Bölüm 0 : Ilık Rüzgarlar
İstanbul’u dinliyorum , gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı değil mi , biliyorum;
Dudakların ıslak mı değil mi , biliyorum
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum
İstanbul’u dinliyorum.
1876 , İstanbul
O sabah yoğun miktarda hissettiği endişenin , beklemenin sonlanmasıyla beraber geçici bir his olacağı hükmündeydi. Artık kafasında kurduğu düzinelerce bu işin nasıl olacağı düşünceleri olmamalıydı. Yanılmıştı. Artık önünde sonrası vardı. Mehmet Rauf , bunun vicdan azabıyla ilgili olmadığına emindi.
“Sadece bir bilinmezlik.”diye içinden geçirdi. Lebon pastanesinin önünden geçtiğini farkedip tökezledi , yansımasına bakmadan pasajdan çıktı. Gözleri hep siyah parlak ruganlarındaydı. Mehmet Rauf , gözlerini bir an bile kaldırır gibi olsa belli belirsiz silüetlerin durmadan ona baktığını düşünüyordu. Böyle olmamalıydı , elindekini hak etmiyor muydu ? Siyah ruganları parlaktı , Beylerbeyi’nden geçerken boyatmayı ihmal etmemişti. Hırsla başını kaldırdı , ruganları parlaksa bugün telaş edeceği başka bir şey olmamalıydı. “Son bir kez. Sonun zararı yok. “diye geçirdi içinden. Pasajın girişine baktı. İşte tam buradan belliydi içine aldığı tüm zıtlıklar. Girişin sütunları sararmış renklerle örtülü yıkılmaya yüz tutmuş aşınmış bir malzemeyle kaplıydı , bunun yanında parlak bir maviyle yazılmış “Passage Oriental” yazısı tüm dikkati üstünde topluyordu. Mehmet Rauf bu rengin kraliyet mavisi olduğunu çok iyi biliyordu. Eskiden bu pasajın , Beyoğlu’nu simgelediğini düşünürdü. Sahip olduğu dünyanın ve henüz olamadığının bir kesişimi. Elindekini daha da sıkı kavrar gibi oldu.
Kumbaracı yokuşunu çıkarken onu selamlayan beyleri görmedi.
Kıkırdayan hanımlara her zamanki imalı bakışlarını atmadı.
Kilisenin örttüğü evin bahçesindeki çığlık tüm Beyoğlu’nu sardığında o hala Kumbaracı yokuşunu tırmanıyordu.
Ne de olsa Mehmet Rauf artık emindi. Beyoğlu değişmişti.
