Sabah erkenden mutfaktan gelen seslerle uyandım.
Gözlerimi ovuşturarak aşağı indim.
“Günaydın validem.”
“Günaydın kızım.”
Masaya otururken annem bana gülümseyerek baktı.
“Bugün akşam misafirimiz var.”
Kaşlarımı çattım.
“Kim geliyor?”
“Alt komşumuz.”
“Atlaslar mı?”
“Evet.”
Şaşkınlıkla anneme baktım.
“Ne ara konuştunuz?”
“Sabah markette Atlas’ın annesiyle karşılaştık.”
“Sonra?”
“Öyle ayaküstü sohbet ettik. Baban da tanışmak istediğini söyledi. Akşam yemeğine davet ettim.”
Tam o sırada babam elinde çay bardağıyla mutfağa girdi.
“Günaydın.”
“Günaydın baba.”
Masaya oturduktan sonra bana anlamlı bir gülümsemeyle baktı.
“Demek Atlas…”
Ne diyeceğimi bilemedim.
“Şey…”
“Annen dün akşam anlattı.”
Utanarak önüme baktım.
“Kızımız büyüyor galiba.”
“Baba…”
“Merak etme.” diyerek gülümsedi. “Sadece tanışacağız.”
İçim biraz rahatladı.
Okul çıkışı Atlas beni her zamanki yerde bekliyordu.
Motorundan inip yanıma geldi.
“Günaydın küçük hanım.”
“Günaydın.”
“Bugün neden bu kadar düşüncelisin?”
Derin bir nefes verdim.
“Akşam bizimkiler sizi yemeğe çağırmış.”
Atlas birkaç saniye bana baktı.
“Gerçekten mi?”
“Evet.”
“Babam da gelecek.”
Atlas ensesini kaşıdı.
“Sanırım ilk kez heyecanlandım.”
Gülmeye başladım.
“Sen mi heyecanlandın?”
“Evet.”
“Hani hiçbir şeyden korkmuyordun?”
“Söz konusu senin babansa durum biraz değişiyor.”
Kahkaha attım.
“Abartıyorsun.”
“Hiç sanmıyorum.”
Akşam saat yediye doğru kapının zili çaldı.
Annem önlüğünü düzeltti.
“Begüm, kapıya sen bak.”
Derin bir nefes alıp kapıyı açtım.
Kapının önünde Atlas, annesi Derya Hanım ve babası Emre Bey vardı.
Atlas beni görünce hafifçe gülümsedi.
“İyi akşamlar.”
“Hoş geldiniz.”
Annem de kapıya gelerek sıcak bir şekilde onları içeri davet etti.
“Hoş geldiniz, buyurun.”
Babam salondan çıkıp misafirlerle tokalaştı.
“Memnun oldum.”
“Biz de.”
Atlas ayakkabılarını çıkarırken göz göze geldik.
Kimse fark etmeden bana kısacık göz kırptı.
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
Tam o sırada annem seslendi.
“Begüm, Atlas… Siz de salona geçin.”
Atlas yanıma yaklaşırken alçak sesle fısıldadı:
“Sanırım bugün kahve borcundan daha zor sorularla karşılaşacağım.”
Gülümseyerek cevap verdim.
“Merak etme.”
“Babam ilk beş dakikada sorguya çekmez.”
Atlas kaşını kaldırdı.
“İlk beş dakika mı?”
“Sonrası için söz veremem.”
İkimiz de gülümseyerek salona geçtik. Masada sıcak bir aile sohbeti başlamak üzereydi. Bu akşam sadece iki aile tanışmayacaktı, aynı zamanda Atlas ve Begüm’ün ilişkisi de ailelerinin önünde ilk kez gerçek bir yer bulacaktı.
Validem mutfaktan seslendi.
“Buyurun, hiç ayakta kalmayın. Salon hazır.”
Atlas’ın annesi Derya Hanım gülümseyerek,
“Çok zahmet etmişsiniz.” dedi.
“Estağfurullah, komşu komşunun misafiridir.”
Babam da ayağa kalkıp Atlas’ın babasıyla tokalaştı.
“Ben Murat.”
“Ben de Emre. Tanıştığımıza memnun oldum.”
“Biz de.”
Atlas yanıma oturdu.
Kimse fark etmeden alçak sesle,
“Heyecanlı mısın?”
diye fısıldadı.
