تخطٍ إلى المحتوى

ACKERMANS

الفصل 3 · قراءة 7 دقيقة

ACKERMANS

الفصل 3

3. Bölüm ~ Kenny ~

21 Yıl önce...

" İşte böyle... Artık saçların gözlerini rahatsız edemez."

Kırılmış cam şişedeki yamuk yansımasına bakan sekiz yaşındaki, ellerini yeni kesilmiş siyah saçlarının üzerinden geçirdi. Artık teller kaşlarının üzerinde duruyordu. Hiçbiri kulağının arkasına atılabilecek kadar uzun degildi.

Kuchel ona gülümsedi. " Nasıl, beğendin mi?"

Levi başını olumlu anlamda salladı.

" Çok hızlı uzuyorlar." karman çorman şaçlarını eliyle geriye doğru tararken devam etti annesi. "Eğer kendimi daha iyi hissedersem bir dahaki sefere daha güzel kesebilirim."

Levi bu kez başını iki yana salladı. "Böyle seviyorum." Annesinin kucağından indi, makası ve kırık şişeyi masanın üzerine koydu. Geri döndügünde yastığı kabarttı, annesinin yatağına uzanmasına yardım etti. "Doktor ne zaman gelecek anne?"

" Birazdan gelir." dedi Kuchel, gülümsemesi solgunlaştı. Elini uzattı. "Yanıma gel tatlım."

Levi yatağın ucuna yürüdü ama oturmadı. Zaten küçücüktü, kemiklerinin ağrıdığını biliyordu. Annesini rahatsız etmek istemiyordu. Yerde dizlerinin üzerine çöktü, uzattığı eli tuttu.

" Aç görünüyorsun... Sepette ekmek var mı?"

" Hayır, değilim." dedi Levi. " Elimizde başka yemek yok. Senin için ayırdım."

Kuchel yine gülümsedi fakat üzgün görünüyordu. Levi ya tüm gülümsemeler üzgün gelirdi. Annesi günden güne eriyordu, tuvaleti kullanmak dışında yataktan çıkamıyordu. Bu kadar acı çekerken nasıl gülümseyebilirdi ki zaten?

" Yanıma gel Levi." tekrarladı annesi, bir kez daha kenara kaymaya çalıştı. "Birlikte uyuyalım."

Levi bu kez itiraz edemedi. Zaten annesinin hiçbir isteğini geri çeviremezdi. Arkasını ona vererek yanına uzandı. Kuchel zayıf kollarını etrafına dolarken paçavraya dönmüş örtüyü üzerlerine çekti. Birlikte sarılarak uyudular.

Levi o gece annesinin canını yakmamak için nefes bile almadı. Hareket etmemeye özen gösterdi, sadece kollarına sıkıca sarıldı.

Ne zaman sabah olduğunu bilmiyordu fakat gözlerini yeniden açtığında güneş çoktan doğmuştu. Isı yayan güneş ışınları küçük daireden içeri sızıyordu. Kendi kendine korkuya kapıldı. Ya doktor onlar uyuyorken geldiyse? Ya Levi kapının çaldığını duymadıysa?

Ayağa kalkmak istedi. Annesine kahvaltı yaptırması gerekiyordu fakat onu uyandırarak rahatsız etmek istemiyordu. Nasıl olsa uyanınca bir şeyler hazırlayabilirdi. Kahvaltının fazla uğraştırıcı olduğu söylenemezdi. Bir bardak su ve yarısı yenmiş kuru bir ekmekti.

Levi bekledi. Bekledi... Saatlerce bekledi fakat annesi gözlerini açmadı. Yataktan kalkıp birkaç defa kadını nazikçe omuzlarından sarstı. Ancak annesi parmağını bile kıpırdatmadı.

Nefes almadığını fark etmek uzun zamanını aldı. Levi günlerce o ekmegi annesine yedirebilmek umuduyla yatağın başında bekledi. Eğer uyanır da haberi olmazsa diye gece gündüz uyumadı. Birkaç gün sonra, annesinin teni her zamankinden daha soğuk ve cansız görünmeye başlayınca bir daha saçlarını kesemeyeceğini o zaman anladı.

