Skip to content

Yanımda Dur

Chapter 1 · 4 min read

Yanımda Dur

Chapter 1

1. Bölüm — Denge (Ege)

Tekerleklerin asfaltla temas ettiği o anı seviyorum.

Sesini. Ritmini. Kontrolünü.

Her şey olması gerektiği gibi ilerlerken, dünya basitleşiyor.

İnsanlar, sesler, gereksiz detaylar… hepsi arka planda kalıyor.

Geriye sadece denge kalıyor.

Kaykayımı yavaşça durdurduğumda gözlerim otomatik olarak sahaya kaydı.

Herkes yerindeydi.

Olması gerektiği gibi. Ben onları düzenlerdim.

“Bir daha deneyelim,” dedim. Sesim düz, netti.

İtiraz eden olmadı. Zaten olmazdı.

Çünkü burada herkes kuralları biliyordu.

Ve ben kuralların dışına çıkan şeyleri… uzun süre tutmazdım.

Tam yeniden başlayacakken, bahçenin girişinden gelen ses dikkatimi dağıttı.

Geç.

Adımlar.

Yavaş. Umursamaz.

Başımı çevirdim.

İşte o an gördüm.

Saçları omuzlarından aşağı dökülüyordu.

Toplanmamıştı. Düzgün de değildi. Rüzgârın bıraktığı gibi kalmıştı. Özenmemiş gibiydi.

Zaten genel olarak…

Kendisi de öyleydi.

Kıyafetleri de aynıydı.

Plansız. Rahat.

Sanki buraya ait olmaya çalışmıyor gibiydi.

Zaten en sinir bozucu olan da buydu.

Elindeki kaykayı yere bıraktı.

Sanki herkes onu beklemek zorundaymış gibi… rahat bir hareketle.

Kaşlarım hafifçe çatıldı.

“Beş dakika geciktin,” dedim.

Sesim ne yüksek ne de yumuşaktı.

Sadece olması gerektiği gibiydi.

Başını kaldırmadı bile.

“Başlamışsınız zaten.” dedi.

…

Cevap vermedim.

Ama içimde bir şey, olması gerekenden farklı ilerliyordu.

Bu, alışık olduğum bir şey değildi.

İnsanlar genelde ya kurallara uyar…

ya da uymayı öğrenirdi.

O ise—

Umursamıyordu.

Gözlerim istemsizce tekrar ona kaydı.

Durduğu yer bile düzensizdi. Çizginin dışında.

Ama garip olan şu ki…

Gözümü ondan alamıyordum.

İçimden “boşver” dedim.

Her zamanki gibi.

Bu tipleri umursamazdım. Sorumsuzdular.

Zaten burada uzun süre kalmazdı.

Ben öyle istesem bile.

…

Arkadan bir fısıltı duydum.

“Bu da kim?”

Aynı soruyu ben de soruyordum.

Sonra hatırladım.

Yeni biri gelecekti.

Ama kim olduğunu umursamamıştım.

Şimdi...

Umursamamak mümkün değildi.

Kaykayın tekerlek sesi tekrar duyuldu.

Bu sefer farklıydı.

Düzensiz.

Kontrolsüz.

Başımı çevirdim.

O.

Hiçbir şey demeden kaykayın üstüne çıktı.

Duruşu yanlıştı. Ağırlığını yanlış veriyordu.

Ama buna rağmen hareket etti.

Kaşlarım çatıldı.

“Dur,” dedim.

Duymamış gibi devam etti.

Hızlandı.

Sabır dediğin şey ince bir çizgi.

Ve o çizgi… çoktan aşılmıştı.

“Dedim ki dur.”

Bu sefer sesim daha sert çıktı.

Kaykayın ucunu hafifçe kırıp durdu.

Ama bu bir itaat değildi.

Sadece… kendi istediği anda durmuştu.

Yavaşça bana döndü.

İlk kez göz göze geldik.

Bakışı sakindi.

Fazla sakindi.

“Ne var?” dedi.

…

Bu ton.

Sanki ben burada hiçbir şey ifade etmiyormuşum gibi.

Bir adım attım.

“Burası kafana göre takılacağın bir yer değil.”

Cevap vermedi.

Sadece baktı.

Bu daha da sinir bozucuydu.

“O hareketi yanlış yapıyordun,” dedim.

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

Ama bu bir gülümseme değildi.

“Yanlış mı?” dedi.

“Düşmedim.”

…

Gözlerimi ondan ayırmadım.

“Düşmemek, doğru yaptığın anlamına gelmez.”

“Benim için geliyor.”

Bu cevap…

Beklediğim türden değildi.

Etrafımızdaki sessizlik ağırlaştı.

Herkes izliyordu.

Ama o—

hiç etkilenmiyordu.

Başımı hafifçe eğdim.

“Kuralları biliyor musun?” dedim.

Omuz silkti.

“Sevmem.”

…

İşte bu noktada anladım.