“Biraz.”
“Merak etme.”
“Kolay söylüyorsun.”
“Ben de heyecanlıyım.”
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Sen mi?”
“Senin baban bana biraz ciddi bakıyor.”
Gülmemek için başımı önüme eğdim.
Tam o sırada babam konuştu.
“Atlas.”
“Hı efendim?”
“Begüm anlattı. Motosiklet kullanıyormuşsun.”
“Evet amca.”
“Ne zamandır?”
“Yaklaşık iki yıldır.”
Babam başını salladı.
“Dikkatli kullanıyorsundur umarım.”
“Her zaman.”
“Begüm’ü de taşıyorsun artık.”
Atlas ciddileşerek cevap verdi.
“Merak etmeyin.”
“Onun güvenliği benim için de önemli.”
Babam birkaç saniye Atlas’a baktı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Bu cevabı sevdim.”
İçimdeki gerginlik biraz olsun azaldı.
Derya Hanım söze karıştı.
“Atlas küçükken de böyleydi.”
“Hep etrafındaki insanları korumaya çalışırdı.”
Atlas mahcup bir ifadeyle,
“Anne…”
dedi.
“Ne var oğlum?”
“Geçmişi açmasak?”
Hepimiz güldük.
Validem çayları dağıtırken,
“Begüm de küçüklüğünden beri çok inatçıdır.”
dedi.
“Anne…”
“Gerçek ama.”
Emre Bey merakla bana döndü.
“Nasıl yani?”
Babam kahkaha attı.
“Bir şeyi kafasına koydu mu fikrini değiştirmek imkânsızdır.”
Atlas bana bakıp gülümsedi.
“Bunu fark etmiştim.”
“Sen konuşma.”
“Neden?”
“Sen de inatçısın.”
“Birbirimizi bulmuşuz o zaman.”
Masadakiler yine gülmeye başladı.
Yemekler geldikçe sohbet daha da koyulaştı.
Babam işinden bahsetti.
Emre Bey kendi gençliğinden komik anılar anlattı.
Derya Hanım araya girip,
“Atlas’ın çocukken yaptığı yaramazlıkları anlatsam var ya…”
deyince Atlas hemen,
“Anne lütfen.”
diye itiraz etti.
“Herkes öğrensin.”
“Olmaz.”
“Niye?”
“İmajım çizilir.”
Kahkahalar masayı doldurdu.
Ben de ilk kez Atlas’ı ailesinin yanında bu kadar rahat görüyordum.
Normalde kendinden emin tavrının altında aslında ne kadar sıcak biri olduğunu o an daha iyi anladım.
Yemek bittikten sonra salona geçtik.
Tatlılar servis edilirken telefonum masanın üzerinde titredi.
Ekranda Defne yazıyordu.
Mesajı açtım.
Defne
Moral ve kutlama yemeği yapıyoruz yarın. İtiraz kabul etmiyorum.
Ardından ikinci mesaj geldi.
Ben, Kaan, Mert. Sen de geleceksin.
Üçüncü mesajı görünce istemsizce güldüm.
Atlas eniştemizi de getirirsin artık.
Hemen ardından bir mesaj daha düştü.
Kaçış yok Begüüüm. Bu ilişkiyi en ince ayrıntısına kadar dinleyeceğim. İlk kim açıldı, kim heyecanlandı, her şeyi anlatacaksın.
Gülmemi fark eden Atlas yana eğildi.
“Ne oldu?”
Telefonu ona uzattım.
Mesajları okuyunca başını iki yana salladı.
“Enişte mi oldum ben?”
“Şimdiden.”
“Ben daha sınavdan bile geçmedim.”
“Defne’ye göre çoktan geçmişsin.”
Atlas gülerek telefonu bana geri verdi.
“Yarın zor bir gün olacak galiba.”
“Defne seni sorguya çekecek.”
“Benden çok seni.”
“Kesinlikle.”
Tam o sırada Defne’den son bir mesaj daha geldi.
Bu arada Atlas kaçmaya çalışırsa motorunun anahtarını alırım.
Mesajı okuyunca ikimiz de aynı anda kahkaha attık.
Atlas başını sallayarak fısıldadı:
“Arkadaşın benden daha tehlikeliymiş.”
“Henüz tanımıyorsun.”
“Yarın tanıyacağım anlaşılan.”