Ağlamadı. Içinde bir yerlerde her zaman sonsuza kadar birlikte yaşayamayacaklarını biliyordu. Sadece biraz daha büyüyüp çalışabilecek yaşa gelinceye kadar ona bakabileceğini sanmıştı. Belki o zaman biraz para biriktirip tedavi olmasına yardımcı olabilirdi. O zaman hastalığı son bulurdu ve birlikte yaşarlardı.

Bu hala mümkündü.

Bu döküntü dairede hala birlikte yaşabilirlerdi. Zaten başka ne yapabileceğini bilmiyordu Levi. Eğer annesi gibi günlerce yanında kıpırdamadan beklerse belki bir gün onun da gözleri sonsuza kadar kapanabilirdi.

Annesine kavuşmasının yakın olduğunu hissettiği, bilincinin tamamen kapanmak üzere olduğu bir akşam dairenin kapısı yerinden oynadı. Levi ın başı dönüyordu, hayal gördüğünü sandı çünkü annesinin hiçbir zaman ziyaretçisi olmazdı. En azından hastalandığından beri... Levi hatırlayamadığı kadar küçükken annesi en güzel kıyafetlerini giyinir, onu yatağına yatırıp alnından öper ve sabaha kadar geri dönmezdi.

Levi kapıda duran adamın silüetine baktı. Kim olduğunu bilmiyordu. Tuhaf kıyafetler giyiyordu. Levi dünyaya gözlerini açtığından beri annesinden başka kimseyi tanımazdı.

Adam onu fark etmedi, yatağında uyuyan annesini görür görmez şapkasını çıkardı ve telaşla yanına koştu.

" Hayır Kuchel! Hayır, hayır bunu yapma...."

Adam annesinin alnına dokundu, yorgun bir nefes verdi. Katılaşmış elleri arasında duran örtüyü zorla ondan alıp başının üzerine kadar örttü. Daireden çıkmak için arkasına döndüğü zaman duvarın dibine sinen Levi yı fark etti.

" Ah." dedi adam, şimdi hem üzgün hem de yorgun görünüyordu. " Ona seni doğurmamasını söylemiştim... Belli ki dinlememiş."

Levi gibi karşısındaki duvara çöktü. Birkaç dakika birbirlerine hiçbir şey söylemeden sessizce oturdular. Levi kim olduğunu sormak, annesini nereden tanıdığını bilmek istedi fakat bunun için bile çok halsizdi. Sadece onu rahat bırakıp gitmesini istiyordu.

" Adın ne çocuk?" dedi adam en sonunda.

Levi kurumuş dudaklarını aralamaya çalıştı. Sesi tahmin ettiğinden daha güçlü çıkmıştı. " Levi."

" Babanın kim olduğunu biliyor olamazsın degil mi Levi?"

Levi başını iki yana salladı.

Adam somurttu. " Hah... Şaşırmadım. Kuchel in de bildiğini sanmıyorum."

Levi konuşmak icin güç topladığında
" Annemi nereden tanıyorsun?" diye sordu.

" Erkek kardeşiyim." dedi adam. Ardından yüzü düştü. " Yani öyle öyleydim..."

Levi şaşırmadan edemedi. Annesinin yaşayan herhangi bir arkabasının olmadığını sanıyordu. Adama neden daha önce yanına gelmediğini soracaktı fakat o başka bir şey sordu.

" Ne zamandan beri burada yalnız oturuyorsun?" dedi adam, ona küçümseyen bir bakış attı. " Berbat bir lağım sıçanından farksız görünmüyorsun."

Levi cevap vermedi. Bilmiyordu.

Adam ayağa kalktı. Kolunu tutup onu da kaldırdı. " Hadi, kalk. Buradan gidiyoruz."

" Annem-" diye başladı Levi fakat adam onu dinlemedi. Daireden dışarı çıktılar. Levi direnemedi bile, kolları bunun için çok güçsüzdü. " Onun için yapabileceğin hiçbir şey yok. Benim de yok... Burada kalırsan sen de lanet olası annen gibi ölüp gidersin. Hayatta kalmak istiyorsan benimle yaşayacaksın."

O gün Levi ın annesini son görüşü oldu. Annesinin erkek kardeşi - adının sonradan Kenny olduğunu öğrendi - onu başka bir eve götürdü. Karnını doyurdu, üzerine doğru düzgün kıyafetler aldı. Birkaç hafta içinde bu tuhaf adamla birlikte yaşamaya başladı. Uyum göstermesi zor olmamıştı, annesiyle sokaklarda yaşamaya alışkındı.

