Skip to content

SINIRDA

Chapter 4 · 12 min read

SINIRDA

Chapter 4

İLK ADIM

Atlas

İnsan bazı yüzleri unutamıyormuş.

Aradan yıllar geçse bile…

Saçı değişse…

Boyu uzasa…

Sesi bile farklılaşsa…

Bazı bakışlar aynı kalıyormuş.

Begüm’ü ilk gördüğüm an neden bu kadar tanıdık geldiğini şimdi daha iyi anlıyordum.

Çünkü onu ilk kez okulun koridorunda görmemiştim.

Yedi yaşındayken…

Ağlayarak sokak sokak ailesini arayan küçük bir kız vardı.

Elindeki pembe tokası sürekli düşüyor, gözyaşlarını durduramıyordu.

Yanına gidip diz çökmüştüm.

“Adın ne senin?”

Hıçkırıklarının arasından tek söyleyebildiği şey…

“Be… Begüm…”

olmuştu.

Elini tutup birlikte etrafa bakmaya başlamıştık.

Yaklaşık yarım saat sonra panikle onu arayan annesiyle babasını görmüştük.

Küçük Begüm, annesini görünce koşarak ona sarılmıştı.

Annesi gözyaşları içinde bana dönüp defalarca teşekkür etmişti.

O gün sadece başımı sallayıp eve gitmiştim.

Belki de o günü tamamen unuturdum.

Ama giderken Begüm’ün bana dönüp el sallaması…

Hafızamın bir köşesinde kalmıştı.

Yıllar sonra okulun bahçesinde onu ilk gördüğüm anda…

İşte o bakışları tanımıştım.

Bu yüzden…

“Daha yeni tanıdığını nereden çıkardın?”

cümlesi ağzımdan istemsizce çıkmıştı.

Çünkü benim için Begüm…

Aslında hiç de yeni biri değildi

Okul çıkışında Begüm eve doğru yürüyordu

Begüm… İlk bakışta dikkat çeken biri değildi belki ama insan bir kez baktığında gözlerini kolay kolay başka yere çeviremiyordu. Omuzlarına dökülen koyu kahverengi saçları yürüdükçe hafifçe savruluyor, ela gözleri güneş vurunca bal rengine dönüyordu. Yüzünde makyaj yoktu, buna rağmen doğal ve sıcak bir ifadeye sahipti. Gülerken yanaklarında beliren hafif gamzesi, heyecanlandığında istemsizce dudağını ısırması ve konuşurken ellerini kullanması onu olduğundan daha canlı gösteriyordu. Ne kadar kalabalığın içinde olsa da onu fark etmemek neredeyse imkânsızdı. Belki de beni en çok etkileyen güzelliği değildi; kendisi gibi olmaktan hiç vazgeçmeyen o doğal hâliydi. O an anladım ki, bazen bir insanı güzel yapan yüzü değil, sana hissettirdikleriydi.

Yanına yürüdüm.

“Küçük hanım.”

Bana dönüp gülümsedi.

“Buyurun?”

“Bugün sana göstermek istediğim bir yer var.”

Kaşlarını kaldırdı.

“Yine mi sürpriz?”

“Bu sefer gerçekten önemli.”

Birkaç saniye düşündü.

“Peki.”

Motoruma binip yola çıktık.

Yaklaşık on beş dakika sonra eski, küçük bir parka geldik.

Motoru durdurup kaskımı çıkardım.

Begüm etrafına bakındı.

“Burası…”

“Tanıdık gelmedi değil mi?”

Başını iki yana salladı.

“Hayır.”

Gülümseyemedim.

“Bekliyordum zaten.”

Birlikte parkın içindeki eski salıncağa doğru yürüdük.

“Atlas…”

“Burada sana anlatmam gereken bir şey var.”

Yüzü ciddileşti.

“Korkutuyorsun.”

Derin bir nefes aldım.

“İlk tanıştığımız gün bana bir şey söylemiştin.”

“Ne?”

