Oda, hemşirenin neşeli sesiyle yankılanan cümlenin ardından buz kesmişti: "Çok güzel bir kızınız oldu!" Cemil'in yüzündeki ifade, önce bir şaşkınlık, ardından inkâr ve son olarak da yıkım üçgeninde donup kaldı. Bebeğin sesini duymuyordu bile. Gözleri, sadece eşi Elif'in yorgun ama umut dolu yüzüne kenetlenmişti. "Ne... ne diyorsunuz siz?" diye fısıldadı. Sesi, kırık bir cam parçası gibiydi. "Ali... Ali nerede? Benim oğlumdu o! Doktor öyle söyledi!" Hemşirenin gülümsemesi soldu. Bebeği usulca Elif'in göğsüne koydu. "Bazen ultrasonlar yanılabilir Cemil Bey. Çok sağlıklı ve güzel bir kızınız oldu. Hayırlı olsun." Elif, karnından çıkan o minicik canı, o 'sırrı' göğsünde hissettiğinde, bütün dünyanın gürültüsü sustu. Kızı, tüy gibi hafifti ama kalbi dağlar kadar ağır bir yükle doluydu; kocasının hayal kırıklığının yüküyle. Cemil, karısına bir adım bile yaklaşmadı. Bebeğe bakmadı. Gözleri, mavi tulumların istiflendiği hastane çantasına takıldı. Mavi. Ali'nin rengi. "Adı..." diye boğuk bir sesle sordu. "Adı ne olacak?" Elif, kocasının tepkisinin kalbini nasıl parçaladığını hissetti ama o an sadece annelik içgüdüsüyle hareket etti. Bebeği öptü, kokusunu içine çekti. "Oğlumuza koyacağımız ismi... ona koyacağım," dedi kararlı bir sesle. "Adı Ali olacak." Bu, Elif'in isyanıydı. Kızı, beklenen erkek çocuk değildi, ama adı, ailenin yıllardır beklediği ismin bir mirası olacaktı. Cemil, karısının bu çıkışına şaşırmıştı. Sanki bu isimle, bir nebze olsun hayal kırıklığını telafi edebilirmiş gibi hissetti. Bir kızın, Ali adını taşıması... Tuhaftı. Yanlıştı. Ama başka ne yapabilirdi ki? Beklediği Ali yoktu. Hastanede, durumun tuhaflığı hızla yayıldı. Doğumhaneden çıkan hemşire, koridorda bekleyen Nermin Teyze'ye "Kızınız oldu, Ali'niz oldu!" diye müjdeyi verince, herkes duraksadı. Nermin Teyze, torununu kucağına aldığında gözleri doldu. Güzelliği, minik burnu, simsiyah saçları... Gürbüz bir kızdı. Ama zihni, oğlunun hayaliyle doluydu. "Neden?" diye sordu içinden. "Neden bize bir Ali vermedin Tanrım?" Kızın nüfus cüzdanına "Ali" yazılırken, Nermin Teyze'nin ve Cemil'in gözleri boştu. O, bir ismin ardına gizlenmiş, istenmeyen bir hataydı. Eve geldiklerinde, durum daha da belirginleşti. Bebek yatağı mavidir, tulumlar mavidir. Ali ismi, evin her köşesine sinmiş bir fısıltı gibiydi. Cemil, kızına ne zaman baksa, karşısında hayalindeki Ali'nin hayaletini görüyordu. Ona dokunmakta zorlanıyordu. Onu kucağına alışı, isteksizdi, mesafeliydi. Sanki kızı, onun erkeklik onurunu zedelemişti. Elif, kocasının bu soğukluğunu görüyordu. Bebeği, diğer yeni anneler gibi göğsüne bastırırken, küçük bir yalvarışla mırıldanıyordu: "Sen Ali'sin, benim kahramanım. Seni ben istedim. Sen benim her şeyimsin." Ama o evde, küçük Ali, daha bir günlükken bile istenmeyen bir misafir olduğunu hissetmeye başlamıştı. Bütün sevgiyi hak eden bir bebekti, ama o sadece babasının ve babaannesinin yutkunarak telaffuz ettiği, garip bir erkek ismiyle anılıyordu. Ali'nin doğumu, sevinç yerine bir hayal kırıklığı getirdi. Ve bu hayal kırıklığı, yıllar boyunca o küçük kızın gölgesi olacaktı.
Chapter 2
Bir kız mı?
End of chapter
0 comments
No comments on this chapter yet. Write the first one.