İçimde tuhaf ama güzel bir heyecan vardı. Yarın ilk kez arkadaş grubuyla, artık sevgili olarak aynı masaya oturacaktık. Bu kez hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Saatin nasıl geçtiğini anlamamıştık.
Masadaki tabaklar yavaş yavaş boşalmış, sohbetler de yerini tatlı bir sessizliğe bırakmıştı.
Validem çayları toplarken gülümseyerek,
“Bir dahaki sefere sizdeyiz artık.”
dedi.
Derya Hanım başını salladı.
“Her zaman bekleriz.”
Babam Emre Bey’le tokalaştı.
“Çok keyifliydi.”
“Biz de çok memnun olduk.”
Atlas bana kısa bir bakış attı.
Kimse fark etmeden dudaklarını kıpırdattı.
“Yarın görüşürüz.”
Gülümseyerek başımı salladım.
Kapıya kadar uğurladık.
Atlas tam çıkarken bana alçak sesle,
“İyi geceler, küçük hanım.”
dedi.
“İyi geceler.”
Kapı kapandığında derin bir nefes verdim.
Bugün olan her şey o kadar güzeldi ki hâlâ gerçek gibi hissettirmiyordu.
“Begüm.”
Validem mutfaktan seslendi.
“Efendim?”
“Bulaşıkları bana bırak, sen bugün çok yoruldun.”
Gülümseyerek yanağına küçük bir öpücük kondurdum.
“İyi ki varsın.”
“Sen de.”
Merdivenlerden odama çıktım.
Kapıyı kapatır kapatmaz kendimi yatağın üzerine bıraktım.
Telefonumu elime aldım.
Atlas
Tam mesaj yazacakken telefon titredi.
Atlas
Eve vardık.
Baban sandığım kadar korkutucu değilmiş.
İstemsizce güldüm.
Begüm
Demek korkuyormuşsun.
Cevap neredeyse anında geldi.
Atlas
Biraz.
Sonuçta kız arkadaşımın babası.
O cümleyi okuyunca yüzüm istemsizce kızardı.
“Kız arkadaşım…”
Bunu ilk kez yazmıştı.
Telefonu göğsüme bastırıp birkaç saniye tavana baktım.
Sonra cevap yazdım.
Begüm
İyi geceler Atlas.
Atlas
İyi geceler küçük hanım.
Tatlı rüyalar.
Telefonu komodine bırakıp üzerimi değiştirdim.
Bugün dışarı çıkacak hâlim kalmamıştı.
Dolabımdan yumuşacık pijamalarımı giyip aşağı indim.
Mutfaktan kendime sıcak çikolata hazırladım.
Kupayı elime alıp salona geçtim.
Televizyonu açarken koltuğun üzerine battaniyeyi örttüm.
Uzun zamandır izlemek istediğim romantik filmi açtım.
Film boyunca elimdeki kupadan küçük yudumlar alıyor, bazen ekrana dalıp gidiyordum.
Filmin en duygusal sahnesinde aklıma Atlas geldi.
“Saçmalama Begüm.”
Kendi kendime gülümseyip filmi bitirdim.
Saat geceye yaklaşmıştı.
Televizyonu kapattım.
Bu kez kitaplığımın önüne geçtim.
Raflardan en sevdiğim romanı aldım.
Pencerenin yanındaki berjerime oturup okumaya başladım.
Sayfaları çevirdikçe dışarıdaki hafif yağmur sesi de odayı dolduruyordu.
Bazen kitabı okuyordum…
Bazen de dalıp gidiyordum.
Bugün yaşananları düşünmeden edemiyordum.
Atlas’ın bana baktığı an…
Elimi tuttuğu an…
“Ben senden hoşlanıyorum.” dediği an…
Hepsi zihnimde yeniden canlanıyordu.
Kitabın arasına ayraç koyup kapattım.
Pencereye doğru yürüdüm.
Perdeyi hafifçe araladım.
Karşı apartmanın bir odasında hâlâ ışık yanıyordu.
İstemsizce gülümsedim.
“Acaba o da uyumadı mı?”
Perdeyi kapatıp yatağıma uzandım.
Yarın Defne, Kaan ve Mert’le buluşacaklardı.
Belli ki Defne’nin soruları kolay kolay bitmeyecekti.
Gözlerimi kapatırken yüzümde küçük bir tebessüm vardı.
Bu kez yarını merak ederek uykuya daldım.