellerini vücudumun çeşitli noktalarında gezdiriyordu. Dokunuşları sıcak ve nazikti. Bakışları tekrar gözlerimle buluştuğunda sorgulayarak Karan'a baktım. "Ne oldu? Neden buradayım?" diye sordum, anıları parça parça bir araya getirmeye çalışırken.




Karan endişeli gözlerle bana baktı. O bakışlardan saniyelik bir rahatlama geçtiğine yemin edebilirdim. Sanki gözlerimi açmış olmam onu rahatlatmıştı. Peki ama Karan'ı bile bu kadar endişelendiren ne olmuştu? Nasıl bu hale gelmiştim?




Tüm bu düşünceler zihnimden hızlıca geçerken Karan soruma yanıt verdi. "İyisin." Bu bir yanıttan ziyade tepkiydi.




Odanın penceresinden sızan ışık Karan'ın yüzüne düşüyor, yeşil gözlerini daha da belirginleştiriyordu. Doğrulmaya çalışırken sorumu yineledim. "Ben... anlamıyorum... Ne oldu tam olarak?"

O sırada Karan doğrulmama izin vermeyip beni omuzlarımdan hafifçe bastırarak yatağa geri ittirmeye başladı. "Şimdilik dinlenmelisin."




Dokunduğu yerlerin yandığını hissediyordum. Bu, tarif etmesi zor bir acıydı. Bu sebeple ağzımdan çıkan "Ah!" sesine engel olamadım.




Karan bu tepkim sonrasında hızlıca ellerini omuzlarımdan çekti ama kendini tamamen geri çekmeden önce endişeli ifadesine geri bürünüp beni tekrardan süzmeye başladı. "Üzgünüm."




Bu yanıttan sonra onun bana bir kez daha dokunmayacağını var sayarak tekrar doğrulmaya çalıştım. Her bir hücremin acıdığını hissetsem bile devam ettim. Sonunda istediğim pozisyona geldiğimde ağrılarımı görmezden gelerek "Ne olduğunu anlatır mısın artık?" diye sordum.




Karan, gözlerindeki pişmanlıkla "Bu olanlardan ben sorumluyum. Özür dilerim." dedi. Kendini suçlayıcı cümlelerle soruma yanıt verince kafamın daha da karıştığını hissettim.




''Neden bahsediyorsun?''




Kaşlarını kaldırarak bana baktı. "Ne kadarını hatırlıyorsun?" diye sordu.




''Hatırladığım son şey..." diye mırıldandım, anıları parça parça birleştirmeye çalışarak.




"Seninle Marion'daydık. Evi incelemek için geri dönmüştük. Sonra içeri girdik ve -" o sırada duraksadım çünkü tam olarak ne olduğunu hatırlamakta güçlük çekiyordum. "Ve sanırım bir şey bulduk?"




Karan'ın gözlerinde ilk defa çekimserliği gördüm. Sanırım bana neler olduğu anlatıp anlatmamak arasında gidip geliyordu. Kararını kendi istediğim şekilde yönlendirebilmek adına "Zihnim karmakarışık ama senin anlattıklarından sonra düzene girecek ve daha iyi hissedeceğim diye düşünüyorum." dedim.




Karan bana bakarken derin bir çekti ve ellerini siyah saçları arasında birkaç kez gezdirdikten sonra odanın içinde ileri geri yürümeye başladı. "Sen... İyi misin?" diye sordum.




Sorumun ardından sabit bir yerde durdu, saçını ve üzerini düzelttikten sonra "Evet." diye yanıtladı.




Kısa süreli bir sessizlikten sonra yanıma geldi ve yatağın boşta kalan ucuna oturup ellerimi tutarak bana bakmaya başladı. Hareketleri karşısında şaşkınlığımı gizleyemedim. Bu yüzden biraz sonra söyleyeceklerinin çok ciddi olduğunu düşünmeye başlamıştım. O evde tam olarak ne yaşanmıştı?




Karan'ın sıcacık elleri arasında duran ellerim garip bir hissiyat verse de aynı zamanda bu sıcaklığın tüm vücuduma yayılmasına neden oluyordu. Beklentiyle Karan'a baktım.




Sonunda konuşmaya karar verdiğinde gözlerinden kısa süreli bir korku geçtiğini gördüm. Hemen ardından "Bunca yıl neredeydin sen?" dedi ellerimi sıkarken.




Ağzım açılarak Karan'a bakmaya devam ettim. Az önce ne sormuştu? Hem de bana? Ne alaka?




"Hem de var olman bile bir mucizeyken..."




Ne? Ne diyordu bu? Kafası mı güzeldi yoksa uykusuz muydu anlayamıyordum. Belki de başını bir yerlere vurmuştu. Kendisini sadece birkaç gündür tanımama rağmen bu tarz konuşmalar yapmayacağını anlamak için çok da vakit geçmemize gerek yoktu.




Bu düşüncelerle birlikte elimi çekmeye çalıştığımda izin vermedi ve beni ellerimden tutup kendine daha fazla yaklaştırdı.




Ağzımdan çıkan ilk tepki "Ne yapıyorsun?!" demek oldu.




Tepkimi umursamadı ve bana iyice yaklaştı. Ardından gözlerime derin bir şekilde bakıp söylediği son cümleden sonra dudaklarını dudaklarımla kavuşturdu.




''Artık hatırlaman lazım.''

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.