“‘Daha yeni tanıdığım birine neden güveneyim ki?’ demiştin.”

Başını salladı.

“Evet.”

“Ben de sana ‘Daha yeni tanıdığını nereden çıkardın?’ demiştim.”

Bu kez gözlerini bana dikti.

“Evet…”

“O cümleyi neden kurduğumu merak ettin mi hiç?”

“Hem de çok.”

Birkaç saniye sustum.

Sonra parkın ortasını işaret ettim.

“Yıllar önce…”

“Tam burada ağlayan küçücük bir kız vardı.”

Begüm kaşlarını çattı.

“Küçücük mü?”

“Yedi yaşındaydı.”

“Ailesini kaybetmişti.”

Begüm’ün yüzündeki ifade yavaş yavaş değişmeye başladı.

“Elinde pembe bir toka vardı.”

“Sürekli ağlıyordu.”

“Adını sorduğumda hıçkırarak ‘Begüm’ demişti.”

Begüm bir adım geri çekildi.

“Dur…”

“Sonra elini tuttum.”

“Birlikte aileni aramaya başladık.”

“Yaklaşık yarım saat sonra annenle babanı bulduk.”

“Annen sana sarılırken bana defalarca teşekkür etmişti.”

Begüm donup kalmıştı.

“Sen…”

“Evet.”

“O çocuktum.”

Gözleri dolmaya başladı.

“İnanmıyorum…”

Hafifçe gülümsedim.

“İnan.”

“O yüzden seni ilk gördüğüm an tanıdım.”

“O yüzden sürekli bana tanıdık geliyordun…”

Begüm bir süre hiçbir şey söyleyemedi.

Sonra fısıldadı.

“Ben… hiç hatırlamıyorum.”

“Hatırlamanı beklemiyordum.”

“Sen çok küçüktün.”

Başını eğdi.

“Peki neden şimdi söyledin?”

Gözlerinin içine baktım.

“Çünkü artık bunu bilmeye hakkın vardı.”

Tam o sırada hafif bir rüzgâr esti.

Begüm sessizce bana baktı.

Sonra yavaşça gülümsedi.

“Demek gerçekten… daha yeni tanışmamışız.”

Ben de gülümsedim.

“Hayır, küçük hanım.”

“Bizim hikâyemiz yıllar önce başlamış.”

Bir süre ikimiz de sessiz kaldık.

Rüzgâr ağaçların yapraklarını usulca sallıyordu.

Sessizliği Begüm bozdu.

“Şimdi ne yapacağız?”

Saatime baktım.

“Henüz erken.”

“Ee?”

“Canın eve gitmek istiyor mu?”

Birkaç saniye düşündü.

“Aslında… pek sayılmaz.”

“Harika.”

“Neden harika?”

“Çünkü benim de istemiyor.”

Gülmeye başladı.

“Atlas, sen gerçekten plansız yaşayan birisin.”

“Tam tersi.”

Kaşını kaldırdı.

“Her şeyin bir planı var.”

“Şu anki plan ne?”

Motorumu gösterdim.

“Gel.”

“Nereye?”

“Kaç soru sordun farkında mısın?”

“Merak ediyorum.”

“Birazdan öğrenirsin.”

Gözlerini devirdi.

“Yine sürpriz.”

“Bu sefer hoşuna gidecek.”

Yaklaşık yirmi dakika sonra şehrin en büyük alışveriş merkezinin otoparkına girdik.

Begüm etrafına bakındı.

“AVM mi?”

“Evet.”

“Buraya neden geldik?”

Motoru park edip kaskımı çıkardım.

“Çünkü seni daha yakından tanımak istiyorum.”

Birkaç saniye sustu.

“Nasıl yani?”

“Sevdiğin şeyleri öğrenmek istiyorum.”

“Mesela?”

“Mesela ilk hangi mağazaya gireceksin?”

Küçük bir kahkaha attı.

“Bu mu?”

“Evet.”

“Hmm…”

Etrafına bakındı.

“Kitapçı.”

İstemsizce gülümsedim.