Bu kız problemdi.

Ve ben…

Problemleri çözerdim.

Sessizlik birkaç saniye daha sürdü.

Sonra gözlerini benden çekti.

Sanki konuşma bitmiş gibi.

Bu… daha da sinir bozucuydu.

“İniyorsun,” dedim.

Net.

Tartışmaya açık değil.

Ama—

Dinlemedi.

Kaykayın üstüne tekrar çıktı.

Bu sefer bir şey demedim.

Sadece izledim.

“Düşecek,” diye geçirdim içimden.

Hazırdım.

Ama düşmedi.

Hareket etti.

Bu sefer duruşu aynıydı—

düzensiz, umursamaz.

Ama hızlandıkça…

Bir şey değişti.

Ayağını kaydırdı.

Tahtayı döndürdü.

Hatalı başlamıştı.

Ama devamı—

Temizdi.

Fazla temizdi.

Kaşlarım hafifçe çatıldı.

Bu… şans değildi.

Bir hareket daha denedi.

Sonra bir tane daha.

Ve bu sefer—

İndi.

Dengede.

Sessizlik çöktü.

Kimse konuşmadı.

Ben bile.

…

Gözlerim ondan ayrılmıyordu.

Az önceki düzensizlik…

Bir anda anlam değiştirmişti.

Bu kız—

Kuralları bilmiyordu.

Ama ihtiyacı da yoktu.

Kaykayını yerden aldı.

Hiçbir şey olmamış gibi.

Sonra bana baktı.

Bu sefer bakışı farklıydı.

Sanki başından beri bildiği bir şeyi yeni anlamışım gibi.

“Şimdi doğru mu?” dedi.

…

Cevap vermedim.

Ama içimden geçen şey netti:

Bu kız... Sorun olacaktı.

Sessizlik uzun sürmedi.

“İyiymiş…” dedi biri arkadan.

“Şansa yaptı bence,” diye ekledi bir başkası.

…

Sesler artmaya başladı.

Fısıltılar. Yorumlar.

Gözler hâlâ onun üzerindeydi.

Benimkiler de.

Ama bu sefer farklıydı.

Az önceki görüntü…

Aklımdan çıkmıyordu.

Bunu belli etmedim.

Etmemeliydim.

Düzensizliği kabullenmek… seçenek değildi.

Bir adım attım.

“Yeter,” dedim.

Sesim ortamı kesti.

Herkes sustu.

Gözler bana döndü.

Olması gerektiği gibi.

Sonra ona baktım.

“Bu bir şey kanıtlamaz.”

…

Kısa bir sessizlik.

Gözlerini kaçırmadı.

“Kanıtlamaya çalışmadım,” dedi.

Çenem hafifçe gerildi.

Bu ton…

Bu rahatlık…

“Burası bireysel takılacağın bir yer değil,” dedim.

“Takım varsa, kurallar da vardır.”

Bir adım daha yaklaştım.

“Ve sen o kurallara uyacaksın.”

Bu sefer güldü.

Açık açık.

Ama yine o şekilde—

ciddiye almayan.

“Uymazsam?” dedi.

…

Etrafımızdaki hava değişti.

Kimse konuşmuyordu artık.

Herkes bekliyordu.

Cevabımı.

Gözlerimi ondan ayırmadım.

“Burada kalamazsın.”

Bir anlık sessizlik.

Sonra omuz silkti.

“Kalmak zorunda değilim zaten.”

…

Bu cevap—

Beklediğim gibi değildi.

Geri adım atmıyordu.

Hiç.

İçimde bir şey gerildi.

Ama dışarıdan…

Hiçbir şey göstermedim.

“Görürüz,” dedim sadece.

Ama bu bir tehdit değildi.

Bir karardı.

“Görürüz,” dedim.

Arkamı döndüm.

Bu konuşma bitmişti.

Ya da öyle olması gerekiyordu.

“Ege.”

Durmadım.

Ama ses tanıdıktı.

Kulüp sorumlusu.

“Yeni gelen öğrenci hakkında konuştuk ya,” dedi.

“Onu senin takıma yerleştirdim.”

…

Adımlarım durdu.

Yavaşça başımı çevirdim.

“Yerleştirdin mi?”

“Evet.”

Kısa bir sessizlik.

Sonra ekledi:

“İyi. Biraz farklı ama… iyi.”

…

Gözlerim istemsizce ona kaydı.

Kaykayını eline almıştı.

Sanki hiçbir şey olmamış gibi.

Düzensiz.

Umursamaz.

Ve—

Az önce gördüğüm şey…

Aklımdan çıkmıyordu.

Çenem hafifçe sıkıldı.

“Denemede,” dedim.

Net.

Kesin.

Son söz gibi.

Ama içimden geçen farklıydı:

Bu kız…

Başımı ağrıtacak.

O an anlamamıştım.

Ama bu, sadece başlangıçtı.

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.