Demir kapı ağır ağır kapandığında çıkan ses, koridorda uzun süre yankılandı.
Alp, kapının ardından uzaklaşan kadına doğru iki küçük adım attı. Dengesi bozulunca yere oturdu. Ellerini uzattı. Dudakları titredi. Ağzından kelimeler çıkmıyordu; yalnızca boğuk, anlaşılmaz sesler duyuluyordu.
Kapı bir daha açılmadı.
Koridordaki floresan lambaları beyaz ışığını yere vuruyordu. Duvarlardan keskin çamaşır suyu kokusu yükseliyor, mutfaktan gelen çorba kokusuna karışıyordu. Alp burnunu çekti. Bu koku ona tanıdık değildi.
Üzerindeki yün hırkayı sıkıca kavradı.
Koridorun sonunda duran iki görevli birbirlerine bakıp sessizce konuştular.
"Çok küçük..."
"Bir yaşındaymış."
Görevlilerden biri Alp'i kucağına aldı. Alp huzursuzca kıpırdandı. Başını çevirip kapıya bakmaya çalıştı. Küçük elleri hâlâ havada, biraz önce uzaklaşan kişiyi arıyordu.
Görevli kadın onu oyun odasına götürdü.
Yerde rengârenk oyuncaklar vardı. Tahta bloklar, pelüş ayılar, küçük arabalar...
Bir çocuk sürünerek Alp'in yanına geldi. Elindeki kırmızı arabayı ona uzattı. Alp birkaç saniye arabaya baktı. Sonra eline aldı. Tekerleğini parmağıyla çevirdi. İlk kez dikkatini başka bir şey çekmişti.
Tam o sırada odanın kapısı açıldı.
İçeri uzun boylu, sakin bakışlı bir kadın girdi.
"Yeni çocuğumuz bu mu?" diye sordu.
Görevli başını salladı.
"Evet, bugün geldi."
Kadın yavaşça Alp'in önüne çömeldi. Gülümseyerek elini uzattı ama ona dokunmadı. Sadece bekledi.
Alp başını hafifçe yana eğdi.
Kadının yüzüne uzun uzun baktı.
Kadın cebinden küçük, mavi renkli bir bez tavşan çıkardı.
Tavşanı usulca Alp'in önüne bıraktı.
Alp önce tavşana, sonra kadına baktı. Küçük eliyle oyuncağı kavradı ve göğsüne bastırdı.
Kadının yüzünde sıcak bir gülümseme belirdi.
"Ben Sevgi," dedi fısıltıyla.
Alp hiçbir şey söylemedi.
Zaten söyleyemezdi.
Alp, mavi bez tavşanı iki eliyle göğsüne bastırdı.
Oyuncağın yumuşak kulaklarını parmaklarının arasında sıkıştırıyor, sonra bırakıyordu. Etrafındaki çocukların sesleri birbirine karışıyordu. Birisi gülüyor, biri ağlıyor, bir başkası yüksek sesle şarkı söylüyordu.
Alp ise sadece izliyordu.
Kapıya...
Koridora...
Tekrar kapıya...
Sanki birazdan tanıdığı biri içeri girecekmiş gibi.
Sevgi Hanım bunu fark etti. Ayağa kalkmadan, olduğu yerde sessizce onu izledi. Çocuklarla çalıştığı yıllar boyunca bu bakışı yüzlerce kez görmüştü. Yeni gelen her çocuk ilk gün aynı kapıya bakardı. Bazıları saatlerce ağlardı, bazıları öfkelenirdi. Bazıları ise Alp gibi sessizleşirdi.
Sessizlik bazen ağlamaktan daha ağırdı.
"Biraz acıkmıştır." dedi görevlilerden birine.
Kısa bir süre sonra küçük bir mama tabağı getirildi. Alp'in önüne oturdular.
Kaşığı uzattılar.
Alp başını çevirdi.
Bir lokma bile yemek istemiyordu.
Görevli kadın zorlamadı.
Bir süre bekledi.
Sonra kaşığı tekrar uzattı.
Bu kez Alp yavaşça ağzını açtı.
Lokmayı yuttu.
Ardından bir tane daha...
Ve bir tane daha...
Karnı doydukça göz kapakları ağırlaşmaya başladı.
---
Akşam olmuştu.
Pencerenin ardından görünen gökyüzü koyu maviye dönmüştü. Bahçedeki salıncağı rüzgâr hafifçe sallıyordu.
Görevliler çocukları odalarına götürmeye başlamıştı.
Sevgi Hanım, Alp'i kucağına aldı.
Başını kadının omzuna yaslayan Alp, yorgun gözlerle koridorun lambalarını izliyordu. Lambalar yürüdükçe birer birer geride kalıyordu.
Odasına geldiklerinde içeride dört küçük yatak vardı.
Bazılarında çocuklar çoktan uyumuştu.
Sevgi Hanım, Alp'i pencereye en yakın yatağa oturttu.
Yatağın üzerinde temiz çarşaflar ve ince bir battaniye vardı.
Alp, elindeki tavşanı bırakmadı.
Görevli ayakkabılarını çıkardıktan sonra onu yavaşça yatağına yatırdı.
Tam odadan çıkacakları sırada boğuk bir ses duyuldu.
"Mm..."
İkisi de dönüp baktı.
Alp yatağın içinde doğrulmuştu.
Gözleri kapıdaydı.
Küçük elini uzatmıştı.
Sevgi Hanım tekrar yanına geldi.
Bir şey söylemedi.
Sadece elini uzattı.
Alp, kadının işaret parmağını tuttu.
Parmakları o kadar küçüktü ki neredeyse tamamen avucunun içinde kayboluyordu.
Sevgi Hanım birkaç dakika boyunca elini çekmedi.
Alp'in nefesi yavaşladı.
Gözleri kapanmaya başladı.
Sonunda parmakları gevşedi.
Uyumuştu.
Sevgi Hanım battaniyeyi omuzlarına kadar çekti.
Elindeki bez tavşan hâlâ göğsünün üzerindeydi.
Odanın ışığını kapatmadan önce son kez dönüp baktı.
"Hoş geldin, küçük adam." diye fısıldadı.
Koridor yeniden sessizliğe büründü.
O gece Alp, bilmediği bir binada, bilmediği insanların arasında ilk kez uyudu.
Ve mavi bez tavşan, uzun yıllar boyunca yanından hiç ayrılmayacaktı.
Hızlı ilerlemek istiyorum sıkıcı olmasın diye