“Tahmin etmiştim.”

“Gerçekten mi?”

“Evet.”

“Nasıl?”

“Çünkü okulda sürekli elinde kitap görüyorum.”

Omzuma hafifçe vurdu.

“Beni gizli gizli izliyormuşsun.”

“İzlemiyorum.”

“Emin misin?”

“Evet.”

“Hiç inandırıcı değil.”

Birlikte gülerek yürümeye başladık.

İlk durağımız gerçekten de kitapçı oldu.

Begüm rafların arasında dolaşırken sanki küçük bir çocuk gibi heyecanlanıyordu.

Her kitabı eline alıyor, arka kapağını okuyor, bazen de bana uzatıp fikrimi soruyordu.

Onu izlerken fark ettim.

En mutlu olduğu yerlerden biri burasıydı.

Bir insanın gözlerinin parlaması için bazen pahalı hediyelere gerek yoktu.

Bazen sadece sevdiği kitapların arasında olmak yetiyordu.

“Sanırım onu her geçen gün biraz daha tanıyorum…”

Eve geldiğimde apartman her zamanki gibi sakindi.

Anahtarı çevirip içeri girdim.

“Validem?”

Ses yoktu.

Ayakkabılarımı çıkarırken mutfak masasının üzerindeki not dikkatimi çekti.

“Begüm, komşuya misafirliğe gittim. Akşama dönerim. Yemek dolapta. ❤️”

Gülümseyip notu yerine bıraktım.

“Tam zamanında…”

Çantamı odama bırakıp üzerimi değiştirdim.

Kendime bir bardak soğuk limonata hazırlayıp salona geçtim.

Tam televizyonu açacakken telefonum çaldı.

Defne Arıyor…

Gülümseyerek açtım.

“Efendim Defne Hanım?”

“Begüüüm! Ne yapıyorsun?”

“Hiç, yeni geldim.”

“Müsait misin?”

“Hem de fazlasıyla.”

“Harika, o zaman anlat bakalım.”

Kaşlarımı çattım.

“Neyi?”

Defne kahkaha attı.

“Atlas’ı tabii ki!”

Gözlerimi devirdim.

“Siz niye herkes aynı şeyi soruyor?”

“Çünkü sen anlatmıyorsun.”

Koltuğa uzanıp derin bir nefes aldım.

“Bugün bana çok ilginç bir şey anlattı.”

“Ne anlattı?”

“Meğer biz çocukken tanışmışız.”

Telefonun diğer ucundan birkaç saniye ses gelmedi.

“Şaka yapıyorsun!”

“Keşke yapsam.”

“Ciddi misin?”

“Evet.”

“Nasıl yani?”

“Küçükken kaybolmuşum. O da beni aileme ulaştırmış.”

“Begüm… Bu bildiğin film sahnesi.”

İstemsizce güldüm.

“Ben de ilk duyunca inanamadım.”

Defne’nin sesi yumuşadı.

“Peki… Sen ne hissettin?”

Birkaç saniye düşündüm.

“Bilmiyorum.”

“Yani?”

“Onun yanında kendimi rahat hissediyorum.”

“Sadece rahat mı?”

Sessiz kaldım.

Defne hemen anladı.

“Begüm…”

“Ne?”

“Hoşlanmaya başlamış olabilir misin?”

Elimdeki bardağa baktım.

“Bilmiyorum.”

“Daha önce hiç böyle hissettin mi?”

Başımı iki yana salladım.

“Hayır.”

“Onun mesajını görünce gülümsüyor musun?”

İstemsizce güldüm.

“Bazen…”

“Yanındayken zaman hızlı geçiyor mu?”

“Evet.”

“Eve gelince onu düşünüyor musun?”

Bu kez cevap vermedim.

Defne kahkaha attı.

“Tamam, cevap vermene gerek yok.”

“Defne!”

“Ne?”

“Dalga geçme.”

“Geçmiyorum.”

Bir an sustu.

Sonra ciddi bir sesle,

“Bak Begüm.”

