Söylediği şey epey şaşırtmıştı beni. Tamam, kısa süredir arkadaşlar ve aralarında tartışma yaşandı. Ama yinede Lee'nin bunu söylemesini beklemiyordum.
Derin bir iç çekti ve konuşmasına devam etti.
-İstemiyorum işte. Neyini anlamadın.
Bu kadar soğukkanlı olması hem şaşırmama hem de korkmama neden olmuştu. Bir anlığına her şeyi bilerek yaptığını bile düşündüm.
+Bir nedenin olmalı.
Aniden sinirlendi.
-Yok Jayla! Hiçbir nedenim yok! O aptala kan vermek istemiyorum!
Bir dakika ya.. Önce konuşmaları duyduğunu, Luke'nin hasta olduğunu öğrendiğini söyledi. Sonra ona zarar verdi. Şimdi de kanların uyuşup uyuşmadığını bilmiyor olmamıza rağmen kan vermem diyor. Her şey planlı gibi..
İçimdekileri dıştan söylememin hiçbir şey değiştirmeyeceğini anladım ve bisikleti ani bir frenle durdurdum. Lee hala yavaş hızda gidiyordu. Durduğunu fark etmemişti bile. Sesimi duyması için bağırarak konuştum.
+Her şeyi planladın değil mi!?
Aniden durdu ve arkasını döndü.
-Sağlıklı düşünmüyorsun.
+Başından beri her şeyi planladın! Böyle soğukkanlı olman, sonuçlar belli olmadığı halde aynı kan grubuna sahip olduğunuzu bilmen..
Aramızdaki mesafeyi kapatmak için hem konuşup hem de bisikleti yavaşça ona doğru sürüyordum. Yüzünde acıma duygusuna benzer bir şey vardı.
-Sen cidden iyi değilsin.
Cevap vermedim. Kimin iyi olmadığı gayet belli.
-Kafanda kurmayı bırak. Seninle tartışmak istemiyorum, şansını zorlama.
Şansını zorlama ne ya? Yaptığı her şey ortaya çıkarttığım için beni tehdit etmeye mi başladı o!?
Hiçbir şey söylemeden hızla eve doğru gitmeye başladım. Sürekli gittiğim göle gitmek için yolumu değiştirdim. Göle gitmek için Lee'nin sokağından geçmek zorunda olmam çok sinir bozucu..
•••••••
Bisikletimi ağacın kenarına koydum ve gölün kenarındaki çimenlere oturdum. Hava kararmıştı ama etraf hala aydınlıktı.
Öylece oturup gölü izlerken biri arkamda durdu.
-Söyleyemeyeceğim şeyler var. Bunu anlamanı beklerdim.
Bu Lee'ydi.
Neyi anlamam lazım. Neyi söyleyemez?
Delirdi mi bu..?