Bölüm 1: Penceremden , Lika
İçten içe o günün bir şeylere veda olduğunu biliyordu. Lika’nın daha önce tam anlamıyla veda etmesi gereken “bir şeyi” olmamıştı. Hiçliğin ortasında olmanın hoş olabileceğine inanırdı. Bir şeylerle dolu bu insanları , sokakların , gürültünün içinde hiç olmaktan daha çekilebilir olmalıydı. Bacaklarını kendine doğru çekti , “Belki.” diye geçirdi “Belki öyle olur.”
Beyaz leylak desenleriyle dolu duvar kaplamasının soyulduğunu fark etti. Daha önceden görseydi , belki Leon hatta annesine bile söyleyebilirdi. Bunu düşününce yorgun bir şekilde güldü , yatağında kıpırdanıp duvar kağıdını sökmeye girişti. Bozulmuş bir şeyi daha da bozmaktan onu en kötü halinde görme arzusuyla doldu içi. Tıkırtı. Tıkırtı. Tıkırtı. Elindeki çiçek parçalarıyla dondu. Odaların sahiplerinin zihnini yansıttığına dair bir şey okumuştu. Alayla güldü. “Düşündüğümden kötü değil o halde.” diye fısıldadı. Yataktan atlayıp , kapıyı açtığında karşında duran kişi onu uzun uzun süzdü. Bakışlarını genç kızın yüzünde gezdirdiğinde şaşkınlığını gizleyemedi. Lika , insanları özellikle de Leon’u böyle bocalatmaktan keyif alırdı. Genç adam kaşlarını çatıp , söylenmeye başladı. “Beni görünce şaşırırsın sanmıştım.” Lika , Leon’un kaşlarını çattığı bölgeye gülümseyerek eğilip bir fiske attı. “ Paris’e filan gidemeyeceğine göre. Kürkçü dükkanına hoş geldin kardeşim.” Genç kadın sabahlığını düzelterek elindeki kağıt parçalarını kardeşinin eline tutuşturdu. Çıkardığı gıcırtıdan dolayı merdivenleri hep çok sevmişti , ona hep orada olduğunu hatırlatıyordu. Keyiflenmişti , Leon’un kağıt parçalarını kapıda kendisini değerlendirir gibi baktığını fark etti. “Şey.”diye fısıldadı. Sesinin fısıltı olduğunu fark etmiş gibi öksürmeye başladı. “Bu kağıtlarla ne yaptın , Lili ?” Lika esneyerek gerindi , merdivenlerin sesi bitmişti yeniden sadece Leon vardı. Sorunun kendisine yöneltildiğini biliyor ama cevap vermek içinden gelmiyordu. Bu sırada Leon ısrarla durmadan sorusunu yinelemeye devam ediyordu. Yutkundu. “Hiç” dedi “Hiç.” diye düşündü. Leonun suratının asıldığını farkedince kendini toparladı. “Bilirsin işte mecmuada okuduğum sabah sporlarını deniyorum.” dedi sesinin alaycı olmasına dikkat ederek. Leon’un göz devirdiğini görünce rahatladı. “Her zamanki gıcıklığından bir şey kaybetmemişsin Lili.” Lika , onun ikna olduğunu masadakilere saldırmaya başlayınca anladı. İçten içe bu ikna oluşu , yeni tazelenmiş güveni masaya oturarak devam ettirmek istiyordu. Kardeşi yakışıklı bir adamdı , kumral saçlı bebek yüzlü en az yüzü kadar toy bir akla sahipti. Sanki genç adamın tüm varoluşu bu basit ve güzel şeylerden ibaretti. Bazen kendisi de bu kadar basit olmayı diliyordu. Acı acı gülümseyerek kardeşine bakarken , Leon Lebon’dan ısmarlanmış bir adet pain au chocolat paketini açmaya çalışıp söylenmeye devam ediyordu. “Karmaşayı hiç kaldıramaz.” diye düşündü. “Lili , öyle hüzünlü hüzünlü dikilmekte mi
mecmuada yazıyor. Allah aşkına şunu açsana.” Lika tepki vermekte bu sefer hızlı davranarak paketi kaptı. Üstündeki yazıyı Leonla küçükken büyükbabalarının öğrettiği fransızcadan çıkarabiliyordu. “Chez lebon , Tout est bon. Lebon’da her şey iyidir.” Gülümseyerek , paketi Leon’a uzattı. Dudaklarını küçüklükten kalma bir alışkanlıkla kanatacak kadar sıkmaya çalıştı. Bu hareketi , Leon paketin hepsini son lokmasına kadar yutarken yineledi. Küçük kan damlasını masadaki peçeteyle sildi. Bunu yapmaktan en az merdivendeki sesler kadar hoşuna gidiyordu. Peçeteyi tekrar tekrar kanayan yere koyuyor , çektiğinde küçük kan damlası yine de akmaya devam ediyordu. Zihnini oyalayan bu oyunun arkasını saklanarak , elini çayını içmekte olan kardeşinin omzuna koydu. “Leon , bugün görücüler gelmeden önce pasaj taraflarına inmeyi düşünüyordum.” Lika , dikkati dağılmış bir şekilde kendi sesini uzaklardan gelen bir ses gibi duyuyordu. Kardeşi uzun süre cevap vermedi. Lika ses gelene kadar peçeteyle oynamaya devam ediyordu , ses geldiğinde bu sefer küçük oyunu tamamen bitmişti. Peçete yerdeydi. “Saraydan bugün mü geliyorlardı?” Likanın bakmadan sadece hayalinden bile çıkarabileceği o ifade işte karşısındaydı. Kardeşi sanki ona çok uzak bir dünyadan , diyardan bir masalla ilgili soru sormuş gibi saf bir şaşkınlıkla ona bakıyordu. Bazen bu şaşkın ifadenin içinde umursamazlığın da olup olmadığını merak ediyordu. “Ne de olsa , onun sorunu değil”diye içinden geçirdi. Onu suçlaması haksızlıktı. Lika düşüncelerini yüzüne yansıtmayı engelleyemiyordu. Onu savunan düşünceleri bastırdı. “Eminim”dedi bastıramadığı kırılganlığın öfkesiyle “Bugünün tarihinden bile haberin yoktur senin.”
Ben bir yıldır bugüne doğru yaklaşıyorum diye düşündü. Leon gülümsedi. “Doğru diyorsun , Lili. Sahi gerçekten bugünün tarihi neydi?” Lika kapıya doğru ilerlerken içten içe Leon’un ona eşlik etmesini dileyerek ona baktı. Tek dolaşmanın mı , yoksa Leon’un arkasına saklanmanın mı daha iyi olabileceğini bilmiyordu.” Orada Leon olmayacak. Orada olmayacaktı , gerçek anlamda zaten hiçbir zaman Likanın dünyasına inmemişti. Kapıyı kapatmadan önce son kez kardeşine döndü. “Annem gelirse çıktığımı söylersin. Odamda ki pencereyi kapatma lütfen.” İkisinin de pek muhtemel olmadığını bilerek dışarı çıktı. Peçeyi yüzüne çekerken , pencere kapandığında bildiği “her şeyin” ona veda ettiğini biliyordu. Önündeki yabancı çevreye baktığında çabalaması gerektiğini biliyordu.