“Hı?”

“İlk kez birinden bu kadar bahsederken sesin değişiyor.”

Boğazım düğümlendi.

“Sence… Gerçekten hoşlanıyor olabilir miyim?”

Defne hiç düşünmeden cevap verdi.

“Bence sen çoktan hoşlanmaya başlamışsın.”

O cümleyle birlikte salon bir anda sessizleşti.

İlk kez bu ihtimali kendime itiraf etmeye cesaret ettim.

Defne’yle konuştuktan birkaç dakika sonra telefonum yeniden çaldı.

Atlas Arıyor…

İçimde anlam veremediğim bir heyecan oluştu.

Aramayı açtım.

“Efendim?”

“Müsait misin, küçük hanım?”

“Evet.”

“Seninle konuşmam gereken bir konu var.”

Merakla doğruldum.

“Telefonda mı konuşacağız?”

“Aslında yüz yüze olsa daha iyi.”

Bir an düşündüm.

“Validem misafirliğe gitti. Evde tekim. İstersen gelebilirsin.”

Telefonun diğer ucundan birkaç saniye sessizlik geldi.

Sonra Atlas hafifçe güldü.

“Yoksa beni eve mi atıyorsun?”

Şaşkınlıkla güldüm.

“Ne?”

“Hani ‘evde tekim’ diye özellikle belirttin ya.”

“Ya Atlas!”

“Şaka yapıyorum.”

“Bir an ciddi sandım.”

“Ciddiye alırsan şakaların tadı kaçıyor.”

Gözlerimi devirdim.

“Geliyor musun, gelmiyor musun?”

“Geliyorum küçük hanım.”

“Beş dakikan var.”

“Altı dakika sürerse kapıyı açmaz mısın?”

“Açmam.”

“Tamam, o zaman rekor kıracağım.”

Kapının zili tam altı dakika sonra çaldı.

Kapıyı açtığımda Atlas her zamanki gibi rahat bir tavırla kapının önünde duruyordu.

“Altı dakika.”

“Bir dakika geç kalmışım.”

“Affetmeyeceğim.”

“Çikolata alıp gelseydim affeder miydin?”

“Düşünebilirdim.”

İkimiz de gülümseyerek içeri girdik.

Salona geçtik.

Atlas etrafına kısa bir göz gezdirdi.

“Kimse yok gerçekten.”

“Yok.”

“O zaman rahat rahat konuşabiliriz.”

Merakla ona baktım.

“Neydi konuşacağın?”

Atlas derin bir nefes aldı.

İlk kez bu kadar gergin görünüyordu.

Ellerini birbirine kenetledi.

“Begüm…”

“Hı?”

“Sana söyleyeceğim şeyi günlerdir erteliyorum.”

Kalbim hızlanmaya başlamıştı.

“Neden?”

“Çünkü vereceğin cevaptan korkuyordum.”

Sessizlik oldu.

Atlas gözlerimin içine baktı.

“Seninle vakit geçirmeyi gerçekten çok seviyorum.”

Ben de sessizce onu dinliyordum.

“Sen güldüğünde ben de mutlu oluyorum.”

“Üzüldüğünde elimden bir şey gelmediği için sinirleniyorum.”

“Sabah uyandığımda aklıma gelen ilk kişi sensin.”

Boğazım düğümlendi.

“Atlas…”

“Bitirmeme izin ver.”

Başımı hafifçe salladım.

“Daha çocukken seni kaybetmemek için elinden tutmuştum.”

“Yıllar sonra yeniden karşılaştığımızda da seni kaybetmek istemedim.”

Gülümsedi.

“Sanırım bunun tek bir açıklaması var.”

Derin bir nefes aldı.

“Begüm…”

“Ben senden hoşlanıyorum.”

O an zaman durmuş gibiydi.

Söylediği cümle kulaklarımda yankılanmaya devam ediyordu.

Atlas’ın son cümlesi odada yankılanmaya devam ediyordu.

“Begüm… Ben senden hoşlanıyorum.”