Kenny ona annesi kadar nazik davranmıyordu. Neredeyse tüm ev işlerini ona yaptırıyordu fakat pek çok şeye sahip olmasını sağlamıştı. Artık düzgün besleniyordu, okula gidiyordu ve ilginç olanı da insanlar tarafından itilip kakılmıyordu. Kenny ona neye sahip olmak isterse onu elde etmeyi öğretmişti. Güç, para, saygınlık...

" Yanlış tutuyorsun." Kenny, silahın üzerinde duran parmaklarını düzeltti.
" Yine vur."

Levi, dizili duran bira şişelerden sadece birini vurabildi. Kenny homurdandı.
"Sen onları vurana kadar delik deşik olursun çocuk! Odaklanman gereken yer silahının üstü, hedefe bakma."

Levi emin olamasa da bir kez daha denedi. Şaşırtıcı şekilde işe yaramıştı, üç tanesini daha vurmayı başardı.
Kenny e dönüp baktı. " 'Onlar' derken kimden söz ediyorsun? Beni kim vurmak istiyor?"

" Senden güçlü olan herkes." dedi Kenny hararetle, yumruğunu havaya doğru sıktı. " Ne kadar iyi silah kullanırsan hayatta kalma şansın o kadar artar. Pisliklerin işini böyle bitireceksin. Dünyada sana hem güç hem para kazandıracak şey bu Levi."

Levi biraz düşündü, kaşları hafifçe çatıldı. "Okulda silah kullanamam."

Kenny tek kaşını kaldırdı. "Okulda neden silah kullanacakmışsın?"

" Pisliklerini işini bitirmek için." Kenny nin sözlerini tekrarladı Levi. " Benimle dalga geçen çocukları susturmak istiyorum."

Kenny sırıttı, eğlenen bir tavırla Levi ın omzunu patpatladı. " Demek yumruklarını konuşturmak istiyorsun, ha? Ona da sıra gelecek, merak etme! Önce silah kullanmayı öğren. Hadi, şimdi yeniden dene."

Levi on beş yaşına geldiğinde dövüşmek ve silah kullanmak konusunda hiçbir yardıma ihtiyacı kalmadı. Hatta bunun yüzünden pek çok okuldan atılma teklikesiyle karşı karşıya kaldı. Velisi olarak okula çağrılan Kenny nin ise şikayetleri pek umursadığı söylenemezdi. Öğretmenlerini tatmin etmek için Levi yı okulda azarlardı ama eve döndüklerinde dövdüğü her çocuk için onu destekler ve kavganın detaylarını sorardı.

Levi liseyi bitirdiğinde tamamen Kenny için çalışmaya başladı. Müşterileri onları kiralık katil olarak tutardı ve Levi da geride tek bir iz bırakmadan istedikleri adamı öldürürdü. Işte o zaman neden Kenny nin geldigi günden beri temizlik konusuna bu kadar önem verdiğini anladı. Cinayet yerinde delil teşkil edebilecek tek bir kanıt bırakmamayı öğretmişti. Aralarında bu işi Levi dan daha iyi yapabilen kimse yoktu.

Bir gün bir müşteriyle görüşme esnasında Kenny nin adamı reddetmesi Levi yı çok şaşırtmıştı. Hatta onu Caven ve Duran a kovdurtmuştu. Levi nedenin sorduğunda ise " Onu tanıyorum, ciğeri beş para etmeyen herifin teki."

" Kim olduğundan bize ne?" dedi Levi, omuz silkti. " Bizi ilgilendiren tek şeyin sadece para olduğunu sanıyordum."

" O adam farklı." dedi Kenny. " Kimin için silahını kaldıracağını bileceksin. Geçmişte sadece benim degil, bir sürü insanın canını yaktı. Eğer sana yamuk yapan bensem bile gözünü kırpmadan vuracaksın Levi. Böylelerine af yok."

Levi " Öyleyse neden gitmesine izin verdin?"

"Verdiğimi kim söyledi?"

Levi içeriden silah sesinin geldiğini duydu.

......................................................................

Devam Edecek...

Beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayın ❤

Bu geçmişe dönüş gibi bir bölüm oldu. Bir sonraki bölümü yazmak için sabırsızlanıyorum :)

Kalplerinizi adayın ve güvende kalın!

نهاية الفصل

1 تعليق