Yağmur, hastanenin eski pencerelerine usul usul vuruyordu.
Koridorlarda yankılanan ayak sesleri dışında her yer sessizdi. Doğumhanenin kapısı açıldığında genç bir hemşire, kucağındaki bebeği annesine uzattı.
"Bir oğlunuz oldu."
Kadın, yorgun gözlerle bebeğe baktı. Küçücük elleri yumruk olmuştu. Açık sarı saçları başına yapışmış, gözleri ise henüz dünyayı anlamaya çalışıyormuş gibi etrafı dolaşıyordu.
Babası birkaç saniye sessiz kaldı.
"Adı Alp olsun."
Hemşire gülümsedi.
"Maşallah, çok sağlıklı görünüyor."
İlk haftalarda her şey normaldi. Alp büyüyor, gülümsüyor, annesinin yüzünü görünce sakinleşiyordu. Fakat aylar geçtikçe annesi bir şeylerin farklı olduğunu fark etmeye başladı.
Komşuların bebekleri ağlıyor, ses çıkarıyor, anlamsız heceler mırıldanıyordu.
Alp ise yalnızca bakıyordu.
Sessizce...
Aylar sonra doktor odasında ağır bir sessizlik hâkimdi.
Doktor dosyayı kapatıp gözlüğünü çıkardı.
"Ses tellerinde doğuştan bir sorun var. Büyük ihtimalle konuşamayacak."
Odadaki hava bir anda değişti.
Annesi gözlerini kaçırdı.
Babası hiçbir şey söylemedi.
Doktor konuşmaya devam etti.
"İşaret dili öğrenebilir. Eğitim alırsa normal bir hayat sürebilir."
Ama o cümle, anne ve babasının kulağına hiç ulaşmamış gibiydi.
Onlar yalnızca tek bir cümleyi duymuşlardı.
'Konuşamayacak.'
...
Alp bir yaşına bastığında evdeki sessizlik daha ağırdı.
Babası artık onu kucağına almıyordu.
Annesi ise eskisi kadar gülümsemiyordu.
Bazen beşiğinin başında dakikalarca duruyor, hiçbir şey söylemeden ağlıyordu.
Alp bunun nedenini bilmiyordu.
Henüz kelimeleri yoktu.
Ama insanların gözlerindeki sevgiyi de, sevgisizliği de anlamak için konuşmaya ihtiyaç yoktu.
...
Bir sabah annesi onu kalın bir battaniyeye sardı.
Saçlarını düzeltti.
Alnına uzun uzun baktı.
Sonra ilk ve son kez öptü.
Arabaya bindiler.
Alp, camdan geçen ağaçları izliyordu.
Nereye gittiklerini bilmiyordu.
Şehrin kenarında, eski taş duvarlı büyük bir binanın önünde durdular.
Kapının üzerinde küçük bir tabela vardı.
Çocuk Esirgeme Kurumu.
Kapıyı orta yaşlı bir kadın açtı.
Annesi, bebeği titreyen elleriyle ona uzattı.
"Bir süreliğine..." dedi, sesi çatlayarak.
Kadın başını salladı.
Ama ikisi de bunun bir "süre" olmadığını biliyordu.
Alp, annesinin uzaklaşan siluetini izledi.
Küçük ellerini ona doğru uzattı.
Hiç ağlamadı.
Çünkü sesini dünyaya duyurabilecek bir sesi hiç olmamıştı.
Ve o gün, henüz bir yaşındayken, Alp hayatındaki ilk vedayı sessizce yaşadı.
Kısa kestim umarım seversiniz:))