Birkaç saniye konuşamadım.

Gözlerimi ondan ayıramıyordum.

Böyle bir şey beklemiyordum.

“Atlas…”

Boğazımı temizledim.

“Ben…”

Derin bir nefes aldım.

“Bunu beklemiyordum.”

Atlas hafifçe başını salladı.

“Biliyorum.”

“O yüzden senden hemen cevap vermeni beklemiyorum.”

Gözlerimin içine bakmaya devam etti.

“Sadece bilmeni istedim.”

Dudaklarımda küçük bir tebessüm oluştu.

“Ben de sana bir şey söyleyeceğim.”

“Dinliyorum.”

“İlk tanıştığımız gün seni sadece iyi biri sanıyordum.”

“Sonra…”

“Yanımda olduğunda kendimi güvende hissetmeye başladım.”

“Üzüldüğümde ilk seni aramak istedim.”

“Güldüğümde bunu seninle paylaşmak istedim.”

Kısa bir sessizlik oldu.

“Bunların ne anlama geldiğini yeni yeni fark ediyorum.”

Atlas’ın yüzünde umut dolu bir gülümseme belirdi.

Gülerek başımı eğdim.

“Sanırım…”

Tekrar ona baktım.

“Ben de senden hoşlanıyorum, Atlas.”

Atlas birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.

Sonra yüzünde istemsiz, kocaman bir gülümseme oluştu.

“Bunu duyacağımı hiç düşünmemiştim.”

Gülerek kollarımı göğsümde birleştirdim.

“Ama bunun bir şartı var.”

Kaşını kaldırdı.

“Şart mı?”

“Şu ‘küçük hanım’ lafını biraz azaltacaksın.”

Atlas kahkaha attı.

“İşte o biraz zor.”

Ben de gülmeye başladım.

“O zaman ben de sana sürekli ‘Bay Kahve Borcu’ derim.”

“Anlaştık.”

Elini bana doğru uzattı.

“O zaman…”

“Benimle çıkar mısın, Begüm?”

Gülümseyerek elini tuttum.

“Evet.”

Atlas’ın parmakları elimi nazikçe kavrarken ikimiz de istemsizce gülümsedik.

Belki de hikâyemiz gerçekten yıllar önce başlamıştı. Ama ikimiz için asıl başlangıç, tam da o andı.

Sabah alarmım çaldığında bu kez yüzümde istemsiz bir gülümseme vardı.

Dün yaşananları düşündükçe hâlâ inanamıyordum.

Telefonumu elime aldım.

Atlas ❤️

Ekrandaki ismine bakıp gülümsedim.

Tam mesaj yazacakken telefon çaldı.

“Günaydın küçük hanım.”

“Günaydın.”

“Bu sefer geç kalma gibi bir planın yoktur umarım.”

Kahkaha attım.

“Yok.”

“Aşağıdayım.”

“Ne?”

“Camdan bak.”

Perdeyi araladığımda Atlas motoruna yaslanmış, bana bakıyordu.

İstemsizce el salladım.

“Beş dakikaya iniyorum.”

“Sekiz dakika sürerse yukarı çıkıp seni alırım.”

“Gelmiyorum.”

“Gelirsin.”

Telefonu kapatınca başımı iki yana salladım.

“Ne kadar da kendinden emin…”

⸻

“Validem, ben çıktım!”

“Dikkatli olun!”

“Olur!”

Apartmandan çıkınca Atlas kaskı uzattı.

“Günaydın.”

“Günaydın.”

Kaskı takarken gülümseyerek bana baktı.

“Bugün farklı görünüyorsun.”

“Nasıl?”

“Daha mutlusun.”

Omzuna hafifçe vurdum.

“Abartma.”

“Abartmıyorum.”

Motor hareket etti.

Okul yolunda ikimiz de sessizdik.

Ama bu sessizlik rahatsız etmiyordu.

⸻

Okulun önüne geldiğimizde motoru park etti.

Kaskımı çıkarırken derin bir nefes aldım.

“Heyecanlı mısın?”

“Biraz.”

“Neden?”

“Herkes görecek.”

Atlas bana yaklaştı.

“Umurumda değil.”

Elini bana doğru uzattı.

“Gel.”

Bir an duraksadım.

Sonra gülümseyerek elini tuttum.

Parmaklarımız birbirine kenetlendi.

Okulun bahçesine birlikte girdik.

⸻

İlk fark eden Defne oldu.

Elindeki su şişesi neredeyse yere düşecekti.

“YOK ARTIK!”

Bütün grup bize döndü.

Melis şaşkınlıkla ağzını kapattı.

“Eee…”

Mert gülmeye başladı.

“Ben bunlardan bir şeyler bekliyordum.”

Defne koşarak yanıma geldi.

“Begüm!”

“Bana her şeyi anlatacaksın.”

“Şey…”

“Hayır, şey mey yok.”

“İlk kim söyledi?”

“Ne zaman oldu?”

“Kim kimi öptü?”

“İlk eli kim tuttu?”

Atlas kahkaha attı.

“Bir nefes al Defne.”

Defne iki elini kaldırdı.

“Hayır! Ben en yakın arkadaşımın sevgilisi olduğunu sonradan öğrenemem.”

Tam o sırada Melis alaycı bir şekilde konuştu.

“İlginç.”

Hepimiz ona döndük.

“Arda’yı bu kadar çabuk unuttuğunu bilmiyordum Begüm.”

Bahçedeki hava bir anda değişti.

Kaşlarımı çattım.

“Melis…”

“Ne?”

“Yanlış bir şey mi söyledim?”

“Sadece gerçekleri söylüyorum.”

Atlas elimi biraz daha sıkıca tuttu.

“Yeter.”

Melis bu kez Atlas’a döndü.

“Sen karışma.”

“Karışırım.”

“Bu ikisinin arasında olan bir konu.”

Atlas sakinliğini bozmadan cevap verdi.

“Artık Begüm’ü ilgilendiren her konu biraz da beni ilgilendiriyor.”

Tam o sırada Arda bahçeye girdi.

Kalabalığı görünce bize doğru yürüdü.

El ele olduğumuzu görünce olduğu yerde durdu.

Yüzündeki ifade bir anda değişti.

“Demek doğruymuş.”

Sessizlik oldu.

Arda gözlerini Atlas’a çevirdi.

“Bu kadar hızlı olacağını tahmin etmezdim.”

Atlas sakince cevap verdi.

“Ne demek istiyorsun?”

“Ne demek istediğimi gayet iyi biliyorsun.”

“Hayır.”

“Benden hoşlandığını bildiğin kıza gidip sevgili olmuşsun.”

“Arda.” dedim.

“Yeter.”

Arda beni duymadı.

“Bari biraz bekleseydin.”

Atlas bir adım öne çıktı.

“Begüm kimsenin seçimi değil.”

“Kararını kendi verir.”

“Ve bu karara saygı duyman gerekir.”

Arda sinirle Atlas’ın yakasına yapıştı.

“Eğer o gün sen aramıza girmeseydin…”

Atlas da onun bileğini tuttu.

“Elini çek.”

“Ellerinizi çekin!” diye bağırdım.

Defne ve Kaan hemen araya girdi.

“Yapmayın!”

Bahçedeki öğrenciler merakla etraflarını sarmaya başlamıştı.

Tam o sırada müdür yardımcısının sert sesi duyuldu:

“Burada neler oluyor?”

Dört bir yan sessizliğe büründü.

Atlas yavaşça geri çekildi.

Arda da istemeyerek yakasını bıraktı.

Ama birbirlerine attıkları son bakış, bu kavganın henüz bitmediğini açıkça gösteriyordu.

Müdür yardımcısı sert bir ifadeyle hepimize baktı.

“Ne oluyor burada?”

Kimse konuşmadı.

Arda başını öne eğdi.

“Bir yanlış anlaşılma hocam.”

“Yanlış anlaşılma mı?” dedi müdür yardımcısı. “Okulun bahçesinde kavga edecek kadar büyük bir yanlış anlaşılma olamaz.”

Atlas sakinliğini koruyarak,

“Özür dileriz hocam. Tekrar yaşanmayacak.”

Müdür yardımcısı hepimizi tek tek süzdü.

“Bir daha böyle bir olay görürsem disiplin işlemi başlatırım. Şimdi herkes sınıfına.”

Kimse itiraz etmedi.

Ders boyunca öğretmen tahtada konu anlatıyordu.

Ama benim aklım derste değildi.

Bir yanda Arda…

Bir yanda Atlas…

Kalemimi çevirirken göz ucuyla Atlas’a baktım.

O da bana baktı.

Endişelenmemem için hafifçe gülümsedi.

Ben de karşılık verdim.

Son zil çaldığında sınıftan çıktık.

Atlas koridorun sonunda beni bekliyordu.

Yanına gidince gülümsedi.

“Bugünkü tatsızlığı telafi edelim mi?”

“Nasıl?”

“Bir kahve içeriz, biraz dolaşırız.”

Yorgun bir nefes verdim.

“Aslında çok isterdim ama…”

“Aması var.”

“Bugün gerçekten yoruldum.”

Atlas anlayışla başını salladı.

“Tamam.”

“Darıldın mı?”

“Darılsam söylerim.”

Gülümsedim.

“Yarın söz.”

“Anlaştık.”

Motoruna binmeden önce bana döndü.

“Küçük hanım?”

“Efendim?”

“Kendine dikkat et.”

“Sen de.”

Vedalaştıktan sonra eve doğru yürümeye başladım.

Kapıyı açıp içeri girdim.

“Validem, geldim.”

“Mutfaktayım kızım.”

Çantamı bırakıp mutfağa geçtim.

Annem akşam yemeğini hazırlıyordu.

Beni görünce gülümsedi.

“Bugün nasıldı?”

Sandalyeye oturdum.

“Yoğundu.”

“Belli.”

Birkaç saniye sessiz kaldım.

Nasıl söyleyeceğimi düşünüyordum.

“Validem…”

“Hı?”

“Sana bir şey söyleyeceğim.”

Elindeki kaşığı bıraktı.

“Söyle bakalım.”

Derin bir nefes aldım.

“Şey…”

“Atlas var ya…”

Annem gülümsemeye başladı.

“Ne olmuş Atlas’a?”

Başımı hafifçe eğdim.

“Biz…”

“Bugün sevgili olduk.”

Annem birkaç saniye bana baktı.

Sonra yüzünde sıcacık bir gülümseme belirdi.

“Demek sonunda söylediniz.”

Şaşkınlıkla ona baktım.

“Ne?”

“Ben zaten bunu bekliyordum.”

“Nasıl yani?”

“Gözlerinden belli oluyordu.”

Utanarak güldüm.

“O kadar belli miydi?”

“Hem de çok.”

Yanıma gelip omzuma hafifçe dokundu.

“Begüm, seni mutlu eden insanları hayatında tut. Ama hiçbir zaman kendini ikinci plana atma.”

Başımı salladım.

“Biliyorum.”

“Atlas iyi bir çocuğa benziyor.”

“Göründüğü gibi biri.”

Annem gülümsedi.

“Bir ara yemeğe çağırırız.”

Kahkaha attım.

“Validem, daha bugün sevgili olduk.”

“Eee?”

“Hemen damat muamelesi yapma.”

Annem de gülmeye başladı.

“Tamam tamam. Şimdilik sadece tanışırız.”

Tam o sırada telefonum titredi.

Atlas🤍

Eve vardın mı küçük hanım?

İstemsizce gülümsedim.

Annem bunu fark edip kaşlarını kaldırdı.

“Mesaj ondan mı?”

Telefonumu saklar gibi tuttum.

“Belki…”

Annem gülerek tekrar yemeği karıştırmaya döndü.

“Tamam, ben hiçbir şey görmedim.”

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.